11. bölüm · Asena'nın Uyanışı
OBA'DAN AYRILIK
Atilla, Asena'nın sözlerinden sonra yerinde duramıyordu. Omuzları dikti, yüzü sakindi ama çenesindeki kas seğiriyordu. Kendini sıkıyordu. Sıkıyordu ama bu ateş gizlenecek gibi değildi. Gözlerini Çin veliahtına çevirdi. Sesi sakindi, ama tonu tehditkârdı.
''İki veliaht prens... Yalnız konuşalım mı''?
Meydandaki uğultu bir anlığına kesildi. Veliaht Prens Wang Yuxuan ayağa kalktı, yüzünde diplomatik bir tebessüm vardı.
'' Elbette, dostum, dedi.''
'' Konuşmak her zaman en iyi yoldur.''
Atilla başını salladı.
Prenses Li'yi göz ucuyla süzdü. Onu meydanda, Çinlilerin arasında bırakmak istemiyordu. Çocukluğundan beri böyleydi; Prenses Li Çin'e her diplomatik yolculuğa çıktığında Atilla da onunla giderdi.
Ama Asena... Asena hiç gitmek istememişti. Babasını yalnız bırakmamıştı.
Wang ayağa kalkınca Asena da hiç tereddüt etmeden yerinden kalktı.
'' Ben de geliyorum.''
Atilla'nın koluna girdi. Bu bir rica değildi, karardı. Atilla içinden itiraz etti. Ama düşündü: Yanımda olması, uzağımda olmasından daha iyi. Başını salladı. Üçü birlikte Atilla'nın çadırına yöneldi. Çadırın içi sade ama ağırdı. Göktürklerin gücü gösterişte değil, duruşundaydı. Atilla, Asena'yı yanına oturttu. Elini fark ettirmeden kardeşinin omzuna koydu. Wang karşılarına geçti. Sessizlik uzamadan Atilla konuştu.
'' Kardeşim Asena...''
'' Çin'in veliaht prensi Wang Yuxuan.''
Bakışlarını Wang'dan ayırmadan devam etti:
'' Tanıştığımıza göre baştan anlaşalım, bu bir diplomatik evlilik.''
'' Kardeşime yaklaşmayı, ona bağlanmayı ya da âşık olmayı aklından bile geçirme.''
'' Dostluk, akrabalık... bunlar bizi bağlamaz, bozuşuruz.''
Wang bir an durdu. Sonra gülümsedi. Gerçek mi, maske mi, ayırt etmek zordu.
''En azından aynı fikirde olmamız içimi rahatlattı'' dedi.
'' Ama bu gerçeği yalnızca üçümüz bileceğiz.''
'' Aksi hâlde hem bana hem Asena'ya baskı kurarlar.''
Ses tonu ciddileşti.
'' Veliaht prens olsam bile güvende değilim.''
'' Babamın valilerinin hepsi ona sadık mı? Sanmam.''
'' Orası Göktürk değil... orası Çin.''
Bakışlarını Asena'ya çevirdi.
'' En doğru kararı verdiğimizi düşünüyorum.''
'' Umarım Prenses Asena da buna uygun davranır.''
Asena, bir an bile tereddüt etmedi. Kendinden emin bir gülümseme dudaklarına yerleşti.
'' Buna hiç şüpheniz olmasın, Prens Wang, dedi.''
'' Sizi bile inandırırım.''
Başını Atilla'nın omzuna yasladı. Bu bir sığınma değil, sahiplenmeydi.
Wang, farkında olmadan onu izledi. Rahat duruşu, sakinliği, asaleti... Beklediğimden çok daha güçlü, diye geçirdi içinden.
'' O hâlde sevindim, dedi hafifçe.''
'' Eee dostum... Evliliğimiz için tebrik etmeyecek misin?'' dedi. Şuan ne kadar gergin de olsalar dostuyla uğraşmayı seviyordu.
'' Sonuçta kardeşini yabancı almıyor, dostun alıyor.'' Dedi kıkırdayarak.
Atilla'nın bakışları bir an karardı. Dişlerini sıktı.
'' Dua et kardeşim yanımda'' dedi.
'' Yoksa yüzünle başka yerlerin yer değiştirebilirdi, Veliaht Prens.''
Sözlerini dişlerinin arasından, tıslayarak söyledi. Asena hemen araya girdi.
'' Tamam, dedi.
'' İkiniz de veliahtsınız. Veliaht gibi davranın.''
Ayağa kalktı. Atilla'nın koluna girdi.
'' Hadi, bizi bekliyorlardır.''
Atilla da ayağa kalktı. Wang, bir adım geriden onları izleyerek çadırdan çıktı. Meydana doğru yürürlerken artık herkes şunu biliyordu: Bu evlilikte kimsenin dizginleri tam olarak elinde değildi. Meydana geldiklerinde sözler çoktan söylenmişti. Kağan, imparatoriçenin yüzüne bakarken sertti ama sakindi. Bir kağanın sakinliği, tehditten daha ağırdı.
'' Kızım kararını verdi'' dedi.
'' Göktürk verdiği sözden dönmez.''
Bir an durdu. Sonra sesi yumuşadı ama anlamı keskinleşti.
'' Lakin şunu bilirsiniz, İmparatoriçe.''
'' Kızıma bir zarar gelirse... Ne Çin Seddi yeter, ne de hanedanınız ayakta kalır.''
Bu bir tehdit değildi. Bir hatırlatmaydı. İmparatoriçe başını eğdi. Bunu biliyordu.
'' Göktürk prensesi Çin'e misafir değil, emanet gelir'' dedi.
'' Emanete ihanet edenin bedeli ağır olur. Bunun farkındayız.''
Veliaht Prens Wang susuyordu. Ama gözleri Asena'daydı... Çin imparatoriçesi ve veliaht prens için çadırlar hazırlanmıştı. Uzun yolun yorgunluğu yüzlerinden okunuyordu.
Kağan sözü bağladı.
'' Uzun yoldan geldiniz. Dinlenin. Yolculuk uzun, hazırlıklar ağır.''
İmparatoriçe başını salladı.
'' Her şey olması gerektiği gibi ilerliyor'' dedi.
'' Prenses için nişan töreni elbisesini getirdik. Aksesuarlar kutularda.''
'' Göktürk geleneğiyle sizden alırız... Çin geleneğiyle saraya götürürüz.''
Kısa bir duraklama.
'' Vedalaşmanız ve hazırlanmanız için vakit var.''
Oba ağır ağır dağıldı. Ama herkes biliyordu: Bu sessizlik, fırtınadan önceydi. Asena, Umay'ı yanına alarak çadırına gitti. Daha içeri girer girmez Umay ona sarıldı. Sıkı, bırakmak istemeyen bir sarılış.
'' Seni yalnız bırakmak istemiyorum'' dedi titrek bir sesle.
'' Hep ben korudum seni. Gerçi... sen hiçbir zaman korunmaya ihtiyaç duymadın ama...'' ''Gözümle görüyordum ya iyisin diye... Şimdi...''
Sesi kırıldı.
'' Babam... Annem gittikten sonra bir tek ben kaldım ona.''
''Ama seni de yalnız bırakamam.''
Asena sarıldı. Sessizce, güçlü ama sıcak.
'' Biliyorum'' dedi.
'' Ben de isterdim yanımda olmanı.''
Tam o sırada çadırın kapısı aralandı. Prenses Li içeri girdi.
'' Olmaz, Umay'' dedi net bir sesle.
'' Baban seni bırakmaya dayanamaz. Ama Asena yalnız değil.''
Yanlarına geldi.
'' Ben o sarayda büyüdüm. Oranın karanlığını da, ışığını da bilirim.''
'' Bana sadık insanlar var. Asena'ya hizmet edecek olanları ben seçtim.''
Umay'ın gözlerinin içine baktı.
'' Bana her şeyi bildirecekler. Bir gün bile yanlışını görmedim onların.''
İkisini de kollarının arasına aldı.
'' Siz benim kızlarımsınız. İkinize de bir şey olmasına izin vermem.''
Sonra yumuşadı.
'' Hadi... Asena'yı hazırlayalım.''
Umay, Asena'ya Göktürk giysilerini giydirdi. Kumaşlar ağırdı; her ilmeğinde bir oba vardı. Prenses Li, kızının saçlarını Çin usulü ördü. Ama tokalar Göktürk motifleriydi. Asena aynaya baktı. İki dünya... Tek beden. Çadırın dışında Kağan ve Atilla bekliyordu. Asena, Prenses Li'nin elini tutarak çıktı. Ardında Umay. Kağan dayanamadı. Bir adım attı ve kızının Çin elbisesi giymiş bedenine doladı kollarını.
'' Güzel prensesim...''
Asena sıkıca sarıldı. Atilla uzaktan izliyordu. Nasıl buraya geldik? diye geçirdi içinden. Ne zaman bu kadar büyüdün? Oba halkı sessizce yaklaştı. Asena için sandıklar hazırlandı. Sevdiği kitaplar, küçük eşyalar, notlar... Umay askerlere emir verdi. Asena'nın atı Yılkı'yı çıkartıp hazırlamaları için.
Vedalar yavaş yavaş başladı. Gözler doldu. Ama kimse ağlamadı. Çünkü Göktürkler ağlayarak uğurlamazdı prenseslerini. Onlar dik durarak gönderirdi. Kağan kızını çadırın önünde bıraktığında arkasına bakmadı. Bakarsa duracağını biliyordu. Asena birkaç adım attı. Sonra durdu. Atilla yanındaydı. Bir an... Hiç konuşmadılar. Sonra Asena kendini abisinin kollarına bıraktı. Atilla onu sardı. Bu kez güçlü değildi sarılışı. Tutunmak gibiydi. Asena başını onun omzuna yasladı. Kulağına eğildi.
'' Abi...'' dedi alçak bir sesle.
'' Ne olursa olsun... En ufak yanlışta sana haber yollayacağım.''
Bir an durdu.
'' Gece olur, gündüz olur... Sınır olur, saray olur...''
'' Ama biliyorum ki yalnız değilim... Sen varsın.''
Atilla'nın eli kardeşinin saçlarında dondu.
'' Ben zaten oradayım'' dedi.
'' Sen çağırmadan bile.''
Asena gülümsedi. Ama gözleri doluydu.
'' Sakın...'' dedi.
'' Sakın kendini yiyip bitirme.''
Atilla nefesini tuttu.
'' Gitme deseydim... Kalır mıydın?''
Asena cevap vermedi. Sarılması cevap oldu. Tam o sırada ayak sesleri yaklaştı.
İmparatoriçe ve Veliaht Prens Wang, hazırlıklı halde çadıra doğru geldiler. Yol kıyafetleri üzerlerindeydi. Her şey tamamlanmıştı. Kağan onlara doğru döndü.
'' Hazırlıklar bitti'' dedi.
'' Prenses hazır.''
Sonra kısa bir duraksama.
'' Ama yol uzun. Aç çıkılmaz.''
Bakışları İmparatoriçe'deydi ama sözü netti.
'' Sofra hazır. Yemek yenir, sonra yola çıkılır.''
İmparatoriçe başını eğdi.
'' Uygundur'' dedi.
'' Biz de böyle yaparız.''
Prens Wang Asena'ya baktı. Bir an tereddüt etti. Sonra başını salladı.
'' Minnettarız, Kağan.''
Sofra kuruldu. Ama kimse gerçekten yemedi. Asena birkaç lokma aldı.
Daha fazlası boğazından geçmedi. Atilla hiç dokunmadı. Prens Wang dikkatle izliyordu.
Bu sofranın yemek için değil, veda için kurulduğunu anlamıştı. Kağan en son ayağa kalktı.
'' Vakit'' dedi sadece.
Bu kelime yetti. Atlar getirildi. Asena anne babasına son kes sarıldı, şimdilik... Asena için hazırlanan Yılkı... Huzursuzdu. Başını savuruyor, yere vuruyordu. Asena yaklaştı. Elini boynuna koydu.
'' Tamam'' dedi fısıltıyla.
'' Ben buradayım.''
At sakinleşti. Asena üzengiye bastı, tek hamlede bindi. Pelerini rüzgârda dalgalandı. Prens Wang yaklaştı. At bir an gerildi. Ama Asena yerinde durdu. Dik, sakin. Prens arkasına geçti, oturdu. Yılkı... Kabul etti. Asena sırtındayken. Bu detay gözlerden kaçmadı. Atilla bir adım attı.
''Asena...''
Asena başını çevirdi.
'' Abi'' dedi.
'' Göktürk arkada kalıyor olabilir.''
Gözleri onun gözlerindeydi.
'' Ama ben arkama bakmıyorum. Çünkü dönersem... Gitmem gerekir.''
Atilla dişlerini sıktı.
'' Git'' dedi.
'' Ama unutma...''
Sesini alçalttı.
'' Bu bozkır seni bekler.''
Sancak kaldırıldı. Atlar yürüdü. Asena son kez baktı.
Çadırlar... Bozkır... Atilla...
Sonra başını çevirdi. Yılkı hızlandı. Ve bu kez... Göktürk... Asena'nın arkasında kaldı...
