28. bölüm · Asena'nın Uyanışı

SAKLI GERÇEKLER

Tomris Yıldız

Oda sakin bir sessizliğe bürünmüştü. Alçak masanın üzerinde ince porselen fincanlardan yükselen buhar, loş ışıkta ağır ağır dağılıyordu. Asena ve Shu yan yana oturmuş, çaylarını yudumluyordu. İkisi de suskundu ama bu sessizlik gerginlikten değil, fırtına öncesi bekleyişten doğuyordu.
Kapı birden açıldı.
İçeri giren adam hızla diz çöktü, başını eğdi.
"Efendim..." dedi saygıyla ve Zicheng'e döndü.
"Veliaht prensten size bir haber var."
Elindeki zarfı iki eliyle uzattı.
Zicheng zarfı aldı, mührü dikkatle inceledi. Ardından adama baktı.
"Kapıda bekle..." dedi sakin ama kesin bir sesle.
"Cevabımı hemen vereceğim."
"Emredersiniz."
Adam geri geri çıkıp kapının önünde nöbete geçti.
Zicheng zarfı açtı. Gözleri satırların üzerinde dolaşırken yüzündeki ifade değişmedi ama omuzları hafifçe gerildi. Okumayı bitirdiğinde başını kaldırdı ve karşısında yan yana oturan iki kadına baktı.
"Wang..." dedi yavaşça.
"Kaçırıldığınızı düşünüyor. Benden yardım istemiş."
Asena çay fincanını masaya bıraktı. Shu'nun eli farkında olmadan dizlerinin üzerinde sıkıldı.
Zicheng devam etti.
"Ben de aramalara başladığımı bildiren bir mektup yazacağım. Her şey planladığımız gibi ilerleyecek. Önce şu defteri bulalım..."
Asena'nın gözlerinin içine baktı.
"Sonra sizi saraya götürürüz. Uygun mu..."
Asena başını hafifçe eğdi.
"Uygun abi."
Zicheng masaya kağıt ve fırçayı çekti. Fırçayı mürekkebe batırıp Wang'a yazmaya başladı. Satırları kısa, net ve ikna ediciydi. Zarfı kapattıktan sonra ayağa kalktı ve kapıdaki askere uzattı.
"Bunu hemen götür."
Adam zarfı aldı, eğildi ve hızla uzaklaştı.
Zicheng yerine döndüğünde Asena ona baktı. Bakışlarında hem kararlılık hem de bastırılmış bir özlem vardı.
"Abi..." dedi yumuşak ama net bir sesle.
"Anneme bir mektup yazsam... teslim edebilirler mi..."
Zicheng hiç düşünmeden başını olumlu şekilde salladı.
"Tabii ki."
"Toplantımızı, saraydaki mali bakanın tavırlarını, yaşanan her şeyi anlat. Merakta kalmasın."
Bir an durdu.
"Ben teyzeme yazmayı düşünüyordum ama defteri bulma durumuna göre yeniden plan kuracaktım. Sen yaz. Gerekli yerlere ulaştırırım."
Asena derin bir nefes aldı. Masaya doğru eğildi, kağıdı önüne çekti. Fırçayı eline aldığında parmakları kararlıydı. Satır satır her şeyi yazdı. Kayboluşu, bekleyişi, sarayın içindeki sessiz cepheleri ve yaklaşan fırtınayı...
Mektubu bitirdiğinde kağıdı dikkatle katladı ve Zicheng'e uzattı.
Zicheng mektubu aldı, mühürledi. Kapıya yönelip dışarıdaki adamlardan birine seslendi.
"Bu mektup Göktürk obasına gidecek."
"Bizzat teslim edilecek."
Adam başını eğdi.
"Emredersiniz."
Kapı kapandığında odada yine sessizlik kaldı. Ama bu kez o sessizlik yaklaşan dönüşün sessizliğiydi...
...
Zicheng ağır adımlarla arşivin bulunduğu koridora ilerledi.
Gece henüz dağılmamıştı ama sarayın içi uyanmaya başlamıştı bile. Gölgeler uzun, fısıltılar kısa ve temkinliydi. Tam da böyle zamanlarda gerçekler saklanırdı.
Kapının önünde duran muhafızlar onu görünce hemen eğildiler.
"Arşiv sorumlusu nerede..." diye sordu Zicheng.
"İçeride efendim."
Zicheng içeri girdiğinde eski kağıtların, mürekkebin ve saklanmış sırların kokusu yüzüne çarptı. Raflar düzenliydi ama bu düzen fazlasıyla kasıtlıydı. Bir şey gizlenmek istendiğinde, genelde fazla düzgün saklanırdı.
Arşiv sorumlusu aceleyle yanına geldi.
"Efendim..."
"Mali bakanın soruşturmasına ait defter..." dedi Zicheng hiç dolandırmadan.
"Hesaplama hatası gerekçesiyle kapatılan dosya."
Adam bir an duraksadı. Çok kısa bir an...
Ama Zicheng için yeterince uzundu.
"Yerini biliyorsun."
Sesini yükseltmedi. Buna gerek yoktu.
Adam başını eğdi.
"Evet efendim..."
Rafların arkasına doğru ilerlediler. Kilitli bir sandık açıldı. İçinden birkaç defter çıkarıldı. Zicheng hepsini tek tek inceledi. Ta ki...
Bir tanesinde el yazısı tanıdık gelene kadar.
Sayfaları çevirdi.
Rakamlar düzgündü ama fazlasıyla düzgündü. Yuvarlatılmıştı. Aradaki kayıplar bilinçli şekilde gizlenmişti. Bu bir hata değil, ustaca yapılmış bir kaçakçılıktı.
Zicheng defteri kapattı.
"Bunu kim gördü..." diye sordu.
"Benden ve o... tutuklanan memurdan başka kimse efendim."
Zicheng başını salladı.
"Kimseye bir şey söylemeyeceksin."
Defteri koltuğunun altına aldı.
Bu, sadece bir kanıt değildi...
Bu, bir hanedanın kaderini değiştirecek ağırlıktaydı.
...
Aynı saatlerde...
Sarayın başka bir kanadında, Wang ayakta duruyordu.
Geceden beri üzerini değiştirmemişti. Omuzları gergin, bakışları sabitti. Önünde duran Feng, sessizliğin ne kadar ağırlaştığının farkındaydı.
"Hiçbir iz yok..." dedi Feng sonunda.
"Şehir kapıları kontrol edildi. Yolkıyı, göl çevresini, çardakları tekrar arattım. Shu teyze de yok. Sanki... yok olmuşlar."
Wang yumruklarını sıktı.
"Olmaz..." dedi kısık bir sesle.
"Asena kaybolmaz."
Ama sözleri kendini ikna etmekten öteye geçemiyordu.
"Zicheng'den haber var mı..." diye sordu.
Feng başını salladı.
"Henüz değil."
Wang derin bir nefes aldı. Aklında aynı düşünce dönüp duruyordu. Eğer Asena gerçekten kaçırıldıysa... Bu artık bir kişisel mesele değildi.
"Sarayda bunu fırsata çevirmek isteyen çok kişi var..." dedi Wang sertleşen bir sesle.
"Xi Shi'nin adı kulağıma geliyor ama henüz kesin bir şey yok. Dedikoduysa sustururum, gerçekse bizzat üstüne giderim."
Feng temkinliydi. Wang'ın bu haldeyken fevri kararlar vermesinden korkuyordu.
"Şu an herkes sizi izliyor veliahtım. Prensesin kaybolması, sarayın içindeki dengeleri oynattı. Bir hata... herkese koz verir."
Wang başını çevirmeden konuştu.
"Hata yapmam."
Sonra durdu, sesi ilk kez çatladı.
"Ama onu bulamazsam... hiçbir denge umurumda olmaz."
O sırada dış avludan ayak sesleri yükseldi. Bir haberci aceleyle yaklaştı ama yüzündeki ifade Wang'ın aradığı umut değildi. Selam verdi, eğildi ve konuştu.
"Veliahtım... iz süren birlikler de bir sonuca ulaşamadı. Prensesin ve Shu teyzenin saray içinde ya da dışında olduğuna dair hiçbir kanıt yok."
Bu sözler havada asılı kaldı. Wang bir an gözlerini kapattı. Zihninde Asena'nın yüzü belirdi; kendinden emin bakışı, dimdik duruşu, korkuya yer bırakmayan sesi... Böyle birinin iz bırakmadan kaybolması akla sığmıyordu.
"Yok olmuş olamaz..." dedi kendi kendine.
"Asena böyle kaybolmaz."
Feng sessizce yaklaştı.
"Belki de..."
diye başladı ama cümleyi tamamlayamadı. Belki de demek istemediği şey çok ağırdı.
Wang gözlerini açtı.
"Belki de birileri özellikle iz bırakmamıştır."
dedi ve bakışları karardı.
"Bu bir kaçırılmaysa... çok temiz yapılmış."
Tam o sırada, sarayın başka bir köşesinde, Zicheng defteri daha sıkı kavradı. Koridorlardan geçerken yüzünde tek bir duygu vardı: soğukkanlılık. Ama zihni çoktan birkaç adım sonrasını hesaplıyordu. Bu defter ortaya çıktığı an, sadece mali bakan değil, onunla aynı safta duran herkes yanacaktı. O yüzden henüz zamanı değildi.
Sarayda herkes bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu. Ama kimse gerçeğin ne kadar yakında olduğunu bilmiyordu.
Ve Wang... hâlâ Asena'nın sarayda bir yerlerde olduğuna inanmak istiyordu.
Oysa o sabah, herkesin sandığı tek bir şey vardı.
Veliaht prenses... hâlâ kayıptı.
...
Wang sahte defteri masanın üzerine bıraktığında odanın içindeki hava anında ağırlaştı. Asena defteri eline aldı, parmaklarıyla kenarlarını yokladı. Bu tür belgeleri artık hissinden tanıyordu. Yalanın da bir dokusu vardı.
"Bu defter bizi kandırmak için oluşturdukları yedek hesap defteri olmalı," dedi Wang, sesi bastırılmış bir öfkeyle sertti.
"Adamı takip ettiriyorum. Eli kulağındadır belki de."
Asena cevap vermedi, sadece sayfaları çevirdi. Rakamlar doğruydu ama gerçek değildi. O sırada kapı sertçe açıldı. İçeri giren asker nefes nefeseydi, eğilip selam verdi ama duraksamadan konuştu.
"Efendim... defter yüzünden tutukladığınız adam, mali bakanla handa görüştü. Oraya giremedik, dikkat çekmemek için dışarıda kaldık ama içerideki adamlardan haber geldi."
Zicheng'in dudaklarında yavaş bir gülümseme belirdi. Beklediği an buydu.
"Tamam," dedi sakin ama keskin bir sesle.
"Mali bakanla ayrıldığı anda, boşlukta adamı kimseye gözükmeden alın ve getirin. Onu konuşturtmaktan başka şansımız kalmadı."
Asker başını eğdi.
"Emredersiniz."
Kapı kapandığında Asena derin bir nefes aldı.
"İnşallah konuşur ya..."
Zicheng ona baktı, sesinde kendinden emin bir sakinlik vardı.
"Merak etme kardeşim, konuştururuz. Herkesin yumuşak bir karnı vardır. Adam evli, iki kızı var. Mali bakan onu bununla tehdit ediyor. Senden isteğim, benimle gelmen. Bu bilgileri kullanarak onu koruyacağımıza dair güvence vermeliyiz ki konuşsun. Olur mu?"
Asena hiç tereddüt etmeden başını salladı.
"Merak etme abi," dedi hafif bir gülümsemeyle.
"O iş bende."
...
Aynı saatlerde Wang'ın sabrı artık ince bir ipliğe dönüşmüştü. Avluda hızlı adımlarla yürüyordu, Feng hemen arkasındaydı. Wang'ın omuzları gergindi; bakışları etrafı değil, sanki görünmeyen bir hedefi izliyordu.
"Daha fazla bekleyemem," dedi Wang dişlerini sıkarak.
"Ya iz bulunur ya da ben bizzat ararım."
Feng temkinli ama netti.
"Veliahtım, bu haldeyken..."
"Sarayda saklanıyorsa?" diye kesti Wang sözünü.
"Ya da biri bilerek gözümüzün önünde tutuyorsa?"
Tam o anda karşıdan gelen ayak sesleri onları durdurdu. Xi Shi'ydi. Üzerindeki ipek elbise kusursuzdu ama yüzündeki ifade değildi. Gergin bir gülümseme takındı, Wang'a doğru bir adım attı.
"Veliaht prens," dedi yumuşak bir sesle.
"Bu saatte dışarı çıkmanız... prenses hâlâ bulunamamışken biraz..."
"Biraz ne?" diye sordu Wang sertçe, durmadan.
"Uygunsuz mu?"
Xi Shi irkildi ama geri adım atmadı.
"Sadece endişeliyim," dedi.
"Hepimiz aynı şeyi istiyoruz. Asena'nın sağ salim dönmesini."
Wang ilk kez durdu. Gözleri Xi Shi'nin üzerinde sabitlendi, sesi alçaldı ama tehditkârdı.
"İstediğin şeylerle yaptıkların arasındaki farkı iyi bilirim," dedi.
"Şu an önümden çekil."
Xi Shi'nin yüzündeki gülümseme bir anlığına çatladı.
"Bu kadar öfke... suçluluk belirtisi derler."
Feng araya girdi.
"Yeter," dedi soğukkanlı ama sert bir tonla.
"Prenses kayıpken kimse kimseyi sınamasın."
Wang Xi Shi'nin yanından geçerken son bir kez konuştu.
"Sabır diye bir şey kalmadı," dedi.
"Kim bu işin içindeyse... bedelini ödeyecek."
Xi Shi olduğu yerde kaldı. Wang ve Feng hızla uzaklaşırken, Xi Shi'nin bakışları arkalarından karardı. O an anladı; bu oyun artık kontrolünden çıkıyordu.
Ve Wang... artık kimsenin maskesine inanacak durumda değildi.
Kulübenin içi loştu. Dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi duruyordu ama içerideki hava, korku ve çaresizlikle ağırlaşmıştı. Zicheng'in adamları görevlerini sessizce tamamlamış, tutuklanan memuru kulübenin ortasına oturtmuşlardı. Adamın elleri titriyordu; gözleri kapıya her çevrildiğinde sanki biri gelip onu oradan sürükleyecekmiş gibiydi. Kısa bir süre sonra kapı açıldı. Asena ve Zicheng içeri girdiklerinde adam başını öne eğdi, dizleri neredeyse yere değecekti.
Zicheng ağır ama net bir sesle konuştu.
"Kim yaptı?"
Adam yutkundu, sesi zor çıktı.
"Benim... hesaplama hatamdı efendim. Siz de kontrol ettiniz."
Zicheng'in bakışları sertleşti ama konuşmadı. Sessizlik uzadıkça adamın nefesi hızlandı. Asena bu sessizliğe daha fazla dayanamadı. Bir adım öne çıktı, sesi sert değil, kararlıydı.
"Ben veliaht prensesim," dedi.
"Karın ve çocukların yüzünden tehdit edildiğini biliyorum."
Adam başını kaldırdı, gözleri dolmuştu.
"Merak etme," diye devam etti Asena.
"Şu an askerlerim evinizin etrafında. Onları koruyorlar. Kimse zarar veremez. Kimse seni de tehdit edemez."
Adamın omuzları titredi.
"Bize bu işin arkasındaki kişiyi söyle," dedi Asena yumuşak ama sarsılmaz bir tonla.
"Asıl hesap defterini verirsen ne istersen veririm. İstersen sarayda işe başlarsınız, size kalacak yer ayarlarım. Ya da buralardan gitmek isterseniz, size yeni bir yuva bulurum. Ama bana anlatmalısın."
Bu sözler bir kilidi açmış gibiydi. Adam başını iki elinin arasına aldı, sonra konuşmaya başladı.
"Mali bakan... her şeyi o yaptı. Açıkları bilerek oluşturdu. Defteri benim üzerime yıktı. Karımı, kızlarımı... onları kullanarak beni susturdu."
Sesi çatladı ama durmadı.
"Asıl defter evimde. Bana 'kimse senden şüphelenmez' dedi. 'Ne kadar göz önünde olursa, o kadar akla gelmez' dedi. O yüzden saklamamı istedi."
Zicheng araya girdi, sesi soğuk ve hesaplıydı.
"Tamam. Yerini söyle. Adamım kimseye gözükmeden gitsin alsın. Yalan mı doğru mu... ona göre karşılığını vereceğiz."
Adam adresi titreyerek anlattı. Zicheng başını salladı. Söylenecek başka bir şey yoktu. Asena ve Zicheng kulübeden çıkmak üzere döndüklerinde arkalarından boğuk bir ses yükseldi. Adam dizlerinin üzerine çökmüş, gözyaşlarına hâkim olamıyordu.
"Lütfen..." dedi hıçkırarak.
"Eşimi ve çocuklarımı koruyun veliaht prensesim."
Asena durdu. Bir anlığına arkasını döndü, bakışları kararlıydı.
"Kimse onlara dokunamayacak," dedi.
"Söz veriyorum."
Kulübeden çıktıklarında gece daha da ağırlaşmıştı. Zicheng hiç vakit kaybetmeden adamlarından birine döndü.
"Defteri almaya gidiyorsun," dedi.
"Kimseye görünmeden. Elini çabuk tut."
Adam başını eğdi.
"Emredersiniz."
Asena kulübeye son bir kez baktı. Artık bu sadece bir hesap defteri meselesi değildi. Bu, sarayın altından oyulan bir düzenin ortaya çıkma anıydı. Ve geri dönüş yoktu.
...
Gece iyice çökmüştü. Sarayın dış avlularından başlayıp arka bahçelere, dar geçitlere ve kullanılmayan köşelere kadar defalarca dönmüşlerdi. Ay bulutların arkasına saklanmış, rüzgâr keskinleşmişti. Wang'ın pelerini omuzlarından kaymıştı ama farkında bile değildi. Adımları hızlanıyor, sonra duraksıyor, sonra yeniden aynı yolu başka bir açıdan kontrol ediyordu. Aynı yerlerden geçtiklerini biliyordu ama duramıyordu. İçindeki ses susmuyordu.
Feng sonunda dayanamayıp durdu.
"Wang... yeter."
Wang durmadı. Gözleri karanlığın içinde bir iz arar gibi dolaşıyordu.
"Gece soğuğu arttı," dedi Feng biraz daha sert ama endişeyle.
"Böyle devam edersen hasta olacaksın. Dönmeliyiz."
Wang bir anda döndü. Yüzünde yorgunluk değil, bastırılmış bir korku vardı.
"Olmaz," dedi.
"Asena'yı bulmadan hiçbir yere dönmem."
Feng nefes aldı, sesini yumuşatmaya çalıştı.
"Aratmadığımız yer kalmadı. Sabah olunca..."
"Sabah?" Wang sözünü kesti.
"Ben şu an onun nerede olduğunu bile bilmiyorum."
Bir an durdu. Ses tonu fark edilmeden çatladı.
"Belki aç," dedi.
"Belki üşüyor. Belki bu soğukta saatlerdir bir yerde saklanmak zorunda kaldı."
Gözleri yere kaydı, sanki Asena'yı orada görecekmiş gibi.
"Ya hasta olduysa..." diye devam etti.
"Ya biri onu korkutuyorsa... Ya yalnızsa..."
Feng bir adım yaklaştı.
"Wang..."
"Ben burada duramam," dedi Wang dişlerini sıkarak.
"O sarayın bir köşesinde, karanlıkta, beni beklerken ben nasıl sıcak bir odada durayım?"
Rüzgâr pelerinin ucunu savurdu. Wang farkında olmadan ellerini yumruk yapmıştı.
"Onu koruyacağıma söz verdim," dedi alçak ama kararlı bir sesle.
"Şimdi ortada yok ve ben hiçbir şey yapmıyormuşum gibi davranamam."
Feng başını eğdi. Wang'ın bu haldeyken dinlenmeyeceğini biliyordu.
"En azından yön değiştirelim," dedi.
"Şu tarafa bakmadık."
Wang hemen başını kaldırdı.
"Gidelim."
Adımları daha da hızlandı. Soğuk artık kemiklerine işliyordu ama zihni yalnızca Asena'daydı. Saçlarının rüzgârda savrulduğunu, ince hanfusunun bu gecede onu ısıtmayacağını düşündükçe içi sıkışıyordu. Her boş sokak, her sessiz köşe onu biraz daha öfkelendiriyor, biraz daha korkutuyordu.
Ve Wang ilk kez, kaybetme ihtimalinin bu kadar yakıcı olabileceğini anladı.
Kulübenin kapısı gece yarısına yakın bir saatte sessizce açıldı. Zicheng'in adamı içeri girdiğinde yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu. Elindeki kumaşla sarılmış defteri iki eliyle uzattı.
Zicheng defteri aldı, hızlıca Asena'ya baktı.
"Bulduk."
Asena hemen yanına yaklaştı. İkisi birlikte defteri açtılar. Sayfalar ilerledikçe yüzlerindeki ifade sertleşti. Malların listesi, tarihler, miktarlar... Resmî kayıtlardaki sayılarla birebir örtüşmeyen farklar açıkça yazılıydı. Mali bakanın kaçırdığı her şey, tek tek not edilmişti. Bu defter yalanları unutulmaması için tutulmuştu ama şimdi tam tersine her şeyi ele veriyordu.
"Asıl defter bu," dedi Zicheng sakin ama kararlı bir sesle.
"Kendini güvenceye almak istemiş... ama kendi ayağına dolanmış."
Hemen bir kopya çıkarttı. Kopyayı adamına uzattı.
"Bunu Xi Shi'nin odasına bırakacaksın. Masasının önüne. Kimse seni görmeyecek. Gir, bırak, çık."
Adam başını eğdi.
"Emredersiniz."
Ardından Zicheng masaya geçti, kısa ama net bir mektup yazdı. Zarfı mühürleyip bir askere verdi.
"Bunu Veliaht Prens Wang'a götür. Yolda durmak yok."
Mektupta Asena ve Shu'nun bulunduğu, azınlıklardan oluşan bir grubun kaçırdığı izlenimi verildiği ve saraya doğru yola çıkıldığı yazıyordu.
Hazırlıklar hızlı yapıldı. Kıyafetler bilinçli olarak biraz tozlandı, saçlar düzgün ama yol yorgunu görünecek şekilde bırakıldı. Her detay hesaplanmıştı.
Saray kapısına vardıklarında bekleyenleri gördüler. Wang ve Feng önde, hemen arkalarında saray hekimleri.
Asena attan iner inmez Wang yanına ulaştı. Hiçbir şey söylemeden onu kendine çekti. Asena'nın saçlarını öptü, alnını ona yasladı. Ardından bir an bile beklemeden kucağına aldı.
"Üşümüşsündür," dedi alçak sesle.
"Hadi."
Asena'yı odasına götürdü. Paravanın arkasına pijamalarını astı, sonra ona döndü.
"İyi misin prensesim?"
"Eğer giyinecek durumda değilsen... gözüm kapalı yardım edebilirim."
Asena hafifçe gülümsedi.
"Giyinebilirim, merak etme."
Üzerini değiştirip yatağa uzandığında Wang kapıya yöneldi.
"Hekimleri çağırın."
Feng'e döndü.
"Birini Shu teyzeme götür."
Diğer hekim odaya alındı. Asena'yı kontrol ederken Wang bir an bile gözünü ondan ayırmadı. Asena biraz halsizdi ama direnmeye çalışıyordu.
Hekim sonunda Wang'a döndü.
"Veliaht Prensim, şimdilik bir sorun yok. Veliaht Prensesimiz yalnızca çok yorulmuş. Dinlenmesi ve düzenli beslenmesi gerek. Takviye hazırlatırım."
Hekim çıktıktan sonra Wang yerinde duramadı.
"Yemek ister misin?"
"Bir şeyler yemen lazım."
Asena başını salladı.
"İstemiyorum prensim."
Wang hemen başka bir çözüm buldu.
"O zaman sıcak çay? Bir yudum bile olsa?"
Asena gülerek kollarını açtı.
"Bence sarılıp uyumalıyız."
Wang bir an şaşırdı ama tereddüt etmedi. Yorganın altına girdi, Asena'yı sıkıca kendine çekti. Sesini alçalttı.
"Özür dilerim," dedi.
"Seni koruyamadım."
Asena başını göğsüne yasladı.
"Bundan sonra daha dikkatli olacağım," diye devam etti Wang.
"Yanımdan ayrılmak yok artık. Saray işleriyle ilgilensem bile... otur yanımda, olur mu prensesim?"
Asena hafifçe güldü.
"Biraz fazla mı abartıyorsun sen?"
Wang kaşlarını çattı ama sesinde sitem vardı.
"Hiç de bile. Az bile."
"Merak etme... seni sıkmam."
Kollarını biraz daha sıkılaştırdı. Oda sessizleşti. Wang'ın bütün dikkati, endişesi ve sevgisi tek bir noktadaydı: Asena.
Ve bu kez gözlerini kapatana kadar onu bırakmadı.