23. bölüm / 37
Badem Çiçeği(texting)22
Bölümler 37Şu an: 22
- 1 01205 kelime
- 2 02214 kelime
- 3 03245 kelime
- 4 04268 kelime
- 5 05242 kelime
- 6 06237 kelime
- 7 07335 kelime
- 8 08217 kelime
- 9 09389 kelime
- 10 10291 kelime
- 11 11353 kelime
- 12 12800 kelime
- 13 13149 kelime
- 14 14256 kelime
- 15 15753 kelime
- 16 16227 kelime
- 17 17248 kelime
- 18 18298 kelime
- 19 Çekiliş Duyurusu160 kelime
- 20 19588 kelime
- 21 201.066 kelime
- 22 211.230 kelime
- 23 222.000 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 23876 kelime
- 25 24347 kelime
- 26 251.040 kelime
- 27 26312 kelime
- 28 271.305 kelime
- 29 28826 kelime
- 30 29944 kelime
- 31 Duyuru58 kelime
- 32 Bölüm Duyurusu17 kelime
- 33 30893 kelime
- 34 Duyuru135 kelime
- 35 31837 kelime
- 36 32930 kelime
- 37 33821 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rüzgar ile hâlâ konuşmuyordum. Ona çok kızgınım, deli gibi kızgınım. Mert’i dövdüğü için, Mert bana trip atıyordu. Halbuki benim hiçbir suçum yoktu ama Rüzgar yüzünden arkadaşımı kaybetmek üzereyim. Mert her ne kadar bana arkadaş gözüyle bakmasa da ben ona arkadaş gözüyle bakıyordum.
Rüzgar’a başka sebepten ötürü de kızgınım. Sevgili olduğumuzu herkesle birlikte öğrendim, bunu yapması çok saçma. Bana daha herhangi bir teklif gelmedi, ne sevgililiği? Hiçbir şeyden haberim bile yok. En sinir olduğum şey benim adıma karar verilmesidir ve Rüzgar, benim de adıma karar vererek sevgili olduğumuzu söyledi. Üstelik arkadaşımı da dövdü! Saygısızca!
Ayrıca bana asla birlikte olmayacağımızı söyledi, dengesiz herif! Acaba ne burcu? Kesin ikizler. Yoksa bu kadar dengesiz olması imkânsız. Ondan nefret ediyorum! Ona âşık olduğumu düşündüğüm için kendimden de nefret ediyorum. Adamı sadece birkaç aydır tanıyorum, hemen ne aşkı? Hem o beni istemiyor bile.
Erkekler neden bu kadar karmaşık ki?
“Miray,” Selma’nın sesiyle telefonumu masanın üzerine bırakıp onlara döndüm. Ela ve Buse gergin şekilde bir şeyler konuşurken Selma, onların sohbetinden sıkılmış gibi bana bakıyordu. “Birine mi yazıyordun?” İmasına gözlerimi devirdim. “Sosyal medya.”
Rüzgar’a yazmayacağım. Onun mesajlarına da cevap vermeyeceğim, onunla konuşmayacağım. Ona kızgınım. Hâlâ özür dilemememiş olmasına daha da kızgınım.
“Mert nasıl, iyi mi bari?” Diye sordu Selma. Bilmiyorum dercesine omuzlarımı silktim. “Konuşmadık.” Bugün Doruk ve Mert hastalarla ilgilenecekti, o yüzden ben de askeriyeden çıkmıştım. Ela, Buse ve Selma da Muğla’da oldukları için onlarla takılmak istemiştim.
Başımla Buse ve Ela’yı işaret ettim. “Konu ne?” Bu kadar gergin olduklarına göre önemli bir şey konuşuyor olmalılar. Telefonuma gömüldüğüm için birkaç dakikadır sohbeti dinlemiyordum.
Buse bakışlarını bana çevirdi. “Ela Hanım, askerliğe dönmeyi istiyormuş!”
İşte şimdi konuyu anlamıştım. Ela, abim şehit düştüğünde askerliği bırakmıştı. Bir daha eline silah bile alamamıştı. Şimdiyse askerliğe dönmek istemesi, Buse’yi sinirlendirmiş olmalı. Eğer Ela askerliğe dönerse, zor bela toparladığı psikolojisi yeniden çökecek.
“Kendisi bilir ama bence dönmemesi daha iyi.” Kahvemden bir yudum içip bakışlarımı Ela’ya çevirdim. “Hâlâ atlatamadığın şeyler var, biraz daha toparlansan iyi olur.”
Ela omuzlarını silkti. “Emirhan’ın uğruna canından olduğu vatan için savaşmayı, sırf o şehit düştü diye bırakamam. Seneler geçti, artık dönmeliyim.”
Haklıydı. Abim bu vatan için canını feda etti, Ela da abimin savaşını devam ettirmek istiyor. Her şeyi öylece bırakmak istememesi çok normal. Henüz tam olarak toparlanamamıştı, hâlâ geceleri abimin ona anlattığı son masalın ses kaydını dinliyordu. O ses kaydı olmadan uyuyamıyordu bile, abimin sesi ona huzur veriyordu.
“Kararın ne olursa olsun, yanındayız.” Dedim gülümseyerek. Ela hafifçe tebessüm edip Buse’ye baktı. Buse gözlerini devirerek kollarını göğsünde birleştirdi. “Her ne kadar askerliğe dönmeni istemesem de destekçinim.”
Ela’nın yüzünde mutlu bir gülümseme oluşurken kollarını boynuna doladı. Ela için askerlik, yaşamak demekti. Abim gibi o da hayatını askerliğe adamıştı. Vatan uğruna harcanmamış bir ömürün boşa gittiğini söylerdi ikisi de. Düşününce, ömrümü fazlasıyla boşa harcadığımın farkındaydım.
“Sen nasılsın aşkım?” Diye sordu Ela bana.
Umursamaz görünmeye çalışarak omuzlarımı silktim. “Kafam karışık. Rüzgar, bana dokunduğu için Mert’i dövdü.” Onlara her şeyi, tüm detaylarıyla uzunca anlattıktan sonra arkama yaslandım. “Ne yapacağımı bilmiyorum…” dedim ağlamaklı bir ses tonuyla.
“Hödük ya bu!” Diye çemkirdi Buse. “İnsan bir çıkma teklifi eder! Hayvan oğlu hayvan!”
“Dur,” diyerek onu durdurdu Selma. “Bilmediğimiz şeyler var. Hepsini anlat, Miray.”
Ona gözlerimi devirdim. Beni nasıl bu kadar iyi tanıyabilirler anlamıyorum! Ela varken abim ve Rüzgar’ın geçmişinden bahsetmeyi istemiyordum, onun üzülmesinden korkuyorum. Abimi zaten hâlâ aşabilmiş değil, durumu iyice kötü hâle getirmek istemiyorum.
Dudaklarımı birbirine bastırarak Ela’ya baktım. “Abim ve Rüzgar, birbirlerini tanıyorlarmış.” Gözlerim dolarken buruk bir tebessüm oturdu yüzüme. “Abim, beni ona emanet etmiş ölmeden önce…” Ela’nın yüzündeki ifade, kalbimin acımasına sebep olmuştu. Gözleri dolmuştu ama buna rağmen abimden bahsedilmesi gülümsemesine sebep olmuştu. Uzanıp masanın üzerinden elimi tuttu.
Onlara hikayenin geri kalanını anlatırken, diğer yandan da merkezde bulunan bir kulübe gitmek için yola çıkmıştık. Tüm duygularımla beraber yaşananları anlatana dek kulübe varmıştık bile. Bir masanın etrafında toplanmış, olanları konuşmaya devam ediyorduk.
“Sen cidden adamı kardeşinden mi kıskandın?” Diyerek beni böldü Selma. Ela ve Buse ise kahkahalarla gülüyorlardı. “Kızım sorsana direkt, bu kadın kim deseydin ya!”
Kollarımı göğsümde birleştirerek dudaklarımı büzdüm. “Çok sinirlenmiştim! Aklıma gelmedi!” O sinirle bunu soramamıştım, sinirli olmasam da soramazdım zaten. Daha ne olduğumuz belli değildi, nasıl gidip de soracaktım ki?
“Neyse, sonra gerçeği anladım. Rüzgar’la konuştum. Yaren bu işe burnunu soktuğu için bayağı sinirlendi Rüzgar. Sonra da asla birlikte olamayacağımı söyledi abim yüzünden.” Diyerek lafımı tamamladım. Kadehimi tek yudumda bitirip sertçe masaya bıraktım. “Kim bana gidip bir kadeh daha almak ister?” Diye sordum masum bir sesle.
“Ne arzu edersiniz?” Arkamdan gelen sese doğru döndüm. Bana gülümseyerek bakan garsona hafifçe tebessüm ettim. “Bir miktar viskinin içine domates suyu, limon suyu ve cin tonik. Bardağın dudak kısımlarını da tuza batırın lütfen.” Kibar bir sesle siparişimi verdikten sonra tekrar kızlara döndüm.
“Bu mekanda garson mu vardı?” Diye sordu Ela kaşlarını çatarak.
Selma, omuzlarını silkti. “Bilmem, biz ilk defa geldik. Miray bilir.”
Bilmiyorum dercesine dudaklarımı büzdüm. “Ben de ilk defa geldim kızlar, burada pek gezdiğim söylenemez.” Muğla’da birkaç kez dışarı çıkmıştım ama buraya daha önce hiç gelmedim. Kızlarla tatil yaptığımız esnada önünden geçmiştik ama içine girmemiştik.
Garson, kısa süre içinde içeceğimi getirdiğinde, gülümseyerek içkimi alıp teşekkür ettim. Yeniden kızlara döndüm. “Dans mı etsek?” İçkimden büyük bir yudum alıp onlardan bir cevap bekledim. “Çakır mı oldun sen?” Dedi Buse gülerek. “Alkol eşiğin ne kadar da düşük.” Ona gözlerimi devirerek içkimi uzattım. “Bunu deneyip öyle konuş.” Buse, bardaktan küçük bir yudum aldıktan sonra yüzünü buruşturarak yeniden bana uzattı. “Köpek öldüren kızım bu! Ne yaptın sen?”
Kıkırdayarak ona baktım. En sevdiğim kokteyl buydu, kendim uydurmuştum ama tadı enfesti. Her gün olsa her gün içerim bundan.
Bir yudum daha içtikten sonra biraz başım dönmeye başlamıştı. Neden bilmiyorum ama her zamankinden biraz daha değişikti tadı. İçinde tanıdık bir acı tat vardı. Fazla önemsemeden bardağı tek yudumda bitirdim. Yanan boğazımı temizleyerek yutkundum. Derin bir nefes alarak buğulanan gözlerimi etrafta gezdirdim.
Sanırım sarhoş olmuştum. Bu da yandım demektir. Sabahın köründe kalkıp muayenehanede olmam gerekiyor ve sarhoş olduysam bu durum epey zorlaşacak. Keşke biraz daha içseydim derdim ama pişman değilim. Biraz daha içmek istiyorum.
“Buradan çıkınca ne yaparız?” Diyen Buse’yi duysam da sesi çok uzaktan geliyordu sanki. “Bence gidelim artık, saat bir olmak üzere.”
Oha, o kadar olmuş muydu ya? Ben daha on birdir falan diyordum. Ne ara bu kadar geç oldu ki? Askeriyeye gitmek istemiyorum, o lojmanlar çok sıkıcı. Lojmandaki dairem de hoşuma gitmiyor, kim tasarladı bilmiyorum ama iğrenç şekilde tasarlamış.
Derin bir nefes aldıktan sonra az önceki garsonu görünce ona doğru baktım. “Hey! Aynısından bir duble daha getirir misiniz?”
Günlük hayatımda fazla alkol tüketen biri değildim fakat bu gece içmek istiyordum. Rüzgar yüzünden kafam çok karışıktı ve ne yapacağımı bilememek, canımı çok sıkıyor. Üstelik abimin ölüm yıldönümü de yaklaşmıştı, haliyle canım fazlasıyla sıkkın. Onun bana yıllar önce, aşık olduğum kişiye vermem için verdiği bileklik neredeydi bilmiyorum. Dün onu kaybetmiştim. İlk defa onu takmak istemiştim, onu ve abimin hediyesi olan kolyeyi takmıştım ve ikisini de kaybetmiştim. Hepsi Mücahit yüzünden. Sinir krizi geçirmişti, onu zaptetmeye çalışırken ikisini de kaybetmiştim.
Gözlerim dolarken ağlamamak için sol elimin yumruğunu sıktım. Kafam sanki her geçen saniye daha da güzel oluyordu. Garson, bana içkimi getirdiğinde, teşekkür bile etmeden bardağı elinden çekerek aldım. Tek yudumda bardağı yarısına getirdikten sonra bardağı masaya bıraktım. İnsanların ve müziğin sesi birbirine karışıyordu ve hepsi çok uzaktan geliyor gibiydi.
Midemin bulandığını hissederken ağzıma kusmadan önce gelen garip tat gelmişti. İçkim boşa gitmesin diye bardağımı alıp dudaklarıma yasladım, bardakta kalan kısmı da tek yudumda bitirdikten sonra kızlara bir şey söylemeden koşar adımlarla kulübün tuvaletine doğru ilerledim. Kulübün tek kişilik tuvaletini bulduğumda, kendimi hemen içeri attım.
Dakikalar boyunca klozetin önünde diz çöküp kusmayı denesem de bir işe yaramamıştı. Pes ederek midemdeki dehşet bulantıyla birlikte ayağa kalktım. Ayağa kalkıp arkamı döndüğümde, karşımda görmeyi beklediğim son kişi vardı. "Beyefendi, burası kadınlar tuvaleti!" dedim neredeyse bağırarak. Bir erkeğin kadınlar tuvaletinde ne işi vardı ki?
O garsonun ne dediğini anlamasam da yüzündeki tuhaf sırıtma, içime korku salmak için yeterli olmuştu. Aceleci adımlarla onu arkamda bırakarak tuvaletten çıktım.
Masamızın nerede olduğunu unutmuş şekilde aceleci adımlarla peşimdeki adamdan kurtulmak için uğraşıyordum. Eğer kızları bulursam, bu adamdan da kurtulmuş olurum.
"Kızlar!" diye seslendim bağırarak. Kimseden bir ses çıkmamıştı, muhtemelen müziğin sesi, benim sesimi bastırıyordu. Birinin kolumu tuttuğunu hissedince, bakışlarımı hemen arkama çevirdim. "Badem Çiçeği." duymayı istediğim tek sesi duyduğumda, tuttuğum gözyaşlarımı serbest bıraktım. İçimde ilk kez abim dışında bir erkeğin dokunuşundan rahatsız olmamanın buruk sevinci ve o garsonun üzerimde bıraktığı korku vardı. Hiç düşünmeden kendimi Rüzgar'ın boynuna attım. Kollarımı sıkıca onun boynuna dolarken delicesine ağlıyordum. "Rüzgar..." dedim ağlayarak. "Lütfen sarıl bana."
O garsonun sırıtışı, zihnimde amcamın canlanmasına neden olmuştu.
Rüzgar bir süre ne yapacağını bilemiyormuş gibi durdu. Ardından kollarını belime doladı. Bana sarılmasıyla daha çok ağlamaya başlamıştım. Yüzümü boynuna gömerken, o da yüzünü benim saçlarıma gömmüştü. "Ne oldu sana?" derken sesi oldukça yumuşak çıkıyordu. Sanki beni ürkütmekten korkuyormuş gibi yumuşak ve sıcak bir sesle konuşuyordu. "Ne bu halin?" diye sordu. Koskoca kulüpte sesini duyduğum tek kişi oydu. Müziğin sesini bile duyamıyordum.
"Bilmiyorum," dedim titreyen sesimle. "Garsondan en sevdiğim kokteyli istedim, iki tane içtim..."
"Garson?" dedi Rüzgar sorarcasına. "Burada garson yok, self-servis burası."
Ne dediğiyle ilgilenmiyordum. Sadece onun sesini duymak istiyordum. Sesi bana huzur ve güven veriyordu, saatlerce onun kollarında, onun sesiyle mest olmak istiyordum. Burnumu çekerek ona daha sıkı sarıldım. Uzun boyu yüzünden ayaklarım yere değmiyordu, havada asılı kalmış şekilde sarılıyordum ona.
"Kimdi o garson?" diye sorduğunda, ses, ilk kez bu kadar sertti.
"Rüzgar, lütfen gidelim..." dedim yalvarırcasına. Bir an önce gidip uyumak istiyordum.
Rüzgar Efe Kandemir'in Ağzından...
Sonunda Miray'ı yatağa yatırmayı başarmıştım. Onu lojmanına götürmedim, kendi lojmanıma aldım. Bu haldeyken onu yalnız bırakmayı istememiştim. Sadece bu gecelik yanında ya ben ya da Yaren kalacaktı. Yaren, onu gecenin bu saati uyandırdığım için sinirli görünse de pek bir şey dememişti. Sessizce durmuş, yatakta uzanan Miray’a bakıyordu. “Çok saf lan bu kız, nereden buldun onu?”
Omuzlarımı silktim. “Ona sorarsan şans, bana sorarsan istek.”
“Nasıl yani?” Dedi Yaren kaşlarını çatarak.
Dudaklarım yukarı kıvrıldı. “Askerlerimden birisinin numara değiştirdiğini, o askere yazdığımı sanarken yanlışlıkla kendisine yazdığımı ve hatta beni dolandırdığını sanıyor. Halbuki hepsini ben istedim.” Kendimle gurur duyuyorum. Ona yalan söylemem her ne kadar hoş olmasa da onu korumak için hayatına girmek isteseydim, muhtemelen ağzıma sıçardı. Âşık olmak planlarımda yoktu, o tamamen benim suçum.
Yaren, hafifçe gülüp omzuma vurdu. “Kızın yerinde saf olmayan birisi olsa, her şeyi anlardı bence.” Derin bir nefes alarak sırtını duvara yasladı. “Kim kalacak yanında?”
“Sen.” Dedim hiç düşünmeden. Miray, her ne kadar beni tanıyor olsa da yaşadığı onca travmadan sonra bir erkekle odada yalnız kalmak isteyeceğini sanmıyorum. Özellikle de o böyle bir durumdayken, ona sormadan yanında uyumak, karaktersizlik olur. O bir kadın, izni olmadan yanına yaklaşamam bile. Buna hakkım yok ve olamaz da.
Yaren’den bir cevap beklemeden, Miray’ın yanına gidip yorganı üzerine örttüm. “Bir şey olursa beni ararsın.” Dedim bakışlarımı Miray’dan ayırmadan. Miray’a bakıyor olsam da bunları Yaren’e söylemiştim. Miray’a son bir bakış attıktan sonra gitmek için arkamı döndüm. Tam o esnada, hiç beklemediğim şekilde Miray, elimi kavradı. Başımı ona doğru çevirdiğimde, gözlerini açmış, dudaklarını büzerek masum ve ürkek bakışlarla bana bakıyordu. “Gitmesen olmaz mı?”
Ne yapacağımı bilemeden Yaren’e baktım. Miray’ın kafası şu an hiç yerinde değildi, bu haldeyken bunu istemesi normaldi. Korkuyordu ve beni yanında istiyordu. Sabah kendisine geldiğinde, bunları hatırlamazsa her şeyi yanlış anlayabilir. Yanlış anlamayacak olsa bile, onun sarhoşluğundan faydalanmış olmak istemiyorum.
“Kalsana işte.” Dedi Yaren, azarlarcasına. Ona gözlerimi devirerek tekrar Miray’a baktım. “Gitmem gerekiyor, Badem Çiçeği.” Dedim kısık bir sesle. “Sabah yanına gelirim, olur mu?”
Yaren’in ettiği küçük küfrü duysam da aldırmadım. Miray’a gülümsedim ve ona doğru eğilerek alnına küçük bir öpücük kondurdum. “İyi geceler, güzelim.” Miray, dudaklarını büzerek küçük bir çocuk edasıyla bana baktı. Onun bu halini her ne kadar sevimli bulsam da beni kandırabilmesi için yeterli değildi.
Elini yavaşça bırakıp odanın çıkışına doğru yöneldim. “Sana da iyi geceler.” Dedim Yaren’e imayla. Miray’ın bu gece onu ne kadar çok uğraştıracağı şimdiden belliydi. Yaren, bana gözlerini devirerek bana omuz atıp yanımdan geçti. Lojmandan çıktığım gibi ne yapacağımı biliyordum. Kulübe gideceğim ve Miray’a bunu yapan herifi bulup hesabını soracağım.
Miray olmasa bile herhangi bir kadına, böylesine aşağılık bir şey yapılmasına müsaade edemem. Böyle bir durumu asla görmezden gelemem, bu mümkün değil. Adamın yüzünü az çok hatırlıyorum, kameralar da bana fazlasıyla yardımcı olacaktır. Adım kadar eminim, o herif Miray’ın içkisine uyuşturucu koydu, hesabını soracağım.
Bölüm etkileşimi
