15. bölüm · ADAVET
15.Sessizce büyüyen
> “Bazen birini seversin, ama o başkasının kalbine tutunur.
Ve sen, yalnızca onun gözlerindeki yansımada yaşarsın.”
— Umut’un günlüğünden
O gün Tuana, Ayça ile konuştuktan sonra eve dönmek istemedi.
Ayça da onunla kalmaya karar verdi.
İkisi birden yorgun ama birbirine daha yakın iki yara gibiydi.
Gece ilerlerken telefon çaldı.
Ayça açtı.
Umut.
> “Seninle konuşmam gerek Ayça.
Şimdi. Lütfen.”
Ayça biraz tereddüt etti ama kabul etti.
Kordon boyunca eski bir çay bahçesinde buluştular.
Ayça geldiğinde Umut zaten oradaydı.
Ellerinde kahve, gözlerinde geçmiş.
Ayça oturdu.
“Ne oldu?”
Umut ona bakmadan başladı:
> “Tuana…
Ben onunla ilk karşılaştığımda hiçbir şey bilmiyordum.
Ne kardeşim olduğunu… ne o fotoğrafın gerçek anlamını.
Onu sadece sevdim.
Gerçekten.
O sevgi, sonra bir utanca dönüştü.
Ama duygular kolay ölmüyor Ayça.”
Ayça sessizdi.
Sadece gözlerini kaçırdı.
Umut devam etti:
> “Ama sana gelmemin sebebi bu değil.
Tuana'yla aramda artık bir bağ kurulamaz, biliyorum.
Ama sen…
Sen yıllardır oradaydın.
Onun gölgesinde bile bir şekilde hep bana yakındın.
Seninle konuştuğum her an daha net oldum.
Tuana’yı severken bile… seni hep başka bir yere koydum.”
Ayça başını kaldırdı.
İlk kez göz göze geldiler.
> “Ne diyorsun Umut?”
“Ben seni… yıllardır kendi içimde taşıyorum.
Ama sen onunla dosttun.
O yüzden sustum.
Ama şimdi seni görmek istiyorum. Gerçekten.
Tuana'nın arkadaşı olarak değil.
Kendi yolumda yürümemi sağlayacak kişi olarak.”
Ayça derin bir nefes aldı.
Kafası karışıktı ama kalbi…
Kalbi ürpermişti.
Çünkü onun da içinde bir süredir bastırdığı bir şey vardı.
> “Umut…
Ben de seni hep gördüm.
Ama Tuana'nın hikâyesinde senin bir parçan olduğunu sanıyordum.
O yüzden kalbimi susturdum.”
Umut gülümsedi.
İlk kez içindeki ağırlık kalkmış gibiydi.
Ama hâlâ temkinliydi.
> “Bu bir başlangıç olabilir mi?”
Ayça başını eğdi.
“Belki.
Ama önce Tuana’nın yanında olmalıyız.
Çünkü hâlâ en çok onun canı yanıyor.”
Umut başını salladı.
> “Tamam.
Ama bu kez, senin yanında yürümek istiyorum.”
> “Bazı duygular geç gelir.
Ama doğru zaman geç gelmişse bile, gerçeklikten kaçamaz.”
