14. bölüm · ADAVET
14.Sırrın diğer yüzü
> “Gerçek bazen iki kişilik bir yük olur.
Ama tek başına saklarsan, seni içten çürütür.”
— Ayça’nın defterinden
Tuana o sabah uyanmadı.
Ya da şöyle diyelim…
Kalktı ama içinde hiçbir şey uyanmadı.
Ne bir sevgi hissi,
Ne nefret,
Ne de umut.
Sadece boşluk.
Telefon ekranında Ayça’nın ismi çaktı.
“Görüşebilir miyiz?” yazıyordu.
Tuana, yorgun parmaklarla “Evet” yazdı.
Ayça’yla eski çay bahçesinde buluştular.
Ayça’nın gözleri endişeliydi ama daha çok… doluydu.
Tuana başını kaldıramadı.
“Biliyordun değil mi?” dedi.
Sesi neredeyse fısıltıydı.
Ayça başını salladı.
> “Biliyordum. Ama senin yerine karar vermeye hakkım yoktu.”
> “Benim ağabeyim olduğunu bile bile… neden sustun Ayça?”
“Çünkü bu sadece senin değil, benim geçmişimdi de Tuana.”
Tuana şaşırdı.
“Ne demek istiyorsun?”
Ayça, çantasından eski bir mektup çıkardı.
Zarfın kenarında solmuş bir isim vardı: Meryem
Tuana’nın annesi.
Mektubu uzattı.
> “Sevgili Ayça,
Eğer bu mektup bir gün ellerine geçerse, Tuana’nın geçmişiyle yüzleşme zamanı gelmiştir demektir.
Onu korumak için çok şey yaptım. Ama en çok seni kullandım.
Çünkü seni kızımdan ayırmak istemedim.
Tuana’ya hiçbir zaman gerçek kardeşi gibi davranamadım.
Ama sen, onun ruhuna hep kardeş oldun.
Lütfen zamanı geldiğinde onu yalnız bırakma.”
Tuana’nın gözleri doldu.
Ellerinden mektup kayarken Ayça devam etti:
> “Ben senin sadece en yakın arkadaşın olmadım Tuana…
Ben, annenin seni büyütürken en çok güvendiği kişiydim.
Ve Umut’un varlığını senden önce ben öğrendim.
Hatta… onu bir kere senin için ziyaret ettim.
Annenin haberi yoktu.”
Tuana artık ne şaşıracağını, neye kızacağını bilmiyordu.
> “Peki neden sakladın?
Neden o gün bile konuşmadın?”
Ayça gözyaşlarını sildi.
> “Çünkü senin kalbin zaten kırılgandı.
Ateş’le yaşadıkların, annenle kopuşun…
O zaman öğrenseydin… kendini kaybederdin.”
Tuana elini Ayça’nın eline koydu.
Sarsılmıştı.
Ama aynı zamanda ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissetti.
> “Sen benim hayatımdaki tek gerçek misin Ayça?”
Ayça göz kırptı.
“Hayır.
Ama sen benim hayatımdaki en büyük sessizliğimsin.
Ve artık o sessizliği bozuyorum.”
Tam o anda telefon çaldı.
Ateş’ti.
Ekranda sadece bir satır yazıyordu:
> “Sana anlatmam gereken bir şey var. Umut beni buldu.”
