10. bölüm · Yeryüzü Koruyucuları -BAŞLANGIÇ-

9.BÖLÜM (ALTERNATİF GELECEK)

Esra Iraz

Büyük olanından bir nefes çektim içime, yeniden hayata dönmek anında korkutmaya başlamıştı, çünkü her yanım deli gibi sızlıyordu. Günlerce dövülmüş gibiydim, ayak ucuma kadar uyumuş bedenimi oynatmak içimden gelmiyordu, gözlerimi zorlukla açmaya çalıştım bulanık görmenin verdiği rahatsız edici hisse asla alışamayacaktım.

"Evrin uyandı!"

Uzay öyle bir kurmuştu ki cümleyi, sanki ölmüşüm de dirilmişim gibiydi, ona karşı hissettiğim duygular o kadar yoğun ve karışıktı ki şimdilik bir kenara atma isteğim daha ağır basıyordu, elime mi dokunuyordu yoksa elim uyuştuğu için ben mi öyle düşünüyordum inanın bundan hiç emin değildim.

"Bi’ tanem, o kadar korkuttun ki beni anlatamam. İyi misin, nasıl hissediyorsun, ağrın var mı? varsa söyle bak doktor bey de burada."

Selin hanım çok endişelenmiş olmalı ki Toprak uyanır uyanmaz çocuğu soru yağmuruna tutmuştu, becerebildiğim kadar dışarıya gülümsediğimi yansıtmaya çalıştım başarılı olmuş olmalıyım ki Uzay gülüyordu. "Sen iyisin galiba, yatağı biraz doğrultalım mı ne dersin?"

'Sorma valla ne haldeyim' diye içimden düşüncelerimi geçirdiğimde herhangi bir cevap beklediğini gösteren mimikleriyle yanımda bana bakan Uzay’a cevap vermek için fazla halsiz olduğumu fark ettim, sadece kafa sallamak yeterli gelebilirdi.

Yanımızdaki hemşirenin de yardımıyla yatağı doğrultmayı başarmıştı, yan tarafa kısa bir bakış attığımda Toprağın hala annesinin aşırı ilgisiyle başı dertte görünüyordu.

"Şimdilik iyi görünüyorlar, yine de bir sorun olursa yan taraftaki düğmeye basmanız yeterli."
Doktor gerekli bilgileri vererek odadan çıktı, hemşire ise son kez iyi olup olmadığımızı sordu, biraz da serumlarımıza içinde ne olduğunu bilmediğim iğnelerden yaptı ve odadan ayrıldı, 4 kişi odada kaldığımızda aklımın hala bir yanı annem ve babamı düşünmeden edemiyordu, acaba babamı sağ salim kurtarabilmişler miydi?

"Annem, ...nerde?"
Konuşmaya yeltendiğimde boğazımda tahriş ve gereksiz bir acı vardı, yutkunmak bile eziyetten beter gelmişti.

"Sadi amcanın yerini öğrenmişler kurtarmaya gittiler, yakındır gelmeleri merak etme sen dinlenmeye bak."

Uzay’a sinirli olduğumdan mıdır bilinmez dediği her şey bana ters bir cevap gibi geliyordu, 'anladım' dercesine tepki verdim konuşmak ekstra eziyetti zaten, insan sevdiğine daha fazla sinirlenirmiş, sevgiyle sinir doğru orantılıymış falan hep bana tuhaf gelirdi fakat iliklerime kadar yaşayacağımı kimse söylememişti, en kısa zamanda Uzay’la baş başa bir konuşma ayarlamalıydım, biraz ayrı kalmak iyi gelebilirdi çünkü yanımda olduğu her anda sinirleniyor ve bir yandan da ters bir cümle söylemekten de deli gibi korkuyordum.

Selin hanım, Toprak’ı birbiri ardına söylediği cümlelerle bunaltmayı bırakmış hatta erkek kardeşi Samet de ziyarete gelmişti, küçükken beraber yaptıkları rezillikleri anlatmaya başlamış, abisinin nasılsa ona sarmak için hali olmadığından bunu onu kışkırtmak için kullanmıştı, Uzay’la zamanında baya iyi dost oldukları belliydi çünkü birçok rezillikte onunda adı geçmişti.

Gülüşlerimizin inlettiği oda kapının açılış sesiyle bittiğinde herkesin gözü oraya dönmüştü, biraz merak fazlasıyla sevinçliydim. Nedenini bilmiyordum ama bir ailemin olması hissi muhteşem hissettirmişti, tanımadığım birkaç insan ile birlikte annemle babamı gördüğümde büyük bir gülümseme sarmıştı yüzümü.

"Çok dedim dinlen diye ama dinlemedi beni, kızımı göreceğim diye tutturdu." Bacağının biri alçıya alınmış vücudunun her yeri çürümüştü ama yine de inat edip beni görmek istemişti, canım babam.

Yıllarca hayal etmiştim yüzünü, neye benzediğine dair bin bir teoriler üretmiştim kendimce, acaba yanımda olur muydu, bana masal anlatır mıydı? diye gecelerce hayaller kurmuştum şimdi kanlı canlı karşımdaydı. Kolunun altındaki değneklerle annemden yardım alarak yatağıma oturdu, o ana kadar olmayan dermanım sanki yerini tarifsiz bir enerji patlamasına bırakmıştı, o anda sıkıca sarıldım gözlerimdeki yaşları daha fazla tutamayacaktım.

"Bu anın gelmesini 20 yıl bekledim"
Sabırsızlığımı kimden aldığımı artık biliyordum, kesinlikle babamın kızıydım. Her ikimizde sızlanarak birbirimizden ayrıldığımızda karşıdan bizi izleyen gözlere bakmak istedim.

"Anne geleceğini haber verseydin keşke, karargahtaki odanı hazırlatırdım."

"Olsun yavrum düşünmen yeter, Sadi amcan sebebim oldu bende seni görmek istiyordum zaten."
Kibar ama kendinden emin tavırlar kelimeleri özenle seçmeler kesinlikle Uzay annesinin kopyasıydı, annesi Aydan Hanım yüzünü ellerinin arasına almış sıkıyordu, Uzay’ın ise bu durumdan pek hoşnut olduğu söylenemezdi.

Ben etrafa tanımayan gözlerle baktığım için annem konuşmayı devraldı. "Seni Adem ve Sevgi ile tanıştırayım bi’ tanem."
"Merhaba!"
"Merhaba!"

Adlarının Adem ve Sevgi olduğunu öğrendiğim çift aynı anda selam vermişlerdi, Sevgi Hanım eşinin koluna girdi yüzüne ufak bir gülümseme yayıldı.
"Tanıştığıma memnun oldum." Dedim bende kibarca, oda bir anda karşılıklı konuşmalar sayesinde uğultuya büründü.

"Siz hepiniz takımdınız yani?" Diye bir soru yönelttim aniden bizimkilere, annem kibarca yanıtlamayı seçen taraf olmuştu.

"Evet bebeğim; ben, baban, Selin, Arda, Adem, Sevgi, Aydan..." Birden durdu, sıkıntıyla yutkundu. Gergin ruh haline büründü aniden, babam annemin elini tuttu.

"Bir de Erdi, hepimiz bundan en az bir 15 yıl önce en iyi gruplardan biriydik." Annemin yarım bıraktığını babam tamamlamayı seçmişti, eskiden hep bir arada olan insanların şimdi bambaşka hayatları vardı, yanında olan insanın şimdi karşılarında durması onları çok üzüyor olmalıydı.

"Ya onu bunu bırakın da Alfa Takımı unvanı aldığımız günü hatırlayan var mı?"
Adem Bey konuyu eskilere çeken bir cümleyle gergin havayı dağıtmayı başarmıştı çünkü herkesin yüzünde bir gülümseme hatırladığı kadarını anlatıyordu, gülüşmeler havada uçuşuyordu bense sessizce onları dinliyordum, aklımın almayacağı şeylerin yaşanmış olması hala bana tuhaf geliyordu, artık bambaşka bir hayatım vardı ve eskisi gibi olmayacaktı.

---

2 gün sıkıcı geçen hastane macerasından sonra taburcu edildim, bolca ısrar edip kendi evime gitmek istediğimi söylesem de annemle babama karşı başarılı olamamıştım.
'Sensiz artık 5 dakika daha geçirmek istemiyoruz.' Demişler, benimde içinde doğduğum eve yanlarına getirmişlerdi.

Gerçekleri öğrendiğimde belki yanlarında kalmak isterim diye de odamı hazır tutmuşlar yıllarca, anlattıkları her şeyde gözlerimin dolması akabinde annemle karşılıklı ağlaşmamız, babamın halimize kahkaha atmasıyla bitiyordu. Tuvalete bile kalktığımda dikkatli bakan gözlere alışkın değildim ama hoşuma gitmeye başlamıştı.

Akşam yemeği için masayı hazırlıyorduk, hastane de geçen muhabbetler odaya uyarmaya gelen hemşire yüzünden yarıda kesilmiş odadaki herkes akşam yemeği için sözleşmişti. "Annecim ben tabakları içeri götürüyorum."

Annem yemeklerin altını kapattıktan sonra sulanmış gözlerle bana döndü, son 2 gündür yaşanan tam da buydu işte. "Kızım bana yemekte yardım ediyor, bu günlerin ne kadar hayalini kurdum bilemezsin."

O anda bende tutamadım kendimi, birbirimize sarılıp ağlamaya başlamıştık yine. İçerden koltuk değnekleriyle seke seke mutfak kapısında babam belirdiğinde odayı kahkahası doldurmuştu. "Hadi ama yine mi? Gözlerinizdeki yaşta kurumuyor."

Sarılmayı bırakıp ikimizde babama döndük. Annem, babamın tepkilerini abartılı buluyordu sanırım, aslında ikimizde farkındaydık babam haklıydı ama kabul etmemekte direniyorduk, ilk günden kadın dayanışmasını kurmuştuk bile.

"Artık erkek çocuk istemeye başlamalıyım sanırım, siz baya bana karşı güçlerinizi birleştirdiniz." Babam şakayla karışık sitem ederek içeri gitmişti, o dakika annemle kahkahayı patlattık.

"Babam haklı olabilir." Diyerek mutfak masasına bıraktığım tabakları alıp salona geçtim, annem hala kahkahasına engel olamıyordu.
Salondaki büyük masaya tabakları yerleştirirken gözüm babamın televizyonda açtığı kanala takıldı, haberde 'kontrolden çıkan tır 2 araca çarptı' diyordu ama görüntülerde 3 koruyucu büyük ve simsiyah olan yaratığı tırın geçtiği güzergaha kovalıyorlar, tır aniden şerit değiştirip 2 araca çarparak zor fren yapıyordu.
"Hani koruyucuları insanlar bilmiyordu, haberlerde çarşaf gibi çıkıyorlar."

Ağzım beş karış açık hala haber görüntülerine bakıyordum, tırın sürücüsü sedyeyle ambulansa bindirilirken koruyucunun biri yanında değneğini adamın şakağına değdirmiş bir şeyler geveliyordu, Allah aşkına kimse de o insan ne yapıyor diye bakmadılar mı ki?

"Zaten bilmiyorlar bi’ tanem, koruyucular göreve çıkmadan önce su grubu koruyucular sayesinde boyut değiştiriyorlar, sadece koruyucular birbirini görebiliyor, boyutsal olarak insanların da gece halkının da boyutlarına geçebiliyoruz melez olmanın güzel yanları."
Suratımı 'yarısını anladım, yarısını anlamadım' anlamında şekilden şekle soktum.

"Nasıl yani, gece halkı yeraltında yaşamıyor mu?" Yani ben biraz mantık yürütmeye çalışmıştım kendimce. Yeraltından metro falan geçiyor, kanalizasyon var, insanlar kazıp duruyor nasıl yeraltına hapsedildiler diye düşünüp kafamı allak bullak etmiştim.

"Yok bebeğim tabi ki yeraltında yaşamıyorlar sadece boyutları zifiri karanlık yeraltına benziyor diye o yüzden böyle bir tabir kullanıyoruz. Şimdi en mantıklı şöyle açıklayabiliriz; cinlerin, meleklerin var olduğunu biliyoruz ama onlarla zorla iletişime geçmeye çalışanlar dışında gören var mı? Öyle düşün. Gece halkı da farklı bir boyutta yaşıyorlar, bu arada çatal, kaşık getirmeyi unutmuşsun ben hallettim."

Annem elindeki çatal ve kaşıkları sallarken mahcup bir surat ifadesi takındım. "Kusuruma bakma anneciğim televizyondaki haber tuhaf gelince unutmuşum." Annem elindekileri masaya bıraktı, yanıma gelip yanaklarımı sıktı. "Sorun değil bebeğim, her şeyi sırayla öğreneceksin zaten."

Karşılıklı sohbetimizi kapının zili bozmuştu beraber misafirleri karşılamak için kapıya doğru ilerledik, gelenler tanıdık yüzlerdi elbette; Uzay ve annesi, Toprak, kardeşi Samet, anne ve babası, Sevgi Hanım ve Adem Bey'di sanırım çocukları yoktu fazladan kimse gelmemişti.
Misafirlerimizin getirdiği hediyeleri ben aldım annem misafirler ile birlikte salona doğru gittiklerinde çocuklar bana yardım etmeyi seçmişlerdi.

"Bizimkileri pastaneden çıkaramadım, bıraksam dükkanı satın alacaklardı." Toprak elindeki poşeti mutfak masasına bıraktı, bir yandan da ailesine sitem ediyordu.

"Bu yüzden sen karargâha kaçtın rahatsın ben hala onların nazını çekiyorum, yaşını aldıkça bizimkiler iyice çocuklaştılar." Samet ise abisine karşı bir sitem cümlesi kurduktan sonra bir şey hatırlamış olacak ki mahcup bir yüz ifadesiyle elini bana doğru uzattı.

"Özür dilerim tam tanışamadık ben Samet aha bu dingilin kardeşiyim." Abisini işaret ederek kendini tanıttığında Toprak’tan ensesine küçük bir şaplak yemişti.

"Dokunma çocuğa be Toprak isyanını haklı buluyorum ben, en güzel genleri sen kapmışsın." Uzay, Toprak’ı bile şaşırtacak şekilde konuşunca ben dışında ikisi de Uzay’a şaşkın, şaşkın bakmaya başlamıştı.

"Uzay abi, sen beni gömdün mü az önce, hani bana öyle geldi de?"

"Çok konuşma hadi içeri geç geliyoruz bizde." Toprak emir kipiyle konuştuğunda Samet iki parmağını alnına vurarak selam verdi o salona geçtiğinde Uzay da getirdikleri birkaç şeyi poşetinden çıkarıyordu.

"2 gündür görüşemedik, nasıl oldun, daha iyisin değil mi? mesaj atmayınca merak ettim."
Hem boş poşetleri kapının arkasındaki sepete tıkıyor hem de bana iyi olduğumu soruyordu, o kadar ilgisizdi ki Toprak’la birbirimize garip bir ifadeyle bakmamıza sebep olmuştu, gözlerimin içine bir saniye bile bakmıyordu, öylesine söylüyormuş gibiydi.

"Daha iyiyim, bizimkiler bir saniye bile yalnız bırakmak istemiyorlar, onlarla 2 gün nasıl geçti bilmiyorum telefona bile bakmak aklıma gelmedi, neyse bırak onlarla uğraşmayı yemek yeriz şimdi çok açım."
Biraz da olsa geçiştirmiştim bende aynı Uzay’ın yaptığı gibi, hala uğraşıyordu gelenlerle bileğinden tuttum, içeri yönlendirecekken Toprak’ın öylece bize baktığını fark edince onunda bileğine yapıştım birden içimde öyle bir ürperti oldu ki elektrik çarpmış gibi üçümüzde aniden irkildik bileklerini bıraktım.

"Enerji akışını hissettiniz mi?" Toprak üzerindeki şoku çabuk atlatmış ve ortak yaşadığımız şeye anlam yüklemişti.

"Hepimiz hissettik, hadi yürüyün içeriden sesleniyorlar duymuyor musunuz?" Uzay sanki az önce bunlar yaşanmamış gibi içeridekileri bahane edip mutfaktan çıkmıştı.

"Uzay çok garip davranıyor?" dediğimde Toprak evet dercesine kafa salladı, bizde yemek masasına oturduğumuzda Adem Bey elindeki bardağıyla ayağa kalktı, sanırım açılış konuşmasını yapacaktı.

"Evet eski Alfa Takımı sözcüsü olarak ilk konuşma da bana düşüyor sanırım." Yemek masasında küçük bir gülüşme yaşandığında Adem Bey sessizlik sağlamak adına boğazını temizledi. "Uzun bir aradan sonra takımın yeniden bir arada olması ve yeni nesil koruyucularımızın gelecekteki başarılarına kadeh kaldırmak istiyorum şerefe sü..." Herkesten bir 'aman', 'dur' tarzı laflar geldiğinde Adem Bey kısa bir kahkaha attı.

"Saçmalamayın onlar artık reşit bireyler bırakın bitireyim, şerefe sürtükler!"
Masadaki herkes neşeyle elindeki kadehleri tokuşturdu hem yemekler yeniyor hem de muhabbetten muhabbete atlıyorlardı.

"Size bir haberim var, hayatım özellikle sana." Sevgi Hanım birden bütün dikkati kendi üstüne çekti, sessizlik tamamen sağlandığında konuşmak için sabırsızdı. "Biliyorsunuz yıllarca bir çocuğumuz olsun istedik, bunun için de çok fazla yönteme başvurduk."

"Yoksa oldu mu bu sefer, hayatım söylesene?" Adem Bey heyecandan karısına doğru döndü ellerini tuttu.

"Hastanedeydik hep beraber biliyorsunuz, sizin yanınızdan çıktıktan sonra doktorum beni durdurdu, güzel haberi ondan aldım."
Sevgi hanımın ağzı kulaklarındaydı, Adem beyse ondan daha fazla heyecanlıydı. "Bebeğimiz mi oluyor şimdi, ne dedi doktor söylesene hayatım." Adem Bey artık ayağa kalkmış karısından onay cümlesini bekliyordu.

"Hayır hayatım bebeklerimiz oluyor, ikizler."
O anda herkes sevindiklerini belli edip tebrik ediyorlardı, Adem Bey karısını ayaklandırdı masadan biraz uzaklaştılar o anda kucağına alıp döndürmeye başladı, masadaki herkes 'sakin ol' tarzı cümlelerle uyarıyordu ama nafileydi.

---

Herkes yemeklerini yemiş, masa toplanmış, çaylar içiliyor ve getirilen kuru pastalardan yeniyordu. Koltuk sayısı az olduğundan bahçede oturmayı teklif etmiştik, belli ki uzun zamandır görüşemiyorlardı konuşacak çok şeyleri vardı. Biz de bahçedeki verandaya geçmiştik, bizim tarafa da çayları dağıttığımda rahat, rahat oturabilirdim fakat hepsi sessizdi.

"Hey koca dingiller!" Hepsinin göz radarı beni bulduğunda dikkatlerini çektiğimi anlamıştım.

"Bu akşam şu yüzyıllardır süren küslüğünüzü bir kenara bırakıyorsunuz ki insan gibi iki çift muhabbet edelim."

"Oh konuş be Evrin abla." Samet ile karşıdan yumruklarımızı tokuşturduk, ondan da desteğimi almıştım ama hala ikisinden de ses çıkmıyordu.

"Benden yana sorun yok" Uzay rahat bir şekilde cevap verip ellerini göğsünde birleştirmişti.

"Benden yana da yok." Toprak’ta umursamaz cevabını verdiğinde daha çok sinirim bozulmuştu kestirip atıyorlardı, yalnız ben bunu lehime çevirmesini çok iyi biliyordum.

"Biliyor musun Samet, bende palyaço şeklinde bir tane oyuncak vardı, Uzay korkuyor diye yıllarca göz önünde tutamıyordum, bir gün beni çok sinir etmişti bende gizlice odasına girip yorganının altına saklamıştım onu bulmuş tabi ki, ağlayarak bir gelişi vardı ki görmen lazım."

Biz Samet’le karşılıklı gülmeye başlayınca sonunda Toprak’ta kendini tutamayıp gülmüştü, Uzay öyle bir sinirle bakıyordu ki eğer kendini tutmasa ve ben değil de bir başkası olsa çoktan boğazına yapışmıştı eminim.

"Lan o zaman ilkokula gidiyordum, ayrıca neyden korkacağımı siz mi belirliyorsunuz? Sende öyle masum değilsin Evrin Hanım, camına vuran ağaç dalından öyle korkuyordun ki Nermin teyzeye ağlayarak zorla dalı kestirmiştin."

Bu sefer yalandan kızmış gibi yaparak omzuna vurdum, çok acımış gibi rol yaptı ama bu hareketim saatlerce sürecek muhabbetler zincirini başlatmıştı, ikisi küs olduklarını bile unutup karşılıklı muhabbetin dibine vurmuştu, Uzay da bu akşam tuhaf bir ruh hali vardı ne kadar gülse de anlaşılıyordu, anlıyordum.

Saatin nasıl geçtiğini anlamadık, kahkahalarımızı annemlerin sesi bölmüş misafirlerin kalktıklarını haber vermişti, Toprak sabahtan küçük sınıflara dersi olduğunu söyleyip erken ayrılmış, ailesi ile birlikte de Samet ayrılmıştı, Uzay’a kalmasını söyledim, o tuhaf ruh halinin sebebini öğrenmeden rahat edemeyecektim.

"Benden ne saklıyorsun?"
Birden düşüncelerinden irkilerek sıyrıldı, akşamdan beri kafası bambaşka bir yerdeydi yüzündeki her bir mimiğin ne anlama geldiğini biliyordum ne zaman bir şey saklamaya çalışsa hal ve hareketlerinden belli ediyordu.

"Senden ne saklıyor olabilirim, babamı sakladım hain olduğunu öğrendin, Toprak’la neden aram bozuldu biliyorsun, senelerce sana yoldaş oldum saklamak zorunda bırakıldığım için yine ben suçlu oldum başka ne başka?"

Aniden ne varsa ortaya dökmüştü, hayır bambaşka bir şey vardı ama anlayamamıştım, sinirlendiğinde gözlerini kaçırır yerinde rahat pozisyon alamazdı hatta fazla sinirlensin ayağa kalkıp volta atardı, hatta şu an tam da bunu yapıyordu.

"Şimdi de seni Toprak’la paylaşmak zorundayım, enerji akışıymış vay canına sanki salak var karşısında anlamadık, Evrin seni kimseyle paylaşmak istemiyorum anlıyor musun?" Nedeni az çok belli olmuş gibiydi, kıskançlık yapıyordu. Haklı olabilirdi aslında, gözlerimin içine sinirle bakıyor oluşu beni fazlasıyla kaygıya sürüklüyordu.

"O sırada astral gezginiydim, neler olduğunu gördüm."
Deyiverdim bende, gözlerini korkuyla açtığında sanki sakladığı başka şeyler de varmışta duymuş olmamdan korkuyormuş gibiydi, tabi ki soru gecikmedi.
"Ne duydun ki?"

Ne diyebilirdim, ellerimi ovuşturup düşünüyormuş gibi yaptım, bana anlattıklarından da benim gördüklerimden de fazlası vardı, içimdeki o şüphe hissi geçmek bilmiyordu.
"Sen annemle doktorun odasındaydınız, sen nasıl babandan kalan mirasçıysan o da annesinden kalan gücün mirasçısı falan dedi doktor, annem kendini tutamayıp ağladı zaten doktor birkaç test daha yapalım dedi sen onunla gittin öyle yani."

Bende bir şeyler saklayacaktım değil mi? Uzay biraz da olsun rahatlamış görünüyordu, ama sinirliydi hem de fazlasıyla, keşke sormasaydım diye düşündüm içten içe.

"Evrin bence biraz birbirimizden ayrı kalsak daha iyi."
Bu cümleyi az önce Uzay mı kurmuştu? Şaşırmış bir şekilde bakmaya başladım, şaşkınlık yerini sinire bırakırken ayağa kalktım, ne demek ayrı kalalım.

"Uzay sen kafayı mı yedin?"
Siniri geçmiş ama beni sinir etmişti, bir anda rahat tavırlara bürünmesi daha da kavgayı alevlendireceğe benziyordu.

"Gerçekten ayrı kalalım biraz, düşünmeye ihtiyacım var."
Gözlerini yine kaçırmaya başladığında, ellerini kaptığım gibi sıkıca tutmaya başladım şu an sağlıklı düşünemiyordu çünkü.

"Bağlarımızı zorla koparmanı istediler diye mi bu olanlar, inan güç umurumda bile değil bunu en iyi sen biliyorsun."
Bana, gözlerimin içine bakmasını istiyordum fakat olmuyordu zorla ellerini bırakmamı istiyordu onu da yapmıyordum.

"Ne alakası var Evrin, sadece birkaç sorunum var ailenle vakit geçir işte beni bırak." Zorla ellerini benden ayırmıştı.

"Yok artık ya! lan ben senin sadece iyi zamanlarında mı yanındaydım kendine gel ya da gelme ne halin varsa gör, en kötü zamanında herhangi bir sıkıntında yanında olamayacaksam niye benim en yakın arkadaşımsın ki."

Öyle bir patlamıştım ki ağzımdan çıkan her kelimeyi düşünmeden söylemiştim, yüzüme ciddi olduğumu görmek için baktı, hızlı adımlarla evin içine doğru yürürken birden bana doğru döndü.

"Ben seni yakın arkadaş olarak görmüyorum, arkadaşmış."

Son sözlerini söyleyip hızlıca içeri gitti, arkasından bakan gözlerim içindeki yaşı daha fazla tutamayacaktı, yanaklarımdan teker teker süzülürken olduğum yere çöktüm. Kafam zonkluyordu, önce kıskançlığa vurmuş sonrasında seni arkadaş olarak görmüyorum demişti, daha kavga etmesek gerçek hislerini saklamaya devam edecekti, boğazımda düğümlenen yumru yutkunmamı zorlaştırıyordu, karşıdan koşarak gelen annemi buğulu bakan gözlerimden zorla seçmiştim.

"Yavrum ne oldu, Uzay da ağlayarak çıktı sende ağlıyorsun kavga mı ettiniz, bi’ tanem bir şey söyle?"
Annem de yanıma çökünce sarıldım, hıçkırıklarıma ve gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum, sarılınca daha da şiddetlenmişti üstelik, kafamın içindeki saçma sapan bir sürü düşünceyi de dizginlemeye çalışıyordum.

Babam bir elinde yardımcı değneği bir elinde şu şişesiyle yanımıza ulaştığında annem sarılmayı bıraktı, zorla su içirmeye çalıştıkları için soluk boruma sıçrayan su damlası öksürtmeye yetmişti, şişeden bir parça suyu ellerine alıp yüzümü silmeye çalışıyorlardı.

"Hayatım Evrin’in üstünü fazla ıslattık sen içerden havlu getir bizde rahat bir yere oturalım hadi güzelim kalk yerden."
Babamda hasta haliyle benimle uğraşıyordu, ağlamamı kesemiyordum ne deseler içimden daha çok ağlamak geliyordu, kenarda konumlandırılmış en yakın sandalyeye babamın oturmasına yardım ettim bende hemen yanındaki sandalyeye oturmuştum.

"Anlatmak için acele etmek zorunda değilsin, hatta ne zaman istersen o zaman anlat Uzay da en az senin kadar üzgün çıktı, neler dediniz birbirinize bilmiyorum ama."
İçten içe merak ediyorlardı, sözlerin içindeki emrivakiyi anlamak zor değildi. Annem içerden temiz havlu getirdiğinde kendi başına silmeye çalıştı, elimle durdurdum kendim halledebilirdim.

"Hayatım biz biraz baba-kız konuşalım, hadi sen içeri geç." Annem onaylarcasına kafa sallayıp içeri geçti, sanırım annemin fazla evham yaptığını bildiğinden samimi bir konuşma yapmak istiyordu.

"Bu üçlü enerji olayına takmış, Toprak’ı kıskandığını söyledi, sonra ben seni arkadaş olarak görmüyorum dedi. Her şey tamam ama ayrı kalalım biraz dedi, neden dedi, neden her şeyi bu kadar fazla abarttı, neden beni kendinden uzaklaştırmaya çalışıyor anlamadım, ikimizde delilendik kırıcı sözlerle ifade ettik çekti gitti."
Her söylediğim şeyde daha çok ağlıyordum, konuştuğum kelimelerin yarım yamalak ağzımdan çıktığına yemin edebilirdim ama babam sabırla bitirmemi bekledi.

"Seni paylaşamaması çok doğal güzel kızım, yıllarca seninleydi. Seni korumak için verilen görevi ve karargahtaki eğitimi dışında bir hayatı olmadı, onun hayatı sensin seninki de o. Şimdiyse Toprak ortaya çıkınca potansiyel bir rakip olarak gördü ne kadar en iyi arkadaşı olursa olsun, bu çok doğal. Biraz zaman ver Uzay'ın sensiz yapabileceğini sanmıyorum, enerji ikizleri olmak sadece güç için değildir bir nevi ruh eşin o senin ister istemez duygusal olarak sana çekilmek isteyecek bu çok normal, sen biraz zaman ver sadece."
Öyle güzel konuşuyordu ki babam, içime su serpilmiş gibiydi.

"Gerçekten zaman vermem işe yarar mı ki?" Babam kafasını olumlu anlamda salladığında perdenin kenarından bizi dinleyen annemin de içi rahatlamış salona dönmüştü.
"Annen de bizi dinlemeyi bıraktığına göre sana bir şey anlatacağım, yalnız aramızda kalacak bunu annen bile bilmiyor çünkü."

Babam da uyanıktı annemin orda olduğunu ve bizi dinlediğini görmüş ama çaktırmamıştı, biraz da olsa içim rahatlamıştı gülüyordum çünkü. "Sorun değil babacığım, istersen ikimizle mezara bile gider anlattıkların için rahat olsun."

Gözleri uzak bir noktaya sabitlendi, derin bir nefes çekti içine sözlerini toparlamak için kendine zaman tanıdı.
"Her koruyucu atalarından kalma bir yetenekle doğar, mesela annenin yeteneği küllerinden yeniden doğan zümrüd-ü anka, senin de astral gezginiymiş annen öyle demişti benim atalarımın ilk koruyucularından birinde vardı, deden bize çocukken anlatıyordu tabi ki yazılı bir belge yok doğruluğunu da sende ortaya çıkmış olmasına yoruyorum, benim yeteneğim ise alternatif gelecek."

"Alternatif Gelecek mi, nasıl yani?"
Daha nelere şaşıracaktım kim bilir, benim gibi astral gezginliği yeteneğine sahip olan Erdal Bey ile atalarımızın ortak oluşu bile beni şaşırtmıştı, annemin zümrüd-ü anka yeteneğini kullanmasına şahit olmuştum o beni şaşırtmıyordu fakat kimsenin geleceği görebilmesi mümkün değildi bir an babamın benimle dalga geçtiğini bile düşündüm.

"Elbette ki senin de düşündüğün gibi kimse geleceği göremez kızım, bu yalnızca Allah'a mahsus. Benim yeteneğim aslında gerçekleşmesi ihtimal olayların görüntüsü bir nevi gerçek olmayan ama kararlar dahilinde gerçekleşmesi muhtemel öngörüler."
Düşüncelerimi duyabiliyor olduğunu unutmuştum, şaşırdığımı gözlerimi fazlaca açarak verdiğim için aramızda ufak bir gülüşme oldu.

"Her neyse sen 3 yaşına girmiştin o gece aramızda samimi bir kutlama yaptık, annen uzun uğraşlar vererek uyutmuştu seni, inan bana kızım çok huysuz bir bebektin, aynı gece beni bekleyen şeylerden biri de korkutucu denebilecek öngörüydü. Erdi’nin adamları gecenin bir yarısı evi basıyorlardı kucağında seninle Erdi karşımızda dikildiğinde inan bana ben öyle bir korku hayatımda yaşamadım kızım.

Gözümüzün önünde seni öldürmüştü ve bağlı ellerimizle hiçbir şey yapamıyorduk, annen öyle acı bir çığlık atıyordu ki ondan sonra uyanmışım, anneni ikna etmem o kadar zor oldu ki seni vermemek için uzun zaman direndi, seni Nermin’e teslim ettiğimin akşamı Erdi adamlarıyla evimizi bastı, eğer biraz daha fazla gözü dönmüş olsaydı orda annen ile ölmüş olurduk yavrum."

Dakikalar önce zor sakinleştirdiğim gözyaşlarım yine bir neden bulmuş yanaklarından süzülüyordu, belki de babam olmasaydı çoktan ölmüştüm bu gerçek beni kahrediyordu, ellerini sıkıca tuttum.

"Sonra bu öngörü olayından birkaç sene sonraydı sen ilkokula başlayacaktın sanırım, bizim hatunu artık tutamıyordum sürekli seni görmek istediğini, gerçeği artık ne zaman açıklayacağımızı soruyordu hatta abartarak birkaç kere Nermin’in evine gidip sana kendini tanıtmaya çalıştı ama senin Nermin’e koşup ağlamanla sonuçlanıyor bende senin hafızanda anıları bulanıklaştırmakla uğraşıyordum."

"Ne?"
Bendeki büyük şaşkınlık taşların yerini oturmasıyla sonuçlanıyordu, zihnimdeki çoğu şey yarımdı ve zamanla bu duruma alışmama sebep olmuştu.

"Özür dilerim bi’ tanem ama yapmak zorundaydım bu dünyaya çok yabancıydın, hatta bir keresinde sana gerçekleri anlatacağımız gün karargahın isyanıyla uğraşmak zorunda kalmıştık, o zamanı anılarında gün yüzüne çıkarmamı ister misin?"

Artık hiçbir şeye şaşırmıyordum şaşırmak istemiyordum ama elimde değildi dedikleri yeni şeyler her zaman şaşırtmaya devam ediyordu kısaca 'evet' anlamında kafa sallamakla yetinmiştim. "Maalesef Erdi’nin elinde rehin tutulurken değneğimi parçaladılar, gece halkının yöntemiyle deneyeceğim ne kadar başarılı olurum bilmiyorum."

Baş parmaklarını şakaklarıma yerleştirip kulağıma doğru anlamadığım dilde bir şeyler fısıldadı, o an ki anılarım film sahnesi gibi gözlerimin önündeydi, sanki o anları yeniden yaşıyor o an ki duyguları tadıyordum, hepsine deli gözüyle baktığımı 'yoksa kafayı mı yedim' düşüncesinin bütün benliğimi çürüttüğünü hissettim, babamın o zaman ki bakışı annemin ağlamaya başlaması ve babamın değneğiyle yanıma ulaşıp beni bayıltmasıyla son buluyordu.

"Gerçekten zamanı değilmiş." Derken bile mahcup bir haldeydim Uzay’la öldürdüğümüz gece yarattığını bile inkar edişim gözlerimin önünde tekrar tekrar canlanıyordu.

"Sen daha 7 yaşında falandın belki de girmemiştin bilmiyorum ama yeni bir öngörü bütün hayatımızı değiştirecek gibiydi. Ben Alya’ya, Toprak’ın senin enerji ikizin olduğunu alternatif gelecekte gördüğümü söylüyordum annen de emin olmak için senin yanına Toprak’la gidiyordu emin olduktan sonra ailesini senin yanına göndermek için ikna ediyorduk, o andan sonra mekan değişti Erdi kendi öz oğlu üzerinde deneyler yapıyordu, konuşmaları hala dün gibi hatırlıyorum.

‘Çocuğun içindeki yaratığın gücünün uyanması seneler sürebilir hatta hiç ortaya çıkmayabilir emin misin?’

Gece halkından biri aynen bu cümleleri kurdu, Erdi de ‘Eminim, şayet içindeki yaratık uyandığında bütün dünya yeni bir düzene hazırlanıyor olacak, projeyi başlatın.’

Göz göre göre oğlunu kendi emellerine kurban ediyordu, sonrasında zaman ve mekan değişti sen Toprak’la el ele bir savaşın ortasında gibiydiniz ortalık darmadumandı ve insanların çığlıklarıyla yankılanıyordu, tam karşınızda Uzay kömür karası gözleri ve hiddetiyle dumanların arasından üzerinize doğru geliyordu ellerinden çıkan siyah ve mavi karışımı gücünü üzerinize doğru yönlendiriyordu.

Onun ağzından son bir cümle duydum;
"Yeni düzeni selamlayın."

Sonra uyanmışım ama nasıl uyandığımı bilmiyordum kan ter içindeydim, gördüğüm şeylerin ağırlığını anlatamam sana kızım, anneni bile uykusundan uyanırmışım bana ne olduğunu sordu ne diyeceğimi bilemedim ağzımdan çıkan tek bir cümle oldu;
"Uzay Evrin’in enerji ikizi."
İnan kızım sadece yaşanması o muhtemel gelecekten korktuğum için söyledim.

Alya; "emin misin?" Diye sordu, bende sadece; "gördüm" diyebildim. Uzay’ın gerçekten enerji ikizin olabileceğini tahmin etmemiştim." Babam öyle bir anlatmıştı ki, hayalimdeki sahne bile beni korkutmaya yetmişti Erdi’nin yapabileceklerinin sınırı yoktu.

"Seni anlıyorum babacığım, Uzay’ın benimle olması babasının yapacağı bütün kötülüklerden uzak büyümesine vesile oldu, sen onun hayatını kurtardın." Babamın yanına gelip nasıl sarıldım bilmiyorum, sadece benim değil Uzay’ın da hayatını kurtarmıştı artık onlara kızamıyordum, kızmak için bir nedenim yoktu eğer Nermin annemin yanına vermeselerdi hayatta olamayacaktım bile, aklımda yarım kalan tek soru Uzay’ın beni kendinden neden uzaklaştırdığıydı...