29. bölüm · ADAVET

29.Suskunluğun içindeki fırtına

Yarennikoo 🐣

Tuana ve Ateş’in sahilde geçen konuşmasından sonra, aralarındaki hava değişmişti.
Artık kaçan yoktu.
Saklanan yoktu.
Söylenmeyenlerin ağırlığı hafiflemişti.

Ama gerçek hayat, kimseye rahat nefes alma lüksünü uzun süre vermezdi.

Tuana, ertesi gün şirkete girdiğinde herkesin yüzünde tuhaf bir heyecan vardı. Fısıltılar, bakışmalar, hızlı adımlar…

Tuana masasına doğru yürürken Ayça yanına koştu.

“Duymadın mı?” dedi nefes nefese.

“Ne oldu?”

Ayça’ya bakınca içindeki huzur anında dikenlendi.

“Yeni ortak geliyor,” dedi Ayça. “Ve… sanırım pek de masum biri değil.”

Tuana kaşlarını çattı.
“Ateş’e haber verdin mi?”

“Aradım, telefonu meşguldü. Mesaj attım.”

Tuana’nın içinden kötü bir his geçti.
Ateş bu kadar kolay meşgule düşmezdi.

Ateş o sırada kendi ofisinde değildi.
Arabasında oturmuş, bir dosyayı sıkıca tutuyordu.

Dosyanın üzerindeki isim: Yaman Tekin.

Yeni ortak.

Ateş için bu isim sıradan değildi.
Yıllar önce karanlık bir geçmiş, yarım kalan hesaplar ve kapanmayan bir yara demekti.

Telefon titreşti. Ayça’nın mesajını görünce gözleri daraldı.

“Yeni ortak bugün geliyor.”

Ateş telefonu bıraktı, direksiyonu sıkıca kavradı.

“Kötü zamanlama,” dedi kendi kendine.
Ama içindeki ses başka bir şey söylüyordu:

“Bu adamın gelişi tesadüf değil.”

Şirkette herkesin gözü kapıdaydı. Ayça, Umut, çalışanların çoğu yeni gelen kişinin kim olduğunu merak ederken, Tuana sessizce olan bitimi izliyordu.

Kapı açıldı.

Ve içeri, sakin adımlarla ama sanki odaya sahipmiş gibi giren bir adam belirdi.

Gömleği tertipli, bakışları keskin, gülüşü ölçülüydü.
Ama aynı anda hem karizma hem tehlike taşıyan türden bir adamdı.

Tuana farkında olmadan dikildi.

Adam gözlerini üzerine çevirdi. Tuana’yı baştan aşağı süzmedi;
sanki bir saniyede okudu.

Yaklaştı, gülümsedi.

“Tuana Aydın, değil mi?”

Tuana hafifçe başını salladı.
“Evet. Siz de yeni ortaksınız.”

Adam elini uzattı.

“Yaman. Yaman Tekin. Memnun oldum.”

Tuana elini sıktığında, adamın parmaklarının soğukluğunu hissetti.
Bu adamda bir şey vardı… bilmediği ama içgüdüsel olarak rahatsız eden bir şey.

Tam o anda kapı sertçe açıldı.

Ateş.

Nefesi hızlıydı ama bunu saklamaya çalışıyordu.

Gözleri bir an Tuana’yı buldu. Sonra Yaman’a döndü.

İkisinin arasında bir sessizlik oluştu.
Gergin. Ağır. İçine ateş düşüren türden.

Yaman alaycı bir tebessümle elini cebine attı.

“Uzun zaman oldu Ateş.”

Ateş’in sesi soğuk ve netti:

“Yeterince.”

Tuana şaşkınlıkla ikisine baktı.

“Ateş… siz tanışıyor musunuz?”

Ateş gözlerini Yaman’dan ayırmadan konuştu.

“Tanışıyoruz.
Hem de… unutulamayacak kadar iyi.”

Yaman, sanki bir anlık savaş kazanmış gibi hafifçe güldü.

“Geçmiş geçmişte kaldı Ateş. Ama belli ki sen hâlâ taşıyorsun.”

Ateş bir adım yaklaştı.
“Sen nereye gidersen git, sorunlarını da yanında taşırsın Yaman.”

Yaman gülümsemesini hiç bozmadı.
Ama gözleri Ateş’in gözlerine kilitlendi.

“Merak etme,” dedi alçak bir tonla. “Bu kez sorun sen olacaksın.”

Tuana nefesini tuttu.

Ayça, Umut ve diğer çalışanlar olanları anlayamıyordu
ama tek bir şey çok açıktı:

Ateş ve Yaman arasında, yıllar öncesinden kalan karanlık bir hesap vardı.
Ve bu hesap şimdi Tuana’nın da ortasına düşüyordu.

Ateş dönüp Tuana’ya baktığında sesi daha yumuşak ama gerilimi gizlenmişti.

“Benimle gel,” dedi.

Tuana bir an tereddüt etti ama Ateş’in bakışları hiçbir şeye izin vermiyordu.

Ateş onu toplantı odasına çekti, kapıyı kapattı.

“Tuana… onun yanında dikkatli ol,” dedi.
Normalde soğukkanlı adam, şimdi ciddiyetin daha sert bir tonundaydı.

Tuana kaşlarını kaldırdı.
“Neden? Kim bu adam?”

Ateş birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:

“Benim geçmişim,” dedi.
“Ve bazen geçmiş… geleceği yakmaya gelir.”

Tuana’nın içi ürperdi.
“Ateş… benimle ilgili bir şey mi?”

Ateş gözlerini ondan kaçırmadı.

“Hayır. Seninle ilgili değil.
Ama… bana saldırmak isteyen herkes önce senin zayıf noktalarını arar.”

Tuana’nın nefesi kesildi.
“Ben? Senin zayıf noktan mı oldum?”

Ateş, gözlerindeki gerilimi saklamadan fısıldadı:

“Çoktan.”

Tuana’nın kalbi hızla çarptı.

Sahildeki yakınlık, şimdi bambaşka bir anlam kazanıyordu.

Ateş yavaşlamadı.

“Ben seni korurum,” dedi. “Ama Yaman’ın ne yapacağını bilmiyorum. O yüzden söz ver bana…”
Bakışları ilk kez bu kadar kırılgandı.
“Benden habersiz hiçbir şey yapma.”

Tuana başını eğdi.
“Tamam.”

Ateş daha da yaklaşmıştı, sesi alçak ve kararlıydı.

“Bu adamdan uzak dur Tuana.
O, bizim aramızı bozmak için geldi.”

Tuana, Ateş’in yüzündeki karanlık ifadeyi görünce anladı:

Bu sadece eski bir düşman değildi.
Bu, Ateş’in korktuğu tek şeydi.

Ve savaş yeni başlıyordu.