33. bölüm · Anlaşmalı Evlilik
33 FİNAL
Akşam İpek koltukta otururken Toprak yanına geldi.
İpek'in karnına baktı, sonra gülümsedi.
— Sence kız mı, erkek mi?
İpek güldü.
— Bilmiyorum.
Toprak elini onun karnının üzerine koydu.
— Ben de bilmek istemiyorum aslında.
İpek şaşkınlıkla ona baktı.
— Neden?
— Doğduğu gün öğrenelim.
İpek'in yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.
— Yani doğuma kadar öğrenmeyeceğiz?
Toprak başını salladı.
— Aynen. Doktora da söyleyeceğiz. Bize cinsiyetini söylemesin.
İpek bir süre düşündü.
Sonra başını Toprak'ın omzuna yasladı.
— Güzel olur.
Toprak onun saçlarını okşadı.
— O anı düşün. Bebeğimiz doğacak, ilk kez kucağımıza verecekler... Ve o zaman öğreneceğiz.
İpek'in gözleri doldu.
— Kız mı erkek mi olduğunu bile bilmeden seveceğiz.
Toprak gülümsedi.
— Zaten şimdiden seviyoruz.
İpek elini karnının üzerine koydu.
— O zaman karar verdik.
Toprak onun elini tuttu.
— Doğum gününe kadar sır.
İpek gülümsedi.
— Sır.
İkisi de birbirlerine bakıp gülümsedi.
Bebeğin cinsiyeti artık onlar için bir merak değil, doğum gününde yaşayacakları en güzel sürpriz olacaktı.
Aylar geçtikçe İpek'in karnı iyice belirginleşmişti.
Artık evde yürürken bir eli çoğu zaman karnının üzerindeydi.
Ama Toprak'ın en çok alışamadığı şey, İpek'in bitmek bilmeyen aşermeleriydi.
Bir gece saat on birde Toprak salonda televizyon izliyordu.
İpek bir anda odadan çıktı.
— Toprak...
Toprak daha dönmeden sordu:
— Ne oldu?
İpek ciddi bir ifadeyle karşısına geçti.
— Canım bir şey çekiyor.
Toprak kumandayı bıraktı.
— Ne?
İpek düşündü.
— Bilmiyorum.
Toprak güldü.
— Nasıl yani?
— Önce söyleyeyim, sonra buluruz.
Toprak ayağa kalktı.
— Tamam. Söyle bakalım.
İpek birkaç saniye düşündü.
— Ekşi erik.
Toprak başını salladı.
— Tamam.
Ayakkabılarını giydi.
Kapıya geldiğinde İpek arkasından seslendi:
— Bir de...
Toprak durdu.
— Ne?
— Tuzlu ayran.
Toprak kahkaha attı.
— Erikle ayran mı?
İpek omuz silkti.
— Canım istiyor.
— Peki.
Toprak çıktı.
Aradan yarım saat geçti.
Bu kez İpek mutfakta dolabı açmıştı.
Toprak eve girdiğinde elinde poşetler vardı.
— Erikler ve ayran.
İpek'in yüzü bir anda aydınlandı.
— Gerçekten aldın!
— Sen istedin.
İpek erikten bir tane aldı.
Isırdığı anda yüzünü buruşturdu.
Toprak şaşkınlıkla baktı.
— Ne oldu?
İpek elindeki eriği masaya bıraktı.
— Artık istemiyorum.
Toprak birkaç saniye ona baktı.
— İpek...
İpek gülmeye başladı.
— Ne yapayım? Canım başka bir şey çekti.
Toprak ellerini iki yana açtı.
— Söyle.
İpek karnını tutarak düşündü.
— Patates kızartması.
Toprak başını geriye atıp güldü.
— Gece yarısı mı?
İpek masumca baktı.
— Bebeğimiz istiyor.
Toprak hemen mutfağa yöneldi.
— Tamam. Bebeğimiz ne istiyorsa o.
İpek arkasından gülümseyerek baktı.
— Bir de ketçap olsun.
Toprak mutfaktan seslendi:
— Başka?
İpek biraz düşündü.
— Şimdilik yok.
Toprak:
— Şimdilik mi?
İpek kahkaha attı.
— Belli olmaz!
Toprak da gülerek patatesleri hazırlamaya başladı.
İpek ise koltuğa oturup karnını okşadı.
— Baban senin her istediğini yapıyor.
Toprak mutfaktan seslendi:
— Duyuyorum!
İpek gülerek cevap verdi:
— Zaten duyman için söyledim.
Ev, İpek'in aşermeleri ve Toprak'ın gece yarısı mutfağa girip çıkmasıyla her geçen gün biraz daha hareketleniyordu.
Gece saat üçe geliyordu.
İpek, yatağında huzursuzca dönerken bir anda gözlerini açtı. Karnının altında garip bir baskı hissetti.
Tam doğrulacakken sıcak bir sıvının bacaklarından aşağı aktığını fark etti.
Bir an donup kaldı.
— Toprak...
Toprak uykulu gözlerle başını kaldırdı.
— Ne oldu?
İpek titreyen sesiyle:
— Sanırım... suyum geldi.
Toprak bir anda yataktan fırladı.
— Ne?
İpek daha cevap veremeden karnının içinden beline doğru yayılan güçlü bir sancı geldi. Yatağın kenarına tutundu, yüzünü buruşturdu.
— Ah...
Toprak'ın yüzündeki bütün renk çekildi.
— Sancı mı?
İpek başını sallarken dişlerini sıktı.
— Evet...
Toprak hemen yanına çöktü.
— Tamam. Tamam, ben buradayım.
İpek'in elini tuttu. Fakat İpek'in parmakları sancıyla onun elini sıkınca Toprak'ın yüzü de acıyla buruştu.
— İpek...
— Çok acıyor...
Toprak onun elini daha sıkı tuttu.
— Bana bak. Geçecek. Beraber geçireceğiz.
İpek gözlerini kapatıp derin nefes almaya çalışırken Toprak onunla birlikte nefes alıyordu.
— Nefes al... yavaş...
İpek sancıdan kıvranırken Toprak'ın gözleri doldu.
— Keşke acını ben çekebilsem.
İpek güçlükle gözlerini açtı.
— Sen de acı çekiyorsun sanki...
Toprak acıyla gülümsedi.
— Senin canın yanarken benim nasıl canım yanmasın?
Hastaneye vardıklarında İpek'in sancıları sıklaşmıştı.
Toprak bir an bile elini bırakmıyordu.
Doğum odasında İpek yeniden sancıya yakalandığında başını geriye yasladı.
— Toprak...
— Buradayım.
— Elimi bırakma.
Toprak hemen elini tuttu.
İpek bütün gücüyle onun elini sıktı.
Toprak'ın yüzü yine buruştu ama elini çekmedi.
— Sık, İpek. Ne kadar istersen sık.
İpek gözlerinden yaşlar süzülürken:
— Çok acıyor...
Toprak'ın gözlerinden de bir damla yaş aktı.
— Biliyorum.
— Sen bilmiyorsun...
Toprak başını eğip onun alnına bir öpücük bıraktı.
— Haklısın. Ama keşke bilseydim. Keşke şu an o acının yarısını bile alabilseydim.
İpek onun elini daha da sıkı tuttu.
Yeni bir sancı geldiğinde İpek'in yüzü kasıldı.
Toprak da istemsizce gözlerini kapattı.
Sanki sancı gerçekten onun bedeninden geçiyormuş gibi nefesini tuttu.
— Dayan aşkım... Biraz daha.
İpek gözyaşlarının arasından ona baktı.
Toprak'ın yüzündeki korkuyu, heyecanı ve acıyı aynı anda görünce elini bırakmadı.
— Yanımdasın değil mi?
Toprak alnını onun alnına dayadı.
— Bir saniye bile ayrılmayacağım.
Ve o gece, İpek doğuma hazırlanırken Toprak onun elini hiç bırakmadı. İpek'in çektiği her sancıda yüzü acıyla buruşuyor, her gözyaşında gözleri doluyordu.
Çünkü o gece doğum yapan yalnızca İpek değildi.
Toprak da onunla birlikte, baba olmaya doğru adım adım ilerliyordu.
İpek'in sancıları iyice sıklaşınca hemşire doğumhaneye hazırlamaya başladı. Toprak ise İpek'in elini bırakmıyordu.
— Ben de girebilir miyim? — diye sordu Toprak.
İpek hemen onun elini sıktı.
— Benimle gelsin.
Toprak hiç düşünmeden başını salladı.
— Tabii ki.
Bir süre sonra ikisi birlikte doğumhanedeydi.
İpek sancıyla gözlerini kapatırken Toprak hemen yanında duruyor, alnını siliyor, elini tutuyordu.
— Biraz daha aşkım... Çok az kaldı.
İpek güçlükle nefes aldı.
— Toprak... çok korkuyorum.
— Ben de korkuyorum. Ama beraberiz.
Bir süre sonra doktorun sesi duyuldu.
— Tamam İpek, biraz daha...
İpek bütün gücüyle ıkındı.
Ve birkaç saniye sonra doğumhaneyi bir bebek ağlaması doldurdu.
Toprak'ın gözleri büyüdü.
— Bebeğimiz...
Doktor gülümseyerek bebeği kaldırdı.
— Bir kızınız oldu.
Toprak birkaç saniye konuşamadı.
İpek ağlayarak:
— Kız mı?
— Evet, kızınız.
Toprak'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Tam o sırada doktor şaşkınlıkla tekrar kontrol etti.
— Bir dakika...
Toprak ve İpek birbirlerine baktılar.
— Ne oldu? — dedi Toprak.
Doktor gülümseyerek:
— Bir bebeğiniz daha var.
Toprak'ın ağzı açık kaldı.
— Daha mı var?
İpek de şaşkınlıkla:
— Ne?
Birkaç dakika sonra ikinci bir bebek ağlaması duyuldu.
Doktor bu kez:
— Bir oğlunuz oldu.
Toprak resmen donup kalmıştı.
İpek gözyaşlarının arasından Toprak'a baktı.
— İki tane mi?
Toprak gülmeye başladı; şaşkınlıktan ne yapacağını bilmiyordu.
— İki...
Sonra ellerini yüzüne götürdü.
— Biz ikiz mi bekliyorduk?
İpek de aynı şaşkınlıkla başını salladı.
— Hayır...
Toprak'ın gözlerinden yaşlar akarken İpek'in alnından öptü.
— Bir kız... bir erkek...
İpek ağlayarak güldü.
— Toprak, biz iki çocuk sahibi olduk.
Toprak başını İpek'in alnına yasladı.
— Ben hâlâ inanamıyorum.
Doktor iki bebeği yanlarına getirince ikisi de gözlerini onlardan ayıramadı.
Toprak önce kızlarına, sonra oğullarına baktı.
Sonra İpek'in elini öptü.
— Hayatımda bu kadar şaşırdığım başka bir an olmadı.
İpek yorgun ama mutlu bir gülümsemeyle ona baktı.
— Ben de...
Toprak iki bebeğe bakarken fısıldadı:
— Hoş geldiniz... küçüklerim.
Alin ve Karan'ın 3. Yaş Günü 🎂
Ev o sabah erkenden hareketlenmişti.
Salon balonlarla süslenmiş, masanın üzerine iki ayrı pasta hazırlanmıştı. Birinin üzerinde “Alin”, diğerinin üzerinde “Karan” yazıyordu.
Üç yaşındaki Alin pembe elbisesiyle salonda koşturuyor, Karan ise elindeki oyuncak arabayı sürerek peşinden gidiyordu.
— Karan, yakalayamazsın beni!
— Yakalayacağım!
Toprak mutfaktan çıkıp ikisine baktı.
— Yavaş! İkiniz de düşeceksiniz.
Alin hemen babasının bacağına sarıldı.
— Baba, pasta!
Toprak gülerek eğildi.
— Daha pasta yok küçük hanım.
— Ama ben üç oldum!
Toprak kahkaha attı.
— Üç oldun diye pastayı erkenden yiyemezsin.
O sırada İpek salondan çıktı. Elinde iki küçük hediye vardı.
— Bakalım bugün kimler üç yaşına girmiş?
Alin ve Karan aynı anda bağırdı:
— BİZ!
İpek ikisini de kollarının arasına aldı.
— Benim bebeklerim büyümüş...
Karan hemen itiraz etti.
— Ben bebek değilim anne. Ben büyüğüm.
Toprak kahkahayla:
— Öyle mi? O zaman kendi pastanı kendin kesersin.
Karan'ın yüzü düştü.
— Yok... Sen kes.
Herkes güldü.
Bir süre sonra mumlar yakıldı.
İpek iki çocuğun arasına oturdu. Toprak da arkalarında durup ikisinin omuzlarına ellerini koydu.
— Hazır mısınız?
Alin heyecanla başını salladı.
— Hazırım!
Karan da:
— Ben de!
Hep birlikte:
— İyi ki doğdunuz Alin ve Karan!
İkisi de mumlara üfledi.
Alin alkışlarken Karan pastadan parmağıyla krema almaya çalıştı.
İpek hemen yakaladı.
— Karan!
Karan masum masum baktı.
— Sadece baktım.
Toprak gülerek:
— Tabii. Parmağın da tesadüfen kremaya girdi.
İpek başını sallayıp güldü.
Sonra Toprak, İpek'in yanına yaklaşıp kulağına fısıldadı:
— Üç yıl önce bugün iki tane bebeğimiz vardı.
İpek çocuklarına bakarak gülümsedi.
— Şimdi iki tane küçük yaramazımız var.
Toprak onun elini tuttu.
— İyi ki varlar.
İpek başını Toprak'ın omzuna yasladı.
Karşılarında Alin ve Karan kahkahalarla pasta yerken ikisi de aynı şeyi düşündü:
Bir zamanlar sadece birbirlerine ait olan hayatları, şimdi dört kişilik kocaman bir aile olmuştu. ❤️
Sabahın erken saatleriydi.
Alin pembe çantasını sırtına takmış, aynanın karşısında saçlarını düzeltmeye çalışıyordu. Karan ise çantasını ters takmış, ayakkabılarının bağcıklarıyla uğraşıyordu.
İpek ikisine bakıp gülümsedi.
— Hazır mısınız bakalım?
Alin heyecanla:
— Ben hazırım anne!
Karan biraz çekingen:
— Ben de...
Toprak eğilip Karan'ın çantasını düzeltti.
— Oğlum, çantayı böyle takıyoruz.
Karan başını kaldırdı.
— Baba, sen de gelecek misin?
Toprak bir an durdu.
— Okulun kapısına kadar.
— İçeri de gel.
— İçeri giremem ki.
Karan'ın yüzü düştü.
— Neden?
Toprak gülümseyip oğlunun saçını okşadı.
— Çünkü artık büyüdünüz. Okula başlayacaksınız.
Alin hemen araya girdi.
— Ben korkmam!
Karan kız kardeşine baktı.
— Ben de korkmam.
İpek ikisinin ellerini tuttu.
— Hem siz iki kardeşsiniz. Birbiriniz yanınızda olacaksınız.
Okulun önüne geldiklerinde Alin'in heyecanı daha da arttı. Karan ise Toprak'ın elini bırakmıyordu.
İpek eğilip ikisini de sarıldı.
— Annem sizi öğleden sonra almaya gelecek.
Alin:
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
Karan hemen:
— Ya gelmezsen?
Toprak çömelip oğlunun gözlerine baktı.
— Baban annenin gelmesini bekleyecek. Merak etme.
Sonra iki çocuğun ellerini birbirine tuttu.
— Birbirinize iyi bakın.
Alin ciddi ciddi başını salladı.
— Ben Karan'a bakarım.
Karan da:
— Ben de Alin'e bakarım.
Toprak'ın gözleri doldu.
İpek ona bakıp hafifçe gülümsedi.
— Ağlama.
Toprak gözlerini kaçırdı.
— Ağlamıyorum.
İpek güldü.
— Daha okula yeni girdiler.
Toprak çocuklarına bakarak:
— Daha dün doğmuşlardı sanki.
İpek'in gözleri de doldu.
Öğretmen kapıda onları karşıladı.
— Hadi bakalım Alin, Karan. İçeri geçelim.
Alin birkaç adım attıktan sonra geri dönüp:
— Anne!
İpek:
— Efendim?
— Seni çok seviyorum!
İpek gülümsedi.
— Ben de seni çok seviyorum.
Karan da babasına el salladı.
— Baba!
— Efendim oğlum?
— Akşam bana araba alır mısın?
Toprak kahkahayı bastı.
— İlk gününden pazarlığa başladın!
Karan gülerek içeri koştu.
Kapı kapandığında İpek ve Toprak birkaç saniye sessizce çocuklarının arkasından baktılar.
İpek başını Toprak'ın omzuna yasladı.
— Büyüdüler.
Toprak derin bir nefes aldı.
— Hem de çok hızlı.
Sonra elini İpek'in eline uzattı.
— Ama eve geldiklerinde yine bizim küçüklerimiz olacaklar.
İpek gülümsedi.
— Her zaman.
