37. bölüm · ADAVET
37.Çember daralıyor
Eymen’in geri dönüşünün ağırlığı arabaya ölüm sessizliği gibi çökmüştü.
Tuana’nın elleri titremiyordu ama yüzündeki boşluk, Ateş’i daha çok korkutuyordu.
Ateş sonunda sessizliği bozdu.
“Bu adam… seni hâlâ umursuyor mu? Yoksa sadece geçmişi mi kurcalıyor?”
Tuana derin bir nefes aldı.
“Eymen hiçbir şey yapmazken bile insanın damarına işler.
Bir bakışıyla… sadece bir kelimesiyle bile seni çözebilir.
Bu yüzden ondan uzak durdum.”
Ateş’in kaşları çatıldı.
“Onunla ne yaşadıysanız, o artık bitti.
Geri döndüyse, bunu çözeceğiz.”
Tuana sessiz kaldı.
Ama Ayça dayanamadı.
“Tuana… Eymen agresif biri miydi? Sana kötü bir şey yaptı mı?”
Tuana başını iki yana salladı.
“Klasik bir kötü adam değildi.
Sesini bile nadiren yükseltirdi.
Ama beni en çok korkutan… sakinliğiydi.”
Rüzgâr aynadan baktı.
“Bu adamın tarzı… Yaman’ınkiyle benziyor.”
Tuana hemen karşı çıktı.
“Hayır.
Yaman kaos yaratır.
Eymen düzen kurar.
İkisi birleşirse… işte o zaman işler karanlıklaşır.”
Bu sırada…
Şehrin izbe bir deposunda Yaman, Eymen’le karşı karşıyaydı.
Loş ışık altında ikisinin gözleri birbirini tartıyordu.
Yaman alaycı bir gülümsemeyle konuştu:
“Tuana seni görünce ne hisseder dersin?
Korku mu?
Öfke mi?
Yoksa hâlâ bitmemiş bir şeyler mi?”
Eymen sessizce ceketinin tozunu sildi.
Konuştuğunda sesi buz gibi ve kontrol altındaydı:
“Tuana korkmaz.
Ama sen… onu korkutmaya çalışırsın.”
Yaman hafifçe güldü.
“Ben sadece geçmişi hatırlatırım.”
Eymen’in dudaklarında belli belirsiz bir kıpırdama oldu.
“Ben de… geçmişi kapatırım.”
Yaman ona doğru bir adım attı.
“İkimiz de Tuana’ya yaklaşıyoruz.
Ama farklı nedenlerle.”
Eymen başını yana eğdi.
“Ben onu almaya gelmedim.”
Yaman’ın bakışları daraldı.
“Öyleyse neye geldin?”
Eymen hafifçe gülümsedi.
Tehlikeli bir gülümsemeydi.
Soğuk, hesaplı.
“Geçmişte olanları tamamlamaya.”
Yaman bir anda durdu.
Bakışları keskinleşti.
“Seninle anlaşmamız basitti.
Ben seni Ateş’e, sen beni Tuana’ya götüreceksin.”
Eymen göz kapaklarını yavaşça kapatıp açtı.
“Plan değişir.”
Yaman’ın yüzündeki alay yok olmuştu.
“Ne demek plan değişir?”
Eymen tam o anda cebinden bir kâğıt çıkardı.
Yaman’ın ona uzattığı tehdit dolu bilgilerin çoğu karalanmıştı.
“Sen geçmişi silmeye çalışırsın Yaman,” dedi Eymen.
“Ama ben geçmişi yeniden yazarım.”
Yaman’ın yüzü gölgelendi.
“Eymen… senin derdin ne?”
Eymen arkasını dönmeden fısıldadı:
“Tuana’nın bana bıraktığı son cümleyi hatırladım.”
Yaman merakla sordu:
“Ne dedi ki?”
Eymen adımlarını yavaşlattı.
Sesi duvarlarda yankılandı:
“‘Bittik.’ dedi.”
Sonra bir durdu.
“Ama ben bitirmedim.”
Aynı anda…
Tuana arabadan inip evine doğru yürürken telefon tekrar çaldı.
Bu kez bir arama.
Numarayı görür görmez yüzü bembeyaz oldu.
Ateş telefonu elinden aldı.
“Ben açacağım.”
Tuana, “Hayır—” diyecek oldu ama Ateş zaten açmıştı.
Sessizlik.
Sonra o ses…
düz, sakin, buz gibi…
“Merhaba Ateş.”
Ateş’in kanı çekildi.
“Eymen.”
Eymen’in sesi tek bir tını değiştirmedi.
“Tuana’nın yanında olduğunu biliyorum.
Şimdilik sorun değil.”
Ateş’in sesi tehditkâr bir tona büründü.
“Tuana’dan uzak dur.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Eymen’in nefesi hafifçe duyuldu.
“Bir kez daha böyle konuşursan, geçmişini senden önce ben ortaya çıkarırım.”
Ateş’in yüzü taş gibi kesildi.
Eymen devam etti:
“Tuana benim için geçmiş değil, Ateş.
Onunla yarım kalan hikayemi tamamlamaya geldim.”
Ateş dişlerini sıktı.
“Tuana seni istemiyor.”
Eymen’in cevabı tüy ürpertecek kadar sakindi:
“Zaten mesele onun istemesi değil.
Mesele… benim ne istediğim.”
Telefon kapandı.
Tuana’nın gözleri Ateş’in gözlerinde kilitlendi.
Ateş fısıldadı:
“Bu adam… Yaman’dan bile daha tehlikeli.”
Tuana sessizce başını salladı.
“Çünkü Ateş…
Eymen bir düşman değil.”
Ateş şaşkınlıkla baktı.
Tuana nefesini tuttu.
“O bir takıntı.”
