22. bölüm / 37
Badem Çiçeği(texting)21
Bölümler 37Şu an: 21
- 1 01205 kelime
- 2 02214 kelime
- 3 03245 kelime
- 4 04268 kelime
- 5 05242 kelime
- 6 06237 kelime
- 7 07335 kelime
- 8 08217 kelime
- 9 09389 kelime
- 10 10291 kelime
- 11 11353 kelime
- 12 12800 kelime
- 13 13149 kelime
- 14 14256 kelime
- 15 15753 kelime
- 16 16227 kelime
- 17 17248 kelime
- 18 18298 kelime
- 19 Çekiliş Duyurusu160 kelime
- 20 19588 kelime
- 21 201.066 kelime
- 22 211.230 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 222.000 kelime
- 24 23876 kelime
- 25 24347 kelime
- 26 251.040 kelime
- 27 26312 kelime
- 28 271.305 kelime
- 29 28826 kelime
- 30 29944 kelime
- 31 Duyuru58 kelime
- 32 Bölüm Duyurusu17 kelime
- 33 30893 kelime
- 34 Duyuru135 kelime
- 35 31837 kelime
- 36 32930 kelime
- 37 33821 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlar. Bölüm biraz geç geldi, kusura bakmayın. Aslında bayağı yazmıştım ama yanlışlıkla bölümü sildiğim için hepsi çöp oldu. Neyse, çekilişe katılmayı unutmayın, son günler. 💕
Badem Çiçeği; Askerlerinden nefret ediyorum.
Badem Çiçeği; Senden de nefret ediyorum. Sana olan nefretim çok daha fazla. Allah belanı versin senin!
Badem Çiçeği; Gerçekten acımasız birisin! Sende vicdan denen şey yok mu ya? Nasıl bir insansın sen?
Badem Çiçeği; Sormam hata! Berbat bir insansın!
Yakışıklı Komutan; Ben ne yaptım ya yine?
Badem Çiçeği; Ne yapmadın ki!
Yakışıklı Komutan; Neye sinirlendin de hıncını benden çıkarıyorsun?
Badem Çiçeği; Sana sinirlendim!
Badem Çiçeği; Askerlerin senin yüzünden kendilerini yaralıyorlar!
Badem Çiçeği; O kadar acımasızsın ki üç askerin de senden kurtulmak için kendilerini yaralamışlar! Ya adamları iki gündür aç susuz şekilde ayakta mı bekletiyorsun? Bırak uyusunlar! Sana ne zararı var?
Yakışıklı Komutan; Kendilerini bilerek mi yaralamışlar?
Badem Çiçeği; Evet.
Yakışıklı Komutan; Nereden biliyorsun? Söylediler mi?
Badem Çiçeği; Yaraların şeklinden anladım. (Görüldü.)
Badem Çiçeği; Bana görüldü mü attın sen? (İletildi.)
Badem Çiçeği; Sen kimsin de bana görüldü atıyorsun? (İletildi.)
Badem Çiçeği; O görüldü inşallah bir yerlerine batar Komutan! (İletildi.)
Muayenehanenin kapısı sertçe açıldığında, oturduğum yerde irkildim. Şaşkın bakışlarla kapıyı açan kişiye, yani Rüzgar’a bakıp gözlerimi devirdim. “Kapısız evde mi büyüdün sen?” Diye bağırdım bana attığı görüldünün sinirini çıkartmak istercesine.
Rüzgar, tek kaşını havaya kaldırıp alaycı ama öfkeli bir bakışla bana baktı. Ardından bakışlarını askerlerine, yani Selim, Gürkan ve İsmail’e çevirdi. “Kalkın.” Dedi sert ve gür sesiyle. Üçünün de gözlerinde beliren korku, Rüzgar’ın askerlerine olan disiplinini belli edem cinstendi. Hoş, buna disiplin denemez. Dense dense acımasızlık denir.
Selim, Gürkan ve İsmail, uzandıkları sedyelerden kalkmak için harekete geçtiklerinde, “Sakın kalkmayın!” dedim ayağa kalkarak. Onların önüne geçip Rüzgar’ın tam karşısında durdum. “Onlar şu an yaralılar, kalkamazlar.” Dedim onları savunmak istercesine.
“Çekil, Badem Çiçeği.” Dedi ismimi söylememeye yemin etmiş gibi. Ona gözlerimi devirdim ve tıpkı onun gibi kollarımı göğsümde birleştirdim. Onun askerlerinden birisi olmadığıma göre, yasal olarak bana bir şey yapmaya hakkı yok. Askerlerine, sözde ‘eğitim, antrenman ve disiplin’ adı altında yaptığı işkenceleri, bana yapamaz. Yoksa ben kimim de bir altmış boyuma güvenip sokak lambası boyundaki adama kafa tutabileyim? Çiğ çiğ yer beni vallahi.
Ona kafa tutarak kaşlarımı havaya kaldırdım. “Doktor gözetimi altındalar, Komutan.” Dedim öfkeyle. Hem bana görüldü atıyor, hem bunun için özür dilemiyor hem de sözümü dinlemiyor! Sinirlenmeyeyim de ne yapayım? Öpüp teşekkür edecek halim yok.
Rüzgar, sabır istercesine derin bir nefes alarak bana baktı. “Komutanları dururken bir doktoru dinlemeleri saygısızlık olur.” Dedi tüm sertliğiyle.
“Miray tamam,” Dedi Selim arkamdan. “Komutanımız haklı.”
Rüzgar’ın bakışlarında bariz bir öfke ve kıskançlık belirdi. “Miray?” Dedi sorarcasına. Neyin kafasında ya bu adam? “Adım Miray, başka ne demelerini isterdin?” Dedim gözlerimi devirerek. Hayatım boyunca bu kadar çok göz devirmedim ama bu adam, beni delirtiyor!
“Komutanlarının sevgilisine karşı saygılarını korumalarını isterim.” Dediğinde Rüzgar, sesindeki netlikten çok dikkatimi çeken şey, sevgilisi demesi olmuştu. Biz sevgili bile değiliz, beni resmen reddetti. Şimdi ne diye sevgilisi olduğumu söylüyor ki?
“Sevgili mi?” Bu soruyu benden önce soran kişi, Mert olmuştu. Hay… Küfür de edemiyorum of! Mert’in bunu duyması pek de iyi olmamıştı. Üzülecek adam ya! Hepsi Rüzgar’ın suçu! Çenesini tutmayı neden bilmiyor bu adam? Sevgilisi olmayan bir kadından neden sevgilim diye bahsediyor ki?
Acaba sevgilisiyim de benim mi haberim yok? İyi de bana çıkma teklifi etmedi ki, nasıl sevgilisi olabilirim? Doğru ya, çıkma teklifi kaldırılmıştı. Kaldırılması gereken onca şeyin arasında çıkma teklifinin kaldırılmış olması büyük saçmalık. Rüzgar’la sevgili değilim diye biliyorum, umarım yanlış biliyorumdur.
“Evet,” Dedi Rüzgar, bakışlarını Mert’e çevirerek. “Sevgili.” Ay ne saçmalıyor bu adam? Daha benim bile haberim yok bundan!
“Komutanım ve doktor sevgili mi?” Dedi İsmail keyifle. “Vay anasını…”
“Nasıl baktı la bu kız komutana?” Gürkan’ın söylediği şey, Rüzgar’ın ona bakmasını sağlamıştı. “Sana mı baksın isterdin?” Dedi sert biçimde. “Bölük nöbeti sende, tek başına tutacaksın. Üç gün boyunca.”
Acımasız adam! Gürkan üç gün uyumadan nasıl nöbet tutacak ya? İnsanda azıcık vicdan olur!
“O zaman sen de üç gece boyunca hiç uyumayacaksın!” Dedim Gürkan’ın cezasını iptal etmesi için. Askerlerine neden bu kadar çok ceza veriyor ki? Ayıp.
“Tamam.” Dedi Rüzgar, zannettiğimin aksine.
“Üç gün boyunca da benimle konuşmayacaksın.” Diyerek devam ettim.
Rüzgar, alaycı bir tavırla tek kaşını havaya kaldırdı. “Öyleyse Gürkan’ın cezası iki katına çıkar.”
Neden bu kadar inatçı olmak zorunda ki? Bir de bana inatçı derler!
“Öyleyse…” Dedim ve sustum. Ne diyeceğimi hiç düşünmemiştim konuşmaya başlamadan önce. Keşke azıcık düşünüp öyle konuşsaydım. “Öyleyse,” Dedim kendimi tekrar ederek ve aklıma gelen ilk şeyi söyledim: “Ben de yeniden senin kızdığın o şeyi yaparım.”
“Hangisini?” Diye sordu. Burada açık açık söylemeyeceğim bir şeydi bu, herkesin ortasında bunu söyleyemem. “Kızdığım çok fazla şey var. Mini ve dekolte giymen mi, Mert yavşağıyla konuşup onu götü yırtılana kadar sikmek istememe neden olman mı?” Son kısmı söylerken bakışları Mert’in üzerindeydi.
Oha ama! Bir kadının yanında bu kadar da küfür edilmez ki ya!
“Sıkıyorsa dene.” Dedi Mert, sert bakışlarıyla ona bakarak.
Rüzgar sinirle güldü. “Odam müsait, akşam gel. Alışkınsındır sen zaten sikilmeye, çok zorlanmazsın.”
İşte bu abartıya kaçmıştı. Bu kadar küfür etmeye ne gerek var ya? İnsan gibi konuşup anlaşmak bu kadar mı zor?
Mert, hızla ayağa kalktığında hemen koluna yapışmak için harekete geçmiştim ki temastan nefret ettiğim için yapamamıştım. Elimi ona dokunmadan geri çekip panikle ona baktım.
“Beni mi döveceksin?” Dedi Rüzgar alayla. Belindeki silahı çıkardığında, gözlerimdeki korku büyümüştü. “Rüzgar sakın!” Dedim tüm paniğimle. Cidden onu öldürmeyi mi deneyecek? Bu kadar gözü dönmüş olamaz!
Rüzgar, beni umursamadan tabancasını sedyenin üzerine bıraktı. Bakışları Mert’in üzerinde geziyordu. “Gel hadi, dene bakalım. Merak ettim, nasıl dövecemişsin?”
Mert ona doğru bir adım attığında, tam aralarında kalmıştım. “İkinizle de konuşmam!” Diye bağırdım panikle. Eğer burada cidden kavga ederlerse, ikisine de küserim. Bu askeriyeden de çekip giderim. Tehditim, ikisinin de umurunda olmamıştı. Mert, Rüzgar’a yumruk atmak için hamle yaptığında, Rüzgar eğilerek bu yumruktan kurtuldu.
Rüzgar sinirle gülerken, Mert, kolumu tutarak beni geriye çekti. Teması karşısında rahatsız olarak farkında bile olmadan bir çığlık attım ve hemen geri çekildim. “Bana dokunmaman konusunda seni daha önce de uyardım!” Diye sinirle bağırdım.
Rüzgar’ın göz bebekleri öfkeyle büyümüştü. Mert’in sağ bileğini, yani bana dokunmak için kullandığı kısmı sertçe tutarak büktü. Mert, canı yansa da belli etmemeye çalışarak Rüzgar’dan kurtulmaya çalışıyordu. “Ona dokunduğun elini kırmamı mı istersin kesmemi mi?”
Rüzgar, Mert’i yere yapıştırırken gözlerimdeki korku büyüdü. Bakışlarımı İsmail’e çevirdim. “Yapmaz öyle bir şey, değil mi?” Diye sordum panikle. İsmail omuzlarını silkti. “Keser mi, bilemiyorum. Ama kıracağı kesin.”
“Rüzgar!” Dedim ağlamaklı sesimle. Ona dokunamadığım için kavgayı ayıramıyordum, İsmail, Gürkan ve Selim de yaralılar. Rüzgar saçma bir hareket yapıp onlara vurursa hepsinin dikişleri patlayabilir.
Yaren’i mi çağırsam acaba? Onu dinler mi ki? Bu adam kimi dinler onu da bilmiyorum ki!
Rüzgar, tek hamlede Mert’in bileğini ters döndürdüğünde, Mert kendini tutamayarak acıyla bağırdı.
Rüzgar şimdi gerçekten yandı. Mert kesinlikle ondan şikayetçi olacak, Rüzgar da hapse girecek ben de onu bekleyeceğim. Of ya! Neden bu kadar saçma davranıyorlar ki? Liseli ergenler gibi bir kız için kavga etmeye ne gerek var?
Rüzgar, Mert’i sertçe iterek bıraktı. Bana doğru dönüp baktığında, gözlerindeki öfke az da olsa azalmıştı. Bakışları yumuşarken derin bir iç çekti. “Sevgilime sarkan birisini uyardığım için özür dilemeyeceğim.” Dedi ve silahını sedyeden alıp beline taktı.
Kaşlarımı çatarak şaşkın bakışlarla ona baktım. “Uyarı mı?” O buna uyarı mı diyor? Adamın bileğini kırdı! Gözümün önünde bileğini ters çevirdi, bu nasıl bir uyarı biçimi olabilir ki?
Rüzgar omuzlarını silkti ve omzunun üstünden Mert’e baktı. “Uyarı.” Dedi sert bir sesle. “Bir dahakine küçük bir uyarıyla kalmam.”
Ona gözlerimi devirdim ve kollarımı göğsümde birleştirdim. “Bileğini kırdın!”
Rüzgar da gözlerini devirdi. “Penisini kırmadığıma dua etsin.”
İğrenç.
“İğrençsin.”
“Teşekkür ederim.”
Bölüm etkileşimi
