Yeni gelmedik geri geldik

Vaveyla Yazarı: Rümeysa Akıncı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Yeni gelmedik geri geldik

"Kız nereye gidiyon! " Elimde iki tane bavul ile binanın kapısından çıkarken ,camdan bağıran burcu ablaya baktım. "memlekette dönüyorum abla! " "Kız ne çabuk sıkıldın bizden! " Güldüm, seviyordum bu kadını.

43 yaşında olabilirdi Ama ruhu 20lik çıtırdı. "bize ayrılan zamanın sonuna geldik be abla, hadi kalın sağlıcakla. "

Bordo BMW'min bagajını açıp valizlerimi yerleştirdim. Bu mahallede bu araba ne alaka diyeceksiniz, haklısınız galiba. Böyle ilişkiler hoşuma gittiği için taşınmıştım bu mahalleye.

Bagajı kapatıp sürücü koltuğuna oturdum ve radyoyu açtım. nereye mi gidiyordum Karadeniz'e çocukluğumun geçtiği yere. istemsizce içim sıkıştı, neden mi buraya gelmek için çok büyük bir yaygara koparttım da ondan.

hoş gerçi zorunda kalmasam geri döneceğimi de düşünmüyorum. enerjimi yerine getirmek için radyodan neşeli bir şarkı açtım ve arabayı çalıştırdım. 10 saat araba sürülür mü demeyin, toplu taşıma beni geriyor kardeşim ne yapayım.

Tabelada Trabzon yazısını görmem ile eş zamanlı radyodan, *Onur Atmaca'dan ~barabelli* açıldı.

"Ciddi misin ya." algoritmanın bile bana garezi vardı sanki. "Lan bari güzel enerjik birşeyler açsaydın." Diye söylenirken gözlerim limana kaydı. Bir su hem bu kadar dalgalı olup hem huzurlu olamazdı. Derin bir nefes verdim

Radyo'ya uzanıp şarkıyı *sibelim* ile değiştirdim. "Lan sende sus." İçimizi karartmaya gerek yoktu.

Yarım saatlik sürüşün sonunda çarşı görüş alanıma girdi. konağa geçmeden önce. Yiğenime çikolata almak için bir bakkalın önüne arabayı park edip indim.

Neden Ankara'dan birşey getirmedin demeyin. Orda olanların aynısı burada da var gerizekalılar. Ne diye kendime yük yapayım. Çocuğu götürür istediğini alırım.

tam içeri girecekken, omzuma çarpan adamla sendeledim. "yavaş! " Omzunun üzerinden kafamı hafifçe ona çevirdim. "önüne baksana kardeşim." Baktı sadece baktı konuşmayı mı bilmiyordu acaba.

sonra gitti bu neydi şimdi ya dakka bir gol bir. sabır çekerek bakkala girdim ve yiğenim yiğit için bir gofret alıp cebime attım. arabaya geri binip konağa sürdüm.

Daha dağlık bir alan tercih edildiği için, ağaçlar artmıştı. Hava içeri girsin diye camı indirip derin bir nefes aldım.

"Oh, memleketimin havası bile güzel." Yaşlı dayılara dönmüştüm iyice.

Büyük demir kapının önüne geldiğimde, kapının üstündeki çapa dekoruna baktım. korumalardan birisi selam verince ona dönüp selam verdim. kapıyı açtı.

iki yanımda duran kartal heykellerine baktım. Amcam çok severdi kartalları. Kendimi bildim bileli burdalardı ama hiç eski durmuyordu.

Arabayı taşlık yolda sürüp, konağın önünde uygun gördüğüm bir yere park ettim. Arabadan inerken, ön kapının açıldığını gördüm. "teezeeee! " Diye çığlık atarak koşan pigmentsiz cüceye baktım.

kıvırcık saçlı mavi gözlü yanaklı birşeydi. tek temennim büyüyüncede sarı kalmasıydı. "teyzemm." Boy hizasına inerek kollarımı açtım. sarılınca sulu bir öpücük kondurup , kucaklayarak ayağa kalktım. "Bak sana ne aldım. " Diyerek cebimdeki çikolatayı uzattım. "Canım teyzem." Yanağımı suluca öptü , yaladı da denilebilir.

Kapının önündeki minik merdivenden çıkıp. verandada duran anneme ilerlerken, yiğiti yere bıraktım. esmer bir kadındı. genç değildi belki ama taş gibi kadındı vesselam. önce sarıldı, sonra öptü ,ardından beklemediğim bir şekilde vurmaya başladı. "dur kız napıyon. "

Ben kaçmaya çalışırken çoktan terliğini çıkartıp bana fırlatmıştı. "Ula Eşşek sıpası, insan hiç anasına evlat hasreti çektirir mi, getir o terliği!" Çaresizce eğilip, terliği yerden alıp temkinli adımlarla götürdüm.

"Niye suratımı haram etmişim gibi davranıyon ya, hem ben seni çağırdım gelmeyen sensin. " Cümlem bitmeden terliği kıçıma yemem bir oldu. "sus kız, ananı ayağına çağırıp, bide üste mi çıkıyorsun." yanaklarını iki elimin arasına alıp hafifçe sıktım. "oy sen beni mi özledin." Öptüm "kıyamam sana." Biraz daha konuşursam beni kesecek gibi bakıyordu.

"Neyse ben kaçtım. " Aradan sıvışıp konağa girdim. bana melül melül bakan yiğit. "teze dayak yedi." Diye sordu. "valla yedi teyzem. " Diyerek cevapladım onu.

"Oo kimler gelmiş , yüzünüzü gören cennetlik yakamoz hanım." Hilal ablamın sesiyle başımı kaldırdım. İki taraflı olan merdivenlerin sol tarafından iniyordu. gene felaket süslüydü.

evdeyiz kardeşim ne bu çaba. keskin yüz hatları vardı ama bir o kadar tatlıydı."aşk olsun ya, niye herkes böyle davranıyor." Yanıma gelip burnumu sıktı. "evin yolunu unuttuğunuz için olabilir mi küçük hanım, anca biz gelelim." Burnumu kurtarmak için eğilirken.

"ablaa." Diye sızlandım. neyseki bırakmıştı. "zülal ablam nerde?" Diye sordum. onuda çok özlemiştim. 1 ay önce Ankara'ya gelmeleri umrumda değildi. "anca onu özle zaten." Dişlerinin arasından söylenirken, beni kendine çekip, sıkıca sarıldı.

"şirkette gelir birazdan. " Diye cevap verdi. Ondan ayrılınca , tam karşımızda duran sehpa ve çiçek vazosuna baktım.

"Bu ne biçim bir tasarım şekli ya, sen mi seçtin." Diyerek aşağıladım hilal ablamı. "Sus kız, sen nerden anlıycaksın modadan" Diye azarladı. Ama tabiki altta durmadım. "Hemde kırmızı gül koymuşsunuz içine, çok düşündün mü acaba" Diye kınadım.

Az ileride, çalışanlardan biri. "yakamoz hanım, amcanız sizi çağırıyor." Dediğinde toparlandım.

"geliyorum." Diye cevap verip ilerdedim. "odanın yerini değiştirmedi heralde." Diye sordum çalışan kıza. "hayır efendim." Diyerek cevap verdi.

İç kısımdaki kısa merdivenden ilerleyip, salonun sağındaki koridora girdim. Canım annem sağolsun beyaz ve tonları eve hakim şekilde kullandığı için içimiz açılıyordu. Hiç olmassa evin kasvetli havasını kendi çapında dağıtıyordu.

Biraz ilerdiğim gibi direk camın önünde duran. kartal heykeli karşılamıştı beni. Gına geldi Kartal'dan yeter be adam.

Kapıyı çalmadan açıp içeri girdim. Evin geri kalanına tezat şekilde karalara bürünmüştü. Duvarda olmazsa olmazı kocaman bir aile tablosu vardı ve altında şöminesi , üstünde yine ve yine kartal vardı. Fotoğrafta babamla göz göze gelince istemsiz şekilde bir tebessüm oluştu dudaklarımda.

Ardından onun kucağında oturan kendime ve diğer bacağında oturan Altay'a baktım. Babam onu kucağına alınca kıskanıp bende oturmuştum. O gün dün gibi aklımdaydı. Gözlerimi zar zor iki çocuktan ayırıp.masada duran sarışın adama baktım.

bir insan hiç mi değişmezdi ya. saçında tek bir beyaz bile yoktu. hala aynı ketum ifade ile önündeki dosyalara bakıyordu. Maun masanın yanındaki deri koltuğa otururken.

"bir hoşgeldin yok mu ya." Alaylı bir şekilde sordum. Masada duran isimliğe baktım. Turan Ulubey.

"ne yaptığını sanıyorsun sen!" Diye sordu. Aldığım tepkiye karşı sadece. "ne" diyerek karşılık verebildim. "o adamları nasıl müvekkilin olarak kabul edersin , kafana göre iş yapmayı bırak artık!"

Gülümsedim. "ha o mesele." Dedim. "Sana sadece bizim şirket için çalışabileceğini söylemiştim diye hatırlıyorum." dedi. "Bende dinlememiştim diye hatırlıyorum." Aynı şekilde karşılık verdim. "o adamların avukatı olmayacaksın yakamoz!" Masasına yaklaştım. "neden, hangi damarına bastılarda seni karşılarına aldılar, Turan Ulubey." dedim. "Yakamoz!" Diye çıkıştı.

"ama çekilmeye niyetim yok biliyorsun. işimi yarım bırakmaktan nefret ederim." Ayağa kalktım, çıkışa yürüyüp kapıyı açtım. "hiçbirşeyden haberin yok. saçma sapan iş yapma."

Çıkmadan önce ona döndüm. "ha unutmadan, hoşbuldum amca. seni hiç özlememişim." Kapıyı kapatarak çıktım. Muhtemelen sinir krizi geçiriyordu içerde, ama umrumda değildi. herşeyi kontrol edebileceğini düşünmesi onun sorunuydu.

Sinir seviyem artmıştı durduk yere ya. Mutfaktan gelen kokularla rotamı mutfağa çevirdim. Kapıdan girip, arka bahçeye bakan büyük camın önündeki tezgahta, ocağın başında çorba karıştıran kadına ilerledim.

Yolumun üstündeyken ortada duran mutfak adasında oturan yiğiti kucağıma alıp yoluma devam ettim.

"ooo yine döktürmüşsün leyla sultan." Yan taraftaki ocakta ağzı açık sarma tenceresini görünce hevesle konuştum. Bir sarmayı ağzıma attım. "Ayakta yeme kızım sofra kurucaz birazdan." Diye azarladı. Bir sarmayı da yiğite verince. "Bak bak, çocuğuda alıştırıyor!" Diye yükselince yiğit güldü. Herşeye gülünmez çocuğum. "O zaman, biz Kaçeretto"

Diyerek, kucağımda yiğit ile camın yanına ilerledim . Ablamın arabasını park halinde gördüm. ne ara gelmişti ya bu.

O sırada kapı açıldı. Yiğit debelenerek yere indi ve "baabaaa! " Diyerek ön kapıya koştu. ne kadar satıcı bir çocuktu bu ya.

"Kız sen ne ara geldin." Zülal ablam çantasını bırakıp mutfak kapısındaki bana doğru yürüdü. daha çıkmamıştım bile, nasıl gördün ya. "Ablammm." Diyerek sıkıca sarıldım. çocuğunu hiç sallamamıştı. noldu lan pigmentsiz cüce, sen beni satarsan ananda seni satar.

Ablamla birbirimize ahtapot gibi yapışmış, bir sağa bir sola çizgi film karakteri gibi sallanmaya başladık. Dışardan gören ayin yapıyoruz sanabilirdi, ama sadece özlem gideriyorduk.

"Ooo, bu böyle olmaz ha. Ben bu kadar sarılmıyom karıma, ayrılın da." Eniştemin hafif kıskanç tonunu duyunca, istemeye istemeye sonunda birbirimizden ayrıldık.

"Valla kıskanmakta haklısın eniştecim, çünkü beni daha çok seviyor." Rekabetçi ses tonumu kullanınca ters ters baktı. Aşşağıda biyerde yiğit olmasa muhtemelen söverdi, bana neydi ben doğruları konuşuyorum.

Annem çalışanlara sofrayı kurmalarını söylerken. "ben bir odama çıkayım duş alıcam, yemeğe kadar inerim." Diyerek sağ taraftaki merdivenlerden çıkıp ilerledim ve sağ yanımda duran ilk sağ kapıyı açıp içeri girdim.

Burnuma temiz çarşaf kokusu vurdu. Etrafıma baktım aynı bıraktığım gibiydi. Sağ duvara yaslı yatağıma baktım üzerindeki Peluşları bile almamışlardı. İlerleyerek yatağa oturdum ve büyük capybara Peluşumu kucağıma aldım.

"Sence yanlış bir karar mı verdim" Elimdeki capybaraya bakarak konuştum. Hiç dönmemeli miydim. Alt tarafı bir dosya demiştim. Ama sadece dosya olmayabilir miydi. Hayatımı alt üst edebilir miydi. Elindeki Peluşu bıraktım ve ayağa kalktım.

Kapının hizasına yapışık olan dolabıma ilerledim boylu boyunca büyük bir dolaptı. İçinden pileli, kahverengi bir etek ve bej tonlarında omzu açık bol bir tişört çıkartıp dolapla yatak arasındaki dikdörtgen pufun üstüne fırlattım. Ardından cama ilerledim.

Azda olsa arka bahçeye bakıyordu ve ilerisi boylu boyunca ormandı. Burayı elde edebilmek için hilal ablamla savaş çıkarmıştım. perdeyi tutup çektim.

Ormanda kim görecek demeyin, ya ayılar izlerse.

Yatağın yanındaki kapıyı açıp banyoma girdim. Gri mermerle döşenmişti. Sol taraftaki lavabonun üstündeki cam dolaptan bornozumu çıkarttım ve üstündekileri çıkarttıktan sonra Klozetin yanındaki kirli sepetine attım. karşımdaki duşakabinin kapısını açıp girdim

duştan çıkıp saçımı hafifçe kuruttuktan sonra , odaya geçip çıkarttığım kıyafetleri giydim ve odadan çıkıp, seke seke merdivenlerden indim. İç kısma geçip sağ taraftaki salona girdim. At Koşturulurdu mübarek. Kocaman koltuk takımı arka bahçeye çıkan sürgülü camın önüne konumlandırılmıştı. Sağ taraftaki büyük yemek masasına baktım.

sofra çoktan kurulmuş yiğit baş köşeye oturmuştu. annem diğerlerini çağırıyordu. "ah kızım geldin mi, ablanla enişten bahçede onları çağırsan."

"Tamam anne." Bahçe kapısına yöneldim ve kapıyı açtım. çıktığımda hâlâ annemin sesi geliyordu. "Turan, hadi gelin oğlum ya."

Camın ilerisindeki bahçe takımında oturan Ablamla eniştemin yanına gittim. Biraz ileride duran kocaman havuza bakınca kinlendim. Küçükken çocuk havuzunda boğulma tehlikesi geçirdiğim için birdaha ne havuza nede denize girememiştim.

Karadenizli adam yüzme bilmez mi demeyin, bilmeyebilirim canım ne var bunda. Ablamsın ne zaman havuz istese benim korku filmini aratmayacak performansım sayesinde yapmıyolardı.

"Benim yokluğumdan yararlanıp havuz mu yaptırdınız nankörler." Diye cırladım. "Ay abartma yakamoz ya, sen kendine özel ateş çukuru yaptırdın biz bişey diyor muyuz, ya yanlışlıkla düşsek yansak" Diye karşılık verdi zülal ablam "aynı şey mi" Diye çıkıştım.

Tarafımızdaki salıncak takımının üzerindeki tavşana baktım. "Ay bu nerden geldi!" Diye sevinçle çığlık attım. "Sakin ol abicim, alt tarafı tavşan" Diyerek susturdu eniştem

"Neyse, hadi gelin sofraya annem çağırıyor." Dedim. "Geliyoruz ablam." onayı alınca beklemeden geri içeri girdim.

Annemle konuşan sarışın bir çocuk vardı. amcam değildi amcam bu kadar genç değildi, o kadar da olmasındı . amcamın içeriden gelen silüetini görünce gereksiz şekilde rahatladım.

"Gitseydim ben." Diyordu çocuk annem ise her zamanki azarlayıcı tonu ile. "sen bu ailenin çocuğusun oğlum. herkes oturucak sofraya, beni delirtmeyin." Kim ya bu çocuk.

Ablam içeriden elinde telefonla geldi. hiçbirşey demeden yerleşti. amcam ise herzamanki yerine otururken göz göze geldik. gergindi benim eserim olduğu için gurur duydum.

o sırada dış kapı açıldı. babannem ve halam olduğuna emindim, başka kimse kapıdan girer girmez kavga edemezdi. ikisinin de gezmeden geldiği belliydi. "anne hadi geçin oturun." Dedi annem. Ablamla eniştem de geldi . Ne kadar kalabalıkmışız biz ya.

"Kızım ne dikiliyorsun orda hadi geç." Annem azarlayinca kendime geldim. ayakta olan sadece o çocuk ve bendim. yerime otururken. "gidiyim ben. " Diyen çocuğa baktım. bu bana çarpıp özür dilemeyen dağ ayısı mıydı, yoksa ben mi yanlış görüyordum. Ne işi vardı burda.

"Altay! Otur oğlum." Gayet kibar bir cevap alınca oturdu. Altay mı dedi o. İsim beynimde sanki kafama biri tokmakla vurmuş gibi yankılandı. göz göze geldik. Bu kim burda der gibi bakıyordu. ardından amcam eli ile beni göstererek konuştu. "dört gözle beklediğimiz yiğenim, yakamoz." İmalı bir ton kullanmıştı. sinir olmuştum ama tatsızlık çıkartmayacaktım.

bakışları birden değişti. aynı anda kaç duygu sığdırabilirdi insan gözlerine, bilmiyorum. ama sanki adını bilmediğim duygular bile vardı bakışlarında.

Babannemin söylenmelerini ile gerginlik azaldı ve herkes önüne döndü. 5 yılın ardından ailemizin ne kadar tuhaf olduğunu hatırlamıştım.

Sofra toplanırken ablamgille bahçeye çıkıp salıncak takımına kurulmuştuk. Ben tek kişilik olana binmiş kuduruyordum. "ee nasıl bir kutlama hazırladınız bana." Diyerek ikisine döndüm. "ciddi misin yakamoz ya." Zülal ablam bıkmış şekilde konuştu.

"Böyle diyeceğini bildiğim için ablacım. ben mükemmel bir mekan ayarladım sizi oraya götürüyorum." Salıncaktan kalkarken. "hadi hazırlanın şık giyinin haa." Dedim. Hilal ablam yanımdan geçerken. "ben her zaman şıkım hayatım. " Dedi ve önden içeri girip hazırlamak için çıktı.

"başımıza iş çıkartma yakamoz ya." Elinden tutup çektim. "hadi abla ya mızıkçılık yapma. " "Off yakamoz." Diyerek giyinmek için gitti. bende odama gittim. beyaz boyun askılı sırt dekoltesi olan mini saten bir elbise giyip, saçlarımı ensemden dağınık topuz yaptım. abartılı olmayan bir gece makyajı yapıp kurdele detaylı topuklu ayakkabılarımı giydim. çantamı aldım ve çıkmak için kapıyı açtım.

Çıkma denemem. sert bir omuza çarpıp geri sendelemem ile sabote edilmişti. başımı kaldırdım. yine oydu altay. "ama biri sana yürümeyi öğretsin artık." Diye söylenerek yanından geçtim. ve Ablamgili beklerken merdivenlerini pervazına yaslandım. Beklerken canım sıkılmasın diye kaç kapı olduğunu,falan saymaya başladım.

-aradaki koridorda olanlarla birlikte sekiz.

Diye bir cevap geldi iç sesimden.

-Ay sen neden geldin geri git, uğraşamam seninle.

Diyerek kovdum.

uzun bir aradan sonra çıkmayı başarmışlardı. zülal ablam, zümrüt yeşili bileklerine kadar uzanan askılı bir elbise giyip, saçlarını maşa yapmış.

hilal ablam ise, siyah askılı bir mini elbise giymiş, saçlarını at kuyruğu yapmıştı. tam çıkacakken kucağında yiğitle gelen eniştem yolumuzu kesti ve zülal ablama bakarak.

"oo hatun bu ne güzellik nereye. " Söz hakkı ister gibi parmak kaldırıp. "âlemlere akacağız eniştecim." Dedim "beni kovuyor musunuz?" Diye sordu. "malesef eniştecim. " Ablamgili önden göndererek, merdivenlerden inmeye başladım. "bu gece kız kıza takılacağız, etrafa erkek sinek bile görmek istemiyorum."

Konağın kapısından çıkınca. "kimin arabası ile gideceğiz."diye sordum. Siyah BMW'ye yürürken. "tabiki Benimkiyle." Diyerek atladı hilal ablam. bizde peşinden gidip arabaya bindik. navigasyona konumu yazıp öne uzattım. Küçük kardeş olmanın kötü yanlarından biride buydu. gene arka koltuğa atılmıştım.

İki koltuğa kolumu dayayarak, kafamı ön tarafa uzattım. "Poyraz denen hayırsız nerde bu arada." Diye sordum. En küçük kardeşimizdi ve bence en gereksiz olanıydı. Hükümdarlığımı elimden almıştı şerefsiz.

"Valla geçen arkadaşlarla tatile çıkıcaz diye gitti, hala gelmedi. bakalım inşallah organ mafyasının eline düşmemişlerdir." Zülal ablam ciddi bir tonda söylemişti, ama hilal ablamla birlikte kahkaha attık.

Zülal ablam, bazen gereksiz anaç bir insan olabiliyordu. "Merak etme ablacım. o üçü bir aradaysa, organ mafyasının organlarını çalıp getirirler." Diyerek teselli verdim.

zülal ablam ters ters bakarken, hilal ablam daha çok gülmeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

84okunma 17beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.