17. bölüm · Bir Kokteyl Fazla
17# Beyaz duvarlar
Hastanenin o kendine has, insanı nefessiz bırakan ilaç ve dezenfektan kokusu genzimi yaktığında adımlarım kapının girişinde kendiliğinden yavaşladı. Beyaz duvarlar, koridorda sedyeleriyle oraya buraya koşturan önlüklü insanlar ve o bitmek bilmeyen uğultu... Hepsi üzerime doğru çöküyor gibiydi.
Emir, yavaşladığımı fark ettiği an motoru durdurup arabadan indi ve hızlı adımlarla yanıma geldi. Hiçbir şey söylemeden, kimsenin göremeyeceği bir açıyla parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi. Avcunun sıcaklığı, titreyen bedenime anında bir güç aşılamıştı.
"Buradayım Asya," diye fısıldadı, sesi koridorun uğultusunu bastıracak kadar net ve sarsılmazdı. "Korkma güzelim. Yanındayım."
"Annem öğrenirse bana çok kızacak Emir," dedim, gözlerim koridorun sonundaki danışma masasına kayarken. "Abime söylemedim ama buraya gelip arkasından iş çeviriyormuşum gibi hissetmekten alıkoyamıyorum kendimi."
"Sen arkasından iş çevirmiyorsun, sen babanı kurtarmaya çalışıyorsun. Onur bunu öğrendiğinde sana kızmayacak, aksine yanında durduğum için bana duacı olacak. Şimdi dik tut başını."
Elimi yavaşça bıraktı ama omuzlarımızın birbirine değeceği kadar yakınımda yürümeye devam etti. Göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi servisinin bulunduğu kata çıktığımızda kalbimin ritmi iyice şaşırmıştı. Annemin dün gece bahsettiği doktorun odasının önüne geldik: Prof. Dr. Vedat Saygın.
Emir kapıyı iki kez tıklatıp içeri girdi. İçeride, önündeki röntgen filmlerini inceleyen saçları kırlaşmış, yorgun bakışlı bir adam vardı. Başını kaldırıp bize baktı.
"Buyurun?"
"Kolay gelsin hocam," diyerek öne atıldı Emir. O kadar kendinden emin ve saygılı bir üslubu vardı ki, odadaki o gergin hava bir nebze olsun dağıldı. "Biz Kurt ailesinin yakınlarıyız. Ahmet Kurt’un durumu hakkında bilgi almak için geldik. Kızı Asya..." dedi beni işaret ederek.
Doktor Vedat Bey, adımı duyunca bakışlarını bana çevirdi ve yüzündeki o sert ifade bir anda babacan bir acımaya dönüştü. Bu bakış içimi titretti. Kötü bir şey söyleyeceğinin habercisiydi bu bakış.
"Geçin, oturun şöyle," diyerek önündeki koltukları gösterdi. Oturduğumuzda ellerimi dizlerimin üzerinde kenetledim.
"Anneniz her şeyi tek başına sırtlamaya çalışıyordu, sizin gelmeniz iyi olmuş."
"Durumu tam olarak nedir hocam?" diye sordu Emir, benim konuşamayacak durumda olduğumu bildiği için ipleri eline almıştı.
Doktor derin bir iç çekti, önündeki dosyayı kapattı. "Ahmet Bey uzun süredir ileri derece KOAH hastasıydı zaten. Yurtdışındaki tedavi süreci bunu baskılamak içindi ancak maalesef akciğerinde gelişen tümör işleri tamamen geri dönülemez bir noktaya getirdi. Şu an iki akciğeri de işlevini yitirmek üzere. Kemoterapi için çok geç, vücudu kaldırmaz."
Gözlerimden bir damla yaş yanağıma doğru süzüldü. "Yani... Hiç mi çaresi yok?" diye fısıldayabildim sadece.
"Tek bir çaresi var Asya kızım," dedi Vedat Bey, gözlerimin içine bakarak. "Acil akciğer nakli. Kadavradan bağış listesindeyiz ama biliyorsunuz, Türkiye'de bu süreçler çok yavaş ilerliyor. Zamanımız ise kısıtlı. En fazla birkaç ay..."
"Donör?" dedi Emir, sesindeki o kararlı tonu bozmadan. "Canlı donör olabiliyor mu bu durumlarda? Uyumluluk testi için ne gerekiyor?"
"Akciğer naklinde canlı donör çok nadir ve riskli bir operasyondur ama imkansız değildir. Aile bağının olması, kan grubunun uyması ve doku testlerinin olumlu sonuçlanması gerekir. İki yakın akrabadan alınacak loblarla bu işlem yapılabilir ancak donör olacak kişilerin de hayati riski göze alması lazım."
Duyduklarımla başım döndü. Aile bağı... Annem olmazdı, yaşı ve kronik rahatsızlıkları vardı. Geriye sadece iki kişi kalıyordu. Ben ve Onur.
"Ben hazırım," dedim hiç düşünmeden, gözlerimi silerek. "Hemen testleri yapın hocam. Ne gerekiyorsa veririm."
Emir aniden bana döndü, gözlerinde çaresizlikle karışık bir öfke dalgalandı. "Asya, dur bir dakika..."
"Hayır Emir, duramam! Babam ölüyor diyoruz, neyi bekleyeceğim?"
Doktor Vedat Bey bizi sakinleştirmek ister gibi elini kaldırdı. "Hemen heyecanlanmayın. Öncelikle babanızın şu anki klinik durumunu stabilize etmemiz lazım. Yarın sabah gelin, genel bir tahlil ve kan grubu uyumuna bakalım. Ama unutmayın, bu tek kişinin verebileceği bir karar değil. Ailenin diğer üyelerinin de, özellikle abinin de bu süreçten haberdar olması ve test edilmesi gerekir.
Odanın içinde sessizlik bir çığ gibi büyürken, Emir’in sıkılan dişlerinin sesini duyabiliyordum. Vedat Bey’e teşekkür edip odadan çıktığımızda, koridorun soğuk havası yüzüme tekrar çarptı.
"Asya, sen delirdin mi?" dedi Emir, beni koridorun tenha bir köşesine çekerek. İki eliyle omuzlarımdan tuttu, gözleri çıldırmış gibiydi. "Hayati risk diyor adam! Canlı nakil diyor! Kendini feda etmene izin mi vereceğim ben?"
"Emir, o benim babam!" diye bağırdım sessizce, hıçkırıklarımın arasında. "Sen olsan abin için, kardeşin için yapmaz mıydın?"
Sözlerim Emir'in göğsüne bir kurşun gibi saplanmış olmalı ki, omuzlarımdaki elleri gevşedi. Gözlerindeki o yoğun acıyı gördüm.
çaresizliği gördüm. O koridorun soğukluğunda, beyaz duvarların arasında birbirimize bakarken aslında ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Bu yük çok ağırdı ve biz daha yolun en başındaydık.
"Yapma," dedi Emir, sesi ilk defa bu kadar çaresiz, ilk defa bu kadar yalvarır gibi çıkmıştı. "Kendi canını ortaya koymaktan bahsetme bana Asya. Benim canımdan can gidiyor burada."
"Başka çarem yok Emir," dedim göz yaşlarımı elimin tersiyle silerek. "Abime söyleyemem. Annemin halini gördün, eğer Onur öğrenirse yıkılır. Bu evde güçlü kalması gereken biri varsa o da abim. Ben... ben her şeyi halledebilirim."
Emir derin bir nefes aldı, arkasındaki duvara yaslanıp ellerini yüzüne kapattı. Onu hiç böyle görmemiştim. Mahallenin o her şeye göğüs geren, sarsılmaz adamı karşımda çaresizlikle bükülmüştü. Asya’ya yetememek, onun gözyaşlarını dindirememek Emir’i içten içe kemirmeye başlamıştı bile. Benim acımın altında eziliyor, ama bana belli etmemek için dik durmaya çalışıyordu.
"Tamam," dedi ellerini yüzünden çekip gözlerime bakarak. "Şimdilik sakin oluyoruz. Yarın sabah gelip o ilk testleri yaptıracağız. Ama benden gizli tek bir adım atmayacaksın, söz ver bana."
Kafamı onaylar anlamda salladım ama içimdeki o karanlık ses çoktan kendi planını yapmaya başlamıştı. Babam için gerekirse kendimi feda ederdim ve bunu kimsenin engellemesine izin vermezdim. Emir'in bile...
Eve döndüğümde sessizlik her zamankinden daha ürkütücüydü. Onur evde yoktu, annem ise odasına kapanmış, sessizce ağlıyordu. Odama geçip kapıyı kapattığımda sırtımdaki görünmez yüklerin acısını daha derinden hissettim. Abimden, canımdan çok sevdiğim o adamdan hayatımızın en büyük gerçeğini saklıyordum. Her geçen gün aramızdakimesafe açılacak, o benden şüphelendikçe araya aşılmaz duvarlar örulecekti. Ama anneme verdiğim sözü tutmak zorundaydım.
Masamın başına oturdum. İki gün sonra teslim etmem gereken o aşk projesinin defteri tam karşımda duruyordu. İçimdeki acıyı, korkuyu ve kimseye anlatamadığım o gizli sevdama dair her şeyi satırlara dökmek istedim. Kalemi elime aldığımda, zihnimde sadece Emir’in hastane koridorundaki o çaresiz bakışları, gölkenarındaki sarsılmaz güveni vardı.
Aşkı yazmaya başladım. Ama bu sıradan bir ödev değildi. Bu, Emir’in benim dünyamdaki tasviriydi. Cümlelerimi öyle birördüm ki, dışarıdan bakan biri sadece edebi bir metin okuduğunu sanırdı. Kimse onun Emir olduğunu anlayamazdı; o gizli şifreler, o derin tasvirler sadece benim kalbimin ritminde saklıydı. Defne bile okusa sadece "çok duygusal bir ödev" der geçerdi. Bilmiyordum ki, günün birinde o defter Emir’in ellerinde bir kor ateş gibi yanacaktı.
Akşam üzeri Onur eve geldiğinde yüzündeki o yorgun ve şüpheci ifade hala yerli yerindeydi. Salonda karşı karşıya geldiğimizde gözlerini benden kaçırdı. Aramızdaki o kopukluk canımı yakıyordu. Destek almak istediğim abim, arkasından iş çevirdiğimi hissettiği için bana her geçengün daha da kırılacaktı.
Tam o sırada abimin telefonuna bir bildirim düştü. Emir’den değil, Yeliz’den gelmiş bir mesajdı bu. Onur’un telefonunu masada bırakıp mutfağa geçtiği sırada ekrandaki ismi görmemle içim kıyıldı. Yeliz, abimin bu aralar sıkıştığı her an ona sığınacağı, bizim yokluğumuzda onun yanında olacak tek kişi gibi sessizce sırasını bekliyordu.
Abimin benden bulamadığı o desteği, ileride her şey kritikleştiğinde Yeliz'e sığınarak alacağını bilmek içimdeki eksiklik hissini daha da büyüttü. Ben babamı kurtarmak için kendimi yok etmeye hazırlanırken, abimi de ellerimle uzaklaştırıyordum.
Yatağıma uzanıp tavanı izledim. Emir haklıydı, bu durum ikimizi de çok yıpratacaktı. Ama benim geri dönüşüm yoktu. Yarın o hastaneye gidecek ve babamın nefesi olmak için ilk adımı atacaktım. Gizlice... Herkesten ve her şeyden gizlice...
Bölüm sonu✨
Özür mahiyetinde diyelim.. 🎀
