5. bölüm / 6
Aşiyan ~son durak~Bize ne adamdan
Bölümler 6Şu an: Bize ne adamdan
İki araba da ardı ardına yayladan girdi. Orada duran arabaları görünce yanılmadığımı anladım. Eniştemin ailesi, aile dostlarımız ve bizim çocuklar; hepsi oradaydı.
Arabadan kendimi attığımda annem kolumdan tutup eşyaları taşımaya yardım etmem için bagajın önüne çekti. Hepimize en az iki kap düşmüştü.
Altay, eniştem ve Kıvanç abi masaları birleştirdi. Poyraz da geldiği gibi kurulan hamağa binmek için Yiğit'le kavga ediyordu ama Yiğit tek değildi. Aykut abi ve Esra ablanın çocukları Bade ve Kutay da vardı. Ona rağmen oturmayı başarmıştı.
"Yaa, ayı, insene!"
Kahkaha atarak güldüm. Dayı diyemediği için ayı diyordu.
"Yiğitcim, ayı değil, o dayı."
Poyraz bu lakaptan kurtulmaya çalışıyordu.
"Poyraz abi, çocuk musun sen? Hamak bizim hakkımız."
Kutay yaşça biraz daha büyük olduğundan daha net konuşuyordu.
"Poyraz, oğlum, gel de şunları taşımamıza yardım et. Bırak çocukların hamağını."
Annem Poyraz'ı çağırırken elimdekileri masaya sertçe bıraktım. Belim kopmuştu.
"Onları oraya koyma."
Amcama kendini taşıtarak en baş köşeye kalkmamak üzere oturmuştu babaannem.
"Allah için bi sus be kadın."
Hilal ablam da elindekileri bırakarak konuştu.
"Kız! Yakamoz, sen ne ara geldin?"
Sevil teyze beni tuttuğu gibi kendiyle bütün edecek şekilde sarıldı. Fazla neşeli ve enerjik bir kadındı.
"Hoş geldin, kızım."
Eşi Turgut amca konuştu.
"Hoş buldum, daha yeni geldim zaten."
Sevil teyze daha çok sıktı.
"Kız, nasıl özlemişim seni!"
Yirmi dört saat içinde bana düzenlenen ikinci boğma eylemiydi.
"Valla, ben de seni çok özledim, Sevil teyze ama biraz daha sıkarsan boğulacağım."
Can havliyle konuşunca bıraktı.
"Hoş geldin, Yakamoz abla."
Küçük kızları Lalin'di. Bir dakika, bana abla mı dedi o?
Güldüm.
"Hoş bulduk ama bence abla deme. O kadar yaşlı değilim, Lalin'cim."
En sevimli tarzımla konuştum.
"Tamam, Yakamoz abla. Ay, pardon."
Diye cevapladı. Başkası olsa yolardım ama fazla tatlı ve nazikti.
—Kurban olduğum, o yanaklarını ısırırım senin.
İç sesim bir anda şevke geldi.
Gelen başka bir arabadan eniştemin ailesi indi. Nevin Hanım, eniştemin annesiydi. Herkes birbirini kabullenmişti ama bu kadın daha kendini bile kabullenememiş gibiydi. İki karış suratı ile gelip babaannemin yanındaki ikinci baş köşeye oturdu.
Yanlış anlamayın, sadece bize değil, oğlu ve kocasına da böyleydi. Babaannem ile yarışır diyeceğim ama o en azından erkek bireyleri seviyor.
Eşi Cemal amca herkese selam vere vere geliyordu. Hayali hep siyasetçi olmaktı herhalde. Beni görünce başıyla selam vererek:
"Hoş geldin, kızım."
dedi. Kibar adamdı. Nevin cadısını nereden bulmuştu acaba?
Arkadan Efes ve Aylin abla geldi. Efes'i gören Poyraz bir anda:
"Oh be, az kalsın tek başıma kalacağım sanacaktım."
diyerek Efes'le klasik erkek selamlaşmasını yaptı. En boş şey olabilirdi.
"Biz neyiz lan burada, nankör?"
Biz burada selamlaşma ayini yaparken, kurulan sofranın yanında eniştem ile menemen yapma etkinliğini icra eden Altay konuştu.
O sırada Aykut abi, Ilgaz, Doğu, Derya ve Irmak ormandan geldi. Ilgaz, Doğu ve Aykut abinin elinde topladığı odunlar vardı ama Irmak ve Derya sallana sallana geliyorlardı. Derya ile göz göze gelince istemeden en gıcık mimiğimi yaptım. Oldum olası sevmezdim bu kızı.
Bir tek ben buradaydım. Rabbim, Hilal ablam ne ara gitti? Beni işe yaramaz olarak adlandırmasınlar diye yardıma gittim.
"Yapılacak bir şey?"
diye sorarak Hilal ablamla Zülal ablamın arasına girdim.
"Allah razı olsun ya."
dedi Hilal ablam.
"Kızım, sen gel çayları doldur."
diyerek çağırdı annem.
Ben laf olsun diye sormuştum aslında.
Çaydanlığı alıp tepsinin içindeki çay bardaklarına doldurmaya başladım. Kaç bardak vardı ya burada?
—24.
Diye cevap aldım iç sesimden.
—Ne ara saydın, kız?
—Sayarım ben.
"Ay, en sevdiğim kankim, çok güzel fotoğraflar çektim."
Irmak, elindeki telefonu sallayarak bana doğru zıplaya zıplaya geliyordu.
Çaydanlığın altını aldığımda Zülal ablam:
"Kimse can sağlığı için Yakamoz'un yanına yaklaşmasın!"
diyerek anons geçti. Bunun üzerine Irmak olduğu yerde kaldı.
Küçükken yediğim her halt başıma kakılacaksa olmaz. Alt tarafı ilk çay doldurma etkinliğimde bacağını yaktım. Ne diye abartıyorsun, kızım?
"Aşk olsun, abla."
Suları doldururken isyan ettim ama titreyen elimi görünce haklı olduğunu anladım.
"Bence de kimse yaklaşmasın."
Fısıltıyla konuşurken son bardağı da doldurdum.
Çaydanlığı geri bırakınca güvenli olduğuna karar veren Irmak tekrar bana doğru geldi. Yanağımı tutarak sulu sulu öptü.
"Nasıl özlemişim."
Cümlesini bitirince sarıldım.
"İnanır mısın, ben de özledim."
Irmak ve karakterlerimiz çok farklıydı ama tuhaf şekilde anlaşıyorduk.
Gözüm iki büklüm odun ateşinde menemeni karıştıran Altay'a takıldı. Tepesinde de Derya denilen çırpıntı dikiliyordu.
"İstersen ben karıştırayım, yoruldun sen."
—Ne diyo kız bu?
"Efendim?"
diyerek sarılmayı bırakan Irmak bana baktı. Sesli mi söylemiştim ya?
"Kız, iyi misin? Kiminle konuşuyon?"
Yüzüne bakmak istedim ama gözlerim menemen mahalline kilitlenmiş, çekemiyordum.
"Gerek yok, Derya."
diye cevapladı Altay ama kız hâlâ orada dikiliyordu.
—Çekilsene be.
Bakışlarımı takip eden Irmak, görselini görünce:
"Hee."
diye anladığını belli etti.
"Ne hee?"
Bir anda gözlerimi çekip Irmak'a baktım.
"Derya, çayları dağıtmamıza yardım eder misin?"
diyerek çağırmıştı. Bu kız her şeyi anlamak zorunda mıydı?
Derya bize baktı. Benimle göz göze gelince ayağa kalktı.
"Tabii."
diyerek yanımıza geldi.
Biz çayları dağıtırken annem çocuklar ile oynayan Esra ablayı ve diğerlerini çağırınca herkes yerine oturdu.
Eniştem Altay'ın önündeki tavayı alıp masanın ortasına koyarken:
"Valla, övünmek gibi olsun, menemeni çok güzel yaparım."
Altay otururken ağzı açık şekilde enişteme baktı.
"Lan, beraber yaptık ya! Ne diye üstüne yatıyon?"
Eniştem otururken:
"Sen sadece karıştırdın, Altaycım. Asıl meşakkatli kısım bendeydi, kardeşim."
demesinin üzerine:
"Yazıklar olsun. Ben sana artık bir şey demiyorum."
diye cevap alınca herkes güldü.
"Altay'ın da beli iki büklüm oldu ama karıştırırken, hakkını yeme."
diye konuştu Derya.
—Sana ne, kızım?
Esra ablanın masanın karşısından yaptığı göz hareketiyle:
"Yani Altay abinin."
diyerek değiştirdi.
"Yelloz."
diye kulağıma doğru fısıldayan Irmak yüzünden irkildim.
"Arkadaşlar, yemeğe başlayabilir miyiz? Menemen soğuyacak."
Poyraz, Ilgaz ve Efes aynı anda konuştu. Üçü de ergen erkek olmanın hakkını sonuna kadar veriyordu.
"Tamam, hadi. Afiyet olsun."
diyerek hepimizi başlattı babaannem.
Hilal ablam kolumu dürttü.
"Oğulları aç kaldı ya, hiç kıyamaz."
Sadece Zülal ablam, ben ve Irmak'ın duyacağı şekilde konuşunca kısık şekilde güldük.
"Abla, böreklerden versene."
Poyraz'ın isteği üzerine masanın üzerinde böreği ararken Lalin tabağı alıp ona doğru uzattı.
"Yemin ederim, bakar kör bu kız."
diyerek beni zorbaladı Zülal ablam.
O sırada Derya masadaki poğaça tabağını alıp Altay'a uzattı.
"Poğaçadan da yesene, ben yaptım."
Büyük bir hevesle konuştu.
Altay tam konuşacakken:
"O poğaça sevmez."
diyerek tabağı aldım.
"Ama ben çok severim. Ellerine sağlık."
Bir anda tüm masadakiler bana baktı. Ne var canım? Poğaça sevemez miyim?
"Keşke Altay cevap verseydi."
Derya bir savunma yapınca gözüm seğirmiş gibi hissettim. Umarım yanılıyorumdur.
Sahte kocaman bir gülümseme taktım.
"O, insanları kırmayı pek beceremez. Sevmediği bir şeyi yemesine gerek yok, öyle değil mi?"
Herkes bana bakıyordu.
—Noldu abla?
Kızım, bir dur.
Altay'ın alttan alttan sırıttığını hissediyordum. Derya ile aramızda geçen bakışmanın enerjisi tüm masaya yayılmıştı.
"Yakamoz, mısır ekmeğini verir misin, kızım?"
Bunun sonunun pek iyi olmayacağını fark eden amcam beni dünyaya döndürmek için konuştu.
Başarılı da olmuştu. Ona ekmeği verdikten sonra herkes yemeğe dönüp hiçbir şey olmamış gibi davrandı.
"Benim canım çok sıkıldı. Hadi, top oynayalım."
diye Efes'e ters ters baktım. Allah'ın belaları, bilerek yapıyorlardı.
Bakışlarımı fark eden Efes:
"Noldu ya?"
diye sorunca Poyraz şerefsizce bir kahkaha patlattı.
"Oğlum, bilmiyor musun? Ablam top oyunlarını bok gibi oynar."
—Kardeş dedik, bağrımıza bastık. Püh, yazıklar olsun.
"Sağ ol, ablacım. Dövseydin az oldu."
Bankla birleşik sandalyeden kalkmaya çalışırken:
"Oynuyorum ulan!"
diyerek gaza geldim.
Allah'ım, lütfen düşmeyeyim. Çok pis rezil olurum.
Meydan okumama karşılık:
"Hodri meydan ulan, top diye kendini atma da."
diyerek banktan kalktı.
Nasıl tekte kalktı ya bu?
Zar zor kalkmamın ardından ablamgili, Irmak'ı ve Lalin'i domino etkisini kullanarak tek seferde dürttüm.
"Kalkın lan, hep birlikte oynayacağız."
Onlar da kalkarken Hilal ablam, Zülal ablam ve bana bakarak:
"Ben ikinizle aynı takımda olmam ama kaybetmek istemiyorum."
deyince Zülal ablam:
"Ne demek istiyorsun sen?"
diye sordu ama aldığı cevap:
"Oynayamıyorsunuz demeye çalışıyorum."
du.
"Oynamazsan oynama lan. Biz sana çok meraklıyız sanki. Sen Poyrazgilin boklu takımına git."
diye triplenince Lalin kulağıma yaklaşıp:
"Meraklıyız aslında. Bir tek o düzgün oynayabiliyor."
dedi ve ardından ikimizin gözü de Esra ve Aylin ablalara takıldı. İkisi de çok iyi oynuyordu. Ve lisede okul takımındalardı ama ikisine de otuz yaş sendromu yüklendiği için ikna etmek çok zordu.
Göz işareti ile birimiz Aylin ablaya, birimiz Esra ablaya gitti.
"Hadi, nolur kalkın. Yenilmemize göz mü yumacaksınız?"
diye duygu sömürüsü yapmaya başladık.
"Ooo, siz sürekli böyle destek ekip çağırırsanız olmaz, haksızlık. Enişte, abi, kalkın siz de. Bunlar bizi az buldu, ezecek."
Bu saçma ikna etme çabalarının ardından bedeni otuz ama ruhu elli olan Kıvanç abi dahil hepimiz ayaklanmıştık. Halam bile kalkmıştı. Kalkarken:
"Ben hepinize taş çıkartırım."
demeyi ihmal etmemişti.
"E o zaman, takımlar belli. Kızlar bir grup, erkekler bir grup. Sadece Hilal abla bizim grupta."
diye işleri netleştirdi Ilgaz.
İki grup da yerlerini alırken Derya:
"Şey, ben de Hilal ablanın takımına geçsem?"
deyince halam:
"Ooo, o zaman bizde adam az oluyor. Sizde Doğu'yu verin o zaman bize."
diyerek itiraz etti.
—Bir insan ilgi için bu kadar düşemez. Allah'ım.
Yanımdaki Irmak kulağıma:
"Ben bu kızı yolarım."
diye gaz verdi.
—Kızım, dursana. Zaten kendimi zor tutuyorum.
"Sakin ol, Irmak."
diye mırıldandım. Ben sakin miydim? Hayır. Ne oluyordu ya bana? Niye bu kadar sinirleniyordum? Bana neydi?
—İç ses, hep senin yüzünden kızım. Sen gaza getiriyorsun.
—Ben ne yaptım ya?
—Sus, bize ne adamdan?
Doğu ve Derya yer değiştirince Irmak:
"Derya cadısına inat kazanıyoruz kızlar."
diye fısıldadı.
"Kızım, derdiniz ne kızla?"
diye isyan etti Zülal ablam.
"Valla, kızlar haklı. Kusura bakma Esracım ama kardeşin tam bir cadı."
diyerek bize destek çıktı halam.
—Helal, kız hala. Bir tek sen anlıyorsun beni.
"Poğaçadan da yesene, kendi ellerimle yaptım."
Doğu, sesini incelterek Lalin de abartarak aynı anda taklit ettiklerinde çak yaptılar. Bu ikilinin dinamiğini izlemeyi seviyordum.
"Arkadaşlar, abartmasanız mı?"
Aylin abla ve Zülal ablam ortamı toplamaya çalıştı.
"Arkadaşlar, farkındayım gıcık bir haysiyet ama kanımız bir. Ya biraz nazik mi olsak, Doğu?"
diyerek mahcup bir tavır takındı. Doğu'nun ismini söylerken biraz sinirliydi. O da Esra ablanın erkek kardeşiydi. Zorluğunu bilirdim ama burada sonuna kadar seni savunacağım, Doğu.
—Sen niye utanıyorsun, bebeğim? Haysiyetsiz haysiyetler utansın.
"Sözüm meclisten dışarı."
diyerek teselli ettim.
"Ooo, siz şimdiden kaynatmaya başladınız. E hadi, başlayın."
Eniştem bağırınca Aylin abla oyunu başlattı.
"Ben sadece göstermelik, aralarda takılacağım. Tüm yük sizde, arkadaşlar."
dememin üzerine kafama yediğim topla az kalsın şuurumu kaybediyordum.
"Napıyorsunuz ya! Bildiğin suikast girişimi bu!"
diye cırlayınca karşı taraftan Altay barış ister gibi elini kaldırdı.
"Pardon, istemeden oldu."
—Pigmentsiz şeytan.
"Bu da istemeden oldu!"
Zülal ablam bağırarak topu Altay'ın kafasına attı.
—Bacı gibi bacı be.
"Benim abime!"
diye bağıran Poyraz bu sefer topu sertçe bize fırlattı ama garibim Lalin'e denk gelmişti.
"Benim ne suçum vardı?"
diye sızlandı.
—Benim tırtılıma.
Yerden topu alıp:
"Benim peluşuma dokunmayacaktınız."
diyerek Poyraz'a doğru fırlattım ama hedef yine şaşmış, Hilal ablamın kafasına çarpmıştı.
"Arkadaşlar, ne oluyor şuan?"
diyen Esra abla ve Derya çarpıntısının üzerine eniştem:
"Bu bir savaş ilanıdır!"
diye bağırarak topu gene fırlattı. Zülal ablama gelince iki elini teslim olur gibi kaldırarak:
"Pardon, hanım."
diye mırıldandı.
3 dakika içinde voleybol, sıçan vurmaya dönmüştü. Irmak özellikle birkaç kez Derya'yı hedef alınca kaçtı, cadı.
Kıvanç abi de:
"Bu benim bedenime fazla."
diyerek oturmuştu ama halam devam ediyordu.
—Başımıza kalacaksın, kadın.
Bir yerden sonra Efes topu diğer tarafta piknik yapanlara atınca ortamın tansiyonu değişti.
"Pardon, arkadaşlar. Topu atsanıza."
dedi Doğu.
"Atmıyoruz. Gelin de alın, alabiliyorsanız."
denmesini kimse beklemiyordu.
"Atsana kardeşim topumuzu! Özür diledik ya, ne artislik yapıyon!"
Ilgaz yükseldi. Irmağın ikiziydi.
"Arkadaşlar, sakin olun. Tatsızlık çıkmasın."
diye araya girmeye çalıştı.
"Tatsızlık çoktan çıktı, cici kız."
Ablam konuşmanın ardından adamların masasına doğru yürüdü ve ellerini masaya yaslayarak:
"Topu verin."
dedi.
—Ben olsam verirdim. Görmüyor musun, kardeşim? Kaç kişiyiz. Yeriz sizi.
—Ben mangal yiyeceğim. Karnımı bunlarla doyuramam.
"Vermiyoruz. Koca kız olmuşsunuz, hâlâ oyun oynuyorsunuz. Bir de top istemeye geliyorsunuz."
Masada oturan kızlardan biri ağzını yaya yaya konuştu. Geçmiş olsun. Hilal ablamın en nefret ettiği şeydi.
"Top bizim, kardeş."
diye atıldı Efes.
"Çok kıskandıysanız size de alalım bir tane."
diye ekledi Poyraz.
—Ay, hiç kavga edemem arkadaşlar. Daha Derya'yı yolamadım ben.
"Top sizinse burada ne arıyor, kardeşim? Sabahtan beri sesinizden bir keyif yapamadık zaten."
diye atıldı oğlanlardan biri.
"Aa, sen bizim sesimize kurban ol be!"
diye cırladı Irmak.
Kızlardan biri güldü.
"Senin sesine kurban olursak, öbür tarafta hesap sorarlar bizden."
—Ne dedi o? Benim bacıma mı dedi o?
"Ne diyorsun be sen? Yırtarım o ağzını."
diye masaya ilerledim.
"Yırtsana."
diye ayağa kalkan kızın saçına yapıştım.
Herkes benim hamlemi bekliyormuş gibi birbirine yapıştığı esnada eniştem ablamla birlikte ortalığı sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Lan, durun!"
Evet, sakinleştirme çabaları buydu.
"Hoop! Noluyor burada? Ayrılın gençler!"
diye bağıran Cemal amca ile herkes birbirini bırakmıştı.
—Aha, geldi siyasetçi tontonum. Şimdi orta yolu bulur.
Orta yolu bulmak, bizi azarlamaktı herhalde. Çünkü oradan bizi toplayıp çocuklardan özür diledikten sonra dönmüştü.
"Ne diye özür diliyorsun, baba ya? Onlar suçlu."
diye savunmaya geçti Efes.
"Oğlum, kim haklı diye mi soruyorum? Ne diye abartıyorsunuz olayı?"
—Ehehe, o abartan şahıs bendim.
"Topumuzu aldın mı bari, Cemal amca?"
Diye gelen Doğu'ya topu uzatırken:
"Ne topmuş arkadaş."
diye söylendi.
Bizim alana dönünce eniştem ve Altay mangalın başına, Poyraz ve tayfası da hamağa toplandı.
Biz de kızlar olarak çok naif bir doğa yürüyüşüne çıktık. Çırpıntı Derya yoktu. Sormuştuk ama istememişti.
—Böyle şeyler onu sarmıyormuş haspam. Ben biliyom seni neyin sardığını.
Hilal ablamın gazına gelerek göle doğru ilerledik.
"Biliyor musunuz, bu göl cinliymiş."
Aylin abla bizi korkutmak için sesini değiştirmişti.
"Şu an aramızdan birinin yerinde aslında cin olabilir."
diye devam ettirdi.
"Ya, Aylin abla!"
diye bağırdı Lalin. Böyle şeylerden çok korkuyordu. Hoş, ben de korkuyordum. Sanırım ben daha çok korkuyordum.
"Kim demiş ya, kim demiş?"
diye akım şeklinde konuşan Esra abla, Aylin abladan akımı devam ettirerek:
"Birinden duydum."
diyerek güldü.
"Tamam, uzatmayın kızlar. Korkuyor."
diye durdurdu Zülal ablam.
"Kim korkuyormuş ya? Onlar benden korksun."
diye artislik tasladı Irmak.
—Kızım, dursana. Götümüzü keserlerse, görürüm.
Ortam sakinleşince Zülal ablam kıyın kıyın yanıma sokularak:
"Altay poğaça sevmez."
diye taklit etti.
"Ama ben çok severim, ellerine sağlık."
Aynı taklidi devam ettirdi Hilal ablam.
"Yaa, ablaa!"
diye bağırdım.
—Hep senin yüzünden oldu.
—Ben ne yaptım?
"Sus kız, ablaya bağırılmaz."
diyen Zülal ablam kafamdaki şapkayı alıp kendisi taktı.
"Hiç oldu mu o sana? Kaç yaşında çocuklu kadınsın?"
Esra abla, Zülal ablaya sahte bir küçümseme ile konuştu.
"Aa, o niyeymiş be? Şapka takmak için illa yirmilik çıtır mı olmak lazım?"
Aylin abladan savunma geldi.
"Sanırım buradaki yirmilik çıtır benim."
Hilal ablam saçlarını savurarak konuştu.
Bir süre sonra annem arayıp etlerin pişmek üzere olduğunu, gelip sofraya yardım etmemizi söyleyince geri dönüş yoluna girdik.
Ama ben her zamanki gibi işten kaytarmak için bazı bahaneler ile yavaş yavaş ilerleyip onları önden gönderdim.
Onların gittiğinden emin olduktan sonra arkamı geldiğimiz yöne çevirmemle pigmentsiz buzu görmem bir oldu. Ne zamandan beri buradaydı bu?
"Ne zamandan beri buradasın?"
diye sordum.
"Kaytarmaya başladığın andan beri."
diye cevapladı.
—Aha, rezil olduk.
"Kaytarmıyorum."
Başımı iki yana sallayarak reddettim. Güldü. Şerefsiz, hep rezil olunca gül zaten.
—Ama çok güzel gülüyor.
—Lan, ne diyon?
—Ne var?
—Kızım, indirmesene hemen yelkenleri, kuduruk.
Bir adım yaklaştı.
—Noluyor lan?
"Boşuna çıkıştın kıza."
dedi.
"Hangi kıza?"
diye sordum.
"Derya olan kıza."
diye açıkladı.
—Mala anlatır gibi anlattı. Kız bizi mi aşağılıyor bu? Hanım hanım, benim kapı gibi hukuk diplomam var.
"Çıkışmadım. Senin söyleyemeyeceğin şeyi kendisine ben ilettim."
Aramızdaki mesafeyi azalttı.
"Ben aslında severim poğaça."
Bu cevabı beklemiyordum. Gereksiz bir sinir yüklendi.
—Ne zamandan beri seviyorsun ya?
—Yalan konuşuyor.
"Yeseydin o zaman!"
Gereksiz şekilde bağırarak arkamı döndüm ve piknik alanına dönmek için birkaç adım attım ama duyduğum:
"Yakamoz."
sesiyle olduğum yerde kaldım.
Neden ses tonu bir şey söyleyecek ama zamanı değilmiş gibiydi?
—Ne istiyorsun be, adam?
Bölüm etkileşimi
