2. bölüm · Aşk Hariç Her Şey

YENİ BİR BAŞLANGIÇ MI, ESKİ BİR KAOS MU?

Kaymak Birası

Fotoğraf makinesinin patlayan flaşı masadaki gözleri kısa bir an için kör etmişti. Enes, telefonun ekranına sırıtan yüzlerle düşen kareye memnuniyetle bakarken, masanın havası durulmuş gibi görünse de fırtına öncesi sessizlik kendini hissettiriyordu. Pelin, masaya ulaşan bol dondurmalı sıcak sufleye tatlı kaşığıyla ilk darbeyi vururken, gruptaki herkes kendi ritmine çoktan geri dönmüştü.
"Gördün mü?" dedi Melis, oturduğu sandalyede dikleşip siyah kemik gözlüklerini parmağının ucuyla yukarı iterken. Asi ve şık ceketinin kollarını hafifçe sıvayıp kahvesinden son yudumu aldı. "Yine aynı senaryo. Pelin sufleyi yer, Gökhan 'Ben zaten haklıydım' edasıyla gözlüğünün arkasından sırıtır, olan da bizim kulaklarımıza olur."
Gökhan, masanın üzerindeki havalı duruşunu hiç bozmadan hafifçe arkasına yaslandı. Açık renk dağınık saçlarını tek bir el hareketiyle geriye atıp sırıttı. "Melis, buna stratejik yönetim denir. Sufle olmasaydı tartışma akşam yemeğine kadar uzayacaktı. Ben sadece süreci hızlandırdım."
Pelin kaşığını sertçe tabağın kenarına çarptı. Koyu saçları omuzlarına dökülürken, yanaklarındaki alallık öfkesinin tamamen geçmediğini ele veriyordu. "Bana bak Gökhan, tatlı ısmarladın diye kendini affettirdim sanma! Bu sufle sadece senin varlığına tahammül edebilmem için kan şekerimi yükseltme çabası."
O sırada masadaki kaostan tamamen izole görünen Ersin, elindeki moda dergisinin sayfasını yavaşça çevirdi. Siyah spor üstünün içinde son derece cool bir tavırla başını kaldırdı. Açık renk dalgalı saçlarının arasından masadakilere bakıp, "Şu sufle kavganız bittiyse," dedi sakin bir sesle, "hafta sonu için yaptığımız planı konuşabilir miyiz? Çünkü bu gidişle kulaklarımda çınlayan tek şey Pelin’in 'Bitti!' nidası olacak."
Buse, rahat gri eşofmanının kollarını çekiştirip hafifçe gülümsedi. O doğal ve sevimli haliyle Ersin’e doğru eğildi. "Ayy Ersin, hemen modumuzu düşürme ya! Bence harika bir plan yapabiliriz. Mesela kamp? Ya da sessiz, sakin bir sahil kasabası?"
Masada cetvelle çizilmiş gibi dik oturan Onur, kot gömleğinin üzerindeki kravatını hafifçe düzeltti. Gözlüklerinin arkasından masadaki herkese analitik bir bakış attı. "Kamp fikri bu grup için tam bir felaket olur," dedi ciddiyetle. "İstatistiki olarak, Pelin ve Gökhan kapalı bir alanda veya çadırda beş dakikadan fazla kalırsa ilk gece doğa felaketi yaşanır. Ayrıca ben çimlerin üzerine o kadar düzgün giyinip oturamam."
Enes, siyah tişörtünün yakasını düzeltip masanın ortasına doğru eğildi. Hacimli ve koyu dalgalı saçlarını geriye atarak grubun lideri edasıyla lafa girdi. "Onur haklı. Kamp bizi aşar ama hafta sonu için şehir dışına kaçmak şart oldu. Melis, senin şu kuzenin bağ evi boş değil miydi?"
Melis gözlerini devirdi. "Boştu Enes, ama sekiz kişiyi —pardon, sürekli ayrılıp barışan bir çifti ve onların dramını— o eve sokarsam kuzenim beni evlatlıktan reddeder."
Pelin, suflesinden son kaşığı alıp Gökhan’a öldürücü bir bakış fırlattı. "Merak etme Melis’çiğim, ben bu adamla aynı arabaya bile binmem. Şehir dışında aynı çatının altında bulunmamız imkânsız."
Gökhan gözlüklerini hafifçe indirip Pelin’e göz süzdü. "Çok yazık... Ben de arabayla giderken en sevdiğin çalma listesini açmayı planlıyordum."
Pelin bir an duraksadı, dudaklarını büktü. Masadaki herkes Pelin’in gardının yine düşmek üzere olduğunu anladığında derin bir nefes aldı.
Enes masaya hafifçe vurdu. "Tamamdır! O zaman karar verilmiştir. Bu hafta sonu hep birlikte bağ evine gidiyoruz. Kimse itiraz etmesin, bavulları hazırlayın!"