2. bölüm / 6
Aşiyan ~son durak~Yanlış masa (kurşun sakinleştirir )
Bölümler 6Şu an: Yanlış masa (kurşun sakinleştirir )
Şehirdeki lüks Restorantlardan birinin önünde durduk. bej tonları ağırlıklı bir mekandı. içeride oturan adamların aksine samimi hissettiriyordu. geç olduğu için ışıklandırmalar açıktı, hemde fazlasıyla. hilal ablam arabanın anahtarını valeye verince girişe yürüdük.
Tabelada yazan kocaman morna yazısına baktım. fazla şaşalıydı, gözünü yoruyordu insanın. girişteki adam rezervasyon için adımızı sordu. "yakamoz Ulubey." Diye cevapladım. garsonlardan biri, bizi denizin yanındaki bir masaya yönlendirdi. sırf deniz kenarı olsun diye, iki hafta önceden yapmıştım rezervasyonu. Önümüze menüleri koydu, aç değildik. Zülal ablam Türk kahvesi, hilal ablam rosé şampanya bense konyak sipariş etmiştim.
"Ee söyle bakalım. hangi rüzgar attı seni buraya, hani ayak basmazdın birdaha." Zülal ablam konuştu. derin bir nefes aldım konuşmayı sevmediğim konulardı.
"Keyfimden dönmedim zaten." Gözüm, karşımızdaki adama kaydı. geldiğimizden beri buraya bakıyordu. sorun çıkmamasını umdum. zülal ablam bakışlarımı fark etmiş olmalı ki kaşlarını çattı ama birşey demedi. "bir dosya var demirkıranlar, hocam bizzat benim üstlenmemi istedi . adamlar Karadeniz'de." Hilal ablam yan bir bakış attı "nasıl bir hocaymis ya bu, bir ricasıyla gelmişsin hemen." Zülal ablam hilal ablamın koluna vurdu."hilal!" Dişlerinin arasından adını söyledi. sorun değildi istediğini söyleyebilirdi.
"Hemen kabul etmedim zaten." Diye cevapladım. o sırada garson gelip siparişlerimizi bıraktı. önümdeki bardaktan bir yudum aldım. "önce dosyayı inceledim, amcamın adıda geçiyordu." Zülal ablam, fincan dudaklarındayken tek kaşını kaldırdı. "nasıl yani?" Diye sordu hilal ablam. "bilmiyorum." Omuz silktim. "o yüzden kabul ettim zaten, sadece ismi vardı bilmemizi istemedikleri ama bilmemiz gereken şeyler dönüyor." "Amcam o yüzden mi gergindi sofrada." Diye sordu zülal ablam. "o hep gergin abla ama evet bu dosyanında payı var." "Sende amcamın karşısında olan adamları müvekkil olarak kabul ettin yani." Suçlayıcı bir tonda konuştu hilal ablam. Soru değildi.
"Hainmişim gibi konuşup durma abla." Sandalyede diklestim "aileyi karşına aldın." Diye diretti hilal ablam. "kavga çıkartmayın durduk yere." Diye durdurmaya çalıştı zülal ablam, ama biraz geç kalmıştı çünkü artık çok geçti.
"Aileyi karşıma aldığım falan yok!" Sesim istemsizce biraz yükselmişti. "Bir işler dönüyor diyorum. anlıyor musun." Hilal ablama baktım. iğneleyici bir tondu sesim. "hanginiz duydu bu adamların adını." İkiside birbirine baktı. duymadıkları barizdi. "adamlar en az amcam kadar güçlü , mal varlıkları yarışır, dosyaları ise epey kabarık ve en önemlisi amcam ile bağlantıları var. duymamamız mümkün mü sizce."
Hak verircesine, bardağından bir yudum aldı Hilal ablam. "şirkette çalışmamı istiyordu evet, ama bu adamlara gereksiz tepki verdi. bir sebebi olmalı ve ben bunu bulucam. ister yardım edersiniz ister karışmazsınız." Hilal ablama döndüm. "yada amcam gibi vazgeçirmeye çalışırsınız." Benziyordu amcama. aramızda o tarafa en çok çekilen de oydu. bu yüzdendi sürekli kavga etmemiz.
"Başına iş açma yakamoz." Zülal ablam uyarır şekilde konuştu. "başımızda iş olmayan bir vakit mi var." Soru değildi anlamıştı. "dikkatli ol." Demişti sadece. "yardım gerekirse söyle." Demişti Hilal ablam. suçlayıcı tonu gitmişti, anlıktı zaten bizim kavgalarımız. Teşekkür edercesine gülümsedim. sonra derin bir nefes verip ortamın enerjisini yükseltmek için. "ee siz anlatın bakalım, ne değişti yokluğumda."
"Ciddi misin yakamoz ya. " Zülal ablam inanmazcasına baktı. "ne var, hayat karabulutlar arasında kaybolmak için çok kısa ve bende o bulutları dağıtmak için çabalıyorum." Tuhaf bir nefes vererek güldü zülal ablam. "haklı" Diyerek bana destek çıktı Hilal ablam.
"Annem yayla evine kat çıkarttırıyor." Diye cevap verdi Hilal ablam. bu kadının boş durmaya alerjisi vardı. bir kere daha farkına vardım. "oo desene temizlik bize kaldı." Diye alaya vurdum. "elini sürdüğün var sanki. " Diyerek isyan etti zülal ablam. yapmacık bir üzüntü yerleştirdim suratıma. "aşk olsun abla , ben psikolojik destek veriyorum. en önemlisi. " Güldüler, ama bu gülüş yaylaya çıkınca yiyeceğim dayağın habercisiydi.
"Sorma sen olmasan ne yapardık." Dedi Hilal ablam. haklıydı mükemmel bir insandım. "benim gibi bir kardeşiniz olduğu için çok şanslısınız ablalarım." İkiside bıkkın bir nefes verdi, ama bananeydi Hilal ablamdan bulaşmıştı bu özellik.
Bakışlarım karşıdaki masaya kaydı. aynı adam şimdi de sırıtıyordu. istemsizce yüzüm değişti. ne oluyoruz kardeşimm bakışımı fark eden zülal ablam, bu sefer arkasını dönüp benimle aynı yere baktı. "ne oluyor ya ikidir." Banaydı sorusu. "bilmiyorum, ama bir kere daha olursa hiç hoş şeyler yaşanmayacak." Bakan adamın anlayacağı şekilde konuştum.
"Sakin ol." Dedi Hilal ablam. sağolsundu çok işe yaramıştı çünkü. Söylediğimi duyduğuna çok emin olduğum adam, masadan kalktı ve bizimkine doğru geldi. gerçekten canına susamıştı heralde.
Masanın tam yanına geldi. gölgesi bardaklara düşüyordu. başımı kaldırdım. ceketini düzeltiyordu, neydi bu ben beyefendi bir sapığım demenin yeni bir yolu falan mı.
"Rahatsız hissettirdiğim için özür dilerim hanımlar." Bana döndü. "bakışlarım biraz tuhaftı farkındayım, ama sizi burada görmeyi beklemiyordum." Tanışmak istercesine elini uzattı. "mirat demirkıran ben." İki ablamda aynı anda birbirine baktı, ardından bana saniyelik birşeydi.
Sandalyeyi itip ayağa kalktım ve uzattığı elini sıktım "çok özür dilerim, siz öyle bakınca ben-" "Sorun değil. öyle bakmak benim hatamdı, tanışmaya gelsem mi karasız kaldım. yanlış anlaşıldığımı fark edince gelmek istedim. iyi eğlenceler." Sohbet boyunca elimi bırakmamıştı. gitmek için bırakmaya yeltenirken, onu tutup savuran adam ile işi daha kolay olmuştu.
hilal ablamın çığlığını duydum."çek lan elini!" Kalın bir erkek sesiydi. ben anın şokundan yeni çıkmıştım ki, Mirat'ın yakasına yapışan Altay'ı görünce, sinirden başımdan aşşağı kaynar sular akmıştı. ne hadleydi. etrafa baktığımda tüm masaların baktığını gördüm. ablamgil ayaktaydı. "altay oğlum bıraksana adamı." Diye ayırmaya çalıştı zülal ablam. eniştemin geldiğini görünce ona döndü. bense ikisine yaklaşıp Altay'ı ittirmeye çalıştım. "napıyosun ya bırak." Ablam sinirle yürüyen eniştemin önünde durdu. "Ömer birşey yap, ayır şunları." Korkuyla karışık bir otorite vardı sesinde. "az bile yapmış." Diye sinirle soluyarak ablamın yanından geçti. miratı Altay'ın elinden alıp yumruk atınca, Mirat'ın masasından birkaç adam kalkıp olaya dahil oldu. arada kalmıştım İmdat!
"Bırak lan eniştemi." Diğer masadaki adamlardan biri enişteme yumruk atınca, Hilal ablam da ona yumruk atmıştı. o da az değildi. zülal ablam ise kenarda telefonlara birilerine ulaşmaya çalışıyor gibiydi.
sağ tarafımdan uçan sandalye ile başımı sola çevirdim. keşke Cevirmeseydim, altay Mirat'ın kafasını duvara bastırıyordu. başka bir adam gelip ona yumruk attı. kapıdan giren bizim adamları görünce, birşey yapmazsam en az 10 yaralı olacağını fark edince bir şekilde kendimi savaş meydanından atıp masaya ilerledim. birde dışarıdan baktım manzaraya. Hilal ablam bardaktaki limon gibi duruyordu aralarında. zülal ablama döndüm
"Noldu." Telefonu işaret ederek sordum. "ben bunları ayırsınlar diye çağırdım, daha beter oldu." Diye isyan etti ablam. ben çantamı alırken, zülal ablam enişteme yumruk atan adamı işaret ederek. "kocamı dövüyolar, birşey yap." Hiçbirşey yapamayacağını bilerek. kocasını kurtarmaya, aralarına dalmak için ilerledi. sonunda açmayı başardığım çantadan tabancamı çıkartırken, zülal ablamı kolundan tutarak çektim. havaya iki el ateş ettim.
Yerde birbirine girmiş adamlar aynı anda bana baktı. durmuşlardı başarmıştım. "kız sen yanında tabanca mı taşıyorsun." Zülal ablamın sorusuna karşı, omuz silktimm Hilal ablam hiçbirşey olmamış gibi yanımıza gelmiş, rujunu tazeliyordu. adamlar ayrılmış üstünü düzeltiyordu. mirat adamlarını masaya göndermişti, ama kendi duruyordu. eniştemle Altay'a döndüm. "napıyorsunuz siz!" Altay tek kaşını kaldırdı. dudağı patlamış, gözünün altı kıpkırmızıydım "koruyormuşuz gibi duruyor." Mirat güldü, histerik bir gülüştü. "kim dedi ya sana beni koru diye! "
Çenesini sıktı, sinirlenmişti. ama bende sinirliydim. başrol olmak istiyorduysa, başka yere gitsin.
Mirat'a döndüm. "çok özür dilerim kusura bakmayın, hoş bir tanışma olmadı." Kıyafetinin yakasını düzeltirken gülümsedi. "sorun değil, zaten tanışmak için bolca vaktimiz var, ofisime de beklerim." Arkamdaki adama imalı bir bakış atıp, uzaklaştı. yeniden diğerlerine döndüm. eniştem önce ablama, sonra uzaklaşan adama baktı. "ne diyo lan bu hırt." "Sen sus." Omzundan hafifçe itti zülal ablam. "şu haline bak." Onun da burnu kızarmış ve kaşı kanıyordu. sandalyede bacak bacak üstüne atarak oturan ablama baktım. en az hasarlı o görünüyordu. elmacık kemiğinde ufak bir kızarıklık vardı sadece.
"Ofis mofis hayırdır." Bir adım atarak konuştu altay. hesap soran bir tondu hoşuma gitmedi. bir adım attım suratına boka bakar gibi baktım. kinliydim gecemizin içine tükürmüstü, bu yüzden erkek sinek bile istememiştim.
"müvekkilim ile nerede görüşeceğim seni ilgilendirmediğini düşünüyorum, ama bakılırsa sen konuştuğum insanlara bile karışabileceğini düşündün." Soluksuz konuşmuştum, sonda aldığım derin nefese kadar fark etmedim.
Suratı değişti. "müvekkilin mi." Eniştemle aynı anda konuştular. o kadar cümlenin içinde ikisinin de sadece buna takılması sinirimi bozmuştu. cevap vermedim duymuşlardı.
Zülal ablam masadan çantasını alırken, Hilal ablam garsondan hesabı istemişti. "tamam bu kadar aksiyon yeter, eve dönüyoruz. " Zülal ablam konuştu. Hilal ablam hesabı ödemek için cüzdanını çıkartırken, altay bizim masaya ilerleyen garsonu durdurdu ve ödedi. hoş jesti ama teşekkür etmiycektim.
"Hemen mi ya." Hilal ablam, zülal ablama ilerlerken söylendi. "hemen." Diye net bir cevap verdi zülal ablam.
Dışarı çıkınca, herkes arabalara binmiş. eniştem bizim arabanın şoför koltuğuna geçmişti. en azından bu sefer arkada tek değildim, Hilal ablam da vardı. eniştem ölüm sessizliğini bozarak konuştu.
"Müvekkil falan hayırdır baldız ya, ne ara müşteri buldun kendine." Şakaya vurmaya çalışmıştı ama sorgulandığım bariz belliydi.
Ben mal mal boşluğa bakarken, zülal ablam."hocası rica etmiş." Diyerek beni kurtarmıştı. "hem siz ne diye dinlemeden etmeden adama saldırıyorsunuz ya ,barbar mısınız acaba. " Nefessiz konuşmuştu. ne zaman sinirlense konuşurken nefes almayı unutuyordu. bu özelliğimi de ondan almıştım heralde.
"Ne bilelim hatun, biz öyle tepenizde dikilirken görünce." Ablam ona döndü. "neden bu kadar sinirlendiniz acaba." Yargılayıcı ve sorgulayıcı bir tondu. eniştem cevap vermeden önce konuşmayı böldüm.
"papatya çayı önermek isterdim ama, ikinizi de papatya tarlasının altı kesmez eniştecim. " Ablam da eniştem de aynı anda göz devirdi. boş yapmıştım ama gerginliğe gerek yoktu.
"Tekin bir adam değil de ondan." Eniştem ablama cevap vermiştim kaale alınmıyordum ama umrumda değildi. zaten konağın önüne gelmiştik. salonun ışığı açıktı bir de evde tartışma yaşanacağının habercisiydi bu ışık. arabadan inerken elinde telefonla gelen annemi gördüm.
"Kızım bu ne. " diyerek telefonu bize çevirdi. Hepimizeydi bu söz. biz telefona bakarken, eniştem de göz ucuyla bakmıştı. sanki herşeyin başı onlar değilmiş gibi merak etmişti. ne mi izliyorduk 15 dakika önce arasında kaldığım meydan savaşını. orda olan biri çekmiş olmalı ki hemen sosyal medyaya düşmüştük. bu kadar da olmazdı kardeşim.
O sırada kapıdan G kasa bir mersedes girdi. altay inmişti her zamanki gibi memnuniyetsiz ifadesi takılıydı suratına. gıcık işte diye geçirdim içimden. sonra annemin göreceği şekilde, başımla Altay'ı işaret ettim. "gelen , çok düşünceli arkadaşımıza sor. o anlatır." İğneleyici konuşmuştum. ardından binanın girişine yürüyünce. ablalarımda peşimden gelip ,eniştem ve Altay'ı annemle baş başa bırakmışlardı, iyi olmuştu az bileydi .
Kapıyı açtığımda anneannemin sesini duydum. şaşırılacak bir manzara değildi. halamla didişiyolardı. anneannem halama, "hep sen bu kızları böyle yaptın." diyordu. Oysaki suç çok sevdiği eniştem ve pigmentsiz buzdaydi.
Ayakkabılarımızı çıkartıp salona yürüdük. tuaf bir şekilde amcam yoktu. camdan bakınca arka bahçede olduğunu gördüm. biraz sonra eniştem ve Altay'da yanına gitti. birşeyler konuşuyolardı, anlamaya çalıştım ama işe yaramamıştı.
Sonra anneanneme yan şekilde baktım. "ne yapmış halam bizi." Sordum, ama susturmak için olduğunu anlamıştı. hepimiz ne kastettiğini az çok anlamıştık, ama dillendirmeye gerek yoktu.
Başımla camın dışında duran üç adamı işaret ettim. "çıkan tatsızlığın sebebi dışardakiler, birine hesap soracaksan onlarla muhattap ol."dedim. Hilal ablam mutfakta su içiyordu. ister misin maiyetinde bardağını kaldırdı. Başımı hayır şeklinde salladım ve merdivenlerden odama çıktım. ablam yiğit'in odasına gidiyordu. uyandıracağı kesindi.
"niye uyandırıyorsun, bırak yatsın." Dedim yanına gitmeden. "uyandırmıycam, tabi başarabilirsem. eve geçelim, bu gecelik yeter. yarın siz gelirsiniz." Dedi, yatan çocuğu kaldırıp kucağına alırken. sonra merdivenlerde yanıma geldi.
"Kalsaydınız diyeceğim ama. anneannem daha susmaz ve onun çenesine maruz kalmana gönlüm elvermiyor." O inerken bende peşinden ilerledim. eniştem içeri girmişti. bizi görünce gelip, yiğiti ablamın kucağından aldı. "gidelim mi hayatım." Diye sormuştu, ama soru gibi değildi. ablam başıyla onayladı. "aa gidiyor musunuz. " Mutfaktan çıkan Hilal ablamdı konuşan. "gidelim ablam, yarın uzun uzun otururuz." Diye bir cevap almıştı.
Uğurlamak için sarılırken. "sabah yedide kapındayım ona göre." Dedim ve cevap olarak "çüş yakamoz. " Dedi. Ondan ayrılırken, "şaka şaka, ama uyandığım gibi sizdeyim haberin olsun."
"Öğlene kadar rahatız desene sen ona." Dedi laf sokuyordu.ama uyku güzel şeydi alınmadım o yüzden.
Ablamgil gidince herkes kendi inine çekilmişti. tuaf bir aileydik, kimse inkar edemezdi. Ben odama girip makyajımı çıkarttım ve giyinme odasına gidip üstünde minik ayıcıklar olan şortlu bir pijama takımı giydim ve saçımı gelişigüzel topuz yaptım. yazın açık saça tahamülüm yoktu.
Yatağa uzanıp, kafamı dağıtmak için biraz kitap okudum. sıkılmıştım yatakta birkaç dönüp durduktan sonra uyuyamayacağımı anlayıp odadan çıktım. temiz hava almak için arka bahçeye çıkacaktım. ama öncesinde mutfağa gidip kendime kahve yaptım. bulduğum bir kupaya doldurdum ve bahçeye çıktım.
Derin bir hava çekip kahvemi Yudumladim. oturmayı düşünmüyordum, tuaf zevklerim vardı. Onun yerine yaslanmak için ağaç baktım. gözlerim bahçeyi tararken bahçe takımlarından birinde oturan Altay'ı gördüm.
İstemsizce nefesim değişti. Neden burdaydı, neden sürekli görmek zorundaydım bu adamı.
Sigara içiyordu. bir yandan elinde tuttuğu mavi bir şeyi gözünün altına bastırıyordu. yüzünü görmüyordum ama her zamanki gibi boş baktığına emindim. Dikizliyor gibi durmuş olabilirim. ama hayır sadece o benim baktığım yerde duruyordu. başka yere gitsindi kardeşim bana ne.
Bir süre sonra birşeye sinirlenmiş gibi, elindeki buz olduğunu düşündüğüm şeyi önündeki masaya fırlattı. bu ne şiddet ne celal kardeşim. Önüme döndüm yada dönemedim.
Başını hafif geriye yasladı. ya uykusu gelmişti yada başı ağrıyordu, saygı falan duymayacaktım, çünkü tadımı kaçıranın tadını kaçırmak gibi mükemmel bir huyum vardı . yanına yürüdüm.
Biraz yaklaşınca, gözlerinin kapalı olduğunu gördüm. işime gelirdi, masaya fırlattığı buzu alıp kızaran göz altına baskıyı hissedeceği ama canını yakmayacak sertlikte bastırdım. "keyfine göre işe yaramıyor bunlar."
Cümlemle gözlerini açtı ama başını düzeltmedi. şaşırmış gibi bakıyordu. beni beklemediği belliydi, bende kendimi burda beklemiyordum ama burdaydım işte.
"İntikam mı alıyorsun aklınca." Oturuşunu düzeltirken konuştu. canı acısın diye elimdeki buzu daha sert bastırdım. ama sadece yüzünü buluşturdu.
"intikam değil ya, iyilik yapıyorum. teşekkür istiyordun ya teşekkür etmek için geldim. " Sinirini bozacak bir gülümseme yerleştirdim dudaklarıma. "intikam almamı istemezsin bence."
Ayağa kalkınca tuttuğum buz otamatik olarak kayıp, elimle birlikte yanıma düştü. "nasıl bir intikam alırsın mesela. " Bir adım attı. "örnek versene, korkmam gereken şeyi bileyim." Üstümü süzdü. bu Pijamanin içinde korkunç durmadığımın bende farkındayım , suratıma vurmaya ne gerek var.
Başımı kaldırdım ve bakışlarımı göz hizasına getirdim. "ben fiziksel intikam almam." Hala elimde olan buzu, göğsüne bastırarak ittirdim. "bunlarla geçiremezsin yani." Sonra arkamı dönüp gittim. en sevdiğim şey, insanlar cevap veremeden çekip gitmekti. köpekse kudurmayı da hak ediyordu.
Kapıyı açıp içeri girdim. pigmentsiz buz ilk defa bir işe yaramış, onun sayesinde canımın sıkılması geçmişti. şimdi gidip huzurlu bir uyku çekebilirdim.
Bölüm etkileşimi
