9. bölüm · Aşk Hariç Her Şey
DERENİN SESİ VE CÜZDAN DÜŞMANI AKŞAM YEMEĞİ
Derenin şırıltısı yaklaştıkça havadaki çam kokusu nemli bir toprak kokusuna bıraktı yerini. Sık ağaç dallarını yarıp patikaya çıktıklarında, ahşap bir yürüyüş köprüsü ve hemen arkasında beliren tanıdık bağ evi tabelası karşılarındaydı. Enes’in sezgileri grubu kaybolmaktan kurtarmıştı.
"İşte bu kadar!" dedi Enes, siyah tişörtünün yakasını silkip hacimli koyu saçlarını geriye atarak. "Rehberiniz Enes gururla sunar. Artık eve döndüğümüze göre ana konumuza gelebiliriz."
"Ana konu mu?" dedi Pelin, mudürlükten çamur içinde kalmış topuklu botlarını köprünün kenarına sürterek. Koyu saçları darmadağın olmuş, yanaklarındaki allık öfkesinden daha da kızarmıştı.
"Tabii ki," dedi Onur, kot gömleğinin üzerindeki kravatını düzeltip not defterini çıkararak. "Pelin, ormanda 14. dakikada iddiayı bozup bağırdın. İstatistiki verilerime göre iddiayı açık bir farkla Gökhan kazandı. Akşam yemeği faturası tamamen sana ait."
Gökhan açık renk dağınık saçlarını geriye itip havalı gözlüğünü düzeltti. Yüzünde zafer kazanmış bir komutanın geniş gülümsemesi vardı. "Ben söylemiştim Pelin. Benimle yarışamazsın. Şimdi gruptan kim ne yemek istiyorsa sipariş etsin, cüzdanın sahibi Pelin Hanım."
Pelin gözlerini devirdi, hırstan dudaklarını ısırdı. "Tamam! Ödüyorum! Ne istiyorsanız sipariş edin, en pahalı etleri söyleyin! Ama Gökhan, senin bu alaycı tavrın yüzünden bu akşam seninle aynı masada oturmayacağım!"
"Pelin’ciğim," dedi Melis, siyah kemik gözlüklerini burnuna oturtup şık ceketinin önünü kapatırken. "Aynı masada oturmazsan benim ısmarlayacağın o pahalı bifteği yerken vicdan azabı çekmem gerekecek. Lütfen masaya gel ki yemeğin tadı çıksın."
Buse, rahat gri eşofmanının kapüşonunu kafasına geçirip sevimli bir tebessümle araya girdi. "Ayy Pelin ne olur küsme ya! Bak Gökhan sana az önce bahçeden yabani papatya topladı, cebine koydu görmedim sanma."
Pelin duraksadı. Gökhan’a baktı. Gökhan çaktırmadan cebinden çıkardığı küçük papatya buketini Pelin’e doğru uzattı. Açık renk gözlerinin arkasındaki o muzip ama yumuşak bakışla, "Ormanda çamura saplandığında topladım. İddiayı kaybettin ama papatyaları kazandın," dedi.
Pelin buketi aldı, kokladı ve yüzündeki o sert ifade bir anda eriyip gitti. Yanaklarındaki allık bu kez öfkeden değil, hafif bir mahcubiyetten parladı. "Gökhan... Sen gerçekten tam bir felaketsin," diye mırıldandı.
Ersin, siyah spor üstünün içinde cool bir edayla veranda sandalyesine kurulup elindeki dergiyi açtı. Açık renk dalgalı saçlarını karıştırıp gülümsedi: "İşte bu! 106. barışma gerçekleşti. Şimdi o pahalı etleri sipariş edebiliriz, değil mi Pelin?"
Akşamın alacakaranlığında bağ evinin verandasından kahkahalar ve cızırdayan et kokuları yükselirken, Masa 4'ün değişmez kuralı bir kez daha kanıtlanmıştı: Ne kadar kavga ederlerse etsinler, bu grup birbirinden kopamıyordu.
