18. bölüm · Anlaşmalı Evlilik

18

İpoli İpoli

Kınaya iki gün kalmıştı. İpek, düğün telaşının arasında biraz nefes almak için ailesinin evinde sakin bir akşam geçireceğini düşünüyordu.
Ama arkadaşlarının onun için bambaşka bir planı vardı.
Hazal, Burcu, Nil, Sude, Öykü, Şeyma, Sibel, Işık, Nur, Yasemin, İkizler, Helin ve Şirin günlerdir gizlice hazırlanıyordu.
Akşam saatlerinde Hazal, İpek'e mesaj attı.
— “Hazır ol. Seni almaya geliyorum.”
İpek hemen cevap verdi.
— “Nereye?”
— “Sürpriz.”
— “Hazal…”
— “İtiraz kabul etmiyorum.”
İpek şüphelenmişti ama daha fazla üstelemedi.
Yaklaşık yarım saat sonra kapının önünde arabayı gördü. Hazal indi, İpek'in koluna girip onu arabaya bindirdi.
— “Bir dakika. Nereye gidiyoruz?”
Hazal kahkaha attı.
— “Sana söylemeyeceğim.”
— “Bundan hiç hoşlanmadım.”
— “Yalan.”
— “Gerçekten.”
— “Beş dakika sonra fikrin değişecek.”
Araba bir mekânın önünde durduğunda İpek önce anlamadı.
Kapı açıldığı anda içeriden müzik sesi yükseldi.
Hazal'ın yüzündeki sırıtışı görünce İpek gözlerini kıstı.
— “Siz ne yaptınız?”
Kapı açıldı.
İçeride Burcu, Nil, Sude, Öykü, Şeyma, Sibel, Işık, Nur, Yasemin, İkizler, Helin ve Şirin hep birlikte bağırdı:
— “SÜRPRİİİİZ!”
İpek bir an kapıda kaldı.
Sonra istemsizce gülmeye başladı.
— “Siz kafayı mı yediniz?”
Burcu hemen yanına koşup sarıldı.
— “Bekârlığa veda!”
Nil elindeki tacı İpek'in başına taktı.
— “Bugün hiçbir şeyi düşünmek yok.”
Şeyma elindeki kırmızı kurdeleyi gösterdi.
— “Bugün gelin yok.”
Sibel kahkaha attı.
— “Bugün sadece İpek var.”
İpek etrafına baktı.
Mekân tamamen onlar için hazırlanmıştı. Masalarda küçük ışıklar, çiçekler, fotoğraflar ve İpek'in arkadaşlarıyla yıllar içinde çekilmiş fotoğraflar vardı.
Bir köşede ise büyük bir yazı asılıydı:
“İPEK'İN SON BEKÂR GECESİ”
İpek yazıya bakıp kahkahayla güldü.
— “Son mu?”
Hazal yanına gelip koluna girdi.
— “Evet hanımefendi. 26 Ağustos'ta evlendin, şimdi de kınaya iki gün kaldı.”
İpek başını salladı.
— “Ben sizinle neden arkadaşım?”
Öykü hemen araya girdi.
— “Çünkü biz olmasak düğün hazırlıklarından kafayı yerdin.”
— “Belki de çoktan yedim.”
Herkes güldü.
Müzik yükseldi.
Burcu İpek'in elinden tuttu.
— “Hadi bakalım, gelin hanım. Bu gece senin gecen.”
İpek önce ağırdan aldı.
Sonra ayakkabılarını çıkarıp ortaya geçti.
Arkadaşları etrafında dans etmeye başladığında İpek'in yüzündeki bütün düğün stresi kayboldu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde pastanın üzerinde tek bir cümle vardı:
“TOPRAK'IN SON ŞANSI.”
İpek pastayı görünce kahkahayı bastı.
— “Bunu kim yazdırdı?”
Hazal masum bir ifadeyle elini kaldırdı.
— “Ben.”
İpek başını iki yana salladı.
— “Toprak bunu görse sizi eve sokmaz.”
Nil hemen cevap verdi:
— “Toprak mı? O şu an hiçbir şey bilmiyor.”
İpek'in gülümsemesi hafifçe değişti.
— “İyi.”
Hazal bunu fark etti.
— “Ne oldu?”
İpek omuz silkti.
— “Hiç.”
Ama yüzündeki küçük tebessüm kaybolmamıştı.
O gece ilk defa düğünü, kınayı, evliliği düşünmeden sadece arkadaşlarıyla eğleniyordu.
Ve gecenin sonunda Hazal telefonunu kaldırıp hepsini bir araya topladı.
— “Hadi! Son kez bekâr kız fotoğrafı!”
İpek ortalarına geçti.
Tam fotoğraf çekilecekken İkizler bağırdı:
— “GELİNİMİZ NEREDE?”
Herkes birden kahkaha attı.
İpek de gülerek:
— “Ben buradayım!”
Fotoğraf çekildi.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Bu gece yalnızca bir bekârlığa veda değildi.
İpek'in hayatındaki en büyük değişimlerden birinin hemen öncesindeki son özgür gecesiydi.
Gece ilerledikçe müzik iyice hızlandı. Masaların üzerindeki telefonlar bir kenara bırakıldı, topuklular çoktan çıkarılmıştı.
DJ roman havasına geçince Hazal bir anda ortaya atıldı.
— “Hadi bakalım! Gelinimizi ortaya alıyoruz!”
İpek kahkahayla itiraz etti.
— “Ben oynamam!”
Burcu hemen elinden tuttu.
— “Bugün itiraz yok.”
Nil diğer taraftan çekti.
— “İki gün sonra kına gecen var, prova yapıyoruz.”
İpek daha ne olduğunu anlayamadan kendini arkadaşlarının ortasında buldu.
Roman havasının ritmi yükselince kızlar hep birlikte oynamaya başladı. İpek de sonunda kendini müziğe bıraktı. Saçları omuzlarında savrulurken kahkahası mekânı dolduruyordu.
Hazal telefonu çıkarıp çekime başladı.
— “Toprak Bey'e gönderiyoruz!”
İpek dönüp ona baktı.
— “Sakın!”
Hazal çoktan videoyu göndermişti.
— “Geç kaldın.”
Toprak o sırada evdeydi.
Tarık'ın yanında oturmuş, telefonda bir şeylere bakıyordu.
Telefonuna peş peşe videolar gelmeye başladı.
İlk videoyu açtı.
Ekranda İpek vardı.
Arkadaşlarının ortasında roman havası oynuyor, gülmekten kendini zor tutuyordu.
Toprak'ın yüzüne istemsizce bir gülümseme yayıldı.
Tarık yan gözle baktı.
— “Ne oldu?”
— “Kızlar eğleniyor.”
— “İpek mi?”
Toprak telefonu ona göstermeden:
— “Evet.”
İkinci video geldi.
Bu kez Burcu kameraya dönüp bağırıyordu:
— “Toprak'ın gelini geliyor!”
Kızlar kahkahayla İpek'i ortaya doğru itmişti.
İpek:
— “Yeter artık!”
diye gülerek kaçmaya çalışırken Hazal kameranın arkasından:
— “Kaçma gelin!”
diye bağırıyordu.
Toprak kahkahayı bastı.
Tarık şaşkınlıkla ona baktı.
— “Sen bayağı eğleniyorsun.”
— “İpek böyleyken insan gülüyor.”
Tam o sırada yeni bir video geldi.
Bu kez kızlar hep birlikte kameraya dönmüştü.
Şirin bağırdı:
— “Toprak Bey! Gelininiz çok güzel oynuyor!”
İpek arkadan:
— “Şirin!”
diye bağırdı.
Herkes kahkahaya boğuldu.
Toprak videoyu tekrar açtı.
Tarık onun yüzüne bakıp sırıttı.
— “Âşık adam.”
Toprak telefonu indirdi.
— “Kes.”
— “Videoyu üçüncü kez izledin.”
Toprak kendini savunmaya çalıştı.
— “Komik.”
— “Tabii.”
Toprak tekrar ekrana baktı.
İpek'in kahkahasını duyunca yüzündeki gülümseme yeniden ortaya çıktı.
— “Mutlu olması hoşuma gidiyor.”
Tarık bu kez hiçbir şey söylemedi.
Toprak ise farkında olmadan videoyu bir kez daha açtı.
İpek'in arkadaşlarının arasında kahkaha atmasını izlerken kendi kendine mırıldandı:
— “İyi ki gülüyor.”
Sonra yeni bir video geldi.
İpek kameraya doğru yaklaşıp:
— “Toprak, bunların hepsini sana gönderiyorum!”
dedi.
Toprak bir an dondu.
Ardından gülerek telefona baktı.
— “Gönder bakalım.”
Tarık başını iki yana salladı.
— “Bitti senin iş.”
Toprak gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi:
— “Çoktan.”