6. bölüm · Aşk Hariç Her Şey
GECE YARISI MUTFAK KAZALARI
Gece saat üçü geçerken bağ evine derin bir sessizlik çökmüştü. Ancak bu sessizlik, salondaki gıcırtılı çekyatta sağa sola dönüp duran Gökhan için geçerli değildi. Yayların sırtına batan sertliği ve salondaki ahşap saatin tik-takları uykusunu tamamen kaçırmıştı. En sonunda pes ederek ayağa kalktı, açık renk dağınık saçlarını eliyle düzeltip gözlüğünü taktı ve sessizce mutfağa doğru süzüldü.
Buzdolabının kapağını açtığı an yayılan loş sarı ışık, mutfağın ortasında duran siyah giysili silüeti aydınlattı.
"Kuvvetli bir spora gitmiş gibi görünüyorsun Gökhan," dedi Melis, tezgahtaki bardağa su doldururken. Siyah kemik gözlükleri ve şık ipek pijamasıyla gecenin bu saatinde bile abartılı bir hava saçıyordu. "Çekyat omurgana pek nazik davranmadı sanırım?"
Gökhan buzdolabından soğuk bir şişe su alıp kapağı kapattı. "Çekyat bir iskence aleti Melis. Ayrıca senin kuzenin bu evi tasarlarken insan ergonomisini hiç düşünmemiş."
Tam o sırada mutfak kapısında başka bir gölge belirdi. Pelin, üzerindeki peluş sabahlığı, dağılmış koyu saçları ve yüzündeki o hafif şaşkın ifadeyle içeri girdi. Yanaklarındaki allık silinmişti ama bakışlarındaki o hırçın canlılık hâlâ yerindeydi. Gökhan’ı Melis’le mutfakta baş başa görünce duraksadı.
"Ne oluyor burada?" dedi Pelin, kollarını göğsünde birleştirerek. "Mutfak kulübü mü kurdunuz gecenin bu saatinde?"
Melis suyundan bir yudum alıp gözlerini devirdi. "Sakin ol Pelin. Sevgilin —ya da eski sevgilin, her neyseniz— çekyatın gazabına uğramış, ağlanıyordu. Ben gidip uyuyorum, size iyi atışmalar." Melis süzülerek mutfaktan çıktı ve merdivenleri tırmanmaya başladı.
Mutfakta sadece buzdolabının hafif cızırtısı ve dışarıdaki rüzgârın sesi kaldı. Pelin tezgahın kenarına yaslandı, Gökhan ise elindeki su şişesiyle ona doğru bir adım attı.
"Uyuyamadın mı?" diye sordu Gökhan, sesi ilk defa bu kadar yumuşak ve sakindi.
Pelin başını yana eğip ona baktı. "Üst kat çok soğuk. Hem... sanırım aşağıdan gelen çekyat gıcırtıları yüzünden uyuyamadım."
Gökhan hafifçe gülümsedi. Cebinden çıkardığı ve tesisten aldığı o küçük çikolatanın ikincisini tezgahın üzerine bıraktı. "Soğuğa iyi gelir. Kan şekerini dengeler."
Pelin çikolataya baktı, ardından Gökhan’ın açık renk gözlerinin içine. "Sen gerçekten tam bir baş belasısın Gökhan."
"Biliyorum," dedi Gökhan, havalı bir tavırla gözlüğünü düzelterek. "Ama en sevdiğin baş belasıyım."
Pelin tam çikolatayı alacakken, mutfak kapısı aniden büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye elinde bir fenerle Onur daldı. Kot gömleğinin düğmelerini yanlış iliklemiş, gözlükleri hafifçe kaymıştı.
"Evde hırsız var sandım!" dedi Onur, fenerin ışığını doğrudan Pelin ve Gökhan’ın yüzüne tutarak. "İstatistiki olarak gecenin bu saatinde mutfakta bulunma olasılığınız yüzde üçtü!"
Arkasından Enes ve Ersin belirdi. Enes, hacimli koyu saçları darmadağın halde kapının eşiğine yaslandı. "Yine mi siz?" dedi derin bir iç çekerek. "Bir gece... Sadece tek bir gece olaysız uyuyamaz mıyız bu grupta?"
Buse de uykulu gözlerle arkalarında büzülmüş, gri eşofmanının kollarını çekiştiriyordu. "Ama çok romantik görünmüyorlar mıydı tam kapıyı açtığınızda?"
Ersin elindeki dergiyle Onur’un fenerini aşağı indirdi. Açık renk dalgalı saçlarını geriye itip, "Romantikliklerini sabah kahvaltısına saklasınlar. Şimdi herkes yatağına," dedi sakin ve otoriteli bir sesle.
Pelin çikolatayı hızla cebine atıp merdivenlere doğru koşarken, Gökhan arkasından sırıtmaya devam ediyordu. Bağ evinde gece yarısı ateşi bir kez daha söndürülmüştü ama sabah kahvaltısında kopacak fırtınanın sinyalleri şimdiden verilmişti.
