6. bölüm · ANKA:BAŞKA BİR EVRENDE

Bölüm 6 : Kilitli Umut

Via Hayal

Ezgi abla, kahve makinesinden yayılan o yoğun ve davetkar kokuyu fincanlara paylaştırırken, sesindeki o bildik anaç tınıyla lafa girdi:

— Revan geldi geleli seni göremez olduk kız; resmen çaldı seni benden.

— Yok be abla, seni unutur muyum hiç? dedim, önüme bıraktığı dumanı tüten kahveden küçük, ürkek bir yudum alarak.

Ezgi abla tam karşımda durmuş, gözlerimin içine bir cevap bekler gibi bakıyordu. Daha fazla içimde tutamadım, kalbimin ortasında duran o devasa sırrı bir çırpıda döküverdim:

— Abla, ben sana bir şey söyleyeyim mi? Ben... Ben deli gibi aşık oldum.

Ezgi abla o an aldığı yudumu yutamadı, boğazına kaçan kahveyle sertçe öksürmeye başladı.

— Kız boğacaksın beni! Ne demek aşık oldum?

— Oldum işte abla, yalan mı söyleyeyim? Bakışı, sesi, o eşsiz kokusu... Sanki bütün dünyam onun etrafında dönüyor.

Ezgi abla elindeki fincanı ağır hareketlerle masaya bıraktı, bacaklarını altına toplayıp tam o meşhur dedikodu moduna geçti. Ama bu sefer gözlerinde eğlence değil, derin bir kuşku vardı.

— İyi de güzelim, sen demedin mi bu adam beni "kardeşi" gibi görüyor diye?

— Evet, öyle diyor...

— Ee, o zaman ne yapıyorsun Şeyda? Olmayacak duaya amin mi diyorsun sen?

— Bilmiyorum abla... Ben sadece içimden geldiği gibi davranıyorum ama hislerimden, ruhumun ona çekildiğinden adım gibi eminim.

Bu noktadan sonra Ezgi ablanın yüzündeki o meraklı ifade, yerini koyu bir endişeye bıraktı. Eğilip ellerimi sıkıca tuttu; parmakları buz gibiydi.

— Bak, seni anlıyorum hayatım. Kalbine söz geçiremiyorsun ama Emrullah çok tehlikeli, gözü kara bir adam. Daha evlenmek istemediğin o ilk günlerde seni yanıma aldığımda, gece vakti gelip camı çerçeveyi indirdiği günü unuttun mu? Sana zarar verdiği o gecelerde, morluklarını kendi ellerimle ben temizlemedim mi? Korkuyorum Şeyda, sana bir şey yapmasından çok korkuyorum.

— Hatırlıyorum abla, ama...

— Aması yok balım! Revan’ı seviyor olabilirsin ama o adam senin kurtuluş anahtarın olamaz. Onun yolu başka, senin yolun başka... Sen hayatında ilk defa birini seviyorsun, o yüzden şuan gözlerin her şeye kör. Ama benim, seni korumak adına bu acı gerçekleri yüzüne vurmam lazım. Kalbini kırdığımı biliyorum ama mecburum bebeğim.

Duyduğum her kelime kalbime bir iğne gibi batıyordu.

— Yalan yok, mahvoluyorum bunları duydukça abla, dedim hıçkırıklarımın arasından.

— Sen bu adamı ne kadar tanıyorsun ki? Daha mahalleden ibaret her şey. Belki ailesinin bile bilmediği, görüştüğü başka biri vardır. Belki de sana "kardeşim" demesinin sebebi senin evliliğin değil, onun kendi hayatındaki o gizli ilişkisidir.

O an gözyaşlarımı daha fazla zapt edemedim. Ezgi abla bana sımsıkı sarıldı, saatlerce beni göğsünde teselli etti. "Keşke onunla başka bir zamanda denk gelseydim abla... Ben bekarken, her şey bambaşkayken..." diye hıçkırıklara boğuluyordum.

— Belki... diye fısıldadı sadece, saçlarımı okşarken.

Akşam olup hava kararmaya başladığında, ruhumun sarsıntısı henüz geçmemişti. Ezgi abla gitmemi istemedi, "Emin misin, burada kal istersen bugün," dedi ama ben başımı sallayarak reddettim. Eve gitmeliydim, o karanlık hücreme dönmeliydim.

Eve adımımı atar atmaz salondaki o ağır ve zehirli atmosferi hissettim. Emrullah ve annem yan yana oturmuş, kapıdan giren bana sanki bir canavarmışım gibi sert sert bakıyorlardı.

— Ne... ne oluyor? diyebildim sadece. Sesim titriyordu, kötü bir fırtınanın koptuğunu sezmiştim.

Emrullah bir hışımla ayağa kalktı ve hiçbir şey söylemeden yüzüme çok sert bir tokat indirdi. Başım yana savrulurken, annem de arkadan o cellat sesiyle bağırmaya başladı:

— Rezil ettin bizi mahalleye! Rezil! Yazıklar olsun sana, püü!

Yanağımda tokatın bıraktığı o sızlayan ağrıyla, gözyaşları içinde haykırdım:

— Ne diyorsunuz be siz? Ne yaptım ben?

— Ulan! dedi Emrullah kükreyerek. Mahalledeki komşu görmüş sizi! Orman yollarında ne bok yiyorsunuz lan o adamla siz? Mahallede adımı g*vata mı çıkaracaksın lan benim!

Anladım ki mahallenin o dedikoducu, hayatı başkalarının açığını aramakla geçen kadınlarının insafına kurban gitmiştim.

— Yemin ederim düşündüğünüz gibi değil! O benim abim gibi, kardeşim gibi...

Lafımı bitiremeden bir tokat daha yedim. Gözlerim karardı.

— Ya başlatma lan abi kardeşine! Seni dövmeyeceğim biliyor musun? Daha beterini yapacağım sana. Ver lan şunu!

Elimdeki telefonu tek bir hamlede kapıp tüm gücüyle duvara fırlattı. Revan ile aramdaki o en büyük köprü, o küçücük teknolojik alet, gözlerimin önünde binlerce parçaya ayrıldı. Umudumun parçalanışı gibiydi o ses...

— Bu evden bir adım bile dışarı çıkmayacaksın! dedi Emrullah, anneme dönerek. "Duydun mu valide hanım? Kilitleyin bunu odasına. Odasında ebeveyn banyosu var zaten; mutfağa dahi adım atmayacak. Aklı başına gelene kadar orada hapis hayatı yaşayacak!"

Beni sürükleyerek odaya götürdü. Ne kadar dirensem, tırnaklarımı yere geçirsem de gücüm yetmedi. Beni yatağa doğru fırlatıp kapıyı ardımdan kapattı. Anahtarın o metalik, soğuk sesi kulaklarımda yankılandı; tık.

Odanın dört duvarı arasında hıçkırıklarla boğulurken, elime ne geçerse duvara fırlattım. Öfkem dinmiyordu, canım yanıyordu, ruhum kanıyordu. En sonunda gücüm tükendi, nefesim kesildi. Kendimi yatağın üzerine bıraktım. Ne ağlamaya ne de bir şeyleri parçalamaya takatim kalmıştı. Yorulmuştum... Çok yorulmuştum ama en çok ruhumun bu haksızlık altında ezilmesinden yorulmuştum. Artık tek başımaydım ve dış dünyadaki tek ışığım olan Revan, o kırık ekranın parçalarıyla beraber benden alınmıştı.