Bölümler 32Şu an: Bölüm 27 : Gerçeğin Peşinde
- 1 Bölüm 1 : İlk Kıvılcım579 kelime
- 2 Bölüm 2 : Gece Devriyesi712 kelime
- 3 Bölüm 3 : Alın Yarası867 kelime
- 4 Bölüm 4 : Acı-Tatlı Gerçekler834 kelime
- 5 Bölüm 5 : Yasak Bahar829 kelime
- 6 Bölüm 6 : Kilitli Umut785 kelime
- 7 Bölüm 7 : Hırçın Kıskançlık1.049 kelime
- 8 Bölüm 8 : Sonbahar816 kelime
- 9 Bölüm 9 : Yaralı Sayfalar824 kelime
- 10 Bölüm 10 : Anka'nın Düşüşü1.055 kelime
- 11 Bölüm 11 : İkinci Şans1.124 kelime
- 12 Bölüm 12 : Zamanın Diğer Kıyısı861 kelime
- 13 Bölüm 13 : Küllerinden Doğan Anka1.587 kelime
- 14 Bölüm 14 : Acıların Üzerine Krema857 kelime
- 15 Bölüm 15 : Louvre Ve Pembe Kurdele1.121 kelime
- 16 Bölüm 16 : La Maison de Pâtisserie d'Anka1.451 kelime
- 17 Bölüm 17 : Keşif Dokunuşu (+18)972 kelime
- 18 Bölüm 18 : Kaderin Kırmızı İpi1.253 kelime
- 19 Bölüm 19 : İki Ülke, Tek Masal1.356 kelime
- 20 Bölüm 20 : İlk Aidiyet1.516 kelime
- 21 Bölüm 21 : Altın Kafesteki Çatlak1.025 kelime
- 22 Bölüm 22 : İki Cehennem Arasında903 kelime
- 23 Bölüm 23 : Küllerin Savruluşu1.959 kelime
- 24 Bölüm 24 : İkinci Şans1.283 kelime
- 25 Bölüm 25 : Yeni Gökyüzü614 kelime
- 26 Bölüm 26 : Uçurumun Ardındaki Uyanış1.178 kelime
- 27 Bölüm 27 : Gerçeğin Peşinde974 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 Bölüm 28 : Kaderin Düğümlenen İpi1.055 kelime
- 29 Bölüm 29 : Tek Başına Anka974 kelime
- 30 Bölüm 30 : Yavru Vatan & Yeni Hayat899 kelime
- 31 FİNAL : ACI PASTA2.042 kelime
- 32 ☆ KİTAP ŞARKISI ☆21 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O rutubet kokulu hastane odasından taburcu olup, ayaklarım beni yeniden o cehennemden farksız eve getirdiği günden beri, dilimde tek bir isim vardı: Mira Maire... Gece uykumdan kan ter içinde sıçrayarak uyanıyor, kollarımın arasındaki o boşluğa bakarak kızımın adını feryat figan sayıklıyordum. Karşımda duran o iki taş kalpli insana; beni doğuran ama bana bir yabancı gibi bakan anneme de, hayatımı zindana çeviren o Emrullah canavarına da avazım çıktığı kadar bağırarak aynı gerçeği anlatıyordum. Paris’te geçen o bir yılı, Revan’la olan o tutkulu, o sarsılmaz evliliğimi, dükkanımın un kokan tezgahını... Bunların hiçbirinin basit, alelade bir rüya olmadığını, aksine hayatın bana sunduğu mucizevi bir ikinci şans olduğunu kanıtlamak için adeta çırpınıyordum.
Ancak onlar... Onlar bana artık tamamen akli dengesini kaybettirmiş, tımarhanelik bir deli gözüyle bakıyorlardı. Benim bu feryatlarıma, gözyaşlarıma karşılık verip sinirlenmeye, benimle tartışmaya bile tenezzül etmiyorlardı artık. Ben bütün gün o daracık, basık odada hıçkıra hıçkıra ağlarken; bazen de o masalsı, o huzur dolu mucize hayatıma, kızıma ve kocama yeniden geri dönebilmek, bu lanet gerçeği zihnimden söküp atmak için çaresizlikten kafamı duvardan duvara vuruyordum. Alnımdan sızan kanın sıcaklığını hissederken bile ruhumun acısından ağlayamıyordum. Onlarsa kapının ardında duruyor, halime acımak ya da yanımda olmak yerine, önüme sıradan bir köpek gibi bir tepsi yemek fırlatıp beni tamamen görmezden geliyorlardı. Beni kendi evimde, kendi zihnimin içinde bir hayalet gibi yapayalnız bırakmışlardı.
Birkaç gün sonra, o çilek çalılarının arasında gördüğüm canım Ezgi ablam beni ziyarete geldi. İçimde bir umut ışığı yandı; o ormanda kızımı kucağında tutmuştu, belki bir şeyler hatırlıyordu! Ona sarılıp ağlayarak, Paris’teki o pastaneyi, kızımı kucağına verdiğim o anı titreyen sesimle saatlerce anlattım.
Ezgi abla, gözlerimin içine o kadar büyük bir acımayla, o kadar çaresiz bir şefkatle baktı ki, içimdeki o umut ışığı o saniyede söndü. Ellerimi tutup derin bir iç çekti:
— Yapma Şeyda... Yalvarırım yapma böyle güzelim... Böyle ağır kazalardan, uzun süreli komalardan sonra beyinde olur böyle şeyler. İnsan zihni gerçekle hayali ayırt edemez, rüyaları gerçek sanır. Lütfen kendine gel artık, yalvarırım yapma bunu kendine... diyordu.
Onun bu inkâr dolu sözleri karşısında ellerimi hızla geri çektim, yatağın içinde geriye doğru kaçtım:
— Hayır! Hayır Ezgi abla, sen de anla beni ne olur! Hiçbir rüya o kadar gerçekçi olamaz! Ben o adamın teninin sıcaklığını, kızımın o mis gibi süt kokusunu, parmaklarıma bulaşan o unun pürüzünü iliklerine kadar hissettim! Bu bir rüya değil, bunu hepinize kanıtlayacağım! diye bağırdım hıçkırıklarımın arasından.
Ama kimse bana inanmıyordu. Herkes sözleşmiş gibi beni bir deliliğin içine hapsetmeye çalışıyordu. Günlerce o odada tek başıma oturdum. Eğer o dünya bir rüyaysa bile, benim bu gerçek hayatta nefes almam imkansızdı. O zaman, içimde çılgınca bir fikir filizlendi. Belki Revan da rüyalarında beni görüyordu? Belki o da Paris’i, o dükkanı, kızımız Mira’yı hayal meyal de olsa hatırlar umuduyla, hafızamın en ücra köşesindeki o telefon numarasını bulup çıkarmaya karar verdim. Kazadan önceki eski rehberimi, o unuttuğum kayıtları didik didik ettim ve nihayet o numaraya ulaştım.
Telefonu elime aldığımda kalbim göğüs kafesimi yırtacak gibi, dakikada yüzlerce kez atıyordu. Parmaklarım tir tir titreyerek ekrandaki arama tuşuna bastı. Telefon uzun uzun çaldı... Her çalmada nefesim biraz daha kesildi, tam umudumu kaybedip kapatacakken, ahizenin ucundan o ses yükseldi. Benim ruhuma mühürlenen, rüyamda her bir tonuna canımı verdiğim o tanıdık, o tok ve derin ses... Revan’ın sesii
Duyduğum o sesle birlikte boğazıma devasa bir hıçkırık oturdu, gözlerimden yaşlar boşaldı. Konuşmak istedim ama dudaklarım titredi, sesim ilk başta çıkmadı.
— Alo? Sesiniz gelmiyor, orada mısınız? diye tekrarladı Revan, sesindeki o hafif merakla.
Zorlukla yutkundum, can havliyle fısıldadım:
— Revan... Benim... Şeyda...
Telefonun ucunda birkaç saniyelik çok derin, çok sarsıcı bir sessizlik oldu. Sanki Sesi bir anda ciddileşti, daha derinden gelmeye başladı:
— Şeyda? Sen... Sen o kazadan sonra uyandın mı? Nasılsın? Aylardır senden haber almaya çalışıyorum ama ailen... Ailen bana senin hakkında hiçbir bilgi vermedi. İyi misin Şeyda?
Onun beni merak etmiş olması içimdeki o yıkık dünyayı bir anda şahlandırdı. Ağlayarak, kelimeleri birbirine düşürerek konuşmaya başladım:
— Revan, beni dinle ne olur! Yalvarırım beni deli sanma ama anlatmak zorundayım. Ben komadayken bir yıl boyunca seninle yaşadım! Paris’teydik Revan... Kiraz çiçeği kokulu bir pastahanemiz vardı, un kokuyordu her yer. Sen Louvre Müzesi'ndeydin... Biz evlendik Revan! Sol serçe parmağımızda kırmızı bir çizgi dövmesi vardı... Ve bizim... Bizim Mira Maire adında dünyalar güzeli bir kızımız oldu Revan! Ne olur hatırlıyorum de, ne olur bunların bir rüya olmadığını söyle bana!
Telefonun diğer ucundan Revan’ın derin derin nefes alış verişleri geliyordu. Şaşkınlığı, duyduğu bu sıra dışı detaylar karşısında hissettiği o şok dalgası sesine yansıdı. Sakin ama içimi titreten bir ses tonuyla konuştu:
— Şeyda... Anlattığın bu şeylerden, o pastahaneden ya da Paris’ten inan hiçbir şey anlamıyorum. Ama... Ama senin sesindeki bu çaresizlik, bu anlattıkların içimde çok garip, çok derin bir yeri sızlatıyor. Kazadan beri seni, o halini aklımdan bir an bile çıkaramadım.
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken yatağın kenarına tutundum:
— Yani... Yani hiçbirini hatırlamıyor musun? Bizim aşkımızı, kızımızı... Hiçbirini mi?
Revan, sesini biraz daha alçaltarak, etrafını kontrol eder gibi son derece korumacı bir tonla devam etti konuşmasına:
— Bak Şeyda, şu an telefonda bunları konuşmamız doğru değil. Ailenin sana karşı olan tavrını, o yanındaki adamı az çok biliyorum. En iyisi, ikimiz için de en güvenli olan zamanda ve kimsenin bizi göremeyeceği güvenli bir yerde baş başa buluşmak. Yüz yüze konuşalım her şeyi. Seni gerçekten çok merak ediyorum, o kazadan beri içimde tarif edemediğim bir huzursuzluk var. Bana biraz zaman ver, buluşma yerini ve saatini ayarlayıp sana haber vereceğim, tamam mı? Kendine dikkat et ne olur...
— Tamam... Tamam Revan, bekleyeceğim. Sadece çabuk ol ne olur, ben burada nefes alamıyorum... dedim.
Telefon kapandığında, cihazı göğsüme sımsıkı bastırdım. Evet, rüyamdaki o ağırbaşlı arkeolog değildi belki, müzede çalışmıyordu, Paris’i ve Mira’yı henüz hatırlamıyordu ama... Beni merak ediyordu, o da kazadan beri beni aklından çıkaramamıştı. İçimdeki o yaralı Anka, o karanlık odanın ortasında, kırık kanatlarını bu sefer o gerçek dünyaya doğru yavaşça hareket ettirdi. Ne pahasına olursa olsun o güvenli yerde onunla buluşacaktım ve bizim o rüya dediğimiz mucizeyi bu gerçek hayatta yeniden başlatacaktım.
Bölüm etkileşimi
