Kırmızı yasak (Hilal'in emri)

Vaveyla Yazarı: Rümeysa Akıncı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Kırmızı yasak (Hilal'in emri)

Karşımda Hilal ablamı görünce, korkarak sıçradım. "abla napıyon ya." Diye isyan ettim. imalı bir bakış attı. "Ne var." Diye sordum.

Başını sağa sola salladı. aynı imâ vardı. "ikiniz baş başa napıyordunuz bakıyım." İnanamaz şekilde baktım. "saçmalama abla ya." Diye isyan edip kapıya yürüdüm. "saçma senaryolarını başkasının üstünde kur. " o cevap vermeden merdivenlerden çıktım.

Odaya girip yattım. erken uyanmayı planlıyordum, çünkü çok özel bir randevum vardı. Ama çalan telefonla, bu gece uykunun bana haram olduğunu anladım. oflayarak telefonu aldım. arayan ırmaktı. lisedeki arkadaş gurubumdandı. 6 yıldır yüz yüze görüşmüyorduk ama hep iletişim halindeydik. açıp kulağıma götürmemle. "kız sen ne ara geldin trabzona! Niye haber vermiyorsun! " Diye bağırması bir oldu. "kızım bir sakin ol .geleli bir gün bile olmadı, hem sen nerden öğrendin geldiğimi."

"Ohoo Dünya'dan haberiniz yok, yakamoz hanım. sizden önce haberiniz geliyor, gelir gelmez ortalığı birbirine katmışsın yine." Ah bi de o vardı demi. durduk yere mağaza olmuştuk iyi mi.

"Ben birşey yapmadım." Görmeyeceği halde, kaşımı kaldırarak savunmaya geçtim. "Hıhı kesin hiçbirşey yapmamışsındır, neyse en kısa zamanda buluşma ayarlıyorum. itiraz kabul edilmez. " Dedi ve cevabımı beklemeden, yüzüme kapattı . bahane uyduracağımı biliyordu. kendini garantiye almıştı.

Telefonu yeniden komidinin üstünde koyup, yattım.

Saat 5 te çalan alarmla, kendimi zor bela yataktan attım. neyseki kış gelmemişti ve hava aydınlıktı. Banyoya gittim ve hazırlıklarımı yapıp ,giyinme odasındana geçtim. kapalı birşeyler giydim ve annemin çeyiz için yaptığı yazmalardan birini yanıma aldım.

aşşağı inince ,annemin mutfaktaki yardımcısı nurten abla yolumu kesti, çalışan yerine koymuyorduk aileden gibiydi. "Niye bu kadar erken uyandın. " Diye sorgulamıştı haklıydı. bu aile için, beni bu saatlerde ayakta görmek epey garipti. " Mezarlığa gidiyorum nurten abla." Diyince, Başıyla onaylayıp mutfağa girdi.

Bende girişten arabamın anahtarını alıp dışarı çıktım. kapıda dikilen adamlara baktım. hiç uyumuyor muydu bunlar, diye düşünmeden edemedim. Aman bananeydi ya. arabaya binip mezarlığa sürdüm.

Hafif dağlık biyerdeydi. o yüzden arabayı biraz uzağa park ettim. bagajdaki suyu aldım ve mezarlığın kapısına yürüyüp açtım. babamın mezarında duran omzu görünce kaşlarımı çattım, kimdi bu sabahın köründe. Biraz yaklaşınca pigmentsiz buz olduğunu gördüm. ne arıyordu burda.

Mezarın önüne gelince. "ne zamandan beri burdasın. " Diye sordum. baktı, "bilmem saymadım. " Ne ateş ne buzdu gözleri, sanki yolu kapanmış bir şelaleydi . "bu kadar erken gelmeni beklemiyordum. " hesap yapmış da, kimse gelmeden gitmeyi planlıyormuş gibiydi.

"Ben seni hiç beklemiyordum." Şişeyi açarken, gözüm taze dikilmiş mavi Ortancaya kaydı. "sen mi diktin. " Diye sordum. sadece başını onaylarcasina salladı.

"en sevdiği çiçekti." İkimiz de aynı anda mırıldanınca birbirimize baktık. dokunsam ağlayacak gibi duruyordu. ne konaktaki ne de restorandaki hâlinden eser yoktu.

Elimdeki suyun birazını döktükten sonra şişeyi ona da uzattım. birşey demeden aldı, şişeyi bitirince bana baktı. "istersen gidebilirim. " Diye sordu. yanına çömeldim, "ölenler ile muhabbet eden insanlardan değilim, istediğini yapabilirsin. "

İkimiz de bir süre boş boş mezarı izledik. sormak istediğim çok şey vardı ama yeri miydi bilmiyorum. "sen neden burdasın." Hâlâ mı burdasın demek gelmişti içimden, ama kendimde henüz o cesareti bulamıyordum.Kısık bir ton kullandım ama duymuştu.

başıyla çiçeği gösterdi. "dikmeye geldim. " Diye cevapladı. onu mu soruyordum ben. "iyi de neden, durduk yere insanların mezarına çiçek diktiğini sanmıyorum. " Dedim.

-çocuk anlatmak istemiyor işte niye zorluyorsun.
İç sesim en olmadık yerde devreye gitmişti umursamadım.

"Belki içimdeki ateşi söndürmek için çabalıyorumdur. " Sonra bana döndü. "ateşi söndürme için toprak lazım, su her ateşi söndürmez. " Sadece baktım suratına. çok mu dalga geçmiştim, konuşmayı bilmiyor diye.

Neden bu toprak. Diye sormak istedim ama dilim dönmedi. "Birşey söyleyeceksin" Dedi

-nerden anladı ya bu.

"Nerden çıkarttın. " Diye itiraz ettim. "dudağını yoluyorsun." Söylememesi gereken birşeymiş gibi durdu.

"söyle, dudağını kanatacaksın. " Derin bir nefes verdim. "ateşini söndürmek için niye bu toprağı seçtin." Önce gözümün içine baktı. yansımadan kendisini izliyordu sanki, sonra tekrar mezara baktı. "diğerleri söndürmeye yetmedi çünkü."

Ayağa kalktım. "bence ben sizi rahat bırakmalıyım, konuşacaklarınız var gibi. " Tepki vermedi. bende uzatmadan girişe yürüdüm. arabaya binip uzaklaştım.

eve uğrayıp üstümü değiştirdikten sonrax kahvaltı yapmaya gidecektim. Konağın önünde park edip indim ve hazırlanmak için direk odama geçtim. duş alacaktım ve çıkmam en az bir saatti.

Duştan çıktıktan sonra. beyaz pileli bir mini etek , toz pembe askılı bir crop, pembe detayları olan bir Converse giyip. saçımı su dalgası yaptım ve ne kadar gold takı bulduysam taktım.

Alt kattan ablamın bıkmış isyanları artınca. "geliyorum! " Diye bağırarak hasır el çantamı kaptığım gibi hızla merdivenlerden inmeye başladım. hep mi O bekletecekti, bir kere de ben beklemiştim ama burnumdan getirmişti.

"Nerdesin be, sabahtan beri seni bekliyorum." Diyerek her zamanki gibi pireyi deve yapıyordu. "abartma abla." Diye Soluyarak kapıyı açtım. "bu sefer benim arabayı alıyoruz. kombinime en çok O uyuyor." Diyerek bordo BMW'min yanına yürüdüm. Sonra ona döndüm. "ama istersen sen kullanabilirsin. " Dedimm O onu düşündüğümü sanmıştı ama alakası yoktu. onu şoförüm yapıp kendimi özel hissetmekti derdim.

Anahtarı elimden alıp kabul ettiğini gösterince, bende yan koltuğa oturdum. Radyoya uzanıp açtım. serdar ortaçtan asrın hatası arabada yankılanırken, zülal ablamın evinin yolunu tuttuk.

15 dakikalık yolun ardından sanki peri diyarından fırlamış gibi olan iki katlı villanın bahçesinde, araba durunca kapıyı açıp indim. tam en otistik halimi kuşanıp zıplaya zıplaya yanlarına gidecekken, kapıdan giren g kasa ile kendimi durdurdum. ne işi vardı ya bunun burda.

Tam karşımda arabayı durdurup benim tarafımda olan kapıdan indi. evin kapısında dikilen ablama bunun burda ne işi var dercesine baktım. sonra ona döndüm. ablam olay çıkartma der gibi bakıyordu ama artık geçti.

"Ne işin var senin burda ya, nereye gitsem burnumun dibinde bitiyorsun." Bir adım yaklaştım "istenmeyen ot gibi." Kısık bir sesle, ters ters bakarak mırıldandım. adımlarımı kapıya döndürdüm. zülal ablama sarılırken. "niye geldi bu. " Diye sordum. o ise kolumu cimcirerek, "sus ya misafir o azcık kibar ol, odun. enişten çağırdı. " Diye kısık sesle çemkirdi. bana neydi o da kuyruk gibi gittiğim her yerde olmasaydı.

cevap vermek yerine içeri geçerken. "ee ne yaptın bize." Diye sordum. "valla çok güzel şeyler yaptımm ama menemene enişten de el attı dikkatli yiyin. " Güldüm hilal ablamda o pigment yoksunu suratsız da kapıya gelmişti.

"Ya hadi ama arkadaşlar. bir türlü gelemediniz açım diyorum neden kimse ciddiye almıyor acaba." Eniştemin içeriden gelen isyan sesleriyle, kahkaha atmamak için zor durdum.

herkes yemek odasına yürürken zülal ablama, "yemek vermedin mi adama." Acır gibi Rollendim. "ayıp." "Bana ne canım, bekleyecek herkes gelene kadar. " Diye söylenirken, yemek salonuna girdik.masanın başında yemeklere ciğere bakan kedi gibi bakıyordu eniştem. "Hadi oturun da başlayalım, çatlayacak adam" Diyerek hepimizi oturttu zülal ablam. "Önümüzdeki hafta Elif'in düğünü varmış." Hilal ablam ortamın gerginliğini yumuşatmak için konuştu.

"Elif kim ya." Zülal ablam ile aynı anda konuştuk. ikimizin de akraba bilgisi sıfırdı. "babannemin yiğeninin kızı var ya." Diye diretti hilal ablam. "o kim oğlum. " Zülal ablam algılamak için çabalıyordu. niye kendini yoruyorsun kardeşim.

"Valla biz gitmeyeceğimiz için, kimmiş neyin nesiymis hiç ilgilenmiyorum. " Hilal ablam bana döndü. "saçmalama, tabiki gideceğiz babaannem canımıza okur." Hilal ablam uyarırcasına konuştu. "haklı." Zülal ablam da hilal ablama destek çıkınca ofladım. bana ne ya.

"Sevmez misin düğünleri." Masanın çaprazından gelen sesle başımı çevirdim. o meymenetsiz suratı ile bakıştım. "sen çok seviyorsun galiba. " Gözlerimi kıstım. "abiye de giyecek misin."

Eniştem hiç beklemediğim şekilde büyük bir kahkaha atmıştı. fazla eğleniyordu komik insandım vesselam. "kırmızı giy olur mu altay, sana çok yakışır." Eniştem çok naif bir şekilde giyim tavsiyesi verince. "hayır ya ben giyicem kırmızı, pişti olamayız altay. "dedi hilal ablam.

Öylesine söylediğim bir söz, tüm masanın alay konusu olmuştu ve herkes çok eğleniyordu. şaşıracaksınız ama pigmentsiz buz bile gülüyordu.Dur birdaha bakayım harbiden gülüyo, deccalleşmesi gerekmiyor muydu ya bunun.

Kahvaltıyı yapmış masayı toplayıp, mutfakta cebelleşiyorduk. "bir yardımcı alsan olmuyordu demi. saf ablam benim." Bulaşıkları yıkarken, söylenen hilal ablamdı. "söylenme." Diyerek geçiştirdi zülal ablam .

Biz mutfağı temizlemiş ocağa kahve koyarken, eniştem başını mutfağa sokarak. "hatun biz limana geçiyoruz." Ablam onaylanınca ,yeniden içeri döndü. beş dakika sonra dış kapı açılıp kapandı. O sırada kahveler pişmiş. mutfağın terasındaki masanın etrafına toplanmıştık.

Zülal ablam başıyla hesap sorar gibi işaret edince, kahve bardağının ardından kendimi savururcasına baktım. "noldu." Diye sordum. "sen neden bu kadar sinirlisin bu Altay'a, hayırdır." Anlık bir boşluğa daldım ama hemen geri toparladım bir şeyleri çaktığı kesindi ama sonuna kadar inkar edecektim.

"Ne demek neden sinirlisin. " Her zamanki gibi sinirimi kuşanmıştım. "adam utanmasa nasıl nefes aldığıma bile karışacak.herseyime burnunu sokuyor." Tek kaşını kaldırdı. "pek inanmadım ama olsun. " İkimizin arasındaki sessiz savaşı fark eden hilal ablam,

"Ee arkadaşlar ne giyiyoruz düğünde." Diyerek tüm konuyu çevirmişti. zülal ablam da bende bakarız bir ara diye geçiştirirken, hilal ablam ısrarla önce bizimkileri.

sonra Kendilerininkini beşer kere değiştirerek anlatmıştı. alışverişe çıkma düşüncelerindeydi. ama ben dolaptan birşeyler giymeyi düşünüyordum. "O zaman akşam üstü çıkıyoruz birşeyler bakmaya." Elini yüzümün önünde salladı. "hey sende geliyorsunm duydun mu beni. " Ofladım kaçma fırsatım olmadığı kesindi.
"Yiğit'i niye verdin ki kreşe, şuralarda gezerdi şimdi. Birtek o destek veriyor bana. " Diyerek söylendim.

Hakim bakış açısı

Ömer ve Altay limana gelmişlerdi. ama dertleri teftiş değildi. ömer zorla getirmişti Altay'ı , fark etmişti bir tuhaflık vardı. Ömer'in teknesine bindiler. ne çok büyük ne çok küçüktü. ticaret yapılmazdı belki ama kafa dağıtmak için mükemmeldi.

Ömer çay ocağına geçip, ocağa çay koydu ve Altay geçsin diye teknenin önündeki minik masa takımını işaret etti. oturdu Altay, yıllardır söylenirdi şu seti değiştirmediği için.

ikisi de iri adamlardı ve sığmıyorlardı. ama ömer ısrarla değiştirmiyor, bunun tadı böyle çıkar kardeşim diye diretiyordu. dil dökmenin işe yaramadığını anlayan Altay, dil dökmeyi bırakmıştı ama arada takılıyordu.

Gözleri iskelenin diğer tarafındaki tekneye takıldı. tuğrul Ulubey'indi gemi yıllardır kimse milim oynatmamıştı. kardeşi Turan dışında kimse de el değmezdi zaten.

Tuğrul Ulubey yazısına baktı.o sırada ömer içeriden çaydanlıkla gelip masaya bıraktı. dolaptan çay bardağı çıkartırken, sandalyede iki büklüm oturan adama baktı. "laf çarpmayacak mısın" Diye sordu.

Altay bakışlarını Ömer'e çevirdi. "kaale alacak mısın. " Diye sordu. "hayır." Diye net bir cevap aldı.

Ömer tekneyi iskeleye bağlayan halatı çözerken. "boş boş duracağına çay koy. " Dedi, Altaya. Altay ise ikiletmeden doldurdu çayları.

Ömer karşısındaki tabureyi çekip oturdu. kendi de sığmıyordu ama değiştirmesini söyleyince, Altay'a çemkiriyordu. Altay'ın doldurduğu bardaklardan birini alıp, büyük bir yudum alarak Altay'a döndü.

"Anlat bakalım Altay efendi. ne bu ıssız adamı oynuyorsun, bir sorun var belli. söyle bakalım ne O sorunun adı. " Altay çayından yudum alırken iç çekti. "bir çift göz." Anlamamış gibi baktı ömer.

başını hafifçe yana eğdi Altay. "sorunun ismi diyorum, yakamoz." İsmi O kadar kısık söylemişti ki, kendi bile tam duymamıştı ama karşısındaki adamın duyduğuna emindi.

Korkuyordu Altay, onunla yüzleşmekten. Yedi cihâna baş kaldırırdı da bir çift göz lâl ediyordu onu. eli ayağı bağlanıyordu. neyden korktuğunu da bilmiyordu yüzleşmekten mi, yoksa yüzleşememekten mi.

Hatırlamıyormuş gibi davransada dün gibi hatırladığını en iyi Altay biliyordu. ama ses etmemişti, elinde olanı da kaybetmekten korkuyordu belki. evet adını bulmuştu. Elindeki son yağmur damlasını da kaybetmekten deli gibi korkuyordu.

"Pişt alo." Ömer, Altay'ı daldığı uçurumdan çekmeye çalışırken, Altay'ın telefonu çaldı. ikiside ekrana baktı. Mirat'ın ismini görünce yüzleri değişti. Altay telefonu açıp hışımla kulağına götürdü.

"Ne var lan! " Diye çıkışmıştı. "aşk olsun altaycıcım, insan bir teşekkür eder. " Yumruğunu sıkmıştı Altay. bu adamdan nefret ettiği kadar hiçbirşeyden nefret etmiyordu.

"Yoksa beğenmedin mi hediyemi, senin için taaa Ankaralardan getirmiştim oysa." Altay'ın yüzü buz kesti .

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

59okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.