BİR ŞEY OLMADI kitap kapağı

5. bölüm / 6

BİR ŞEY OLMADI

BÖLUM 5 - TAHMİN

Vaveyla Yazarı: Lara Demir

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLUM 5 - TAHMİN

BÖLÜM 5.

EMİRHAN

Devin dersten çıktığında onu neredeyse hemen gördüm.

Kalabalığın içinde yürürken bir eli çantasındaydı, diğerinde tuttuğu kalemle saçlarını ensesinde toplamaya çalışıyordu. Birkaç adım sonra durdu, saçlarını kendi etrafında çevirip kalemi aralarından geçirdi.

İstemeden gülümsedim.

Bu kız neden eline geçen her şeyle saçını tutturuyordu?

İlk gece saçındaki çubuğu almıştım. Geri istemek yerine bara gidip bir pipet bulmuş, saçını onunla toplamıştı. Şimdi de kalem.

Kerem bakışlarımı takip etti.

"Gidelim mi?"

"İlk günü rahat bırak."

Kerem omuz silkti. Ben de önüme döndüm ama birkaç saniye sonra gözüm yeniden Devin'e kaydı.

Dün gece söylediklerimde haksız değildim.

İnsanlar ona bakıyordu.

Özellikle erkekler.

Devin ise ya gerçekten hiçbirinin farkında değildi ya da hepsinin farkındaydı ve umursamıyordu. Hangisi olduğuna karar veremiyordum.

Bir süre sonra kenardaki masalardan birine geçti. Çantasını önüne alıp içinde bir şey aramaya başladı.

Tam o sırada bir çocuk yanına yaklaştı.

Elinde birkaç tane kâğıt vardı. Birini Devin'e uzattı. Kampüste dağıtılan etkinlik duyurularından biriydi muhtemelen. Devin çantasını karıştırmaya devam ederken kâğıdı aldı.

Çocuk gitmedi.

Başını kaldırıp ona baktı.

Çocuk bir şeyler anlatmaya başladı. Devin önce kâğıda, sonra tekrar ona baktı.

Tamam.

Birazdan gönderecekti.

Devin'in yüzündeki o ifadeyi artık az çok tanıyordum.

Çocuk bir şey daha söyledi.

Devin güldü.

İşte bunu beklemiyordum.

Başını hafifçe yana eğmiş, karşısındaki çocuğa bakıyordu. Birkaç saniye önce çantasının içinde ne aradığını bile unutmuş gibiydi.

Çocuk Devin'in elindeki kâğıdı işaret etti.

Devin anlamamış olacak ki kâğıdı kaldırıp ona baktı. Çocuk elini uzatınca da verdi.

Bu kez gözlerimi ayırmadım.

Çocuk cebinden bir kalem çıkardı.

Kerem yanımda bir şey söylüyordu ama duymadım. Çocuk kâğıdın arkasını çevirip üzerine bir şeyler yazdı. Çok uzun değildi. Bir satır. Belki iki.

Numara.

Muhtemelen.

Kalemin kapağını kapatıp kâğıdı yeniden Devin'e uzattı.

Tamam.

Şimdi tersleyecekti.

Devin'in yüzündeki o ifadeyi yeterince görmüştüm. Kaşlarından biri hafifçe kalkmıştı. Ağzının kenarında belli belirsiz bir kıvrım vardı. Karşısındaki insanın birazdan canını sıkacak bir şey söylemeye hazırlandığında böyle bakıyordu.

Çocuk kâğıdı ona uzattı.

Devin aldı.

Katladı.

Çantasına koydu.

Kaşlarım çatıldı.

Kerem'in sesi bu kez kulağıma ulaştı.

"Ne oldu?"

"Bir şey olmadı."

Gerçekten olmamıştı.

Sadece yanlış tahmin etmiştim.

Yine.

Devin çantasının fermuarını kapatırken çocuk bir şey daha söyledi. Bu kez Devin açıkça güldü. Ardından eliyle bir yeri gösterdi. Çocuk o tarafa baktı, başını salladı ve sonunda uzaklaştı.

Devin arkasından bakmadı bile.

Çantasını omzuna taktı, masanın üzerinden telefonunu aldı ve yürümeye başladı.

Bu kadar.

Ne çocuğun arkasından baktı ne de çantasına koyduğu kâğıdı tekrar çıkardı.

"Tanıyor muymuş?" diye sordu Kerem.

"Ne bileyim?"

Kerem yüzüme baktı.

Ben de ona baktım.

"Bilmiyorsan niye beş dakikadır izliyorsun?"

Önüme döndüm.

"İzlemiyordum."

"Tamam."

O tamamın ne anlama geldiğini biliyordum ama üzerine gitmedim.

Telefonumu aldım.

Devin'i anlamak gerçekten kolay değildi.

İlk karşılaştığımız gece güvenliğin önünde elimi tutmuştu, beş dakika sonra elimden içki almıştı. Saç çubuğunu geri almak yerine saçını pipetle toplamıştı. Evde beni gördüğünde yüzü düşmüş, ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi çayımı alıp içmişti. Dün gece yanıma gelmiş, üç ay önce kaybettiğimi düşündüğüm kolyeyi tamir ettirip önüme bırakmıştı.

Sonra onu kendimden uzaklaştırmak için söylediğim tek bir cümle yetmişti.

En azından öyle sanmıştım.

Şimdi de tanımadığı bir çocuk önünü kesmiş, eline bir davet kâğıdı tutuşturmuş, muhtemelen arkasına numarasını yazmıştı. Ben Devin'in onu iki cümlede göndermesini beklerken kâğıdı çantasına koyup adamla gülerek konuşmuştu.

Her seferinde aynı şeyi yapıyordum.

Bir sonraki hareketini bildiğimi sanıyordum.

Her seferinde başka bir şey yapıyordu.

Belki de gözümün sürekli ona kaymasının sebebi buydu.

Devin'i izlerken birkaç saniye sonrasını bile tahmin edemiyordum.

Ve bu, alışık olduğum bir şey değildi.

Kadınların ne zaman sıkıldığını, ne zaman ilgilendiğini, ne zaman sadece ilgileniyormuş gibi yaptığını çoğu zaman anlamak zor değildi. Bir bakış biraz uzun sürerdi, ses değişirdi, mesafe kapanırdı. Sonrası genelde birbirine benzerdi.

Devin'de hiçbir şey birbirini takip etmiyordu.

Bir gece benden uzak durmamı söylüyor, birkaç dakika sonra evime geliyordu. Yanına yaklaşınca geri çekiliyor, geri çekildiğimde karşıma çıkıyordu. Sinirlendiğini düşündüğüm anda gülüyor, güleceğini düşündüğüm anda yüzüme bakıp insanın hevesini kursağında bırakıyordu.

Az önce de aynı şeyi yapmıştı.

Çocuk kâğıda muhtemelen numarasını yazmıştı. Devin'in onu tersleyeceğinden neredeyse emindim.

Kâğıdı çantasına koymuştu.

Kalabalığın içinde gözden kaybolana kadar arkasından baktım, sonra önüme döndüm.

Yeter.

Kerem'le Mert'in konuşmasına kulak vermeye çalıştım. Mert bir projeden bahsediyordu. Kerem itiraz ediyordu. Selin telefonunda bir şey gösteriyordu.

Yanımda bir hareket oldu.

Başımı çevirdim.

Devin.

Ne zaman geldiğini görmemiştim.

Çantasını arkasındaki masanın üzerine bıraktı, ardından masanın kenarına oturdu. Benim gibi ayaklarını bankın üzerine koydu. Birkaç saniye önce kampüsün öbür tarafında gördüğüm kız şimdi neredeyse omuz omuza olduğumuz mesafede oturuyordu.

Başını çevirip bana baktı.

"Gelmedin?"

Bir an cevap vermedim.

Dün gece yeterince sinirlendirememiştim demek ki.

Gülümsedim.

"Benimle gözükmek istemedin diye hatırlıyorum."

Devin'in dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.

"Hım. Söz dinlemeyi biliyorsun demek ki."

Demek mesele buydu.

Ona doğru biraz daha yaklaşıp sesimi alçalttım. Dizim dizine değdiğinde geri çekilmedi.

"Ne yapmaya çalışıyorsun?"

"Hiçbir şey."

Biraz daha ona döndüm. Devin de bana doğru döndü, kollarını göğsünde birleştirdi. Yüzünde az önceki gülümsemeden eser kalmamıştı. Merakla ne söyleyeceğimi bekliyordu.

"Dün geceden sonra hiç alınmamışsın. Sevindim."

"Dün gece ne oldu?"

Kerem'in sesi aramıza girdi.

Devin gözlerini benden ayırmadı.

Ben de ondan.

Bir parmağını kaldırdı.

"Şşş. Kerem misin nesin, dön önüne. Kulaklarını da kapa."

Kerem'in ne yaptığını görmedim. Devin'e bakıyordum.

Hâlâ ciddi ciddi yüzüme bakıyordu.

Yanağımın içini ısırdım.

Gülme.

Birkaç saniye sonra bana doğru eğildi. Saçları omzundan kayarken dudakları kulağıma yaklaştı.

"Dün gece dediğin, yaptığın her şeyi tek tek burnundan getireceğim."

İşte bu.

Dün gece onu yeterince sinirlendirememiş değildim.

Fazlasıyla sinirlendirmiştim.

Sadece Devin Soydan sinirlendiğinde insanlardan uzak durmuyordu.

Geri dönüyordu.

O daha çekilmeden başımı ona doğru çevirdim. Bu kez ben kulağına eğildim.

"Başıma büyük bela olacaksın o zaman."

Konuşurken dudaklarım neredeyse yanağına değiyordu.

Devin cevap vermedi.

Ama yanağının hemen yanında gülümsediğini hissettim.

Ben de gülümsedim.

Tamam.

Şimdi ne yaptığını anlamıştım.

En azından bu kez öyle sanıyordum.

Devin geri çekilecekken elim arkasına kaydı. Masanın üzerine bıraktığı çantasının ağzı tam kapanmamıştı. Birkaç dakika önce içine attığı kâğıdın köşesi görünüyordu.

İki parmağımla tutup çektim.

Devin ne yaptığımı fark ettiğinde çok geçti.

"Ne yapıyorsun?"

Kâğıdı açmaya çalışırken aynı anda elimden almaya uzandı.

"Emirhan, ver şunu."

Bir elimle onu kendimden uzak tutarken diğer elimdeki kâğıdı erişemeyeceği tarafa çektim.

"Bir saniye."

"Ne bir saniyesi? Çantamdan bir şey aldın!"

Tekrar uzandı.

Kolumu biraz daha yukarı kaldırdım.

Boy farkımızın bazen gerçekten işe yaradığını unutuyordum.

"Dur."

"Ver!"

"Dur da bakayım."

"Neye bakıyorsun sen?"

Kâğıdı çevirdim.

Arkasında bir isim vardı.

Altında da telefon numarası.

Gülümsedim.

Tahmin ettiğim gibi.

"Numarasını vermiş."

Devin sonunda kâğıdı elimden çekip aldı.

"Evet, gözlerin çalışıyor."

Kâğıdı tekrar katlamaya başladı.

Yüzüne baktım.

"Sen de almışsın."

Kaşlarından biri kalktı.

Ne yapacaktım?"

"Bilmiyorum. Az önce onu iki cümlede göndereceğine emindim."

"Niye göndereyim?"

İşte yine.

"Tanımıyorsun."

"Tanışmak diye bir şey var Emirhan. İnsanlar onu yapıyor."

Kerem'den boğuk bir gülme sesi geldi.

Başımı bile çevirmeden parmağımı kaldırdım.

"Sen hâlâ kulaklarını kapatmadın mı?"

"Kapattım da sesiniz geliyor."

Devin güldü.

Kâğıdı çantasına geri koydu.

Gözüm bir an çantaya, sonra ona kaydı.

"Arayacak mısın?"

Devin fermuarı çekti. Sonra başını kaldırıp bana baktı.

Dudaklarının kenarı yavaşça kıvrıldı.

"Merak mı ettin?"

"Hayır."

"Flyer'ı çantamdan çalacak kadar etmemişsindir zaten."

Kerem bu kez açıkça güldü.

Başımı ona çevirdim.

"Kerem."

"Tamam lan, sustum."

Devin çantasını arkasına, bu kez ulaşamayacağım tarafa itti.

Bir numara olduğunu doğru tahmin etmiştim.

Nihayet.

Ama Devin'in o numarayla ne yapacağını hâlâ bilmiyordum.

Bir şekilde bu daha sinir bozucuydu.

"Emirhan."

Selin'in sesiyle başımı çevirdim. Önündeki bilgisayarı bana doğru çevirdi.

"Eniştenin kardeşiyle flörtün bittiyse şu projeye bakar mısın?"

Devin gözlerini devirdi.

Selin'in bunu özellikle yaptığını biliyordum. Yüzündeki ifadeden belliydi.

Devin'e dönüp göz kırptım.

O da bana hiç etkilenmemiş gibi baktı.

Selin'e doğru döndüm.

"Göster."

Ekrana eğildiğim anda Kerem'in fırsatı kaçırmadığını duydum.

"İlk günün nasıl geçiyor?"

Gözümün kenarıyla Devin'e baktım.

Kerem'e dönmüştü.

Tekrar bilgisayara baktım. Selin ekranda bir yeri gösteriyordu ama kulağım istemsizce yan taraftaydı.

"Sen sempatik mi olmaya çalışıyorsun?"

Gülüşümü tutamadım.

Selin bana baktı.

"Ne?"

"Hiç. Devam et."

Kerem'in sesi geldi.

"Sen beni sevmedin ama ben kendimi sevdirmesini bilirim."

Devin birkaç saniye cevap vermedi.

Kerem devam etti.

"Sen ve ben çok büyük kanka olacağız. Nefretle başlar, kankalıkla biter."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Devin güldü.

"Aşkla değil miydi o ya?"

Başımı çevirdim.

Kerem gayet ciddi bir ifadeyle ona bakıyordu.

"O başka tür."

Devin'in gülüşü biraz daha büyüdü.

"Sen gerçekten sorunlusun."

Kerem hiç bozulmadı.

"Bak, ilerleme var. İlk tanıştığımızda soru olarak sormuştun."

Devin bir an düşündü.

"Doğru."

"Şimdi emin oldun."

"Kesinlikle."

Selin önümde kalemi masaya bıraktı.
"Projeye dönme ihtimalimiz var mı?"

"Var."

"Emin misin?"

Bilgisayara baktım.

"Evet."

"Çünkü yaklaşık iki dakikadır ekrana değil, yan tarafa bakıyorsun."

Devin masadan indi.

"Derse yetişmem gerekiyor, ben kaçtım."

Çantasını arkasından alıp omzuna geçirdi. Kerem'e kısa bir el salladı, ardından Selin'e baktı.

"Emirhan'ın dikkatini daha fazla dağıtmayalım."

Ekrandan başımı kaldırdım.

Yüzündeki ifadeyi gördüğüm anda ne yaptığını anladım.

Gayet memnundu kendinden.

Geri geri yürürken gözlerini benden ayırmıyordu. Dudaklarının kenarında o küçük, sinir bozucu gülümseme vardı.

Başımı hafifçe iki yana salladım.

Devin'in gülümsemesi biraz daha büyüdü.

Sonra arkasını döndü.

Ve birkaç adım atmadan az önceki çocukla tekrar karşılaştı.

Yüzümdeki gülümseme kayboldu.

Çocuk ona bir şey söyledi. Devin durmadı bile. Yanından geçerken başını ona doğru çevirdi ve yürümeye devam ederek göz kırptı.

Çocuk arkasından baktı.

Ben de Devin'in arkasından baktım.

Demek öyle.

Az önce insanların ona baktığının farkında olup olmadığını düşünüyordum.

Bal gibi biliyordu.

Sadece umursamadığı zaman umursamıyordu.

İstediğinde ise ne yaptığını gayet iyi biliyordu.

Başımı sallayıp tekrar bilgisayara döndüm.

Selin birkaç saniye sessiz kaldı.

"Çok saçma olduğunu biliyorsun, değil mi?"

Ekrandaki çizime baktım.

"Sandığın gibi bir durum yok."

"Evet. Durum sandığımdan daha tehlikeli."

Bir şey demedim.

"Sen direkt boynuna ip bağlasana arkadaşım, hiç uğraşma bence. Çünkü bu kız seni bitirecek. Ceren gibilerine benzemez."

Bu kez başımı kaldırdım.

"Ne alakası var Ceren'le?"

Mert telefonundan gözünü ayırmadan konuştu.

"Olay o zaten. Ceren gibilerine benzememesi."

Kerem de döndü.

"Ceren'e niye durduk yere laf attınız lan?"

"Kimse Ceren'e laf atmıyor," dedi Selin. "Ne demek istediğimi Emirhan gayet iyi anladı."

Anlamıştım.

Ama onların düşündüğü şey değildi.

Ceren'in ne zaman yanıma geleceğini, ne zaman trip atacağını, neye güleceğini, neye sinirleneceğini aşağı yukarı bilirdim. Sadece Ceren'in değil. Şimdiye kadar hayatıma giren çoğu kadının.

Devin'le ilgili sorun ise tam tersiydi.

Ne yapacağını bildiğimi düşündüğüm her an başka bir şey yapıyordu.

Dün gece onu kendimden uzaklaştırmak için sinirlendirmiştim.

Bugün gelip yanıma oturmuş, kulağıma tehdit fısıldamıştı.

Bir çocuğun numarasını almıştı.

Sonra dönüp bana, sanki bütün bunların tek amacı kafamın içine girmekmiş gibi bakmıştı.

Ve giderken o çocuğa göz kırpmıştı.

Kalemi parmaklarımın arasında çevirdim.

Selin hâlâ bana bakıyordu.

"Projeye bakacak mıyız?"

Kaşını kaldırdı.

"Ben zaten ona bakıyorum."

"Güzel."

Ekranı kendime doğru çektim.

Bu kez gerçekten projeye baktım.

En azından önümdeki çizimde bir sonraki çizginin nereye gideceğini biliyordum.

Masaya düşen gölgeyle başımı kaldırdım. Az önce Devin'le konuşan çocuk elindeki kâğıtlardan birini bana uzatıyordu. Bir an yüzüne baktıktan sonra kâğıdı aldım. Aynı flyer'dı. Elimde çevirip arkasına baktım. Boştu.

"Numara yok."

Çocuk kaşlarını çattı. "Anlamadım?"

Bilgisayarı kapatıp ona doğru döndüm. Selin yanımda ofladı.

"Sadece kızlara mı yazıyorsun? Güzel yöntem."

Çocuk birkaç saniye yüzüme baktı, sonra ne demek istediğimi anlayınca gülümsedi. "Tek bir kıza yazdım."

"Neden?"

"Ne demek neden?"

"Neden o kız?"

Masada bir sessizlik oldu. Kerem'e baktığımda o da çocuğa bakıyordu. Mert telefonundan başını kaldırmış, Selin de bilgisayarı unutmuştu. Sanki hepimiz aynı cevabı bekliyorduk. Çocuk bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.

"Yardımcı olmak için."

Kimse bir şey söylemedi. Çocuğun yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

"Ben yanlış bir şey mi yaptım?"

Yine cevap veren olmadı. Birkaç saniye daha yüzlerimize baktıktan sonra ifadesi değişti. Bir şeyi yeni anlamış gibi doğrudan bana döndü.

"Pardon abi, yoksa kız arkadaşın mı?"

Bu kez masadaki herkes aynı anda bana baktı.

"Ne? Hayır, ne alaka?"

Çocuğun omuzları gevşedi. "Değil mi?"

Kaşlarımı çattım. "Bir rahatlama geldi sana. Çok mu beğendin?"

Selin derin bir nefes verdi. "Emirhan."

Çocuk ise hiç düşünmeden cevap verdi. "Çok fazla güzel."

İstemsizce güldüm. En azından dürüsttü.

"Aramayacak seni, biliyorsun değil mi?"

Çocuk ağzını açtı ama cevap veremeden cebinden bir ses geldi. Telefonunu çıkarıp ekrana baktı. Birkaç saniye önceki gerginliği kaybolurken yüzüne yavaşça bir gülümseme yerleşti. Sonra telefonu bana doğru kaldırdı.

"Mesaj attı."

Yüzümdeki gülümseme kayboldu.

Bir saniyelik sessizliğin ardından Kerem kahkahayı bastı. Mert hemen arkasından gülerken Selin dudaklarını birbirine bastırıp kendini tutmaya çalıştı ama o da birkaç saniyeden fazla dayanamadı. Üçü birden gülerken çocuk telefon hâlâ elinde, ne olduğunu anlamaya çalışarak yüzlerine bakıyordu.

Ben telefona baktım.

Ekranı göremiyordum. Mesajı da. Zaten görmeme gerek yoktu. Çocuğun yüzündeki ifadeden yalan söylemediği belliydi.

Selin sonunda kendini toparlayıp eliyle gitmesini işaret etti. "Sen git. Gerçekten git."

Çocuk önce ona, sonra bana baktı. "İyi çalışmalar abi."

Kerem'in kahkahası yeniden yükseldi.

"Git lan."

Çocuk hâlâ neye güldüklerini tam anlamamış hâlde uzaklaşırken masaya döndüm. Üçü de bana bakıyordu. Kerem'in gözleri gülmekten sulanmıştı.

"Aramayacak seni, biliyorsun değil mi?"

Sesimi taklit edince elimdeki flyer'ı buruşturup ona attım.

"Kes sesini."

Kâğıdı havada yakaladı. Mert hâlâ gülerken başını salladı. "Çok kötü zamana denk geldi."

Selin hemen düzeltti. "Hayır. Mükemmel zamana denk geldi."

Telefonumu masadan aldım. Ekranda hiçbir şey yoktu. Birkaç saniye baktıktan sonra tekrar bıraktım.

Neden baktığımı ben de bilmiyordum.

Devin çocuğun numarasını çantasına koymuştu. Sonra giderken ona göz kırpmıştı. Şimdi de mesaj atmıştı.

Dün gece dediğin, yaptığın her şeyi tek tek burnundan getireceğim.

Başımı kaldırıp Devin'in birkaç dakika önce kaybolduğu tarafa baktım.

Tamam.

Anlamıştım.

Daha yeni başlıyordu.

Akşam eve döndüğümde mutfaktan gelen sesleri daha kapıdan duydum. Defne'nin sesi diğerlerinin arasından rahatça seçiliyordu. Serhat bir şeye itiraz ediyor, Mira ikisinin de üzerine konuşuyordu. Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtiğimde masanın üzerinde açık yemek kutuları gördüm.

"Yemek söylemişsiniz."

Defne mutfaktan başını uzattı. "Sana söylemedik."

"Çok komiksin."

"Teşekkür ederim."

Telefonumu tezgâhın üzerine bırakıp kutulardan birini açtım. Tam içinden bir şey alacaktım ki Defne elime vurdu.

"Elini çek. Devin gelmedi daha."

Elimi geri çektim. "Beni aç bırakıp Devin'i mi bekliyorsunuz?"

Mira salondan seslendi. "Evet."

"Harika. Bu evdeki yerimi çok hızlı kaybettim."

Serhat koltuğunda oturmuş telefonuna bakıyordu. "Senin burada zaten bir yerin yok, bahçede oturuyorsun."

Ona baktım. "Enişte, bazen aile olduğumuzu unutuyorsun."

"Unutmuyorum. Özellikle hatırlıyorum."

Defne gülerken buzdolabını açtım. İçinden suyu alıp kapağını çevirdim.

"Devin nerede?"

"Odada," dedi Mira. "Geldiğinden beri çıkmadı."

Suyu içerken ona baktım.

"İlk günden okuldan soğudu herhâlde."

Mira omuz silkti. "Bence hazırlanıyor."

"Neye?"

"Bilmiyorum."

Şişeyi tezgâha bıraktım.

Defne masaya tabakları dizerken araya girdi. "Mira, hadi Devin'e de seslen. Yemek soğuyacak."

Mira koltuktan kalkmaya üşenmiş olacak ki başını merdivenlere doğru çevirip bağırdı.

"DEVİN!"

Defne irkildi.

"Mira!"

"Ne?"

"Yanına git dedim, evi ayağa kaldır demedim."

Mira hiç istifini bozmadan tekrar seslendi.

"YEMEK HAZIR!"

Serhat telefonundan başını kaldırdı. "Gerçekten çok işe yaradı uyarın."

Defne ona baktı. "Sen karışma."

Gülerek şişeyi yeniden elime aldım.

Üst kattan bir kapı sesi geldi.

Ardından Devin'in sesi.

"GELİYORUM!"

Mira memnun bir şekilde tekrar koltuğa oturdu.

"Bak, duydu."

Bu kez ben güldüm.

Kimsenin Devin'i merak ettiğimi düşünmesine gerek yoktu.

Ben de merak etmemiştim zaten.

Sadece nerede olduğunu sormuştum.

Arada fark vardı.

En azından şimdilik.

Hava kararmaya başladığında Kerem hâlâ gitmemişti. Yaklaşık iki saat önce bir kahve içip çıkacağını söylemiş, sonra benimle birlikte terasa yerleşmişti. Bilgisayarlarımız masanın üzerinde açıktı ama son yarım saattir projeden çok başka şeylerle uğraşıyorduk.

Kerem telefonunu masaya bırakıp sandalyesinde geriye kaydı.

"Acıktım."

"Git yemek ye."

"Misafirine böyle mi davranıyorsun?"

"İki saattir gitmediğin için artık misafir sayılmıyorsun."

"Defne abla yemek yapmadı mı?"

"Yaptıysa sana yok."

Kerem cevap verecekken bahçenin diğer tarafından kapı sesi geldi. Başımı çevirdiğimde Devin evden çıkıyordu.

Telefonu kulağındaydı. Üzerinde bol paça bir kot, beyaz kısa bir atlet vardı. Kırmızı kazağını omuzlarına atmış, aynı renkte çantasını takmıştı. Başındaki kırmızı şapkanın altından saçları sırtına dökülüyordu. Bir eli cebindeydi. Telefonda konuşarak merdivenleri indi ve bahçe yoluna girdi.

Kerem de onu fark etti.

"Devin!"

Devin başını bize çevirdi ama telefon konuşmasını kesmedi. Terasın önünden geçerken Kerem onu baştan aşağı süzdü.

"Bu ne şıklık?"

Devin telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı.

"Her gün böyleyim."

Kerem güldü. "Mütevazılığına bayılıyorum."

Devin de hafifçe gülüp telefondaki kişiye, "Sonra ararım," dedi ve görüşmeyi kapattı. Telefonunu çantasına atarken yürümeye devam ediyordu.

Kerem arkasından seslendi.

"Nereye?"

"Yürüyüşe."

"Bayılırım."

Başımı çevirip Kerem'e baktım.

Düpedüz yalan söylüyordu.

Devin de durmuş, şüpheyle ona bakıyordu.

"İnandırıcı gelmiyor."

Gözümü Kerem'den ayırmadım.

"Çünkü yürümekten nefret eder."

Kerem bana döndü. "Ne alakası var?"

"Geçen ay arabayı girişe değil de aşağıya bıraktım diye on dakika söylendin."

"Yokuştu."

"Yüz metreydi."

"Yokuş yüz metreydi."

Devin güldü.

Kerem bana ters ters bakarken Devin birkaç saniye onu süzdü.

"Galiba sana bir şans verebilirim. Çok çaba sarf ediyorsun."

Kerem'in yüzü anında değişti.

"Harbi mi?"

Devin cevap vermeye fırsat bulamadan ayağa kalktı. İki adımda yanına gidip kollarını Devin'in etrafına sardı.

Devin resmen kollarının arasında kayboldu.

"Kerem!"

"Yeni kankam!"

"Boğuyorsun!"

Kerem sonunda bıraktığında Devin bir adım geri çekilip üzerini düzeltti. Yüzündeki ifadeye rağmen gülüyordu.

Kerem bana döndü.

"Ben yeni kankamla yürüyüşe gidiyorum. Sana kolay gelsin."

Bilgisayarımdan başımı kaldırmadan elimi salladım.

"Gidin."

Devin başını iki yana sallayıp yürümeye başladı. Kerem hemen yanına yetişti.

Birkaç adım sonra elini uzatıp Devin'in şapkasının siperliğini aşağı indirdi.

Devin'in yüzü tamamen kayboldu.

"Kerem!"

Onu omzundan itti.

Kerem gülerek yana kaçtı.

"Ne var?"

Devin şapkasını düzeltti.

"Vazgeçmek üzereyim!"

"Daha kankalığımız bir dakika olmadı."

"Uzun sürdü zaten."

Sesleri bahçenin içinde uzaklaşırken Kerem hâlâ bir şeyler söylüyordu. Devin'in gülüşünü duydum.

Bilgisayarıma döndüm.

Ekranda yarım bıraktığımız proje duruyordu.

Sonunda biraz sessizlik olmuştu.

Yaklaşık on saniye sonra başımı tekrar kaldırdım.

İkisi bahçe kapısından çıkıyordu.

Kerem yine bir şey söylemiş olacak ki Devin koluna vurdu. Kerem güldü, Devin de şapkasının siperliğini düzeltirken ona bir şey söyledi.

Gözlerimi tekrar ekrana indirdim.

Kerem yürümekten nefret ederdi.

Devin'le gitmek için ne kadar hızlı fikir değiştirdiğine bakılırsa kankalık gerçekten insanı değiştiriyordu.

Ne kadar süre çalıştığımı fark etmedim. Kerem'le Devin gittikten sonra yarım bıraktığımız projeye dönmüş, birkaç çizimi değiştirip notları toparlamaya başlamıştım. Hava tamamen kararmıştı. Terasın ışığını ne zaman açtığımı bile hatırlamıyordum.

Bahçeden gelen ayak sesleriyle başımı kaldırdım.

Devin.

Tek başınaydı.

Bahçe yolundan eve doğru gelirken kırmızı şapkasını elinde tutuyordu. Saçları omuzlarına dağılmıştı. Birkaç saat önce yanında götürdüğü Kerem ise ortalıkta görünmüyordu.

Göz göze gelmeden tekrar bilgisayarıma döndüm. Ekrandaki çizimin üzerine birkaç not daha düşerken Devin'in terasa yaklaştığını duydum. Adımları durdu.

Başımı kaldırmadım.

"Kerem'i öldürüp suya mı attın?"

Devin kahkaha attı.

"Az kalsın yapıyordum."

Gülümsedim. Kalemi elimde çevirmeye devam ederken gözüm hâlâ ekrandaydı.

"Dayanmış yine."

"Zor oldu."

Bu kez başımı kaldırdım. Terasın girişindeki kolona yaslanmış bana bakıyordu. Birkaç saniye sonra kolondan ayrılıp yanıma geldi. Çantasını masanın kenarına bıraktı, yanımdaki sandalyeyi çekip oturdu.

"Ne yapıyorsun?"

Ekrandaki ölçünün yanına son bir not daha aldım.

"Proje."

Devin biraz öne eğilip bilgisayara baktı. Gözlerini ekranda gezdirdi ama yüzündeki ifadeden gördüklerinin ona pek bir şey ifade etmediği belliydi.

"Mimarlığı seviyorsun galiba."

"Sevmesem okulunu okumazdım herhâlde."

Omuz silkti.

"Bilmem. Zenginler genelde istediklerini değil de zorunlu oldukları bölümü okur."

Kalemi masaya bırakıp sandalyemde geriye yaslandım.

"Abinin bahçesinde yaşıyorum. Zengin olduğumu nereden çıkardın?"

"Defne zengin diye biliyorum. Dolayısıyla kardeşi olarak sen de öylesin. Bir de dayın dekan. Üniversite sizin sayılır."

Kahkaha attım.

"Bizim zaten."

Devin birkaç saniye ciddi ciddi yüzüme baktı.

"Ciddi misin?"

"Hayır." Gülerek başımı salladım. "Demek dayımın ne iş yaptığını öğrendin."

Başını salladı. Sonra özellikle gözlerimin içine bakarak cevap verdi.

"Bugün kâğıt dağıtan çocuktan öğrendim."

Ağzımın bir kenarı kıvrıldı.

Bunu özellikle söylemişti.

Ve benim bunu anlayacağımı da biliyordu.

Ayağa kalktım.

"Ne içiyorsun?"

Cevabını beklemeden içeri yöneldim.Birkaç saniye sonra arkamdan gelen adımları duydum.

"Tanımadığın çocuktan hesap sormak nedir?"

Mutfağa geçip buzdolabını açtım. İçinden iki içecek aldım, birinin kapağını açıp ona uzattım. Devin şişeyi elimden aldı ama konuyu bırakmaya niyeti yoktu.

"Cevap verecek misin?"

Kendi şişemin kapağını açarken ona baktım.

"Gelip sana çocuk gibi bunu yetiştirdi. Sen de ondan soğumadın mı?"

Devin gayet doğal bir şekilde tezgâhın üzerine oturdu. Şapkasını yanına bırakıp içeceğinden bir yudum aldı.

"Neden soğumam gerekiyor? Bana sadece atladığım derslerin kopyasını yollayacaktı. Onunla başka planım yoktu."

"Onun vardı."

Fazla hızlı cevap verdim.

Devin'in bakışındaki küçük değişikliği gördüm. O da fark etmişti.

"Bundan sana ne?"

Şişeyi dudaklarıma götürdüm.

"Hiç."

"Hiç?"

"Hiç."

Kaşlarından biri kalktı. "Çantamdan kâğıdı aldın."

"Merak ettim."

"Çocuğu sorguladın."

"Masaya kendi geldi."

"Neden numarasını verdiğini sordun."

"Merak etmişim demek ki."

Devin birkaç saniye yüzüme baktı. "Hani hiç?"

Gülümsedim.

"Seninle ilgilenmem başka, merak etmek başka."

"Ne kadar kullanışlı bir ayrım."

Başını hafifçe sallayıp şişeyi dudaklarına götürdü. Ben de tezgâhın karşısına yaslandım. Konu kapanmış gibi görünüyordu ama yüzündeki ifadeden kapanmadığını biliyordum.

"Bir de aramayacağımdan bayağı eminmişsin."

Demek çocuk her şeyi anlatmıştı.

"Aramadın."

"Mesaj attım."

"Daha kötü."

Devin güldü. "Senin için mi?"

"Çocuk için."

"Neden?"

"Ümitlenmiştir."

"Belki ümitlenmesini istiyorum."

Gözlerimi ona çevirdim. Devin içeceğinden bir yudum daha aldı. Gayet ciddi görünüyordu. Birkaç saniye bekledikten sonra dudaklarının kenarı oynadı.

"Şaka yapıyorum."

Başımı iki yana salladım.

"Komik değil."

"Bence biraz komik."

"Çocuğa ders notu için yazmışsın. Bu kadar."

"Evet."

"Güzel."

"Rahatladın mı?"

"Devin."

Gülmeye başladı.

Beni bilerek oraya çekiyordu. Soruyu soruyor, cevabı alıyor, sonra söylediğim her şeyi istediği yere çeviriyordu. Dün gece ona yaptığımın daha sabırlı bir versiyonuydu.

"bugün söylediğini ciddiye almışsın," dedim.

"Hangisini?"

"Burnumdan getirme kısmını."

Şişeyi iki elinin arasına aldı.

"Daha başlamadım."

Gülümsemem devam etti ama Devin'in yüzündeki ifade değişti. Şişeyi yanına bırakırken bu kez tamamen ciddiydi.

"İnsanlarla bu şekilde davranamazsın."

Kaşımı kaldırdım.

"Hangi şekilde?"

"Bugün yaptığın şekilde. Çocuk dersleri yolladıktan sonra bir daha benimle muhatap olmayacağını açıkça hissettirdi."

Gülmemek için yanağımın içini ısırdım.

"Çok büyük kayıp."

Devin tezgâhtan indi.

"Evet, büyük kayıp!"

Beklediğimden daha ciddi söylediği için bu kez güldüm. Devin iki adımda karşıma geldi.

"Gülme. Kopyalar inanılmaz iyi ve komple ihtiyacım olduğunda ondan isteyemem artık senin yüzünden."

"Komple mi?"

"Evet, komple. Adam düzenli not tutuyor."

"Gerçekten trajik."

"Emirhan."

Göğsüme vurdu.

Gülerek bileğini tuttum.

"Ne?"

"Resmen işime karıştın."

Kolundan hafifçe çektiğimde bana doğru geldi. Aramızdaki mesafe bir anda kapandı. Neredeyse tamamen bana yapışmıştı ama bunu fark etmemiş gibi konuşmaya devam etti.

"Bir daha yapma."

"Ne yapmayayım?"

"Benim konuştuğum insanlara gidip saçma sapan sorular sorma."

"Bir soru sordum."

"Bir soru mu? Çocuğu sorguya çekmişsin."

"Abartıyor."

"Hayır, sen abartıyorsun. Resmen işime karıştın. Çocuğu avucumun içine..."

Devamını dinlemedim.

Dudaklarına kapandım.

Bir saniye önce konuşmayı bırakmayan Devin sustu. Elim hâlâ kolundaydı. Diğer elim ne zaman beline gitti bilmiyordum. Sadece onu biraz daha kendime çektiğimi fark ettim.

Devin geri çekilmedi.

Bir anlığına hareketsiz kaldıktan sonra dudakları benimkilere karşılık verdi.

Dün gece birbirimizden uzak durmaya karar vermiştik.

Bir gün bile sürmemişti.

Elini göğsümde hissettim. Bu kez beni itmek için değildi. Parmakları tişörtümün üzerinde kapandı ve aramızda kalan son mesafe de kayboldu.

Öpüşmeyi kesmem gereken yer tam olarak burasıydı.

Kesmedim.

_____________

Emirhan'ın insanları okumakta oldukça iyi olduğunu söylemiştik.

Devin hariç. :)

Birinin ne yapacağını bildiğinizi düşündüğünüz anda bütün tahminlerinizi bozmaya başlaması biraz sinir bozucu olabilir. Hele bir de bunu bilerek yapıyorsa...

Bu bölümde Kerem ve Devin'in kankalığının ilk adımlarını yazmak da ayrıca çok eğlenceliydi. Sanırım bu ikili ileride başımıza biraz iş açacak. 😂

Ama asıl merak ettiğim başka:

Sizce o son öpücük gerçekten anlık mıydı, yoksa Emirhan gün boyunca kendine itiraf etmediği bir şeyi sonunda mı yaptı? 👀

Ve Devin'in "Daha başlamadım." demesini de unutmayalım.

Çünkü bence unutmaması gereken kişi Emirhan. :)

Yorumlarda özellikle son sahnedeki tepkinizi okumak istiyorum. 🖤

LARA DEMİR

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 4beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.