45. bölüm · ADAVET
45.Son perde küller ve kader
> “Bazı savaşlar kazanmak için değil; ait olduğun yeri bilmek için verilir.”
Galata’nın üstüne çöken akşam, şehrin damarlarında bir nabız gibi atıyordu.
Gökyüzü gri değildi artık; kara bulutlar, yaklaşan fırtınayı haber veriyordu.
Tuana, kulenin önünde ayakta dururken, yağmurun ilk damlaları kirpiklerinde toplandı.
Ateş birkaç adım arkasındaydı.
Omzundaki yarım iyileşmiş kesik, yaklaşan sonun işareti gibiydi.
“Bu gece gelecek,” dedi Ateş.
Sesi sakin görünse de içinde bir fırtına vardı.
Tuana dönüp ona baktı.
“Benim için geliyorsa… senin yanında duracağım. Bu defa kaçmayacağım.”
Ateş gülümsedi. Acı bir kabullenişle.
“Ben de kaçmıyorum, Tuana. Sadece… bu planın son satırında benim adım yazıyor.”
Tuana başını iki yana salladı.
“Bu kader değil.”
“Bu hesaplaşma,” dedi Ateş.
Bir anda sokak köşesinden ağır adımlarla birinin geldiği duyuldu.
Ayça, Rüzgâr ve Umut birlikte yaklaştı.
Hiçbiri konuşmadı.
Konuşmalarına gerek yoktu; her birinin yüzünde aynı yazı vardı:
“Bu gece bir şey bitecek.”
Rüzgâr sessizce Tuana’nın yanına yürüdü.
“Ne olursa olsun seni çekip çıkaracağız.”
Tuana fısıldadı:
“Bu savaş artık benim değil… hepimizin.”
Umut arkasına bakmadan konuştu:
“Eymen yalnız gelmeyecek.
Biz de yalnız savaşmayacağız.”
Tam o anda kulenin tepesinde bir ışık yandı.
Bir gölge belirip konuştu.
Eymen’in sesi, yağmurla birleşip meydanda yankılandı:
“Son perde başladı!”
Tuana başını kaldırdı.
“Ateş… yukarıda!”
Ateş gerginleşti.
“Planı değiştiriyor.”
Bir sonraki an, kulenin kapısı kendiliğinden aralandı.
Tuana’nın telefonu titredi.
Eymen: “Tek çıkış yolu yukarıda. Seçimini yap.”
Ateş telefonu elinden aldı ve sessizce okudu.
Sonra Tuana’ya baktı.
“Benden nefret etmiyor, Tuana.
Beni yok etmek istiyor.”
Tuana yakasına tutundu.
“Hayır… sen bir kurban değilsin!”
Ateş onun elini tuttu.
“Sen de değilsin.
İkimiz de kendi karanlığımızı taşıyoruz.
Ama bu gece… birimizin ışığı sönecek.”
Tuana’nın gözlerinden yaşlar aktı.
“Birlikte çıkacağız oraya.”
Ateş başını salladı.
“Benimle gelirsen seni kullanır.
Sen onun nihai hedefi değilsin; sen onun çarpık başlangıcısın.”
Tuana’nın sesi titredi.
“Peki ya sen? Sen ne oluyorsun?”
Ateş yutkundu.
“Ben onun sonudur.”
Kuleye çıkan merdivenler ağırdı.
Her adım yankılandı, sanki duvarlar nefes alıyordu.
Yukarı çıktıklarında çatının ortasında Eymen duruyordu.
Gözleri karanlıktı, ama gülüşü çocuksu bir sevinci saklıyordu.
“Hoş geldiniz,” dedi.
“Sizin hikâyeniz, benim hikâyemle başlamıştı zaten.”
Ateş öne yürüdü.
“Bu gece bitiyor.”
Eymen kafasını yana eğdi.
“Bitirmek mi?
Ateş, sen bitmiş bir adamdın zaten.
Ben sadece perdeyi kapatıyorum.”
Tuana haykırdı:
“Eymen yeter! Bu saplantı gerçeğin değil!”
Eymen bir an dondu.
Sonra yavaşça ona doğru döndü.
“Gerçek… sensin.
Annemin gölgesi de sensin.
Ateş’in kurtarabileceğini sandığı çocuk da sensin.”
Tuana geri çekildi.
Eymen’in gözleri yanıyordu.
Ateş ileri atıldı.
“Ben seni korumaya çalışmadım!
Senin acını bile görmedim.
Ama benim suçum, başka insanların hayatını mahveden karanlıkta yaşamamdı!
Senin değil!”
Eymen ilk kez sarsıldı.
“Ben… sadece… bir kez olsun… biri beni seçsin istedim.”
Ateş’in sesi yumuşadı.
“Beni seçtin.
Ama yanlış bir yerden başladın.”
Eymen’in gözleri doldu.
“Peki ya annem?
O beni hiç seçmedi.”
Kulede bir sessizlik oldu.
Tuana fısıldadı.
“Eymen… annen seni hiç bırakmadı.
Kendinden sakladı.
Sen onun en büyük yarasıydın.”
Eymen kırıldı.
Dizlerinin üzerine çöktü.
Ateş ona yaklaştı.
“Bu savaşın kurbanı biz değiliz.
Sen hayatın boyunca savaşmış bir çocuktun.”
Eymen başını kaldırdı.
“Peki… finalde ben ne oluyorum?”
Ateş cevap verdi:
“Bir son değil.
Bir başlangıcın en acı yüzü.”
Eymen titredi.
“Ben… artık çok yoruldum.”
Ateş yavaşça elini uzattı.
“Bırak.
Savaşmayı bırak.”
Eymen bu defa geri çekilmedi.
Elini uzattı.
Ve o anda, aşağıdan polis sirenleri yükseldi.
Binayı çevrelemişlerdi.
Eymen hüzünlü bir gülüşle:
“Demek perde böyle kapanıyor.”
Tuana gözyaşları içinde:
“Hayır… sen tercihini yaptın.
Bu final bir ölüm değil.”
Eymen başını eğdi.
“Ben zaten çoktan ölmüştüm, Tuana.
Sadece birileri fark etti.”
Polisler çatıya çıktığında Eymen sessizce ayağa kalktı.
Direnmedi.
Kaçmadı.
Ateş’e son kez baktı.
“Benim sonum… senin affın olacak.”
Ateş bir adım attı.
“Affedilmeyi hak eden bir çocuktun.
Sadece kimse sana çocuk olduğunu hatırlatmadı.”
Eymen gözlerini kapadı.
“Belki bir gün… hepiniz için başka bir perde açılır.”
Polisler onu götürdü.
Tuana o an dizlerinin üzerine çöktü.
Ateş onu kollarına aldı.
“Bitti,” dedi.
Tuana onun göğsüne yaslandı.
“Hayır,” dedi.
“Sadece… yeni başlıyor.”
Ateş gülümsedi.
“Galata bizi ayırmadıysa… hiçbir şey ayıramaz.”
Tuana derin bir nefes aldı.
“Ateş… artık hiç karanlık kalmasın.”
Ateş dudaklarını onun alnına koydu.
“Karanlıkla yüzleştik.
Şimdi ışığı seçiyoruz.”
Bölüm sonu:
> “Her final bir kapanış değildir.
Bazen bir insanın yeniden doğduğu yerdir.”
