7. bölüm · Anlaşmalı Evlilik

7

İpoli İpoli

İpek'in bürosunda hava bir anda gerilmişti.
Karşısındaki müvekkil, masanın üzerindeki dosyaya öfkeyle baktı.
“Bu davayı kazanacaksınız, İpek Hanım!”
İpek dişlerini sıktı.
“Size defalarca söyledim. Ben mahkemenin kararını belirleyemem. Ben avukatım, hâkim değilim!”
Adamın sesi daha da yükseldi.
“Ben size bunun için para ödüyorum!”
İpek sandalyesinden sertçe kalktı.
“Bana bağırmayı kesin!”
“Ben bağırırım! Benim hayatım söz konusu!”
“Benim de mesleğim söz konusu!” diye karşılık verdi İpek. “Kanunsuz bir şey yapmamı istiyorsunuz. Bunu kabul etmeyeceğim!”
Adam öfkeyle masanın üzerindeki dosyaları yere savurdu.
İpek'in gözleri büyüdü.
“Ne yapıyorsunuz siz?”
Adam bir dosyayı daha yere fırlattı.
“Bu dava yüzünden her şeyimi kaybediyorum!”
“Ve bunun suçlusu ben değilim!”
Adam öfkeyle ofisteki sandalyeyi itti. Sandalye devrilirken masanın üzerindeki birkaç eşya yere düştü.
Tam o sırada kapının önünden geçen Helin ve Şirin durdu.
İkiz kardeşler birbirlerine baktı.
“Şirin…”
“Gördüm.”
İçeri girdiklerinde İpek'in öfkeden titreyen ellerini gördüler.
Adam hâlâ bağırıyordu.
“Bu işi çözeceksiniz!”
İpek bir anda kapıyı gösterdi.
“Yeter artık!”
Sesi öylesine sert çıktı ki Helin ve Şirin bile irkildi.
“Burası benim ofisim. Burada bana bağıramaz, eşyalarımı dağıtamaz ve beni tehdit edemezsiniz!”
Adam karşılık vermeye çalıştı.
“Ben sadece—”
“Hayır!”
İpek sözünü kesti.
“Tek kelime daha duymak istemiyorum. Şimdi bu ofisten çıkıyorsunuz.”
Adam yerden bir dosya aldı.
“Daha bitmedi.”
İpek ona doğru bir adım atıp kapıyı açtı.
“Benim için bitti. Güvenlik çağırıyorum. Ayrıca büroma verdiğiniz zarar ve tehditleriniz hakkında gerekli hukuki işlemleri başlatacağım.”
Adam birkaç saniye İpek'e baktı. Sonra öfkeyle dışarı çıktı.
İpek kapıyı arkasından sertçe kapattı.
Bir süre kimse konuşmadı.
Helin etrafa baktı.
Yere saçılmış dosyalar, devrilmiş sandalye ve dağılmış masa…
Şirin yavaşça İpek'e döndü.
“Sen… hep böyle misin?”
İpek hâlâ sinirliydi.
“Hayır.”
Bir an durdu.
“Normalde daha sakinim.”
Helin gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Şirin ise yerdeki dosyalardan birini kaldırırken gülümsedi.
“Abimin seni böyle görmesi lazım.”
İpek anında başını kaldırdı.
“Toprak'ı bu işe karıştırmayın.”
Helin ve Şirin aynı anda birbirlerine baktılar.
“Tamam.”
Ama ikisinin yüzündeki gülümseme, bu olayın Toprak'a anlatılacağının açık bir işaretiydi.
Helin ve Şirin, İpek'in etrafına saçılmış dosyaları toplamaya yardım etmeye başladılar.
Şirin yerdeki bir dosyayı alıp masanın üzerine koydu.
“Bu adam neden bu kadar öfkelendi?”
İpek hâlâ sinirliydi. Devrilmiş sandalyeyi düzeltirken cevap verdi.
“Davayı kesin kazanacağını düşünüyor. Ben de ona bunun benim verebileceğim bir söz olmadığını anlatmaya çalışıyorum.”
Helin kaşlarını çattı.
“Peki seni neden tehdit etti?”
İpek derin bir nefes aldı.
“Kaybederse beni sorumlu tutacağını söyledi. Yetmedi, dosyaları dağıttı, ofisi birbirine kattı.”
Şirin etrafa baktı.
“Gerçekten de fena dağıtmış.”
İpek masanın üzerindeki evrakları düzeltirken söylenmeye devam etti.
“Ben bu mesleği bunun için yapmıyorum. Bir müvekkil ne kadar zor durumda olursa olsun, benden kanuna aykırı bir şey yapmamı isteyemez.”
Helin başını salladı.
“Haklısın. Ama yine de korkmadın mı?”
İpek kısa bir süre sustu.
“Sinirlendim.”
Şirin gülümsedi.
“Onu gördük.”
İpek ona ters ters baktı.
Beraber kahve içmişler ardından oradan ayrılmışlardı.
Akşam olduğunda Zuhal, Ender, Toprak, Tarık, Helin ve Şirin aynı masanın etrafında oturmuş yemek yiyorlardı.
Sohbet önce günün sıradan meseleleriyle devam etti. Ancak Şirin, dayanamayarak kardeşi Helin'e baktı.
“Anlatacak mısın?”
Toprak kaşlarını çattı.
“Neyi?”
Helin gülümseyerek çatalını tabağına bıraktı.
“Bugün İpek'in bürosuna uğradık.”
Toprak'ın eli bir an durdu.
“İpek'in yanına mı gittiniz?”
“Evet,” dedi Şirin. “Ama tam da iyi bir zamana denk gelmedik.”
Zuhal merakla sordu:
“Ne olmuş?”
Şirin gülümsemesini tutamadı.
“Bir müvekkili İpek'e bağırıyordu.”
Toprak'ın yüzündeki ifade değişti.
“Bağırıyor muydu?”
“Hem de nasıl,” diye araya girdi Helin. “Adam davayı kazanamazsa İpek'i suçlayacağını söyledi.”
Ender kaşlarını çattı.
“Sonra?”
“Sonra işler iyice büyüdü,” dedi Şirin. “Adam dosyaları yere attı, sandalyeyi devirdi, ofisi dağıttı.”
Toprak sandalyesinde doğruldu.
“İpek'e bir şey yaptı mı?”
“Hayır,” dedi Helin hemen. “Ama tehdit etti.”
Toprak'ın çenesi gerildi.
“Ne yaptı İpek?”
Şirin bu kez gülerek cevap verdi.
“Bağırdı.”
Tarık kahkahayı bastı.
“İpek mi?”
“Evet!” dedi Helin. “Öyle bir bağırdı ki biz bile şaşırdık.”
Zuhal gülümseyerek oğluna baktı.
“Demek sandığımız kadar sakin değilmiş.”
Toprak cevap vermedi.
Şirin devam etti:
“Adamı resmen kapının önüne koydu. ‘Bu büroda bana bağıramazsınız, tehdit edemezsiniz’ dedi. Sonra da verdiği zararla tehditleri için gerekli hukuki işlemleri başlatacağını söyledi.”
Ender başını salladı.
“Doğru yapmış.”
Toprak sessizce önündeki tabağa baktı.
İpek'i düşünüyordu.
Onu sadece aile yemeğinde sakin, kontrollü bir kadın olarak görmüştü. Şimdi ise hiç tanımadığı başka bir tarafını öğrenmişti.
Şirin, Toprak'ın sessizliğini fark edip sırıttı.
“Abim, sen niye sustun?”
Toprak gözlerini kaldırdı.
“Ne diyeceğim?”
Helin hemen atıldı:
“Bence İpek'in böyle biri olduğunu öğrenmek hoşuna gitti.”
Toprak kaşlarını kaldırdı.
“Ne alakası var?”
Tarık gülmeye başladı.
“Bence de biraz alakası var.”
Toprak kardeşlerine bakıp başını iki yana salladı.
“Saçmalamayın.”
Konu kapanmıştı.
Zuhal hanım kızlarını uyardı.
"ayrıca İpek demek yok kızlar ya abla ya yenge"
Şirin Gülerek konuştu.
"yenge deriz biz anne sen canını sıkma"
Tarık abisi ile uğraşmak adına yine güldü.