8. bölüm · Yeryüzü Koruyucuları -BAŞLANGIÇ-
7.BÖLÜM (KRİTİK 24 SAAT)
Gözlerimi açamıyordum ama beynim uyanmıştı, etrafımdaki sesleri duyabiliyordum fakat vücudum hareket etmeyi reddediyordu. En son evimin balkonunda yaşanan tuhaf bir 10 dakikanın sonunda bende kendimden geçmiştim, boğuklaşan sesler netleşirken gözlerimde karanlıktan ışığa doğru çekiliyordu, artık tamamen konuşulanları ve konuşanları görüp duyabiliyordum.
“Nasıl böyle bir şey olabilir doktor bey, bakın Evrin benim enerji ikizim. Yaptığımız birleşme ayini bizi öldürebilirdi ama öldürmedi bu da enerji ikizinin ben olduğunu gösterir, Alya teyze sende bir şey desene!” Sanırım yine astral seyahatteydim çünkü küçük bir odadaydık, masadaki isimliğe bakılırsa doktorun odasındaydık. Buraya yine nasıl geldiğimi bilmiyordum ama alışmaya da başlamıştım, beni hep görmek isteyeceğim yerlere çekiyordu, en yakın zamanda Erdal Bey’in günlüğüne bakmalıydım.
“Bakın Evrin tek bir gruba ait değil bunun hepimiz farkındayız, çift gruba ait olması herhangi bir sorunu da beraberinde getireceğini bilmeniz gerekiyordu.” Doktor anneme bakarak büyük bir ciddiyetle konuşuyordu demek ki herkesin yıllar önce yaptıkları şeylerden haberi vardı, Toprak boşuna dememişti; ‘karargâhta gücünle varsın.’ Hiçbir şey saklı kalmıyormuş onu da anladım. “Toprak kimin oğlu?”
Annem doktorun iğnelemesinden çabuk sıyrılmış ve doktora cevap vermek için atılmıştı. “Selin ve Arda Özyavuz çiftinin oğlu, neden sordunuz?”
“Bunu tahmin etmeliydim.” Son cümleden sonra doktor da dahil herkes sessizleşmişti, annem ile Uzay tahmin haklarını sonuna kadar kullanmış olmalıydılar ki bir şey söylemeye yeltenmiyorlardı bile. “İşte şimdi anlaşıldı, Sadi Bey’in asıl enerji ikizi Selin hanımdı, Alya hanımın da babanız. Siz nasıl Evrin ile enerji ikiziyseniz Toprak da öyle görünüyor ama ben her ihtimale karşı birkaç test daha yapacağım, Alya Hanım test için formu imzalamanız gerekiyor hastanın varisi olarak. Siz birleşme ayini yaptığınız için şu an ikisi bu durumda olabilir, sağlık değerleri hala normalin üstünde önümüzdeki 24 saat kritik, uyanmalarını bekleyeceğiz.”
Hop! Doktor bozuntusu ben iyiyim, sadece şu an vücudumdan bağımsız geziyorum. Tabi ya, ruhum şu an gezgin, vücuduma ne oluyor Allah bilir. ‘Ya ölüyorsam?’ Kafama doluşan salakça fikirleri bir kenara atmaya çalışarak düşünmeye karar verdim. Toprak da babam da başkalarının düşüncelerine seslenebiliyorlardı, nasıl yaptıklarını bilseydim keşke.
“Hey ben iyiyim, alo!” Hala doktorla konuşuyorlar beni duymuyorlardı, tabi ya nasıl duyacaklar ki görmüyorlar bile. Uzay’ın önüne gelip suratının önünde ellerimi sallayıp duruyordum ama bu da bir işe yaramıyordu.
‘Evrin beni duyuyor musun?’
“Toprak sen misin, uyandın mı, ne durumdasın?” Birinin sesimi duyduğuna sevinsem mi, duyan kişinin benimle aynı durumda olduğuna üzülsem mi bilememiştim, akışına bırakmaya karar verdiğim süreden sonra kafamın içinde yeniden sesi yankılandı.
‘Hayır bütün vücudum felç geçirmiş gibi, kafam uyanık ama bedenim değil. Yardım edebilecek herkese ulaşmaya çalışıyorum ama olmadı sonra sen duydun sesimi.’
“Toprak, sanırım ölüyoruz.” Bunu söylemek hiç içimden gelmemişti ama doktorun söylediğine göre 24 saat kritikti, içten içe ölüm korkusunun tüm ruhuma yayıldığını hissediyordum.
‘Evrin neredesin sen, niye böyle konuşuyorsun?’
Doktorun masasına yaklaşıp önünde adlarımızın yazılı olduğu raporlara bakmaya başladım, Latince terimlerin arasında durumumuzu özetleyecek Türkçe kelimeler aramaya çalıştım ama nafile anlayamamıştım. “Astral gezginiyim ben, şu an annem doktorla konuşuyor odasındayım ve sana şunu söyleyeyim masada sağlık değerlerimize bakıyorum, maddelerin büyük çoğunluğu kırmızıyla işaretlenmiş, durum sandığımızdan da ciddi.”
‘Ne diyorsun Evrin, ölmek istemiyorum ben!’
Annem ve Uzay doktorun odasından çıkmaya hazırlandıklarında bende onları takip etmeye karar verdim, kapıdan çıktıkları gibi annem duvara çökerek ağlamaya başladı, içinde tutuyordu demek ki dayanamadım yanına çöktüm. Dokunmak istedim o an ama ruhum elinden geçip gidiyordu, keşke iyi olduğumu duyurabilseydim. “Kızıma annelik yapamadım, onun yanında olamadım. Doktor ölebilir diyor, kritik diyor, elimden hiçbir şey gelmiyor Uzay, anlıyor musun beni?”
Uzay da annemin yanına çöktü sarıldı, gözlerinden süzülen birkaç damla yaşı elinin tersiyle bir çırpıda sildi, güçlü durmak istiyordu eminim, daha çok sarıldı acısına ortak oluyor gibiydi. “Lütfen kendinizi üzmeyin, Evrin güçlü bir kız eminim bunu da atlatacak. Kolay, kolay grip bile olmaz o, olsa da enerjisinden bir şey kaybetmeden atlatırdı, düşün Alya teyze ateşlendiğini bile bilmem sen gönlünü ferah tut.”
O sıra doktor da odasından çıktığında Uzay’ın omzuna dokundu. “Benimle gelebilir misin, birkaç test yapmamız gerekiyor.” Kendini bir çırpıda toplayıp ayağa kalktı, anneme de kalkması için yardım ettikten sonra tam doktorla gidecek iken tekrar anneme doğru döndü.
“Sen Evrin’in yanına git Alya teyze, bende işim bitince gelirim yanına.”
---
“Saygıdeğer koruyucular, olağanüstü kurulu açıyorum. Biliyorsunuz isyanın üzerinden fazlaca zaman geçti fakat gece insanları kapalı kapılar ardında hala birtakım planlar dahilinde insanlara zarar vermek adına yapılanlara devam ediyorlar.” Baş koruyucu eline aldığı zarfı sallamaya başladı, yüzü gülüyordu çünkü gece boyutunda alınan kararların bir kısmına dair önemli notlar bulunuyordu. “Şimdi sizlere toplantılarında geçen önemli konu başlıklarını okuyorum;
-Her bir koruyucu zırvalığına inandırılmış grup yeraltı insanına sağdık hizmetkar olarak tahsis edilecek.
-Sıradan grup adı altında olan topluluk, sayılarının fazlalığından dolayı yarısı belirli soykırımlarla infaz edilecek.
Alt Madde: tercihen kendi yapımları olan nükleer silahlar ve teknolojik imkanlar.
Alt Madde: zekileri aralarından seçilerek aileleriyle gece insanlarına hizmet şartıyla yaşatılacaklar.
Alt Madde: sıradanlardan olma çocuklar yeraltı sakinlerine hizmet için eğitilecekler veya koruyucu yaratmaları için alt birime yönlendirilecekler.
-Alt birimler görevleri olan faaliyetler için belirli raporlar hazırlamaları ve bunu yılsonuna kadar yönetim kuruluna rapor etmeliler.
Alt Madde: raporlar ek-2 formunda yer almaktadır.
-Askeri faaliyetler koruyucular ve sıradan guruba dahil olanlardan seçilecektir ve hafıza uzman ekibi tarafından yetiştirileceklerdir.
-Bu maddeler tekrar düzenlenebilecek olup mevcut düzen sonlandığında (DARBE) ilk hayata geçirilecek olanlardır.-
Saygılarımla…
Yeraltı komite üyesi/Baş yardımcısı.
Sargun Gahte.
Baş koruyucu herkese maddelerin yer aldığı çıktıyı ve ek-2 formunu üyelere dağıtması için yanındaki görevliye verdi, koruyucu herkese dağıtmaya başladı. Kapalı kapılar ardında oluşan loncalara yeraltı insanlarından yetiştirilen casusları salmak akıllıca bir fikirdi, gururla yerine oturduğunda konsey üyeleri ellerindeki belgeleri madde madde inceliyorlardı.
“Yeraltı sakinleri, insanların teknolojik savaş makineleri ve nükleer teknoloji konusunda bu kadar ileri gittiklerinden nasıl haberleri olur, aşağıya en az bilginin sızması için elimizden geleni yapmamıza rağmen.” Konsey üyesi Derin Hanım işi biraz hafife alıyor gibi duruyordu, odadaki herkes ona doğru bakmaya başladığında ‘ben fikrimi söyledim’ dercesine ellerini kaldırıp koltuğuna iyice yaslandı, Ömer Bey ellerini masanın üstünde birleştirerek masaya doğru eğildi.
“Sayın konsey üyeleri olası bir darbe bildirisi sonrası yeni anayasa maddelerinin bir kısmını ellerinizde tutuyorsunuz, yeterince açık görünmüyor mu? Olası bir savaş yakın, henüz ne planlıyorlar bilmiyoruz ama ipucu için maddeleri daha iyi incelemenizi istiyorum sizden. Alt madde olarak tercihen nükleer silahlar veya teknolojik imkanlar diyor Derin Hanım sizde dikkat ederseniz.” Ömer, konsey üyesi Derin Hanım’a sert bir gönderme yapmayı ihmal etmemişti, odadaki herkes yeraltı sakinlerini hafife alıyordu, aradan geçen onlarca yüzyıldan sonra bile onlardan geldiklerini unutmaya başlamışlardı, Gece halkı da bunu istemiyor muydu zaten.
“İnsanlığı birbirine düşürüp nükleer silahlarını kullanacak raddeye getirip 3. Bir dünya savaşına sürükleyebilirler, teknolojik imkanları kullanarak ülkeler arası sahte siber saldırılarla birbirlerine kışkırtabilirler, kendinize gelin koruyucular biliyorsunuz ki elimizdeki telepat koruyuculardan kat be kat iyiler, biraz düşünün.”
Herkes birbiri ardına fikirlerini dile getirmeye başlamışlardı ki kapı tıklatıldı, Ömer Bey’in ‘Girin!’ komutuyla nöbetçi koruyuculardan biri elinde zarfla içeri girdi. “Üzgünüm ama önemli olmasa gelmezdim Arda Bey’e ulaştırmam gereken acil bir zarf var efendim.”
Ömer kafasını olumlu yönde salladığında nöbetçi koruyucu hızlı adımlarla elindeki zarfı Arda Bey’e teslim etti ve odadan ayrıldı. Elindeki zarfı el çabukluğuyla yırttı içinde yazanlar bir hayli önem taşıyordu, zarfı Ömer Bey’e uzattığında okuması için zaman tanıdı. “Efendim biraz erken ayrılmam gerek izninizle.” Arda ayağa kalktığında hala gitmek için bir komut bekliyordu, elini çabuk tutmalıydı.
“Sorun değil birazdan toplantıyı sonlandıracağım bende, elimizdeki en iyi telepatlardan biri o kurtarmadan buraya dönme.”
“Peki efendim.”
---
Odada sanki cansızmış gibi yatan bedenlerimiz, karşıdan bakan ruhum ve o ruhun içinde hapis bir ben. Sesimi kimse duymuyor, kimseye dokunamıyordum iyi olduğumu nasıl söyleyebilirdim ki zaten Toprak dışında duyan da yoktu, hoş o benim kadar şanslı bile değildi. Şu an karşımda cansız duran bedenine ruhu hapsolmuş gibiydi, annemse bedenimin yanına çökmüş kafasını koluma yaslamış hıçkıra hıçkıra ağlıyordu, sanki kimsenin elinden bir şey gelmiyordu, doktor bile sürekli test yapıyor halimize bir sonuç, bir çözüm bulamıyordu.
‘Evrin sanırım bir şey buldum.’
Kafamın içinde Toprak’ın sesini duymamla duvarla boş boş bakışmayı bırakıp, düşüncelerimin derin çukurundan çıkmayı başardım. “Ne buldun?” Cevabımın onu bulmasını umut ediyordum ki cevabın gelmesi çok da uzun sürmedi.
‘Ruhumu en azından senin gibi gezgin olarak bedenimden çıkarabilecek ayini ama yardımın lazım.’
Hah! Yarım saattir burada tek başıma kafayı yiyecektim, yoksa 1 saati geçti mi? İnanın bunun cevabını ben bile bilmiyordum. “Nasıl bir yardımdan bahsediyorsun?” Yani düşüncelerime seslenmesinden daha iyidir diye düşünüyordum, bu hale beraber gelmiştik sonuçta değil mi?
‘Bedenimin yanına gidip ben ‘şimdi!’ Dediğimde ruhumu ellerinle bedenimden çekip çıkarıyormuş gibi yapman gerekiyor.’
“Efendim?” Ne diyor lan bu? Tuhaf bir yöntemdi ama ayin bunu yapmamı gerektiriyorsa denemeye değerdi, ah ne diyorum ben? Ruhu bedenden çıkarmak mı?
‘Sen bedenimin yanına gel yeter, geldin mi?’
“Sen açıklamaya çalışırken geldim bile, durma ayini yap, bana komut verirsin.” Bekleme süresini doldurmak için biraz inceledim, nasıl oluyorsa benden daha iyi görünüyordu durumu, iri sağlıklı cüssesini şu an görse şükreder diye düşünüyorum, aman bende ne çok şey düşünür oldum bu ara.
‘Evrin şimdi!’
Omuzlarına doğru ellerimi bedeninin içine soktum, evet tutuyormuş gibi. Oha lan! Sanki ince bir şey onu çekmem için ellerime dolanıyormuş gibiydi aniden dışarı doğru bir hamle yaptığımda sendeleyip yere düştüm, kafamı biraz kaldırdığımda sanki ruhunun yarısı vücudundan dışarıda gibi görünüyordu.
“Sanırım başardık ama kollarımdan tutup geri kalanımı da çıkarman gerekiyor, gezgin olan sensin sonuçta.” Tuhaf bir şekilde canım yanmıştı, ruhum yaralandı herhalde yani bedenim yan tarafta yattığına göre. Yerden kalkıp Toprak’ın ruhunun uzattığı kollarına dokundum, ciddi ciddi dokundum! Ruhlar birbirine dokunabiliyormuş.
Kalanını bedeninden ayırmak için çektiğimde kendime doğru verdiğim karşı ivmeden dolayı yere yığıldık ama manzara direkt üstümde bir nevi çullanmış gibi gözüken Toprak ve yerle kankalığını ilan etmiş bir ben, kollarından destek alarak mesafeyi dudak payına kadar indirdi.
Of be! Zevk-i Sefa yaşıyorum resmen anasını satayım, gelsin öpsün diye bekliyorum sanki. Ani bir refleksle üstümden atmaya çalıştım, pek başarılı olabildiğim söylenemezdi ama kendi isteği olduğu belliydi yanıma doğru uzandı. “Haylaz kız, seni öpmem için yalvardın değil mi?”
“Saçmalama be! Düşük bütçeli yaz dizisi çekmiyoruz burada canım, bedenim ölürken senin arsız ruhunla uğraşamam, sen önce benim sayemde ruhun rahat rahat dolaşıyor ona dua et.” Ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı, bende bu rezilliğe bir son vermek adına ayaklandım, en büyük tesellim bunu ben ve Toprak dışında kimsenin görmüyor olduğuydu. “Sen baya haklıymışsın lan biz ölüyoruz gerçekten, şu suratlara bak renk kalmamış. Hay sıçayım böyle işe seni bulmuşken olanlara bak.”
“Beni derken?” Ben soru soran bakışlarımı Toprak’a yollarken ondan bana ulaşan 32 diş sırıtışının arkasından gelen gülen suratının düşüşüydü, ani ruh değişimlerine kısa bir volta anı eklendiğinde artık gerçekten ne diyeceğini merak etmiştim.
“Sen gerçekten bizim dünyamıza cahilmişsin, hala gelmiş geçmiş en güçlü koruyucu takımını kuracak zamanımız var genciz tamam mı? Ayrıca çift gruba aitsin bunu da doğru eğitimle potansiyelini 3-4 katına çıkarabileceğimiz anlamına gelir, ayrıca enerji ikizime yeni kavuştum bu kadar erken ölemem.”
“Ha! Senin niyetin güç, şimdi anlaşıldı.” Gözlerimi ona karşı özellikle belirterek devirdim, tek düşündüğü şey bu muydu yani? Kendi bedenimin yatağına gitmek için yeltendiğimde önüme geçip beni durdurdu.
“Evrin beni yanlış anladın asıl niyetim güç ve itibar kazanmak değil ama istedim, sende istemez miydin? Bak benim istediğim sadece beni gerçekten anlayacak yanımda olacak bir dosttu o kadar, sonra koridorda yolunu kaybeden kız yıllardır içimi kemiren derdime ortak oldu, şimdiyse benimle ölüme yürüyor.” Ellerime sıkıca yapıştı, gözlerini bir saniye de olsun benden ayırmadı, içten söylediğini anlatmaya çalışıyordu fakat bu zaten gözbebeklerinden anlaşılıyordu, yardıma ve ilgiye aç küçük bir çocuk gibiydi ruhu, büyümeyi bekliyordu sadece.
“Tamam bak şimdi bunları konuşmayalım tamam mı, biliyorsun ölmek gibi acil bir sorunumuz var.” Deyip ellerimi Toprak’ın ellerinden kurtardım, yatakların karşısındaki duvara çöktüğümde o da benim yanıma yere oturdu. Tam sonunda sessiz olduğuna sevinirken kapı büyük bir gürültüyle açıldı, içeriye doğal sarışın olduğu bariz belli olan bir kadın girdi.
“Önce senin yüzünden Sadi, sonra kızın yüzünden oğlum bu halde, nedir benim sizin ailenizden çektiğim söylesene!” Ov, ov, ov! Resmen kan kusarak içeri girmiş ve yatağımın yanındaki annemi kaldırıp yaka paça orta boşluğa çekmişti, şaşkınlıktan bizde yerden kalktık. Sanırım Toprak’ın annesi Selin hanımdı bu, annem önce üstündeki şoku atmak adına biraz soluklandı sonrasında Selin hanımın ellerini kendi üzerinden attı. “Selin önce biraz sakin ol her şeyi açıklayacağım, öncelikle Toprak, Evrin’in enerji ikizi”
“Ne!”
“Ne!” Selin hanımla birlikte kısa süreliğine aynı şaşkınlık ifadesini verdikten sonra doktorun söyledikleri aklıma geldi, durumun sadece varsayımlardan ibaret oluşunu göz önüne alarak verdiğim tepkiden vazgeçtim ama Toprak bu durumu kendi tarafına çekeceğe benziyordu.
“Sen niye şaşırıyorsun ki bu başından beri belliydi ama neden benim yerime Uzay’ı senin yanına gönderdiler onu düşünüyorum.”
“Bende bilmiyorum ki?” Annem, Selin hanımı kenardaki koltuklara oturttuktan sonra üstündeki ilk şaşkınlığı atlatması için zaman tanıdı. “Sanırım şimdi öğreneceğiz.” Oturdukları koltuklara doğru ilerledik ikisini de net görebileceğimiz bir konum bulduktan sonra konuşmalara kulak kesildik.
“Bu nasıl olur, hani enerji ikizinin Uzay olduğunu söylemiştiniz herkese, küçükken gizlice Evrin’e götürdüm eminim demiştin?” ‘Ne!’ Uzay beni onu tanımdan önce bile tanıyor muydu? Gerçek annem her nasılsa beni görmenin bir yolunu bulmuş olmalıydı, bana çaktırmadan takip edebilmeleri fazla mucizeydi, içten içe tebrik edesim gelmişti.
“Aslında asıl karışıklık burada başlıyor zaten, Uzay nasıl Erdi ile benim aramda kalan bağın mirasçısıysa Toprak’ta seninle Sadi’den kalan bağın mirasçısı. Uzay’ı bulmamız tamamen tesadüftü, biliyorsun Sadi’nin öngörü yeteneği sayesindeydi hatta.” Selin hanım kendine düşünüp idrak edecek kadar zaman tanıdı fakat Toprak annesinden daha fazla konuşmaya hevesliydi sanırım.
“Yani aslında her şey Sadi amcanın öngörüsüyle başladı, eğer tam tersi olsaydı benim başıma gelenler Uzay’ın başına gelebilirdi, vay canına benim bile kafam karıştı. Aslında enerji üçüzü çok mantıklı bir terim olabilir, aman be! Nasıl bir şeyin içine düştük böyle?” Toprak yanımdan kalkmış odanın içinde volta atarak bin bir türlü teoriler üretiyordu, nasıl bir şeyin içine düştüm ben böyle. Aslında her gün bende bunu düşünüyordum.
“İnan Alya kafam çok karıştı, peki neden bu haldeler o zaman, doktorun kapısını çaldım ama yerinde yoktu.” Ben de dahil herkesin deli gibi merak ettiği konu da buydu, bir şekilde bu halde olmamızın sebebini bilmek istiyordum. Toprak olayların gidişatına benden daha meraklı gibiydi hala kendince volta atıp teoriler üretmeye devam ediyordu, şu an onu dinlemektense anneme odaklanmayı seçecektim.
“Evrin ve Uzay birleşme ayinini tamamlamışlar ama aynı zamanda Toprak’la da enerji ikizi olduklarından özleri birbirine çekilmek istemiş, ikisini Uzay’la balkonda bulduğumuzda bilinçleri kapanmak üzereydi. Yani uzun lafın kısası şu; onlara güç veren enerjileri karşıt ayin yüzünden onları öldürüyor.” Odadaki herkes ağzı beş karış açık annemi dinliyorduk, sonunda Toprak da volta atmayı ve kendince teoriler üretmeyi bırakıp yanımda bitmişti, anasını satayım durum bu kadar karmaşık mıydı ya! Yanımda biten Toprak’a baktım o da en az benim kadar şaşkın görünüyordu. “Bak bunu bende beklemiyordum.” Demekle yetindi sadece, benimse söyleyecek bir şeyim yoktu.
“Ee, peki şimdi ne olacak?” Aha! bak en doğru cümleyi Toprak’ın annesi kurmuştu, odada bulunan herkesin aklındaki tek bir soruydu. Kapı tekrar gürültüyle açıldı hışımla içeri tanımadığım biri girdi. “Kurul toplanmıştı, yeni aldım haberlerinizi iyiler mi?”
Toprak’ın cüsse bakımından kime benzediğini anlamıştım, aynı babasının kopyasıydı. Annemlerde irkilmiş kapıdan giren Arda Bey’e bakıyorlardı, üstlerindeki ilk şoku atıp kocasına sarılan Selin Hanım olmuştu. “Doktor 24 saat kritik demiş, Alya anlattı biraz olanları doktorla konuşmuş.” Birbirlerine destek oldukları anlaşılıyordu Toprak aile konusunda çok şanslıydı, birbirini sevdikleri gözlerinden okunuyordu.
“Sende benim gibi tek çocuk musun?” Diye bir soru yönelttim, o da gözlerini anne ve babasından çekti ve bana bakmaya başladı. “Hayır, benden 4 yaş küçük bir kardeşim var.” Anladım anlamında kafa salladım, en azından yalnız değildi her zaman yanında olacak biri daha vardı, bende bir kardeşim olsun isterdim aslında.
“Ha bu arada, Sadi’nin nerede tutulduğunu öğrendim, Alya sende gelirsin diye düşünmüştüm eski takımdan birkaç kişiye de söyledim hemen geliriz dediler, sen ne dersin eski Alfa Takımı usulü.” Belirsizlik hissiyatının yanında yeşeren sevinç tohumları ilk hasadını vermişti, bunun sonucunda ani refleks olarak dokunabildiğim tek kişi olarak Toprak’ın ruhuna sarıldım, gerçekten sevinmiştim ve biriyle paylaşmam gerekiyordu.
“Senin adına çok sevindim.” Zaten ufak tefek bir şeydim, tamamen Toprak’a kendimi gömmüştüm. “Ama Evrin?” Annem beni yalnız bırakmak istemiyordu anlaşılan ona da hak veriyordum, kızı yaşam savaşı veriyor kocası hainin elinde esir tutuluyordu, annemin yerinde olmak istemezdim.
“Ben çocukların yanında kalırım, Alya sen git Sadi’nin sana ihtiyacı var.” Selin hanım annemin ellerini avuç içlerine alarak onu telkin etmek istedi, kafasını ‘merak etme’ dercesine salladığında annem az da olsa tebessüm etmeyi başardı. “Hadi o zaman hemen gitmemiz gerek.”
“Çocuklarımız sana emanet.” Annem, Arda Bey ile apar topar odadan ayrıldılar, bende hala Toprak’a koala gibi sarılmış haldeydim onun da sesi çıkmıyordu, halinden memnundu sanırım.
“Yeter kız sıktın çok uyuştu kollarım.” Gülerek kendimi iri cüssesinden ayırdım, kollarını silkeleyip kan akışını sağlıyormuş gibi yaparken bir yandan da kahkaha atıyordu, kendimi yeniden duvar dibine attım. “Toprak ismi çok güzel, kim koymuş adını.” Diye bir soru yönelttim konuyu dağıtmak adına.
“Annemin dedesinin ismiymiş, döneminin en iyi koruyucu takımını yönetiyormuş hatta bir dönem doğu karargahının baş koruyuculuğunu yapmış, sanırım kaderim de ona benzesin diye koymuşlar. Peki senin adını kim koymuş çok değişik Evrin, anlamı var mı ondan bile şüpheliyim.”
Toprak öyle aniden sorunca biraz düşünmem gerekti, açıkçası bende bilmiyordum merak edip internetten anlamına bile bakmıştım, sadece türemiş bir isim olduğundan söz ediyordu. “Nermin annem hep şey derdi; aslında ismini Evrim istemiştim ama kimliğe yanlış yazmışlar, bende böyle biliyorum tabi şimdi gerçek anneme sormam gerek, en doğru cevabı onun vereceğinden eminim.”
Ben öyle dediğimde bir durdu ne diyeceğini bilemedi, sanıyorum onun da verecek bir cevabı yoktu. “Peki şimdi ne olacak, yani bize?”
Şimdi de benim buna verecek bir cevabım yoktu, bir yandan sakladığı birçok sırla beni ters köşeye yatırmış, hayal kırıklığına uğratmış Uzay. Diğer yandan yeni tanıştığım, hakkında yeni yeni bilgi sahibi olduğum bir adet Toprak duruyordu. Şu geçen 1 hafta da ne çok şey yaşamıştım, önce ailemin tamamen başka insanlar olduğunu ve hayatta olduğum 23 yılın yalanlardan ibaret olduğunu öğrenmiştim dahası yeryüzü koruyucusu olduğumu ve başımda beni öldürmek isteyen Uzay’ın babası olduğunu da yeni öğrendiğim Erdi şerefsizi olduğunu öğrenmiştim. Başkası olsa aklını hala nasıl normal tutabilirdi, bakın işte bundan şüpheliydim. “Bunu en az senin kadar bilmiyorum.” Deyiverdim.
“Peki şu takım kurma işine ne diyorsun? Bakma bana öyle madem başka kimseyle konuşamıyoruz en azından zaman geçsin.” Aslında güzel bir konuya değinmişti, Aslı denen o şırfıntının bile takımı vardı, biz niye şöyle iyi bir takım kurmuyorduk ki?
“Ben olumluyum bu işe, bir de yeryüzü oyunlarınız varmış galiba Ömer Bey duyuru yaptığında bende oradaydım, nasıl güzel oluyor mu?” Ben okey dediğimde gözleri nasıl sevinçle açıldıysa beni de heyecan sarmıştı, demek ki eğlenceli bir şeye benziyordu şu oyunlar. “Güzel olmaz mı, eğlenceler oyunlardan 3 gün önce başlıyor o zaman diliminde birebir düellolar çok oluyor, bir nevi güç gösterisi gibi düşün rakiplere gözdağı veriyorlar, hatta oyunlardan bir gece önce kokteyl partisi bile oluyor çok seveceksin.”
Parti mi? Pek parti seven bir tarafımın olduğunu söyleyemezdim, ben kendi lise sonu partime bile Uzay’ın zorlamasıyla gitmiştim. Okulda biraz müzikli eğlenceye bir de parti demişlerdi, kepleri atıp hocalarla fotoğraflar çektirip evlere dağılmıştık. “Parti sevmiyorsun anlaşılan.”
Düşünürken yüzümü buruşturmuş olmalıyım ki Toprak’ın dikkatini çekmeyi başarmıştım, kafamı ‘evet’ anlamında salladığımda anladığını belirttikten sonra kafasını duvara yasladı. “Olsun belki beni kırmazsın, bende pek parti sever biri değilim, eşlik edecek kimseyi bulamadığımdan da olsa gerek.” Uzaklara daldığında yalnız geçirdiği partileri düşündüğünü anlayabiliyordum, üstelememe kararı aldım, gideceğimden şüpheliydim ama bir yanımda deli gibi merak ediyordu.
Kapı açıldığında Toprak’la birlikte düşüncelerimizden sıyrılıp gelenlere baktık. Doktor, Uzay ve bir hemşire ile giriş yaptıklarında Selin Hanım da oturduğu koltuktan kalktı, hemşirenin elinde iki iğne ve dosyalar vardı. “Doktor Bey nasıl durumları?”
Selin hanım bir cevap bulmak umuduyla doktora soru sorarken hemşire dosyaları yatakların yanındaki komodinlere bırakmıştı, en az Selin Hanım kadar bizde meraklıydık. “Gerekli bütün tetkikler yapıldı, uyanmaları için tek bir çözüm var Uzay gerekeni yapmalısın.”
Uzay ve hemşire benim yatağıma geçerken doktor da Toprak’ın yatağının başındaydı, Uzay değneğini çıkarıp anlamadığım dildeki ayin cümlelerini kurmaya başladı.
“Toprak ne yapıyorlar söylesene?” Şaşkınlıkla bana döndü. “Ayinle birleştirdiğiniz bağları koparıyor.”
Uzay söylediği her bir kelime de daha da yükseltiyordu sesini, ruhumun bedenime geri çekildiğini hissediyordum, zaten çok geçmeden gözlerim artık odaya değil karanlığa teslimdi. “İğneyi yapalım.” Ne olduğunu anlayamadan kolumdan vücuduma yayınlan sızı tüm bedenimi ele geçirmeyi başarmıştı, nefesimin kesildiğini hissediyordum, sanki bedenim nefes almak için çırpınıyordu.
