27. bölüm · Asena'nın Uyanışı
BEKLEYİŞİN GÜCÜ
Gecenin ağırlığı sarayın taş duvarlarına çoktan çökmüştü. Fenerlerin ışığı avluda titrek gölgeler bırakıyor, rüzgâr soğuk nefesini çardaktan odalara kadar sürüklüyordu. Asena, odanın içinde hareketsiz oturuyordu. Gözleri bir noktaya sabitlenmişti ama baktığı yeri görmüyordu. Zihni, Wang'ın yüzünde takılı kalmıştı... söyledikleri... susuşları... Xi Shi'nin ardında bıraktığı izler...
Yanılmıştı. Bunu artık inkâr edemiyordu.
"Yanılmışım, teyze..." dedi sessizce.
Shu, karşısında oturduğu yerden Asena'ya baktı. Yüzünde alışıldık o sakin ifade vardı ama gözleri endişeliydi.
"Prensesim... kalbin şu an seni yanıltıyor olabilir. Her fırtına gerçek değildir..."
Asena başını yavaşça iki yana salladı.
"Hayır... bu sefer değil. Bu isyanın tam ortasında, bu kadar belirsizlik varken... o yine de Xi Shi'nin yanında kaldı. Beni seçmedi. Seçemedi."
Shu konuşmak istedi, ama Asena'nın gözlerindeki kararlılığı görünce sustu. Bu, kırgın bir genç kızın bakışı değildi. Bu, bir kararın sessizce verildiği andı.
Gecenin karanlığı iyice bastığında Asena ayağa kalktı. Üzerine koyu renk hanfusunu aldı, saçlarını sade bir biçimde topladı. Shu da onu izledi, tek bir soru sormadan hazırlanıyordu.
"Gidiyoruz, teyze..." dedi Asena alçak bir sesle.
"Planı uyguluyoruz. Daha fazla beklersek risk alırız."
Kapıya yöneldiklerinde hizmetliler endişeyle ayağa kalktı. Asena durdu, yüzünde sakin ama tartışmaya kapalı bir ifade vardı.
"Ağıla gideceğiz. Biraz yalnız kalmak istiyorum. Burada bekleyin."
Kimse itiraz etmedi. Asena'nın sesi, o an emirden çok kader gibiydi.
Shu ile birlikte karanlığın içine karıştılar.
Aynı saatlerde Wang, nihayet Xi Shi'den kurtulup odasına yönelmişti. Adımları hızlıydı, zihni karmakarışık ama tek bir düşünceye kilitlenmişti... Asena. Kapıyı açtığında içini garip bir sessizlik kapladı. Oda boştu. Fazla düzenliydi. Fazla sessizdi.
"Prenses..." diye seslendi istemsizce.
Cevap gelmedi.
Kaşları çatıldı, hızla dışarı çıktı. Avluda yalnızca Asena'nın hizmetlileri vardı.
"Prenses nerede?" diye sordu sert bir sesle.
Hizmetlilerden biri başını eğdi.
"En son Shu teyze ile odada çay içiyorlardı, veliaht prensim. Prenses dalgındı... kafasının dağılması için ağıla gideceğini söyledi. Kimseyi istemedi."
Wang bir an durdu. Sonra Feng'e döndü.
"Ağıla gidiyoruz... şimdi."
İkisi hızla ilerledi. Ağıla vardıklarında her şey yerli yerindeydi. Atlar sakin, yılkı düzenliydi. Hiçbir iz yoktu. Wang'ın kalbi sıkıştı.
"Nerede Asena?" dedi Feng'e dönerek.
Feng etrafı süzdü.
"Bilmiyorum... Shu teyze de yok. Belki yürüyorlardır."
Sözünü tamamlayamadan ağıla bakan görevlinin kulübesine yöneldi. Kapıyı itip içeri girdiği anda donup kaldı. Adam yerde hareketsiz yatıyordu. Feng diz çöküp nabzını kontrol etti, sonra hızla dışarı fırladı.
"Baygın..." dedi nefes nefese. "Yere yığılmış."
Wang'ın yüzü bir anda soldu.
"Nasıl yani..." dedi, sesi titreyerek. "Asena nerede... bana prensesimi bulun."
Bir umutla geri döndü. Belki odasındaydı. Belki yalnızca geri dönmüştü. Sarayın içinde hızla ilerledi. Hizmetliler hâlâ bekliyordu.
"Geldiler mi?" diye sordu.
Başlar iki yana sallandı.
Wang çardağa yöneldi. Gölün çevresini dolaştı. Her köşe, her gölge boştu. O an Feng koşarak yanına geldi.
"Veliaht prensim..." dedi, sesi ciddiydi. "Bütün askerlere sordurdum. Etraf tarandı. Ne Prenses Asena'dan... ne de Shu teyzeden bir iz var."
Wang gözlerini kapadı. Bir anlık sessizlik çöktü.
"Kaçırılmış olabilirler..." dedi ağır ağır. "Yoksa o görevli neden baygın yatsın yerde..."
O an, gecenin karanlığı daha da koyulaştı.
Ve sarayın duvarları, ilk kez Asena'nın yokluğunu hissetti.
Sarayın avlusu çoktan didik didik edilmişti. Wang, Feng ve askerler karanlığın içinde dolaşıyor, her gölgeyi Asena sanarak dönüp bakıyordu. Ne bir ayak izi... ne yarım kalmış bir iz... sanki yer yarılmıştı da prenses içine düşmüştü.
Feng sonunda durdu. Nefesi ağırdı. Wang'a döndü.
"Yeter..." dedi. "Bu hâlde hiçbir şeyi fark edemeyiz. Odana git, dinlen. Yarın birlikte devam ederiz."
Wang başını sertçe iki yana salladı.
"Ben o odaya Asena olmadan girmem. Prensesimi bulmadan dinlenmem. Şimdi ona odaklanacağız."
Bir an durdu. Gözleri Feng'in yüzünde takılı kaldı.
"Xi Shi..." dedi alçak bir sesle. "Bunu o yapmış olabilir mi..."
Feng düşündü. Kaşları çatıldı.
"Şimdi onu alırsak saray karışır. Elimizde kanıt yok. Yarın çağırırsın, sen sorarsın. Şimdi aklımızı kaybetmemeliyiz, kardeşim."
Wang dişlerini sıktı. Cevap vermedi. Aramaya devam ettiler.
Aynı saatlerde Asena, Shu ve Zicheng'in tuttuğu beş adamla birlikte saraydan çoktan uzaklaşmıştı. Gece onları yutmuştu. Atlar sessiz ilerliyor, ay ışığı yalnızca yolun kenarlarını aydınlatıyordu. Toplanma alanı görünmeye başladığında Asena'nın bakışı sertleşti.
Uzun bir masa... iki yanda valiler ve bakanlar... hepsi yerlerini almış, veliaht prensesi bekliyordu. Zicheng çoktan konuşmuştu. Herkes biliyordu neden orada olduklarını. Herkesin bir çıkarı vardı... kimi makamını korumak için... kimi Prenses Li'ye olan borcunu ödemek için.
Asena içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı. Saygıyla eğildiler.
Vakit kaybetmedi. Yerine oturdu. Sağında Zicheng, solunda Shu vardı. Masanın başında durdu, gözlerini tek tek yüzlerde gezdirdi.
"Merhaba..." dedi sakin ama net bir sesle. "Öncelikle desteğiniz için teşekkür ederim. Annemin de sizler için ayrı ayrı mesajları var."
Zicheng ayağa kalktı. İsimleri yazılı zarfları tek tek masaya bıraktı. Herkes hızla alıp hanfusunun içine sakladı.
Asena devam etti.
"Şimdi... en çok merak ettiğim kişiye gelelim. Mali Bakan. Onun hakkında ne biliyorsunuz..."
Bir bakan söze girdi.
"Veliaht prensesim... sanıldığı gibi biri değil. Kaçakçılığına dair söylentiler var ama elimizde somut kanıt yok. Bir soruşturma geçirdi... aklandı."
Zicheng başını salladı.
"O soruşturmayı ben yürüttüm. Hesaplama hatası tespit ettik. Üzerine gitmemem istendi. Hatalı kayıt tutan kişiyi tutukladım."
Asena düşünceli bir ifadeyle sordu.
"O defter nerede..."
"Delil olarak almıştım. Arşivde."
"Peki..." dedi Asena. "Tutukladığın kişi yaşıyor mu..."
"Evet. Hanedan adına yanlış kayıt tuttuğu için hapse atılmıştı. Kısa süre önce çıktı."
Asena gülümsedi.
"Güzel. Takip ettirelim. Suçsuz bir suçlu hapisten çıkınca ilk kime gider... kendisini koruyan kişiye. O kişi de parasını aldığı adama. Asıl kayıt defterinin nerede olduğunu oradan öğreniriz."
Masadaki yüzler dikkat kesildi. Birkaç baş onaylarcasına sallandı.
Asena bakışlarını topluluğa çevirdi.
"Şimdi asıl meseleye gelelim. Benim istenmemem. Bu neden saraydan değil de sınırdaki köyden çıktı... Sizce beni istemeyen köylüler mi... yoksa saraydan biri mi..."
Bir vali temkinle konuştu.
"Yani diyorsunuz ki... bu bir ayaklanma değil..."
Asena'nın dudakları hafifçe kıvrıldı.
"Aynen öyle. Biri başlattı. Ve o kişiyi öğrenmek için acele etmeyeceğiz. Benim kaçırılmamı fırsat bilip planını yürütmeye kalkacaktır. Biz de o zaman yüzünü göreceğiz."
Kısa bir sessizlik oldu. Asena devam etti.
"Hazırlıksız yakalanmayacağız. Bekleyeceğiz. Su uyur... düşman uyumaz."
Masaya eğildi.
"Benden yana sorunuz varsa sorun. Şüpheniz varsa memnuniyetle gideririm. Ben sızlanmam. Sızlananlarla da işim olmaz. Yanımda durursanız Prenses Li ve ben de desteğimizi sakınmayız. Ama bir yanlış yapılırsa..."
Sesi sertleşti.
"O zaman Göktürk'le... yani benimle yüzleşirsiniz."
Gülümsedi.
"Şimdiden söyleyeyim. Zicheng abim size güveniyorsa ben de güveniyorum. Sabah divanında fırsat kollayanları susturacaksınız. Veliaht prensesin kim olduğu imparatorun önünde netleşecek. Gerisini ben hallederim."
Ayağa kalktı.
"İşe yaramayan bakanların yerine..." dedi sakin bir alayla. "Belki yeni isimler gelir. Kim bilir..."
Kapıya yöneldi.
"İyi geceler, beyler..."
Odadan çıktığında içeride fısıltılar yükseldi.
"Akıllı..."
"Kendinden emin..."
"Bu yaşta böyle bir duruş..."
Shu ve Asena karanlığa karışırken herkes tek bir konuda hemfikirdi...
Veliaht prenses yalnız değildi.
Gece, dağların arasına iyice çökmüştü. Ateş sönmeye yüz tutmuştu. Asena battaniyenin kenarında oturuyor, gözlerini karanlığa dikmişti. Uyumuyordu... uyuyamıyordu.
Shu sessizce yanına yaklaştı.
"Biraz dinlensen..." dedi yumuşakça. "Gözlerin kızardı."
Asena başını salladı.
"Dinlenince geçmiyor..." dedi. "İçimde bir ağırlık var... sanki kalbim yerinden oynadı ama hâlâ atmaya devam ediyor."
Shu dizlerinin üzerine çöktü.
"Wang'ı düşünüyorsun..."
Asena cevap vermedi. Sessizlik her şeyi söyledi.
"Yanıldım..." dedi sonunda. "O isyandan faydalanır sandım. Xi Shi'yle evlenir sandım. Herkes gibi davrandım... ama içimde bir ses susmuyor. Ya ben yanlış yaptıysam..."
Shu elini Asena'nın omzuna koydu.
"Yanılmak zayıflık değildir. Asıl zayıflık, yanıldığını fark etmemektir."
Asena acı bir tebessümle baktı.
"Ya bedelini o ödüyorsa..." dedi. "Ya şimdi sarayda... beni arıyorsa..."
Shu gözlerini kaçırdı.
"O seni bırakmaz. Ama sen de kendini yok sayamazsın. Bu gece buradaysan, bunun bir nedeni var."
Asena battaniyeye sarıldı.
"İlk kez kaçtım..." diye fısıldadı. "Ama korkudan değil. Aklımı korumak için."
Uzandılar. Ateşin son kıvılcımları sönüyordu. Shu uykuya daldı ama Asena gözlerini kapattığında bile karanlık dağılmadı. Wang'ın yüzü, sarayın taş duvarları, imparatorun suskun bakışı... hepsi üst üste bindi.
"Sabah..." diye geçirdi içinden.
"Sabah her şey daha net olacak..."
Ama kalbindeki sarsıntı dinmedi.
...
Sarayda sabah, geceden daha ağır doğdu.
Wang sabaha karşı odasına girmişti. Elbiseleri hâlâ üzerindeydi. Gözlerini bile kırpmamıştı. Masanın başında durmuş, Asena'nın bıraktığı boşluğa bakıyordu.
Feng sessizce içeri girdi.
"Bütün kapılar kontrol edildi. Şehir dışına çıkan olmadı."
Wang başını kaldırmadan konuştu.
"Kaçırıldıysa..." dedi. "İçeriden biri yardım etti. Shu da kayıp. Bu rastlantı değil."
Feng tereddüt etti.
"Xi Shi..."
"Adını ağzına alma."
Sesi sertti. "Kanıt olmadan kimseyi suçlamayacağız. Ama herkes izlenecek. Herkes."
Ayağa kalktı.
"Askerleri ikiye böl. Bir grup şehir dışını tarasın. Diğeri sarayı. Bir tek kör nokta kalmayacak."
Durdu. Nefesi ağırlaştı.
"Onu bulacağız..." dedi alçak bir sesle. "Benden kaçmış olsa bile... onu yine ben bulurum."
Feng başını eğdi.
"Bulacağız."
Wang pencereden dışarı baktı. Güneş yükseliyordu ama içi hâlâ karanlıktı.
"Dayan Asena..." diye fısıldadı.
"Ne düşündüğünü bilmiyorum... ama yalnız değilsin."
Saray uyanıyordu.
Fırtına henüz kopmamıştı... ama yaklaşmakta olduğu belliydi.
Sabah divanı her zamankinden erken toplanmıştı. Salon doluydu ama hava ağırdı. Herkes aynı şeyi biliyor, kimse yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyordu.
Velihat prenses Asena... yoktu.
Wang imparatorun sağında yerini almıştı. Yüzü ifadesizdi ama gözleri sabaha kadar uyumadığını ele veriyordu. Feng bir adım arkasında duruyor, salonu baştan sona süzüyordu.
İmparator bakışlarını divana gezdirdi.
"Gündem bellidir..." dedi. "Söyleyecek olan varsa konuşsun."
Bu söz fırsat kollayanları harekete geçirdi.
Mali bakan öne çıktı. İmparatora saygıyla eğildi. Yüzündeki ifade ölçülüydü ama gözlerinde acele vardı.
"Majesteleri..." diye söze başladı. "Duyduğumuza göre velihat prenses kaçırılmış. Bu işin arkasında isyanı körükleyenlerin olduğu açıktır."
Salon hafifçe uğuldadı.
"Eğer durum buysa..." diye devam etti mali bakan, "korkarım prensesimiz bir pazarlık unsuru hâline gelmiştir. Böyle zamanlarda zayıf görünmek düşmanları cesaretlendirir."
Bir an durdu, sonra sesini alçaltarak konuştu.
"Velihatımız bir Çinli asil ile evlenirse, bu isyanın bahanesi ortadan kalkar. En azından göstermelik bir evlilik... hatta bir velihat sahibi olmamız bile yeterli olur. Ben kızımı bu uğurda vermeye razıyım."
Sözlerini bitirip yeniden eğildi. Sanki gerçekten prenses için kaygılanıyormuş gibi.
Wang'ın çenesi gerildi. Feng başını çok hafif salladı... sabır.
Mali bakan yerine çekilirken bu kez Asena'nın ittifakından bir bakan öne çıktı. O da imparatora saygıyla eğildi ama sesi daha sakindi.
"Majesteleri..." dedi. "Ya bu bir oyunsa... ya prensesin kaçırılması birilerini bu noktaya sürüklemek için kurgulandıysa..."
Salon sessizleşti.
"Velihat prenses bulunmadan böyle bir karar almak..." dedi. "Hem prensesimizin hem de velihat prensimizin konumunu sarsar. Biz bu fikre karşıyız."
Bir adım ileri çıktı.
"Gerekirse hepimiz ararız. Dağ taş demeden... şehir şehir... Ama mutlu olan velihat prens ve prensesi yanlış yollara sürüklemek istemeyiz."
Eğildi.
Ardından salonun farklı noktalarından sesler yükseldi.
"Lütfen düşünün majesteleri..."
"Prenses bulunmadan karar alınmamalı..."
"Bu acele doğru değil..."
Asena'nın tarafında olan bakanlar ve valiler birer birer eğildiler. Salonun büyük kısmı aynı yönde duruyordu.
İmparator o an fark etti... Asena saraya geleli çok olmamıştı ama divanın çoğu şimdiden onun arkasında duruyordu.
Mali bakan başını çevirdi. Arkasına baktığında yalnızca birkaç kişinin kendisiyle birlikte kaldığını gördü. Yüzü istemsizce gerildi. Hesapladığı gibi değildi.
Tam o sırada imparatorun sesi salonu bıçak gibi kesti.
"Yeter."
Herkes sustu.
"Öncelikle velihat prenses bulunacak."
Bakışlarını sertleştirdi.
"O yokken onun adına nasıl karar verirsiniz..."
Bir an durdu. Ardından sözleri ağırlaştı.
"Ancak... eğer prenses bulunamazsa... şu an için en mantıklı aday mali bakanın kızı Xi Shi'dir."
Salon bir kez daha uğuldadı.
"Bu sayede..." dedi imparator, "velihat prensesi sağ salim geri alabiliriz."
Wang artık dayanamadı. Bir adım öne çıktı ama konuşmadı. Yüzü bembeyazdı. Feng'e baktı. Feng başını eğdi.
İkisi birlikte, hızla toplantı salonunu terk ettiler. Ardından kapı kapandı. Divanda sessizlik kaldı. Ve herkes aynı şeyi düşünüyordu. Bu fırtına artık durmazdı...
...
Sabah güneşi toplanma alanının ahşap pencerelerinden içeri süzülüyordu. Ortam sessizdi ama huzurlu değildi. Bu sessizlik fırtına öncesiydi.
Asena, alçak masanın başında oturuyordu. Önünde sade bir kahvaltı vardı ama iştahı yoktu. Elindeki çayı bir süredir tutuyor, içmiyordu. Gözleri boşluğa dalmıştı.
Shu karşısında sessizce oturuyor, Asena'nın yüzündeki ifadeyi dikkatle izliyordu. Zicheng ise her zamanki gibi sakindi. Duruşu rahattı ama bakışları tetikteydi.
Kapının önünde hafif bir hareket oldu.
Zicheng başını kaldırdı.
"Geldi..." dedi kısık bir sesle.
Kapı açıldı. İçeri, Zicheng'in görevlendirdiği adam girdi. Üzerindeki toz, geceden beri yolda olduğunu belli ediyordu. Diz çöküp başını eğdi.
"Velihat prensesim..."
Elindeki mühürlü dilekçeyi iki eliyle uzattı.
Asena o an doğruldu. Çayı masaya bıraktı. Dilekçeyi aldı ama hemen açmadı. Mührü, kağıdın kalınlığını, kenarlarını inceledi. Sonra yavaşça açtı.
Kağıtta yazılanları okudukça yüzündeki dalgın ifade silindi. Yerine tanıdık bir soğukkanlılık yerleşti.
Shu dayanamayıp sordu.
"Ne yazıyor..."
Asena gözlerini kağıttan ayırmadan konuştu.
"Sabah divanı..."
Bir an durdu.
"Bütün konular yazılmış."
Zicheng hafifçe gülümsedi.
"İttifaktaki tüm vali ve bakanların imzası var. Tek bir kişi bile geri durmamış."
Asena dilekçenin altına baktı. İmzalar sıralıydı. Tanıdık isimler... Dün gece gözlerinin içine bakarak destek sözü verenler.
"Güzel..." dedi sakince.
"Demek ki herkes rolünü oynadı."
Adam hâlâ diz çökmüş haldeydi.
"Velihat prensesim..." dedi. "Divanda mali bakan çok öne çıkmış. Velihatın evliliği meselesini zorlamış."
Asena'nın dudaklarında kısa bir gülümseme belirdi.
"Beklediğim gibi..."
Dilekçeyi masaya bıraktı.
"Peki..." dedi adama bakarak. "İmparator ne yaptı..."
Adam tereddüt etmeden cevap verdi.
"Prenses bulunmadan karar alınamayacağını söyledi... ama bir ihtimalden de söz etti."
Asena'nın bakışları sertleşti.
"Xi Shi..."
Adam başını eğdi.
"Evet prensesim."
O an Shu'nun eli masanın kenarını sıktı.
"Yani seni yok saydılar..."
Asena başını iki yana salladı.
"Hayır..." dedi net bir sesle. "Beni yok saymadılar. Beni kullanmaya çalıştılar."
Zicheng öne doğru eğildi.
"Ve senin kaçırılmış olmanı fırsat bildiler."
Asena dilekçeyi tekrar eline aldı.
"İşte tam da bu yüzden..." dedi. "Artık beklemiyoruz."
Aslında hepsi mektupta da yazılmıştı ama Asena teyzesi ve abisinin de gelen elçinin ağzından duymasını istedi Ayağa kalktı. Odadaki hava değişti. Shu ve Zicheng de aynı anda doğruldular.
"Planın ikinci aşamasına geçiyoruz..." dedi Asena.
"Artık savunmada değiliz."
Zicheng başını eğdi.
"Emrin nedir..."
Asena pencereye doğru yürüdü. Güneş yükselmişti.
"Önce mali bakanın ipini gevşetiyoruz..." dedi.
"Kaçmasına izin veriyoruz ki bizi düşündüğü yere götürsün."
Shu gözlerini Asena'dan ayırmadan konuştu.
"Wang..."
Asena'nın yüzünde tek bir duygu belirdi... kararlılık.
"Wang kendi yolunda yürüyor. Ben de kendi yolumda." dedi
Asena arkasını döndü.
Sesini yükseltmedi... acele etmedi.
"Bugün kimse benim ortaya çıktığımı öğrenmeyecek..."
Adam hâlâ diz çökmüştü. Bekliyordu.
"Bugün, onlar konuşacak. Hata yapacak. Kendilerini ele verecekler..." diye devam etti Asena
Shu, Asena'nın yüzüne baktı. Bu, geri çekilen birinin bakışı değildi. Bu, bekleyen bir avcının sessizliğiydi.
"Peki ya saray. Seni yok sayarak karar almaya devam ederlerse..." diye fısıldadı Shu.
Asena'nın dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi.
"O kararlar, benim elimde delile dönüşecek..." dedi sakince
Adam başını biraz daha eğdi.
"Emriniz..."
Asena netti.
"Haberciler hazır olsun ama gönderilmeyecek. Mali Bakan'ın adımları izlensin. Hesap defteri bulunacak. Ve Xi Shi..."
Bir an durdu. Gözleri sertleşti.
"O umutlandığını sansın. Evliliği yakın görsün. Ne kadar yükselirse, düştüğünde o kadar ses çıkar..."
Shu derin bir nefes aldı. İçinden geçen sözcükleri fısıldadı.
"Bu tehlikeli bir oyun..."
Asena'nın dudakları belli belirsiz kıvrıldı.
"Hayır teyze. Bu bir oyun değil. Bu, bir karşılık..."
