Kim çaldı lan!

Vaveyla Yazarı: Rümeysa Akıncı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kim çaldı lan!

“Hıı.” Normal tutmaya çalıştığım, sadece minik bir sesle söyleyeceği şeyi beklediğimi belirterek olduğum yerde arkamı döndüm.

“Neden yapıyorsun bunu?” derken bir adım yaklaştı.

“Neyi?” diyerek sordum ama çok iyi biliyordum. Güldü ama önceki gülüş gibi değildi.

“Hâlâ aynısını yapıyorsun. Neden kaçıyorsun benden, Yakamoz?” dedi. Nefes alışım değişti. Yıllar önce zar zor kaldırdığım öküz yeniden aynı yere, göğsümün tam üstüne oturdu.

“Kaçtığım falan yok, nereden çıkardın?” Sahte şekilde gülerek konuştum.

“Yapma şunu.” deyip kolumdan tutarak kendine çekti.

-yavaş

“Yalan söyleyip durma. Kendine de bana da zarar vermekten başka birşey yapmıyorsun. Bağır, söv hatta vur. Ama hiçbirşey olmamış gibi davranma yakamoz."

—Kız, bir şey yap.
—Hallediyorum.

“Hoşt!” Savunma mekanizması olarak göğsünden ittirerek uzaklaştım.

Titreyen sesime rağmen kuyruğu dik tutma çabası içindeydim.

“Yakamoz! Kız, nereye gittin yine? Gel de salatayı yap!” diye bağıran Zülal ablam ile arkamı dönüp hızlı adımlarla piknik alanına indim ve hışımla, “Kaçmadım!” diye bağırarak ablamın yanına gittim, “kız ne bağırıyon!” O da bana bağırdı, sonra sebzeleri önüme koydu.

“Al, doğra şunları artist. Alt tarafı iş yap dedik. Ne yükseliyon?” dedi.

Kesme tahtasının üzerindeki domatesleri doğramaya başladım. Tüm gücümü kullanıyordum çünkü elim titriyordu ve saklamam lazımdı.

“Kız, napıyon? Sana domatesleri kes dedik, sen az daha zorlarsan tahtayı keseceksin. Niye bu kadar kinlendin domateslere?” diyen halamla dünyaya döndüm.

“Haa!” diyerek başımı kaldırdım.
“Ne ha?” Parmağının ucuyla kafama vurdu. “Yemin ederim alık bu kız.” Elimden tahtayı ve bıçağı almaya çalıştı. “Tamam, sen git sofrayı kur, ben yaparım salatayı.” dedi.

“Soğanlar kaldı sadece, ben yaparım.” diyerek geri aldım ama yeniden çekti.
“Kız, tamam, hallederim.” dedi.

“Ben yapacağım, hala!” Sesim biraz yükselirken aramızda git-gel yapan kesme tahtası, üstündeki domateslerle birlikte yere düştü.

“Al! Ben yaparım dedim ya! Niye zorluyorsun ki!” Sinirden hem sesim hem bedenim titriyordu.

“Kız, ne bağırıyorsun? İyilik yapalım dedik alt tarafı.”

“Noluyor orda ya?” Annem sorunca, “Senin bu kızın hepten sıyırdı abla. Deli manyak bir şey olmuş bu. Ne yedirdiler, ne içirdilerse...” diye şikâyet etti.

“Ben kendi kendime yedim çünkü kafayı! Ne yapıyorsan yap ya!” diyerek masadan uzaklaştım.

“Kız, küçücük ne diye hemen carlıyon?” diye laf atan babaannemi görmezden gelerek kurulan masaya yardıma gittim.

“Kız, ne diye kendini deli deli yapıyon milletin içinde?” diye fısıldadı.
Hilal ablam görmezden gelirken tabakları yerleştirdim.

Biri elimden kayıp sertçe masaya çarpınca Zülal ablam, “Yavaş!” diye bağırdı.
“Elimden kaydı!”
“Ya sabır! Kızım, çek git, kendine gel. Elimde kalırsın.” diye kovan ablama karşı elimdekileri bırakıp tek başına olan banklardan birine oturup sakinleşmeye çalıştım.

HAKİM BAKIŞ AÇISI

Yarım saat önce
“Altay, düzgün yelle şunu.”
Ömer her zamanki gibi Altay’ın yaptığı işe kusur buluyordu.

“Lan, nasıl yapılacağını bilmiyorsun, bana atma suçu.” diye Ömer’e dalaştı Altay.

“Yoo, gayet de güzel yapıyorum. Sen yelleyemiyorsun.” diye diretti Ömer.

“Abi, ilk postayı yakan eniştemin oğlu mu?” diye söylendi Altay.

“İlkin günahı olmaz.” diyerek kendini aklamaya çalışan Ömer’e,
“Abi, bence konuşacağına çevir. Bunu da yakacaksın yoksa. Aç kalmak istemiyorum.” diyerek mangalın biraz yanındaki minderlere uzandı Poyraz.

“Çok biliyorsan gel sen yap lan. Aç kalmak istemiyormuş.” diye kızdı Ömer ama Poyraz karşılık olarak güldü.

“Abi!” diye bağıran Altay’la çevirdiği telde ona bakan tarafın kapkara olduğunu görünce dünyası başına yıkıldı. koskoca Ömer Vardal vardı. Et pişiremedi dedirtmek istemiyordu.

“Al, yaktın.” Poyraz gülerek mangalı gösterirken konuştu.
“Sus lan, kimse bilmeyecek.” diye tehdit etti Ömer.
Buna karşılık gülen Altay’a döndü.

“Ne var ya? İki et yaktım, hep üzerime gelin.” diyerek isyan etti.
Bunun üzerine Altay gülerken elindeki yelpazeyi Poyraz’a verdi.

“Abi, yapma. Et niyetine beni pişirir bu.” diyerek ayağa kalkan Poyraz istemeye istemeye mangalın başına geçti.

“Ben bir sigara içip geliyorum. Geldiğimde lütfen aynı böyle olun.” diyerek ormana doğru ilerledi.

“Lan, düzgün yellesene. Eli yamuk!” Ömer’in ona yaptığının aynısını Poyraz’a yaptığını duyan Altay, gülerek ilerledi. Seviyordu bu adamı.

Ormanın içine girip bir ağacın arkasına yaslanarak oturdu ve cebinden çıkarttığı sigarasını yaktı. Bir süre sonra Yakamoz’un, “Siz gidin, ben gölde eşyamı unutmuşum, alıp geliyorum.” sözleri duyan Altay istemsizce sırıttı , onca yıldır hiçbirşeyi değişmemişti. sigarasını söndürerek ayağa kalktı.

ANLATICI BAKIŞ AÇISI

“Teze, beni salla.” diye yanıma gelen Yiğit ile oturduğum bankta bakışımı ona çevirdim.

“Sallarım teyzem, gel.” Kucağıma aldım. “Hoppala, kilo mu aldın lan sen?” diyerek hamağa ilerledim ve Yiğit’i oturtturdum.

Biraz salladıktan sonra, “Teze de gel.” diyerek beni yanına çağırınca ben de bindim. Allah’tan hamak büyüktü ve rahat sığdık. Benim binmem ile Yiğit gelip gelip üstüme yattı.

—Yastık mıyım acaba ben?

“Yumuşak olsun diye çağırdın, demi? Nankör.” Dediklerinin yarısını anlamamasına rağmen gözlerini yalancıktan kapatırken güldü.

“Teze yumsak.” deyince ben de güldüm.

Biz sallanırken Hilal ablam gelip bizi çağırınca kucağımda Yiğit’le düşme tehlikesi atlatarak indim ve sofraya ilerledim. Sofraya oturduğumda neredeyse herkesin olduğunu gördüm.

En son mu söylenir? Aşk olsun.
“Kız, sen nereye kayboldun?” Irmak, ergen erkek topluluğunu gösterirken, “Beni bunlarla neden baş başa bırakıyorsun?” diyerek yanıma geldi.

Dediğine gülerken ikimiz de oturduk. Annem, kemikli et sevmediğim için löp olan birkaç parça eti tabağıma koydu.

—Kemikli et mi olur, kardeşim?
—Asıl kemiksiz et mi olur?

Irmak ile iç seslerimiz konuşunca Irmak’a baktım.

—Kız, sen benim ne dediğimi duyuyon mu?
—Hatlar karıştı, pardon.

Yemek faslı biter bitmez babaannemin ısrarlarıyla tabakhaneye bok yetiştirir gibi çayı koyduk. Tamam, biz de seviyoruz ama bu kadar da olmaz. Önce bir yediklerini sindirseydin.

Poyraz, Ilgaz ve Efes, “Çok kıyak ortam yapıcaz bize.” diyerek odun toplamak için ormana gittiler. Hava kararmaya başlamıştı.

Ortalama on beş dakika sonra geldiler. Biz çayları koyarken onlar da bizim evin yakınındaki, yer yer kaya tarzı taşlar olan geniş denilebilecek araziye ortalama büyüklükte bir ateş yaktı.

Bir yandan Altay ve eniştem evden çokça minder ve iki tane kilim taşıyordu.

“Gelin abi.” diyen Poyraz’a doğru ilerlediler.

—Sen demesen gelmeyeceklermiydi, mal?

“Niye istedin oğlum bunları?” Eniştem, altı tane minder taşıdığı için söyleniyordu.

Arkadan da kalan minderleri taşıyan Aykut abi geldi. Altay taşıdığı kilimleri yere attı.

“Al, ne yapacaksan yap. Hem niye eşek ölüsü gibi ya bunlar?” Nefes nefese konuştu.

“He ya, Leyla annem içine ne koyduysa.”
Poyraz, inşaattaki bir şef edasıyla herkesi yönlendirerek ortam hazırlatmıştı. Dediği gibi güzel de olmuştu.

—Hani sen yapacaktın, anca millete kitledin.
—Bizden öğrendi.

Her verdiği talimatta, yapan kişi öldürecek gibi bakıyordu Poyraz’a. Dayak yemesi an meselesiydi.

Çayları getirince Zülal ve Hilal bacımı da alıp kilimlerden birisine kondum.

—Burası artık üstüme zimmetli, arkadaşlar.

Herkes yerine yerleşirken, “Nasıl ortam yaptım ama?” Poyraz kendini överken,

“Lan, her şeyi biz yaptık ya.” diye söylendi Altay.
“Organizeyi ben yaptım ama Altay abi. Fikir benim.”

—Aynı biz bu çocuk.
—Kıskanıyor da ondan.

“Poyraz, elimin tersindesin.” diye uyardı eniştem. Korkak çocuk hemen sustu.

“Ateşe patates falan mı atsak acaba?” diye bir fikir sundu Efes.

“Oğlum, daha yeni yedik. Ne patatesi?” diye herkes aynı anda yuhaladı.

—Ergen erkek çok korkunç bir şey.

“Gel beni de ye, Efes.” diye abarttı Poyraz.

—Bence istiyo.

Efes yüzünü buruşturdu.
“Yok kardeşim, almayım.” diye reddetti.

Herkes gülerken Sevil teyze elinde orta boylarda bir kaseyle geldi.

“Alın çocuklar.” diye ortaya bıraktığı meyve tabağını gören Efes’in gözleri mutlulukla parladı.

“Lan oğlum, başka bir şey isteseydin ya. Neden boşa harcıyorsun?” diye gülerek küçümsedim.

Kasedeki armudu alırken, “Valla, ben gayet memnunum isteğimden.” diyerek zafer kazanmış bir gururla yemeye başladı.

Doğu, elmayı alıp, “Bıçak falan yok mu?” diye sorunca eniştem aşağılayıcı şekilde,
“Isırarak yesene oğlum. Ne bıçağı, açık çay mısın?” deyince güldük.

“Aşk olsun Ömer abi.” diyerek üzülmüş rolü oynadı Doğu.
“Tamam lan, tamam. Ağlama.” diyerek elinden elmayı alıp ikiye böldü ve yarısını uzattı.

“Al.”
Diğer yarısını ısırırken, “Bunu komisyon olarak alıyorum.” diyerek yasal şekilde hırsızlık yaptı.

O sırada Poyraz ateşin içinden bir dal parçası çıkartıp havaya kaldırdı.

“Şuna bakın lan. Y şeklinde.”
Sonra dala bakarak, “Söyle lan, Poizi mi gönderdi seni?” dedi.

—Dalla mı konuştu o?
—Salak benim kardeşim.

Herkes şaşkın şaşkın Poyraz’a bakarken, “Lan, varya korku filminde olsak ilk sen ölürdün.” diye konuştum.

“Ne alaka ya? Neden beni yakıyorsun?” diye savunma yaptı.
“Salaksın çünkü.” diye cevapladım.
“Lan, asıl sen geberirdin o zaman.” diye topu geri pasladı.

“Aksine, ölmeyen tek kişi ben olurdum kardeşim.” diye cevapladım.
“Nedenmiş o?” diye sorunca,

“Yolumuzu bir amca kesip ‘Bu ormana girmeyin çocuğum.’ deseydi, Yakamoz pılını pırtını alır oradan tüyerdi de ondan.” diye cevapladı Zülal ablam.

Parmağımla Zülal ablamı gösterirken, “Haklı. Cin bu kardeşim, şakası olmaz.” diye konuştum.

O sırada bir şey patlamış gibi yüksek ses gelince Lalin yerinde sıçradı.

“Neydi o?” diye korkuyla sordu.
“Lan, cinli minli konuştunuz, korkuttunuz kızı gerizekalılar. Yok bir şey abim.” diyerek önce bizi ayarlayıp Lalin’i teselli etti Aykut abi.

“Harbiden ne o?” diye kaşını kaldırarak sordu Esra abla.
Korkunç bir keko müziği son ses duyunca hepimiz yüzümüzü buruşturduk.

“Iyy, zevksizler.” diye aşağıladı Hilal ablam.
“Bu ne gürültü kardeşim? Saat kaç?” diye söylendi Aylin ablam.

O sırada görüş açımıza modifiyeli bir Tofaş girince hadsizin kim olduğunu anladık. İçeriden altı-yedi tane çocuk indi.

—Nasıl sığdılar acaba?
—Niye hep saçma şeyler merak ediyorsun acaba?
—Sana ne?

Muhtemelen hepsi zil zurna sarhoştu çünkü hiçbiri adam akıllı ayakta duramıyordu ve bağıra bağıra konuşup kahkaha atıyorlardı.

“Bu nasıl medeniyetsizlik kardeşim?” dedi Aylin abla.
“Ağzınızla için ya.” diye ekledi Zülal ablam.

Çocuklar yakınımızda olduğu için zaten rahatsız edici olan şey daha çok sinir bozucu olmuştu.

“Dur, ben bir uyarayım da geleyim.” diyerek ayağa kalktı Aykut abi.

“Aşkım, bunlar laftan anlamaz. Otur. Gece gece başımıza iş açmaya gerek yok.” diyerek durdurmaya çalıştı kocası.

“Konuşup gelicem ya.” diyerek rahatlattı karısını.

“Valla yengem haklı abi. Bu tipler laftan anlamaz, dayak lazım.” diyerek ayaklanan Ilgaz’ı Irmak durdurdu.

“Niye fitili ateşliyorsunuz?”

—Arkadaşlar, bugün sinirim zaten yeterince yıprandı. Tek bir olay daha kaldıramam. Naif kişiliğimden olmak istemiyorum.

Aykut abi yanlarına gidip sesi biraz kıstırmıştı ama hâlâ yüksekti.
“Gençler, başka yere mi geçseniz? Bakın, aile var.” diyerek kovmaya çalıştı.

—Bu kadar nazik insan mı kovulur?

“Bir tek aile sende mi var lan?” Ayakta duramayan çocuklardan biri elinin tersiyle Aykut abinin göğsünü ittirerek konuştu.

“Sen önce düzgün konuşmayı öğren.” diyerek yükseldi Ilgaz. Bazen haklı olabiliyordu.

—Bu kadar nazik kovulmaz demiştim.

“Madem beğenmedin konuşmamı, gel de öğret.” diye atarlandı çocuk.

Bu yükselme bir anda herkesin toplanmasına neden oldu.

—Yanlış saymışım, bunlar en az on kişi. Kız da mı var aralarında? Kızım, siz saf mısınız? Çakal sürüsünde iki koyun.

“Lan, siz yürek mi yediniz?” diye ayaklandı Ilgaz.

—Lan oğlum, asıl sen mi yürek yedin? Allah’tan kalabalığız. Biri şu çocuğa atarlanmamayı öğretsin, götünü keserler valla.

“He, yedim. Sana da ayırdım. Gel de yediririm.” deyince Ilgaz’ın şartelleri attı.

Bu erkekler neden bu kadar çabuk tahrik oluyor ya?

Ilgaz çocuğa doğru ilerlerken oradan birkaç çocuk horoz gibi kabarınca kalan erkekler de ayaklandı.

“Ay, durun!” Esra abla durdurmak için ayaklanınca neredeyse tüm kızlar ayaklanıp durdurmak için ilerleyince sadece ben kaldım.

—Ay, sadece ben kaldım.

Aralarındaki iki kız da tüm sürünün içinde kabarıyorlardı.

—Havalı mı oldunuz siz şimdi?

“Lan, asıl siz durun. Araya gideriz valla.” diyerek ben de peşlerinden gittim ama dinlemediler tabii. İkisinin kocası da vardı. Ne bu sevda kardeşim?

“Ay, hadi herkesi anladım. Lalin, sen neden gidiyorsun?” diyerek bağırdım.

Derya zaten Esra ablanın arkasından bayrak tutar gibi gitti. Hilal ablam ve Irmak ise zaten kuduruktu. İşin kötü yanı, bugün ben de patlamaya hazır bombaydım.

—Nolur pimimi çekmeyin, dayak yemek istemiyorum.

“Hanımlar, siz niye geldiniz ya? Araya kaynamayın durduk yere.” Çocuklardan biri yavşak yavşak sırıtıp Zülal ablama bakarken konuşunca, eniştem çocuğun yakasına yapışıp,
“Sen kimi kaynatıyorsun lan?” diye ittirdi.

“Arkadaşlar, kavgaya gerçekten gerek yok.” diye korkuyla durdurmaya çalıştı Lalin.

—Kuzum, bunlar bu dilden anlamaz.

“Napıyorsunuz ya? Adam konuşucam dedi, gaza gelmezseniz olmuyor, değil mi?” diye söylendi Hilal ablam.

“Arkadaşlar, tatsızlık çıkmasına gerek yok. Siz devam edin, gidelim biz de.” Bizim ekip ve diğer çocukların arasına hafifçe girerek konuştuktan sonra bizimkilere döndüm.

“Hadi gidelim.” deyince,
“Niye gidiyormuşuz ya? Çıksın tatsızlık. Herifler benim bacılarımın önünde gevşek gevşek konuşacak, ses etmeyecek miyim?” diye yükseldi Poyraz.

Bu hallerine hem gurur duyuyor hem de sinir oluyordum.

“Poyraz!” diye ikaz ettim.
Kızlardan biri bana, “Noldu, korktun mu?” diye diklenince bakışlarımın boka bakar kine geçiş yaptı.

“Şuna bakın lan, adam olmuş da bacılarını koruyor.” Arkadan bir çocuk benim ile Poyraz arasında mekik dokurken küçümseyici şekilde konuştu.

—Benim kardeşimi benden başka kimse küçümseyemez.

“Ne diyon lan sen?” Arkadan hem Zülal hem Hilal ablamın sesi geldi. Onlar da benimle aynı düşünüyordu.

“Lan, sen de kes!” diye bağırdım çocuğa.

—Geçmiş olsun, mantık devre dışı. Dayak yeme bari, ben çekiyorum sonra.

“Ortamı harlayıp durma. Zaten gerginim, senden çıkarırım hıncımı!” Bizimkilere döndüm.

“Abi, gidelim.” Sakin kalmaya çalışırken enişteme bakarak konuştum.

Herkesi koordine edebileceğine inandığım tek kişiydi, en azından herkese hak ettiği gibi davranıyordu. Birer adım geri çekilince bir adım attım ki arkamdan gelen,

“Harlarsam nolur, cırmalar mısın?” İğrenç düşüncelerini ses tonuna yansıtarak konuşunca olduğum yerde kaldım.

Bir anda gözümün önüne öyle bir perde indi ki sadece arkamı dönüp çocuğun üstüne atladığımı ve ortalığın karıştığını hatırlıyorum.

“Lan, o dilini koparır, yediririm sana.” diyerek birisi çocuğu elimden çekti.

“Kim çaldı lan?” diye bağırırken Lalin’in kafasını yere bastıran kızı görünce hedefimi ona çevirdim. Saçından tutup sırtı aşağı yere çektim.

Son beş dakikadır eşek gözlüğü takmış gibi sadece önümü görüyordum. O da bulanıktı, sadece ses duyuyordum.

“Hadi, beni de kaynatsana.” diyen eniştemin sesini duydum en son.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.