Fasulye namustur

Vaveyla Yazarı: Rümeysa Akıncı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Fasulye namustur

Alışverişten dönünce, kapının önünde arabayı park edip indik. Ablam bize geçeceğini söylediği için, birkaç dakika sonra eniştemin arabası da kapıdan girdi. Yan koltuktan sırılsıklam inen Altay'ı görünce hepimiz far görmüş tavşan gibi baktık.

"Niye ıslaksın sen?" diye sordu Zülal ablam.

Enişteme yan yan bakan Altay, "Kocana sor," diyerek uzaklaştı. Harbiden ne oluyordu?

"Niye ıslak bu çocuk, Ömer?"
Eniştem ablama doğru yürüyüp kolunu omzuna attı.

"Yanıyorum abi," dedi. "Attım ben de denize."
Diyerek ilerletti, övgü bekliyor gibi konuşuyordu.

"Gerçekten çocuk gibisiniz, enişte," dedi Hilal ablam. Bense etrafıma baktım. Nereye gitmişti ya bu saniyede.

"Hayatın tadı böyle çıkıyor, baldız. Sana da öneririm."
Hep birlikte eve girdik.

Mutfaktan gelen seslerle oraya yöneldik. Annem yine bir şeylere hazırlık yapıyordu.
"Hayırdır, Leyla Sultan, gene döktürüyorsun."Diyerek yanına gidip sardığı sarmalardan birini ağzıma attım.

"Kızım, napıyorsun? Çiğ çiğ yenir mi o?"
Yanağından makas aldım.
"Bunun tadı böyle çıkıyor."

Oklavayla yufka açarken, "Yarın cümbür cemaat yaylaya pikniğe çıkıyoruz, Yiğit Bey'in talimatı," sonra oklavayı bıraktı ve hazırladığı içi alırken, "Hadi, siz de yardım edin. Çabuk bitsin," dedi.

İkinci sarmayı ağzıma atarken iç tenceresindeki kaşığı doğrulttu.
"Desene şenlik var."

Annemin cümbür cemaat dediği, genelde çevremizde ne kadar insan varsa gidiyoruz demekti ve eniştemin güzide ailesi de orada bulunacaktı. Hilal ablam, Nevin Hanım'a bulaşmaya bayılıyordu.

İyiydi, hoştu da ne ara herkesi koordine etmişti bu kadın? Bazen onu çok hafife aldığımı hissettiriyor.

Abartma sen de demeyin. Cümbür cemaat dediyse yaylaya çıktığımız ekiple küçük bir ilçe fethedebiliriz demekti. Görün, bakın; en az yirmi kişi olacağız.

"Sen de yiyeceğine yağını falan koy da pişir."
Aldığım uyarıyla oflayarak yağ şişesini çıkarttım ve dökmeden önce içinden bir yaprağı da Zülal ablama uzattım.

"Al, bacım."
Dedim ve yardım için annemin yanına gelirken ağzıyla sarmayı aldı.
"Eyvallah, bacım."
Diye cevap verdi.

Ben de yağı döküp tencereyi ocağa aldım. Bir iki saat süren hazırlığın sonlarına doğru mutfaktan kaçmış, bahçeye çıkmıştım.

Bahçe takımlarından birine oturdum ve başımı arkaya yasladım. Hava çok güzeldi. Kulaklıklarımı takıp kısık sesli bir müzik açtım ve gözlerimi kapattım. Biraz kestirecektim.

Tam dalacakken omzumun sarsılmasıyla kulaklığımı çıkartıp hışımla arkamı döndüm. Aklım çıkmıştı ama angut kardeşim Poyraz'ı görünce derin bir nefes verdim.

"Napıyorsun, mal bebe? Aklım çıktı!" diyerek çemkirdim.
"Sen de bu kadar naif olma o zaman."
Yanağımdan makas alırken konuştu.

"Gevşek," diye söylendim, sıktığı yanağımı okşarken.
Kafamdan tutarak göğsüne bastırma suretiyle sarılırken, "Abartma," diye ikaz etti.

Abartırım. Kardeşim, benim olayım bu. Hem bu ne ara bu kadar uzadı ya? Kabul etmiyorum.

Ben bunları düşünürken o kafama daha çok bastırdı. Sanırım boğuluyordum.

Osmanlı'da tüm şehzadelerin kardeşini öldürdüğü taktiği, kimse çıkmadan denemeye çalışıyordu herhalde.

"Lan, bıraksana! Boğulacağım!"
Kalan son gücümle hayatta kalmak için çırpındım. Tamam kardeşim, seviyorsun, anladık. Şova gerek yok.

Sonunda bırakınca bozulan saçlarımı düzelttim.
"Ayı yavrusunu severken boğar diye boşuna dememişler. Yavaş olsana, hayvan."

Geniş geniş sırıttı. İltifat olarak almıştı mal.
"Sen neredeydin diye sormaya hakkı olan son kişiyim herhalde ama merak ettim. Soracağım. Neredeydin lan, eşek?"

Yakasını silkerken, "Valla o koy senin, bu koy benim, alem yaptık ablacım," dedi.

En dangalak haline bürünmüştü. Dövemem de artık.

"Üç tane dingil nasıl hayatta kaldınız acaba?" diye iğneleyici şekilde sorduğum soruya göz kırparak cevap verdi.

"Yalnız olduğumuzu kim söyledi?"
Aldığım cevaba karşılık gözlerim açıldı.
Koluna en sağlamından bir sille indirdim.
"Irz düşmanları!"

Devamının geleceğini bildiği için usul usul kaçarken koltuktaki yastığı alıp fırlattım ama hedefim yerine kapıdaki halamı vurunca Poyraz malı büyük bir kahkaha attı.

"Kızım, bir kere de tuttur şu hedefini ya!" diye sitem eden halam yastığı bana geri fırlattı.

Sekiz yaşımda bahçede oynadığımız topu onun camına atıp kırdığımdan beri elime ne zaman fırlatacak bir şey alsam savunmaya geçiyordu.

"Aşk olsun, hala," diye söylenirken Poyraz danası hâlâ gülüyordu.
"Olmasın, hayatım. Aşk falan neden seninle oluyormuş? Benim aşkım, bana boylu poslu bir yiğit lazım."

Eliyle kışkış yaparak, "Sen git başkasıyla aşk yaşa," deyince Poyraz daha çok güldü.

Aaaa, çok fena zorbalanıyorum şu an.
"Ne gülüyorsun ya, hayvanat bahçesi!" diye bağırınca halam araya girdi.

"Hişt, kavga yok. Ben sizi çağırmaya geldim zaten. Yürüyün bakayım içeri, sizi çok güzel bir sürpriz bekliyor."

Ses tonundan bir bokluk çıkacağını anlayınca Poyraz'la birbirimize baktık ve salona doğru yürüdük.

Salonda duran Son Akşam Yemeği portresi ile yarışacak Leyla Sultan'ın fasulye kırma workshop'ı ile karşılaşınca sahte bir bayılma numarası ile kendimi arkadaki Poyraz'ın kollarına attım.

Bu saatte ne fasulyesiydi ya? Hem de Çin işkencesi gibi sofrayı yere kurmuştu. İşin en tuhaf yanı herkesi başına toplayabilmişti.

Eniştem ve Altay bile sofrada bağdaş kurmuş, fasulye kırıyordu.
"Altay, beceremiyorsun işte kardeşim, zorlama kendini."

Eniştemin zorbalıklarına rağmen büyük bir titizlik ve şevkle fasulye kırmaya devam ediyordu. En tuhafı, amcam bile fasulye kırıyordu.

Ne saçma ortamdı ya. Bizi gören annem:
"Ne dikiliyorsunuz orada? Gelin şuraya, adam eksik."

İstemeye istemeye ilerleyip sofraya oturduk. Daha yerimize kurulmadan Zülal ablam önümüze birer avuç fasulye, eniştem de iki tane bıçak attı.

"Gece gece ne fasulyesi, anne ya? Yarın yaylaya çıkacağız diyorsun, bir de kadın yatıp uyusana."
Diye söylendim.

"Sus kız, turşu kuracağım. Löp löp yemeyi biliyorsun ama."
Diye azarlanınca sustum.

"Anne, halam kaçmış."
Hilal ablamın şikâyetine karşılık annem:
"Bırak kızım gitsin, yapacağı iki fasulye. Hepsini ben yaptım der sonra."
Diyerek geçiştirdi.

Belimi dürten baston yüzünden korkuyla arkamı döndüm. Babaannem en iyimizdi. Koltuğa uzanmış, herkese karışıyordu.

"Kız, düzgün kes şunları. Yamuk yumuk. Bak, oğlanlar bile daha iyi yapıyor."
Gene yaptığıma laf buluyordu.

"Off, babaanne!" diye cevapladım.
Eniştem de atladı ve anında gururlu bir sırıtış yapmıştı. Ya da bana gülüyorlardı.

"Anne, harbiden gönder şunu ya!"
Hilal ablam da bana destek çıktı. Sanırım ben gelene kadar ona musallat olmuştu.

"Gitmiyor kızım, napayım?"
Diyerek annem de sitem etti.
"Ana, harbiden sen gidip yatsana ya."
Diyen amcam müdahalede bulunmaya çalıştı.

Önüne baktım. Tepe gibi olmuştu. Benimki niye bu kadar az, kardeşim? Sabahtan beri uğraşıyorum burada.

"Uykum yok."
Diye cevap verdi babaannem.

Gözüm Poyraz'ın önüne takıldı. Bununki niye bu kadar çoktu? Aynı anda başlamadık mı?

Biraz daha fasulye almak için uzandığım esnada fasulyelerimi önüne çekmek suretiyle çalan Poyraz'ı görünce almaya çalıştığım fasulyeyi bırakıp ensesine vurdum.

"Sen mi çalıyon lan sabahtan beri benim fasulyelerimi?"
Bu sofrada fasulye namustu. Kimin önü daha kabarık olursa hükümdarlık onundu.

Benim bağırışımla eş zamanlı olarak bastonla tekrar dürtüldüm.
"Vurma kız torunuma!"
Çığlık atmak istiyordum.
"Çalmadım ya, nasıllar diye bakıyordum sadece."

Poyraz açıklama yaptı ama kendi bile inanmadı.
Herkes gülmeye başladı.
"Kavga edip durmayın, hepsi bir araya toplanacak zaten."

Zülal ablam parmağını kaldırdı.
"Hayır, anneciğim. Unutma ki bu sofrada kimin önünde daha çok fasulye varsa söz onundur. Diyerek olayı izah etti.

Amcam sofrayı itti."Benden bu kadar."Belini tutarak ayaklandı.

"Turan Ulubey adaya veda etti."
Poyraz anons eder gibi konuştu. En azından komik çocuktu.

Gitmeye yeltenen amcamı Hilal ablamın "Dur!" ikazı durdurdu.
"Noldu?"
Ablamın ses tonu, onu da telaşlandırmıştı.

"Fasulyelerini kime bırakıyorsun?"
Dünyanın en önemli sorusuydu.
"Kızım, saçma saçma konuşmayın ya."
Diyerek uzaklaştı.

"Benim hakkım, çünkü bazı şahıslar ganimetimi çaldı."
Diyerek göz diktim.
"Korusaydın o zaman ganimetini."
Poyraz çıkıştı.
"Haa, çaldığını kabul ediyorsun yani?"
Herkes güldü.

"Azıcık kaldı zaten, konuşmayın da bitsin."
Annem konuştu. Yalandı.
"Sabahtan beri azıcık var zaten, anne."
Diyerek isyan etti Zülal ablam.

"Harbiden anne, kaç kilo aldın ya?"
Hilal ablam da eşlik etti.

"25 kilo."
Gayet normal şekilde söyledi ama hepimiz aynı anda:
"Ne?"
Diye bakakalınca normal olmadığını anladığı için:
"Abartmayın canım, az kaldı işte. Yapın da bitsin."
Diyerek geçiştirdi.

"Şaka maka, saat bir buçuk olmuş. Kaçta oturduk biz bunun başına?"
Diye sordum.
"Valla, biz 10'da oturduk ama siz ikiniz yarım saat sonra geldiniz."

Oturduğu dakikanın çetelesini tutan Hilal ablam cevapladı.
"Ne diyon ya, o kadar oldu mu harbiden?"
Zülal ablam şaşkınca sordu.
Başını sallayan Hilal ablam cevabı verdi.
"Ya ne sandın?"

"Abi, sizin önünüz niye bu kadar fazla ve yakın?"
Poyraz tek kaşını kaldırarak Altay ve enişteme sordu. Kıskanmıştı. Önlerine baktım. Haklıymış. Ben de kıskandım.

"Biz güçlerimizi birleştirdik, oğlum."
İkisi de aynı anda nispet yapar gibi konuştu. Bunlar ne kadar çirkef bir ikili olmuş ya.

Son bir avuç fasulye kala hepinizin perti çıkmış, olduğumuz yerde arkaya doğru domino taşı gibi yığılmıştık ama annem devam ediyordu. Bu nasıl bir kadın, yarabbim?

Annem son kalan fasulyeyi de bitirince hepsini bir araya toplayıp sofrayla bohça yaptı.
"Hadi, kalkın da yerinize yatın."

Zülal ablam belini tutarak acı içinde inledi. Onun bacağı benim bacağımın üzerinde, benim kolum onun alnındaydı. Eniştem ile girdiğimiz büyük bir savaşla kazanmıştım konumumu.

"Burada yatsak nolur? Ben biraz kalkamıyorum da," dedi Zülal ablam.
"Olmaz!"
Parmağını havaya kaldırdı.
"Bakım yapmadan uyuyamayız."
Tam Hilal ablamlık bir cevap geldi.

"Yere batsın cilt bakımı, gel bacım."
Diğer kolumu da Zülal ablama atmak suretiyle iyice uyku için yerleştim. O da dünden razıydı.

"Haklı, annem iki üç saatte uyandırmak için gelecek zaten."
Zülal ablam da bana kolunu attı.

Eniştem koltuğa dik şekilde uzanmış, kendini son çabalarıyla koltuğa atıp uyumak ile bayılmak arasında olan Altay'a ayağını dayamış ve çoktan uyumuştu.

Balkondan gelen Poyraz:
"Ohoo, bu hâl ne ya? Hemen dökülmüşsünüz."
Diyerek dalga geçti.
"Poyrazcım, canım kardeşim, bu enerjinin kaynağı ne?"
Hilal ablam isyan etti.

Kalkmamak için bizim desteğimizi bekliyordu herhalde çünkü o da uyku pozisyonuna geçmişti.

"Arkadaşlar, nolur uyuyabilir miyiz? Sessiz olun."
Halının yarısından fazla kısmına hâkim olacak şekile girerken konuştum.

^

Kafama gelen yastık ile:
"Noluyor lan?"
Diyerek yarım gözle ayaklandım. Yiğit, salonun tam ortunda, hepinizi uyandırmak için savaş veriyordu. Ben ayaklanınca Zülal ablam da ayaklandı.

"Hadi, kalkın ya! Sabahtan beri sizi bekliyorum!"
Yiğit'in bağırmasıyla hepimiz ayaklandık.

"Hadi, kalkın da hazırlanın. Yarım saate çıkacağız."
Mutfaktan annemin sesi gelince:
"Saat kaç ya?"
Hilal ablam gözlerini ovuşturarak sordu.
"Sekiz buçuk olmuş."
Diye cevapladı Altay. Ne ara bakmıştı saate?

"Ohoo, geç bile kaldık. Hadi!"
Tamamen ayağa kalkıp hazırlanmak için odalara ilerledik. Zorumuz neydi ya bu saatte?

Kapalı gözlerle odamdaki banyoya girip elimi yüzümü yıkadım ve ufak çaplı bir bakım yaptım. Ardından giyinme odasına geçip lacivert bir eşofman altı ve beyaz bir kısa kollu tişört giydim. Saçlarımı düzelttim ve lacivert bir kasket taktım. Sadece kapatıcı ve allık kullanarak makyaj yaptım.

Aşağı inmek için odamdan çıktım. Hilal ablam ile çarpışarak merdivenlerden indik. Zülal ablam, halam ve annem oradaydı.
"Hadi kızım, sizi bekliyoruz."

Deyince adımlarımızı hızlandırdık.
"Diğerleri nerede?" diye sordum.
"Bahçedeler. Onlar hadi."
Deyince bize bırakılan birkaç eşyayı alarak dışarı çıktık.

Amcam ve Yiğit dahil tüm erkekler yüksek olduğu için Altay'ın arabasına binmiş, biz de kadınlar olarak yaylaya çıkmak için kullandığımız arabaya binmiştik.

Ama babaannem Altay'ın arabasına doğru ilerledi. Şoför koltuğunda amcam vardı.

"Anne, nereye gidiyorsun? Gelsene," diye seslendi annem.
"Siz gidin, ben oğullarımla geleceğim."
Diyerek şoförün yan koltuğunda oturan enişteme:
"Arkaya geçiver, oğlum."
Diyerek kovdu ve koltuğa yerleşti.

Annem bıkkın bir nefes verirken herkes gülüyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.