12. bölüm · Badem Çiçeği(texting)
12
Öylesine yorgundum ki duş almaya bile mecalim kalmamıştı. Yine de elimden bir şey gelmiyordu, o partinin ardından duş almazsam çok ayıp olurdu. Mecburen duşumu almıştım.
Muğla tahmin ettiğim kadar sıkıcı bir şehir değildi. Hatta oldukça eğlenceliydi. Kendi şehrimde magazine düşmemek için yapamadığım her şeyi burada yapmıştım. Partilere gidip eğlenmiştim, delicesine sarhoş olup dans etmiştim. Kendi şehrimde bunları yapamazdım, magazine düşen tek bir hatamda bile babam beni öldürürdü.
Tam uykuya dalmak üzereyken odamın çalan kapısıyla iç geçirdim. Kimin geldiğini tahmin etmek pek de zor değildi, kızların geldiğine eminim. Buse, Ela ve Selma o yorucu partiye rağmen hâlâ oldukça enerjiklerdi, yeni bir partiye gitmek için plan yapmışlardı ve beni de dahil etmek istiyorlardı. Elbette bu denli yorgun ve uykusuzken bir partiye gitmeyeceğim.
Kendimi zorlayarak yataktan kalkıp ağır adımlarla otel odasının kapısına doğru ilerledim. Kimin geldiğini zaten bildiğim için kontrol etme gereği duymadan kapıyı açtım. Gördüğüm kişiyle göz bebeklerim şaşkınlıkla büyüdü.
“Bornoz?” Dedi Rüzgar sorarcasına üzerimdeki bornoza bakarken. Şaşkın gözlerle ona bakmayı sürdürdüm. Burada ne işi vardı ki? Onu ben çağırmadım, bana geleceğiyle ilgili bir mesaj da göndermemişti. Habersiz gelmesi hiç hoş değildi.
“Neden geldin?” Diye sordum merakla. Geleceğini bilseydim en azından makyaj yapardım. İnsanların karşısına makyajsız çıkmayı hiç sevmiyorum.
Rüzgar’ın bakışları yüzüme kaydığında, kaşları çatıldı. Gözlerini kısarak yüzüme bakmaya başladı. “Yüzünde ne var senin?” Dediğinde, aklıma yüzümdeki kelebek desenli kâğıt yüz maskesi geldi. Elimi hemen yüzüme götürüp maskeyi yüzümden çıkardım.
Rezil olmuştum… Gerçekten rezillik kelimesinin sözlükteki anlamı benim. Adama hem bornozla hem de yüzümde kelebekli maskeyle yakalanmıştım. Hayatımda daha çok rezil anlar da yaşamıştım ancak, Rüzgar rezil olmak istediğim insanlardan birisi değildi.
Rüzgar derin bir nefes alarak odamın önünden geçen adamlara sert gözlerle baktıktan sonra hemen içeri girip kapıyı arkasından kapattı. “Giyecek kıyafetin yoksa söyle alayım da kapıya bornozla çıkma.” Dedi azarlar bir tonda.
Elbette giyecek kıyafetim var. Olmasa bile gidip istediğim kadar kıyafet alabilirim kendime. Onun parasına kalmadım. Ne kadar saçma sapan konuşuyor bu adam ya… Yemin ediyorum bir zeka eksikliği falan var bunda.
Ona gözlerimi devirerek odanın içine ilerledim. Yatağımın üzerine oturup ona baktım. “Bu saatte gelme amacın nedir, Komutan?” Dedim alayla.
“Deli sikti, geleyim dedim.” Dediğinde, derin bir nefes aldım. Normal bir soru sordum, neden küfür ediyor ki? Argodan ve küfürden nefret ediyorum ve haliyle bu küfürleri duymayı da istemiyorum ve sevmiyorum.
Erkek varlıkları da küfür edemeden konuşamıyorlar maalesef. İki kelimelerinden birisi küfür olmazsa ölecekler. Bu kadar küfür etmeye ne gerek var anlamıyorum. Çok saçma geliyor bana.
“Hoşgeldin.” Diye mırıldandım ağzımın içinden.
“Sen ne zaman gideceksin?” Diye sordu Rüzgar.
Geri dönmek hiç içimden gelmiyordu. Burada çok rahatım, istediğim gibi davranabiliyorum ve bu durumdan çok mutluyum. Kasıntı insanlar, şov yapmak için verilen davetler, kim daha güçlü ve zengin yarışmaları gibi saçmalıklar yok burada.
“Kalıp kendime bir pastane açmayı ya da bir hastanede işe girmeyi planlıyorum.” Dedim omuzlarımı silkerek.
Rüzgar kendini tutamamış gibi bir kahkaha attı. “Bu sicille hangi hastane seni işe alır?” O konuşurken hâlâ onun gülüşünün güzelliğinin etkisinden çıkamamıştım. Öylesine güzel gülmüştü ki gülmekten utanır insan. Gülerken dudaklarının kenarında oluşan gamzeler… Öldüğümde oraya gömülmek isteyeceğim kadar güzeldi.
“Hem ne hastanesi? Aşçı değil misin sen?” Diye sorduğunda, gülüşünün etkisinden ancak çıkabilmiştim.
“Meslek lisesinde aşçılık okudum ama üniversitede tıp.” Dedim ifadesiz bir ifadeyle. Tıp okumak hayallerim arasında değildi ancak abim hep tıp okumamı istemişti, onun hayallerinden birisiydi doktor olmak ama asker olma isteği daha ağır basmıştı. Tıp okumam için beni hiçbir zaman zorlamamıştı ama onun mutlu olmasını istediğim için okumuştum.
Rüzgar tek kaşını havaya kaldırarak sana baktı. “Her alanda varsın bakıyorum?” Dedi alayla. Gülerek ona gözlerimi devirdim. Dolandırıcılık, hırsızlık, aşçılık, doktorluk… Yok yoktur bende. Ah, en önemlisini unuttum: taş gibiyim ve fiziğim mükemmel.
“Neyse.” Dedim iç çekerek. Haklıydı, bu sicille beni hiçbir hastane işe almaz. En iyisi kendime bir pastane açıp orayı işletmek. Övünmek gibi olsun, tatlı ve yemek konusunda çok yetenekliyimdir. Yirmi yıllık deneyimi olan aşçılardan bile daha iyi yaparım. Doğal bir yeteneğim resmen. “Bu sicille iş bulamam… Pastane açarım, olur biter.”
“Aldırayım mı seni bizim askeriyeye?” Dediğinde Rüzgar, kaşlarımı çatarak şaşkın bakışlarla ona bakmaya başladım. “Doktor eksiği var, sokarım seni oraya.” Diyerek devam etti. “Hem beni de tanıyorsun, yardımcı olurum sana.”
Her ne kadar kulağa mantıklı gelse de bu sicille askeriyede doktor olarak iş bulmayı geç, normal hastanede temizlikçi bile olamam. Soyadım sayesinde istediğim yerde çalışabilirdim hatta kendime bir hastane bile alabilirdim ancak ailemin parasında hiçbir emeğim olmadığı için o parayı kullanmak istemiyorum.
Eğer parayla bir şey yapmam gerekiyorsa, kendi emeğimle kazandığım parayı kullanmayı tercih ederim. Bir hırsızın böyle düşünmesinin tuhaf olduğunu biliyorum ama karakterim bu yöndeydi. Hem ben öyle abartılı şeyler çalan bir hırsız değilim, ufak tefek şeyler çalarım. Çaldığım şeyin iki katı fiyatını da çaldığım yere götürüp veririm. Hırsızlık benim için basit bir eğlenceden ibaretti.
“Bu sicille mi?” Dedim alayla.
“Sen sadece benden haber bekle.” Dedi ve kapıya doğru yürüdü. “İyi geceler, Badem Çiçeği’m.”
Odadan çıktığında, arkasından şaşkın gözlerle bakıyordum. Badem Çiçeği’m mi demişti o az önce?
