29. bölüm · Bir Kokteyl Fazla
29# Yalanın sahibi
Karakolun gri, kasvetli koridorunda yankılanan telsiz sesleri, Yeliz’in feryadıyla bir anlığına kesildi. Onur, elindeki sarı zarfı tam açmak üzereyken parmakları havada donakaldı. Giriş kapısından içeriye doğru sendeleyerek adımlayan Yeliz’in yüzünde, daha önce hiç görmediğim türden bir dehşet vardı.
Arkasından ise mahalle sakinlerinden birkaç kişi telaşla içeri giriyordu.
"Yeliz?" Onur’un kaşları çatıldı, zarfı tutan elini yavaşça indirdi. "Senin ne işin var burada? Evde, yatakta olman gerekmiyor muydu?"Yeliz, Onur’un yanına ulaştığında nefes nefeseydi.
Bakışları saniyeler içinde Onur’un elindeki zarftan masanın üzerindeki o eski telefona, oradan da köşede sessizce bekleyen Cihan’a kaydı. Gözlerindeki o panik dalgası o kadar büyüktü ki, hastanedeki o mide bulantısının sadece fiziksel bir rahatsızlıktan ibaret olmadığını o an çok daha net hissettim. İçeride, herkesin birbirinden sakladığı ve henüz yüzeye çıkmamış çok yönlü bir hesaplaşma dönüyordu.
"Açma o zarfı Onur... Yalvarırım açma," diye fısıldadı Yeliz, abimin koluna yapışarak. Sesindeki o titreme koridordaki resmi havayı bile delip geçiyordu. "Eğer o zarf açılırsa... Her şey bitecek. Mahallede, evde huzurumuz kalmayacak."
Emir, arkamda bir duvar gibi dikilirken araya girdi. Sesi sakin ama bir o kadar da iğneleyiciydi. "Neden Yeliz? Zarfın içinde Ahmet amcanın tahlil sonuçları var. Yoksa o sonuçların arkasında, Cihan’la birlikte çevirdiğiniz başka bir planın ortaya çıkmasından mı korkuyorsun?"Cihan, Emir’in bu sözleri üzerine oturduğu sandalyeden hızla fırladı.
"Düzgün konuş lan! Benim kimseyle planım falan yok! Ben sadece hakkımı arıyorum, beni bu hale getirenin cezasını çekmesini istiyorum!" diye bağırdı, burnundaki tamponu işaret ederek."Kes sesini Cihan!" diye gürledi Onur. Karakol koridorundaki polislerden biri "Beyefendi, burası karakol, sesinizi yükseltmeyin," uyarısında bulunmasa Onur çoktan kontrolünü kaybedecekti. Abim derin bir nefes alıp Yeliz’e döndü.
"Yeliz, açık konuş. Cihan’ın elindeki bu gizli telefonla, Asya’ya gelen tehditlerle senin ne ilgin var? Neyi saklıyorsun?"Yeliz hıçkırarak başını iki yana salladı. "Ben... Ben sadece seni korumaya çalışıyordum Onur. Cihan bana geldi. Eğer otoparktaki o tahlil dosyalarını ondan önce ele geçirmezsem, seninle o gece... O evde birlikte kaldığımız geceyle ilgili her şeyi babana anlatacağını söyledi. Babanın kalbinin bunu kaldıramayacağını biliyordum. Cihan, Asya’yı korkutup o dosyaları saklamasını istiyordu. Ben de mecbur kaldım, onun senin peşinden hastaneye gelmesini engellemeye çalıştım."
Duyduklarımla başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Demek ki olay sadece basit bir kıskançlık ya da mahalle dedikodusu değildi. Cihan, abimle Yeliz’in o gizli gecesini bir silah olarak kullanmış, Yeliz’i köşeye sıkıştırmış ve bu yolla bizim üzerimizde bir baskı kurmaya çalışmıştı. Emir’in o telefonu çalılıklarda bulması, aslında bu sinsi oyunun en büyük kanıtını ellerimize teslim etmişti.
Tam o sırada, ifadenin alındığı odanın kapısı tekrar açıldı ve nöbetçi amir dışarı çıktı. Elindeki evrakları masaya bırakıp hepimize baktı."Emir Bey, işlemleriniz tamamlandı. Teslim ettiğiniz suç delili olan telefon siber büroya gönderilecek. Mesajların hangi hattan ve kimin adına kayıtlı cihazlardan tetiklendiği orada netleşecek. Şimdilik çıkabilirsiniz, ancak soruşturma tamamlanana kadar şehir dışına çıkış yasağınız var," dedi resmi bir sesle.
Ardından Cihan’a döndü. "Siz de şikayet dilekçenizi verdiniz, yasal süreç işleyecek. Dağılın şimdi."
Onur, amirin sözleriyle birlikte elindeki sarı zarfı cebine koydu. Gözlerindeki o karanlık ifade, her şeyin daha yeni başladığının habercisiydi. Yeliz’in kolundan sıkıca tuttu.
"Yürü Yeliz, eve gidiyoruz. Annemin yanına. Ve sen bana o geceden beri benden sakladığın her şeyi tek tek anlatacaksın," dedi.
Bana ve Emir’e son bir nefret dolu bakış atıp, Yeliz’i adeta sürükleyerek karakolun çıkış kapısına doğru yöneldi. Cihan da arkalarından, sinsi bir gülümsemeyle onları takip etti.Karakolun demir kapısı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandığında koridorda sadece Emir ve ben kalmıştık.
Akşamın karanlığı pencerelerden içeri sızarken, Emir yanıma yaklaştı. Elini omzuma koydu, sıcaklığı içimdeki o ürpertiyi biraz olsun hafifletti.
"Her şey üst üste geliyor Emir," dedim, sesimin titremesine engel olamayarak. "Yeliz’in sakladıkları, Cihan’ın tehditleri... Şimdi abim o zarfı evde açacak. Babamın durumunu, o tahlillerin sonucunu öğrenecek.""Bırak öğrensin Asya," dedi Emir, gözlerimin içine bakarak. Sesi her zamankinden daha kararlı ve sarsılmazdı. "Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Cihan’ın o telefonla neyi amaçladığını polis çözecek. Yeliz’in telaşı ise onun kendi kazdığı kuyu. Biz buradayız ve ne olursa olsun bu düğümü beraber çözeceğiz.
"Karakoldan çıkıp akşamın soğuk havasına adım attığımızda, mahalledeki o sessiz sokakların bizi çok daha büyük bir fırtınayla karşılayacağını biliyordum. Onur eve gidiyordu, elinde hayatımızı değiştirecek o sarı zarfla; ve Yeliz'in hastanedeki o gizemli fenalaşmasının altından çıkacak asıl büyük sır, henüz hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir saatli bomba gibi patlamayı bekliyordu.
Bölüm sonu✨
