28. bölüm · ADAVET
28.Gözlerin ardındaki adam
> “Bazen gördüğün kişi değildir tehlikeli olan;
senin fark etmediğin bakışlardır.”
— Adavet
Karakoldan çıktıklarında hava hâlâ soğuktu.
Rüzgâr hafifçe çiseliyordu ve sokak lambaları sisin içinde titrek bir hale bürünmüştü.
Tuana kapıdan çıktığı anda durdu.
Kalbi bir anlığına hızlandı.
Az önce içeride gördüğü siyah montlu adam, sokak köşesinden ağır adımlarla uzaklaşıyordu.
> “Ateş… o.”
Ateş bakışını adamın yönüne çevirdi.
Adamın yürüyüşü sakindi, sanki acele etmiyordu;
sanki fark edilmek istemiyormuş gibi değil…
tam tersine, fark edilmesi bir mesajmış gibi.
Ateş’in yüzü gerildi.
> “Tuana, Ayça, siz burada kalın.”
Tuana hemen itiraz etti:
> “Hayır, seni yalnız bırakmam—”
Ateş bakışlarıyla onu durdurdu.
> “Bu farklı.
Onu tanıyorsam, peşime seni de istemeden sürükleyebilirim.”
Tuana çaresizce başını salladı.
O anda Rüzgâr omzuna dokundu.
> “Merak etme, ben de gidiyorum. Sizin burada beklemeniz mantıklı.”
Ateş kısa bir tereddüt yaşadı ama kabul etti.
> “O zaman hadi.”
İkisi hızlı adımlarla adamı takibe başladılar.
Adam dönüp bakmadı bile.
Sanki arkasından gelen ayak seslerini duyuyor ama umursamıyordu.
Ayça, Tuana’nın yanında kaldı.
Tuana gergindi; ellerini montunun cebinde sıkıyordu.
> “Bence bu iş normal bir tehdit değil,” dedi Ayça.
“Bu… kişisel.”
Tuana derin bir nefes aldı.
> “Evet. Ateş için de… benim için de.”
Birkaç sokak ötede, Ateş ve Rüzgâr takip ettikleri adamla arayı kapatmışlardı.
Adam bir anda sağa kıvrıldı, dar bir çıkmaz sokağa girdi.
Rüzgâr yavaşladı.
> “Bu iyi bir işaret değil.”
Ateş dudaklarını sıktı.
> “Biliyorum.”
Çıkmaz sokak sessiz ve ışıksızdı.
Adam ortada duruyordu.
Arkasını dönmeden konuştu:
> “Gecenin bu saatinde takip edilmek hoş bir şey değil, Ateş.”
Ateş’in nefesi kesildi.
Adını bilmesi… ses tonu… kelimelerin vurgusu…
her şey tanıdıktı.
Rüzgâr bir adım geri attı.
> “Bizi bekliyordu,” diye fısıldadı.
Adam yavaşça başını çevirdi.
Koyu kapüşonunun gölgesi yüzünü gizliyordu ama dudaklarındaki hafif gülümseme görünüyordu.
> “Yıllar geçti.
Sana göre çok mu, Ateş?”
Ateş öne çıktı.
> “Tamer.”
Adam tamamen döndü.
Yüzü görünmedi.
Ama sesindeki alaycı sıcaklık her şeyi doğruluyordu.
> “Öldüm sanmıştın.
Oysa bazı ölümler… sadece hazırlıktır.”
Rüzgâr bir adım öne çıktı.
> “Ne istiyorsun?”
Tamer başını yana eğdi.
> “Yanlış kişiye soruyorsun.
Ben her zaman ne istediğimi söylerim.
Ama Ateş’in… henüz söylemedikleri var.”
Ateş’in çenesindeki kaslar gerildi.
> “Söyleyecek bir şeyim yok.”
Tamer hafif bir kahkaha attı.
> “O zaman ben söyleyeyim.”
Gecenin içinden gelen soğuk bir rüzgâr, sokakta yankılandı.
Tamer bir adım attı.
> “Geçmişin sandığın kadar gömülü değil.
Ve seni izleyen… sadece ben değilim.”
Ateş’in gözleri bir anlığına büyüdü.
> “Ne demek istiyorsun?”
Tamer geri çekildi.
Sanki gitmek üzeredir ama henüz son sözünü söylememiştir.
> “Tuana… güzel isim.”
Ateş öfkeyle öne fırladı.
> “Ona dokunursan—”
Tamer eliyle “sus” işareti yaptı.
> “Ben dokunmam.
Dokunan başka biri olur.
Ve o kişi… benden daha tehlikeli.”
Rüzgâr’ın içinden bir ürperti geçti.
> “Kim?”
Tamer gülümsedi.
> “Henüz öğrenmediniz mi?
Karanlığın tek sahibi yoktur.”
Ardından bir anda köşeye kıvrıldı ve sisin içinde kayboldu.
Ateş birkaç adım onun peşinden koştu ama adam yok olmuştu bile.
Rüzgâr yanına geldi.
> “Kayıp… tamamen.”
Ateş nefesini kontrol etmeye çalıştı.
> “Tuana’yı hedef alacaklar.
Bu sadece başlangıç.”
Tuana ve Ayça karakolun önünde beklerken, sokak lambaları bir anda titredi.
Kısa bir kararma.
Kısa bir parıltı.
Tuana ürperdi.
> “Ayça… bir şey doğru değil.”
Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Ekranda tek bir cümle:
> “Onu koruyabileceğini sanma.”
Tuana’nın parmakları titredi.
Mesajın hemen altına ikinci bir satır düşmüş.
Sanki biri tuşlara basıyormuş gibi…
> “Ateş’e söyle: yalnız değil.”
Ayça mesajı görünce nefesi kesildi.
> “Tuana… bu başka biri.”
Tuana gözlerini karanlık sokağa dikti.
> “Evet.
Bu… Tamer değil.”
Ateş ve Rüzgâr koşarak onlara doğru döndüğünde Tuana telefonunu uzattı.
Ateş mesajı görünce dondu.
Tamer’ın sözleri beyninde çınladı:
> “Seni izleyen… sadece ben değilim.”
Ateş’in sesi kısıldı.
> “Demek ki… ikinci biri de oyuna girdi.”
Tuana sordu:
> “Kim?”
Ateş gözlerini karanlığa çevirirken sadece tek bir cümle kurabildi:
> “Bu iş… sandığımızdan çok daha büyük.”
