Bölümler 11Şu an: 7. Bölüm
- 1 Giriş Bölümü379 kelime
- 2 1. Bölüm457 kelime
- 3 2. Bölüm502 kelime
- 4 3. Bölüm468 kelime
- 5 4. Bölüm523 kelime
- 6 5. Bölüm1.166 kelime
- 7 6. Bölüm1.199 kelime
- 8 7. Bölüm1.225 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. Bölüm1.350 kelime
- 10 9. Bölüm932 kelime
- 11 10. Bölüm (Sezon Finali)537 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi gün hava beklenenden daha serindi.
Ömer okul yolunda yürürken kafası karışıktı. Dün olanlar sürekli aklına geliyordu. Bodrumdaki kavga. Derin’in sorusu. Nil’in mesajı.
Ama hepsinin arasında bir şey daha vardı.
Kafe.
Garip bir şekilde o küçük ilan aklında yer etmişti.
Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.
Buse:
“Günaydın. Okula geldin mi?”
Ömer yazdı.
Ömer:
“Geliyorum.”
Bir saniye sonra yeni mesaj geldi.
Buse:
“Dünki kafe için ciddiyim bu arada.”
Ömer hafifçe gülümsedi.
Ömer:
“Ben de.”
—
Okulun önünde Buse onu bekliyordu.
Ömer yaklaşınca hemen konuştu.
“Dün gece düşündüm.”
Ömer kaşlarını kaldırdı.
“Ne hakkında?”
“Kafe.”
Ömer gülümsedi.
“Ben de.”
Buse heyecanla konuştu.
“Düşünsene küçük bir yer. İnsanlar gelir, kahve içer,
ders çalışır.”
Ömer hafifçe güldü.
“Sen bayağı plan yapmışsın.”
Buse omuz silkti.
“Belki saçma ama güzel bir hayal.”
Ömer başını salladı.
“Saçma değil.”
Sonra ekledi:
“Okuldan sonra gidip bakalım.”
Buse’nin yüzü aydınlandı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
—
Koridorlar yine gergindi.
Nil’in ölümü üzerinden bir gün geçmişti ama konuşmalar hâlâ aynıydı.
Selin dolabını kapatırken Derin yanına geldi.
Selin hemen sordu.
“Bir şey buldun mu?”
Derin başını iki yana salladı.
“Henüz değil.”
Selin kaşlarını çattı.
“Yüsra hakkında mı düşünüyorsun?”
Derin kısa bir an durdu.
“Belki.”
Selin hemen ekledi.
“Ama dün gerçekten korkmuş gibiydi.”
Derin düşünceli görünüyordu.
“Evet.”
“Bu yüzden suçlu olmayabilir.”
Derin pencereye baktı.
“Ya da tam tersi.”
Selin kaşlarını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
Derin cevap vermedi.
—
İstediğin gibi Tolga ve Karan’ı sahneden çıkararak metni yeniden düzenledim:
---
Öğle arasında bahçede herkes yine aynı masadaydı.
Cihan patates kızartmasını yerken konuşuyordu.
“Bir teori söyleyeyim mi?”
Derin hafifçe başını kaldırdı.
“Söyle.”
Cihan ciddi görünüyordu.
“Nil bir şey gördü.”
Selin kaşlarını çattı.
“Bunu zaten biliyoruz.”
Cihan devam etti.
“Sonra o kişiyle karşılaştı.”
Selin biraz öne eğildi.
“Ve?”
Cihan omuz silkti.
“Sonra tartıştılar.”
Derin yavaşça ekledi.
“Ve biri onu itti.”
Masa bir an sessizleşti.
Buse içini çekti.
“Bu çok korkunç.”
Ömer kollarını bağladı.
“Eğer gerçekten böyleyse…”
Kısa bir duraksama oldu.
Sonra cümleyi tamamladı.
“katil hâlâ burada.”
Herkes etrafına baktı.
Bir an için okul bahçesi çok daha farklı görünüyordu.
—
Okul çıkışı geldiğinde Ömer ve Buse birlikte yürüyordu.
Adres telefonlarında açıktı.
Kafe okuldan çok uzak değildi. Eski bir sokağın köşesindeydi.
Sokağa girdiklerinde Buse yavaşladı.
“Burası mı?”
Ömer başını salladı.
Kafenin kapısında eski bir tabela vardı.
“Mavi Rota Kafe”
Camların bazıları tozluydu.
Kapının yanında dün gördükleri ilan hâlâ duruyordu.
Buse hafifçe gülümsedi.
“Burası olabilir.”
Ömer kapıya yaklaştı.
Tam o sırada kapı açıldı.
İçeriden orta yaşlı bir adam çıktı.
“İlan için mi geldiniz?”
Ömer başını salladı.
“Evet.”
Adam onları içeri davet etti.
Kafe küçüktü ama sıcak bir havası vardı.
Ahşap masalar.
Eski bir kahve makinesi.
Duvarlarda eski fotoğraflar.
Buse etrafa hayranlıkla bakıyordu.
“Burası çok güzel.”
Adam gülümsedi.
“Eskiden çok daha hareketliydi.”
Ömer merakla sordu.
“Neden satıyorsunuz?”
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra omuz silkti.
“Bazı şeyler değişti.”
Ömer bunu pek anlamadı ama fazla sormadı.
Tam o sırada Buse duvardaki bir fotoğrafa baktı.
Sonra dondu.
“Ömer”
Ömer döndü.
“Ne oldu?”
Buse fotoğrafı işaret etti.
Ömer yaklaştı.
Fotoğrafta birkaç öğrenci vardı.
Eski bir okul etkinliği gibi görünüyordu.
Ama Ömer’in dikkatini başka bir şey çekti.
Fotoğraftaki kişilerden biri tanıdıktı.
Çok tanıdık.
Ömer kaşlarını çattı.
“Bu”
Buse fısıldadı.
“Evet.”
Fotoğraftaki kişi
Nil’di.
—
Ömer ve Buse kafeden çıktıklarında hava iyice kararmaya başlamıştı.
Sokaktaki lambalar yeni yeni yanıyordu. Kafenin önünde birkaç saniye sessizce durdular.
Buse hâlâ duvardaki fotoğrafı düşünüyordu.
“Bu çok garip.”
Ömer de aynı şeyi düşünüyordu.
“Evet.”
Buse tekrar sordu.
“Nil’in fotoğrafı orada ne arıyor olabilir?”
Ömer omuz silkti.
“Belki eski bir okul etkinliği.”
Buse başını iki yana salladı.
“Yine de tuhaf.”
Ömer birkaç saniye düşündü.
“Yarın tekrar geliriz.”
Buse ona baktı.
“Gerçekten mi?”
“Evet. Belki o adam daha fazla şey anlatır.”
Buse başını salladı.
“Tamam.”
—
Ertesi gün okulda hava biraz daha hareketliydi.
Nil’in ölümü hâlâ konuşuluyordu ama artık öğrenciler normal sohbetlerine de dönmeye başlamıştı.
Ömer koridordan yürürken Cihan’ı gördü.
Cihan dolabını kapatıyordu.
Ömer yanına geldi.
“Cihan.”
Cihan döndü.
“Ne var?”
Ömer kısa bir cevap verdi.
“Bir şey anlatacağım.”
Cihan kaşlarını kaldırdı.
“Ciddi mi?”
“Evet.”
Tam o sırada Selin de yanlarına geldi.
“Ne anlatıyorsun?”
Cihan güldü.
“Bilmem. Ama Ömer bu tonla konuşuyorsa kesin tuhaf bir şeydir.”
Ömer derin bir nefes aldı.
“Dün Buse’yle bir yere gittik.”
Selin meraklandı.
“Nereye?”
“Bir kafe.”
Cihan hemen güldü.
“Romantik.”
Ömer başını iki yana salladı.
“Hayır.”
Selin kollarını bağladı.
“Peki?”
Ömer devam etti.
“Satılık bir kafe.”
Cihan kaşlarını kaldırdı.
“Ne?”
Selin de şaşırmıştı.
“Satılık mı?”
“Evet.”
Cihan gülmeye başladı.
“Dur dur.”
Eliyle işaret yaptı.
“Yani sen ve Buse kafe mi alacaksınız?”
Ömer omuz silkti.
“Belki.”
Selin hafifçe gülümsedi.
“Bu biraz risk.”
Cihan başını salladı.
“Biraz mı?”
Ömer sakin görünüyordu.
“Gidip baktık.”
Selin merakla sordu.
“Nasıl bir yer?”
Ömer düşündü.
“Küçük ama güzel.”
Cihan hâlâ gülüyordu.
“Ve sen ciddi ciddi bunu düşünüyorsun.”
“Evet.”
Selin biraz daha yaklaştı.
“Peki neden bize anlatıyorsun?”
Ömer kısa bir an durdu.
Sonra yavaşça söyledi.
“Çünkü içeride bir şey gördük.”
Cihan’ın gülmesi durdu.
“Ne?”
Ömer onları koridorun biraz daha boş tarafına çekti.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
“Duvarlarda eski fotoğraflar vardı.”
Selin başını eğdi.
“Evet?”
Ömer devam etti.
“Fotoğraflardan birinde birini gördük.”
Cihan sabırsızlandı.
“Kim?”
Ömer cevap verdi.
“Nil.”
Koridor bir anda sessizleşmiş gibiydi.
Selin kaşlarını çattı.
“Emin misin?”
“Evet.”
Cihan şaşkın görünüyordu.
“Yani Nil o kafeye gitmiş miydi?”
Ömer başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum.”
Selin düşünceli görünüyordu.
“Belki eski bir fotoğraftır.”
Ömer yavaşça konuştu.
“Belki.”
Ama sonra ekledi.
“Ya değilse?”
Cihan merakla sordu.
“Ne demek istiyorsun?”
Ömer birkaç saniye düşündü.
Sonra söyledi:
“Ya Nil’in son zamanlarda gittiği bir yerse?”
Selin’in yüzü ciddileşti.
“Yani diyorsun ki”
Cihan cümleyi tamamladı.
“Nil’in ölümüyle o kafenin bir bağlantısı olabilir.”
—
Gece olmuştu.
Şehir yavaş yavaş sessizleşiyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı apartmanların duvarlarına vuruyordu.
Yüsra’nın odası karanlıktı.
Sadece masasının üzerindeki küçük lambanın ışığı yanıyordu.
Yüsra yatağının kenarında oturuyordu.
Elleri titriyordu.
Bütün gün olanları düşünüyordu.
Bodrum.
Derin’in sorusu.
Ömer’in bakışları.
Hepsi aklında tekrar tekrar dönüyordu.
Derin’in sesi zihninde yankılandı.
“Dün gece saat 22 gibi neredeydin?”
Yüsra dişlerini sıktı.
“Bilmiyor”
Kendi kendine fısıldadı.
“Bilmiyor”
Ama kalbi hızla atıyordu.
Çünkü o saatte nerede olduğunu çok iyi biliyordu.
—
Yüsra ayağa kalktı.
Odada yürümeye başladı.
Bir ileri…
Bir geri…
Bir ileri…
Bir geri…
Başını iki eliyle tuttu.
“Bu bir kazaydı”
Sesi titriyordu.
“Ben istemedim”
Ama o an zihninde görüntü tekrar canlandı.
Nil.
Merdivenlerin başında durmuştu.
Yüsra’ya bakıyordu.
“Ben bunu saklayamam.”
Yüsra’nın kalbi sıkışmıştı.
“Yapma Nil”
Nil geri adım atmamıştı.
“Gerçeği söyleyeceğim.”
Sonra bir an.
Bir hamle.
Bir itiş.
Nil’in dengesini kaybedip geriye doğru düşmesi.
Merdivenler.
Ses.
Sessizlik.
—
Yüsra’nın nefesi hızlandı.
“Hayır”
Bir adım geri attı.
Gözleri dolmuştu.
Sonra bir anda bağırdı.
“YETER!”
Sesi odada yankılandı.
Duvarlar bile sanki o çığlığı tutmuş gibiydi.
Yüsra nefes nefese kalmıştı.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Ben istemedim”
Sesini zor çıkarıyordu.
“Ben sadece korktum”
Yatağın kenarına tekrar oturdu.
Ellerini yüzüne kapattı.
Ama zihnindeki o görüntü gitmiyordu.
Nil’in düşüşü.
Merdivenlerin sesi.
—
Bir süre sonra kapıya hafif bir tıklama geldi.
Yüsra hemen başını kaldırdı.
Annesinin sesi duyuldu.
“Yüsra?”
Yüsra hızla gözlerini sildi.
“Evet?”
“İyi misin?”
Yüsra derin bir nefes aldı.
Sesini normale getirmeye çalıştı.
“İyiyim.”
Kapının arkasında kısa bir sessizlik oldu.
Sonra annesi konuştu.
“Bir şey mi oldu?”
Yüsra başını iki yana salladı.
Ama annesi bunu göremiyordu.
“Hayır.”
Kapının arkasındaki ayak sesleri uzaklaştı.
Yüsra tekrar yalnız kalmıştı.
Odasındaki sessizlik ağırdı.
Yüsra yatağa uzandı.
Tavana baktı.
Sonra çok yavaş bir şekilde fısıldadı.
“Kimse öğrenmeyecek”
Ama o anda telefonuna bir bildirim geldi.
Yüsra telefonu eline aldı.
Ekranda bir mesaj vardı.
Derin:
“Yarın konuşmamız lazım.”
Yüsra’nın kalbi bir an duracak gibi oldu.
Çünkü Derin gerçeğe düşündüğünden çok daha yakındı.
Bölüm etkileşimi
