YERLE YEKSAN kitap kapağı

4. bölüm / 7

YERLE YEKSAN

4. Bölün

Vaveyla Yazarı: Vaniliss 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 4. Bölün

Selam şekerlerim yeni bölüm geldi.

İstanbul

Derin Su Hazel

🔥🦅

Havaalanındaydım. Kuzenlerim uçaktan inmişti. Birazdan yanyana olacaktık.

İnsanlar ellerinde bavullarıyla bir telaş içinde geçip gidiyordu. Kimisi sevdiklerine koşuyor, kimisi vedalaşıyor, kimisi ise kalabalığın içinde kayboluyordu.

Ben ise girip kapısının tam karşısında, kollarımı göğsümde bağlamış bekliyorumdum.

Aradan aylar geçmişti. Ata ve Eslim’i ne zaman gördüğümü hatırlamıyordum.

Çocukken nerdeyse her gün beraberdik.

Şimdi ise aynı şehirde bile yaşamıyorduk.

Kalabalığın arasında gözlerim tanıdık iki yüzü arıyordu.

Bir süre sonra…

Kalabalığın arasında ilk önce Ata’yı gördüm.

Her zamanki gibi omuzunda sırt çantası, yüzünde rahat bir ifadeyle yürüyordu.

Hemen birkaç adım arkasından gelen ikiz kardeşi Eslim’i gördüm. Bir yandan bavulunu çekerken, diğer yandan bal rengi olan saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıyordu.

Eslim’in yüz ifadesinden Ata’ya sövdüğünü anlıyordum.

Ata pilot olduğundan beri kendini baya bir geliştirmişti. Uzun zamandır spor yaptığını biliyordum. Geniş omuzlu ve baya bir kaslıydı.

İkisinin arasındaki benzerlik çok azdı bal renginde saçları ve gözleri vardı ikisininde.

İkisinin gözleri etrafta gezerken beni gördüler.

Gülümsediğimde karşılık vererek yanıma geldiler.

Eslim’in bal rengi gözleri parlarken boynuma atladı.

“Hoş geldiniz,” dedim Eslim’e sarılırken.

“Hoş bulduk,” dedi sıcak bir sesle. “Çok özlemişim kızım seni.”

“Ben de kuzen, keşke hep burada kalsanız,” dedim Eslim’den ayrılırken.

Eslim, “bir haberimiz daha var,” dedi heycanla. “Ata atandı artık burada kalacağız.”

Şaşırdım. “Temelli mi?”

“Evet,” dedi Ata başını sallayarak. “Temelli.”

Ata karşıma geçip başımın üstüne elini koydu ve okşadı.

Anında kaşlarım çatıldı. Bileğini tutup elini ittim.

“Köpek mi seviyorsun?” diye sordum sinirle. En sevmediğim hareketti.

Ata gözlerini devirdi. “Seviyorum işte,” dedi her zamanki umursamaz tavrı ile.

Eslim gülerek kolunu omzuma attı. “Boş ver şimdi bu salağı,” dedi havaalimanının çıkışına yürürken. “Artık burdayız kuzen, neler yapacağız neler.”

Heyecanlı heyecanlı konuşurken. Gülümseyerek onun dinledim.

Ata arkamızdan yavaş adımlarla geliyordu.

Arabamın önüne geldiğimizde bavulları bagaja yerleştirdik.

Ata ön koltuğa geçerken Eslim hızla kenardan geçip ön koltuğa otudu.

Ata mecbur arka koltuğa geçti.

🔥🦅

Arabanın motorunu kapattığımda birkaç saniye direksiyonun başında kaldım.

Yarın duruşmam vardı. Aklımın bir köşesi hâlâ cezaevindeki görüşmede kalmıştı.

“Eve girmiyor muyuz?” diye sordu Ata.

Düşüncelerimden sıyrılıp ona döndüm.

“Giriyoruz.”

Arabadan indik. Bahçeye adım attığımız anda annemin özenle baktığı çiçekleri rüzgârla birlikte hafifçe sallanıyordu.

Eslim etrafa bakıp derin bir nefes aldı.

“Burayı özlemişim,” diye mırıldandı.

Ata kolunu omzuma attıp beni kendine çekti. Evin kapısına yürüken ben de onunla birlikte ilerliyordum.

Kapıyı çalmak için elimi kaldırdığım kapı açıldı.

Annem.

Kızıl saçları omuzlarına dökülmüş, mavi gözleri her zamanki gibi sıcak bakıyordu.

Bizi görünce yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti.

“Hoş geldiniz,” dedi kadifemsi bir sesle.

Eslim hiç beklemeden anneme sarıldı.

“Halacığım…”

Annem onu sımsıkı sardı.
“Hoş geldin güzel kızım.”

Ata da gülümseyerek anneme yaklaştı.

“Ben de geldim hala,” dedi annem Eslim’e sarılırken.

Annem gülerek Eslim’den ayrıldı. Ata’nın boyu uzun olduğu için Ata eğilerek anneme sarıldı.

“Hoş geldin oğlum.”

“Hoş buldum hala.”

Tam o sırada içeriden babamın tok sesi duyuldu.

“Geldiler mi?”

Birkaç saniye sonra babam kapıya geldi.

Siyah görmeleği her zamanki gibi kusursuzdu.

Yüzündeki ciddi ifade, Ata ve Eslim’i görünce yumuşadı.

“Enişte,” dedi Ata.

Babam önce Ata’ya ardından Eslim’e sarıldı.

Babam geri çeklip ikisinide süzdü.

Ata’nın omzuna hafifçe vurdu. “Almanya size yaramış,” dedi.

Ata gülümseyerek omuz silkti. “Biraz öyle oldu,” dedi.

Babamın dudaklarının kenarda belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Hadi içeri geçin,” dedi annem. “Kapıda kaldık.”

Evin içinde girdiğimde yine o huzur dolu kokuyu aldım.

Babam kocaman ellerini yanaklarına koyup anlıma bir öpücük bıraktı.

Gülümsedim.

“Çok mu yorgunsun?” diye sordu.

“Biraz,” diye kısa bir cevap verdim.

Annem mutfağa yönelirken bana döndü.

“Eslem gelmeyecek mi?”

Annemin bu sorusu içimi ısıttı.

Babam ve annem Eslem’i kendi kızları gibi seviyorlardı. Ve bu beni çok mutlu ediyordu.

“Çağrırım şimdi,” dedim.

Babam kuzenlerimle birlikte salona geçerken Eslem’i aradım.

İki üç çalıştan sonra telefonu açtı.

“Alo?”

“Napıyorsun?”

“Evde oturuyorum ya,” dedi bıkınlıkla. “Canım sıkıldı otur otur.”

Gülümseyerek konuşuyordum.

“Eslem, Ata ve Eslim geldiler sende bize gelsene,” dedim. “Hem canın sıkılıyormuş gel bizde otururuz.”

“Geldiler mi?” diye sordu heycanla. “Ben daha geç bekliyordum.”

“Geldiler,” dedim. “Ve temelli geldiler.”

“Ne?! Ne diyorsun Derin Su?”

Sesini baya bir yükseltmişti. Telefonu kulağımdan uzaklaştırmak zorunda kaldım.

“Bağırma ya,” dedim yüzünü buruşturarak. “Ata atanmış artık buradalar.”

“Anladım,” dedi. Sesi çok mutlu çıkıyordu.

Eslem’in beş yıldır Ata’dan hoşlandığını biliyordum.

Eslem normalde her hafta yeni birine aşık olurdu. Ama Ata ile tanıştığından beri ona aşıktı.

İlk adımı atmadığı için sürekli birbirlerine laf sokarlardı.

Eslim’de ikizinin kimden hoşlandığını bilmiyordu. Ata böyle şeyleri açıkça konuşmaz söylemezdi.

Ama Eslem Ata’yı ilk gördüğünde bana söylemişti.

Ben ilk başta çok aldırmamıştım çünkü çok sevgilisi olmuştu ama Ata’yı görmediği halde ondan vazgeçmemişti.

Tek dileğim arkadaşımın üzülmemesiydi.

“Hadi bekliyoruz gel,” dedim. Tamam diyerek telefonu kapattı.

Çalışanlar masayı kurarken annemler salonda oturuyordu.

Ben de Eslim’in yanına oturdum.

Babam rahat bir şekilde koltukta otururken sakin bir sesle konuştu.

“Eee Almanya nasıl?” diye sordu.

Cevabı Eslim verdi. “Yoğundu enişte. İş güç derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.”

Babam başını salladı. Açık kahverengi gözlerini Ata’ya çevirdi. “Ata?”

Ata hafifçe koltuğa yaslandı. “Ben de sürekli uçuştayım.”

Annem ile babam temmeli burada kalacaklarını biliyordu.

Uzun zamana sonra bir aradaydık biz lafa dalmışken kapı çaldı.

Heycanla ayağa kalktım. “Eslem geldi!”

Ben kapış doğru yürürken arkadan Ata’nın sesini duydum. “Eslem mi?”

Kapıyı açar açmaz Eslem siyah saçlarını arkasına attı. Ve bana gülümsedi.

“Hoş geldin aşkım,” dedim tebessüm ederek.

“Hoş buldum güzelim,” dedi. Kenara çekildim içeri girdi. “Nerdeler.”

“Salondalar,” dedim kapıyı kapatırken.

“Değişmiş mi?”

Ata’dan bahsettiğini anlamak zor değildi. “Baya değişmiş kaslı falan.”

Gözleri büyüdü. “Zaten kaslı değil miydi?”

“Git kendin bak,” dedim gülerek.

Ne zamandır o da görmüyordu belliki çok özlemişti.

Salona girdiğimizde Ata’nın bal rengi gözleri Eslem’i buldu.

Eslem’in koyu kahverengi gözlerinde küçük bir parıltı gördüm.

Eslim ayağa kalktı.

“Hoş geldiniz,” dedi Eslem, Eslim’e sarılarak.

“Hoş bulduk,” dedi Ata.

Kısa bir selamlaşmadan sonra yemek yemiştik.

Yemekten sonra yaklaşık yarım saat geçmişti.

Hepimiz bahçede oturuyorduk.

Hava serinlemişti. Ben koltuğa yaslanmış, telefonuma bakıyordum. Eslem yanımda oturmuştu.

Ata ve Eslim ise karşı taraftaki koltuklarda oturuyorlardı.

Bir süre herkes kendi halinde takıldı.

Eslim telefonundan bir şeyler gösterirken Ata eğilip ekrana baktı. “Bu ne?” diye sordu.

“İş için bir şey.”

“Hiçbir şey anlamadım.”

“Anlaman gerekmiyor zaten.”

Ata başını sallayıp tekrar arkasına yaslandı.

Ben istemsizce güldüm.

Eslim bana baktı.“ Ne oldu?”

“Hiç.”

Eslem de telefonunu kenara bıraktı. “Ben acıktım.”

“Az önce yemek yemedik mi?” diye sordum şaşkınca.

“Yedik.”

“E o zaman?”

“Tatlı istiyorum.”

Eslim hemen araya girdi. “Ben de.”

Ata başını kaldırdı. “Tatlı mı var?”

Güldüm bu hallerine.

“Evet,” dedim hemen ayağa kalktım. “Size frambuazlı cheesecake yaptım.”

Ata güldü. “Kuzen mutfakta el becerin yok ki senin,” dedi dalga geçerek. “Nasıl yaptın?”

Göz devirdim.

Yemek yapmayı bilmiyordum ama tek yapabildigim bir şey vardı o da frambuaz cheesecake’di.

Eslem ben eve doğru yürüken Ata’ya cevap verdi.

“Bir tek bunu yapabiliyor.”

Beni bu şekilde savunmasına sinir oldum arkamı dönüp bağırdım.

“En azından bir şey yapıyorum,” dediğimde bakışlar bana döndü. “Sen hiçbir şey bilmiyorsun.”

Arkamı dönüp evin içine girdim.

Annem ile babam terasa çıkmışlardı.

Mutfağa girip yaptığım tatlıyı masaya koydum. Üçgen şekilde kesip tabaklara yerleştirdim.

Çatalları koyduktan sonra tepsi ile mutfaktan çıktım.

Tepsiyi bahçeye çıkardığımda herkesin bakışları bana döndü.

Tepsiyi masanın üzerine bıraktım. “Alın bakalım,” dedim.

Eslem hemen tabağını kendine çekti.

Tabağımı alıp yerime geri oturdum.

Tatlımın tadı gerçekten güzeldi. Keyifle yerken Eslim ve Eslem aynı anda konuştu.

“Çok güzel.”

Gülümsedim gururla. “Çünkü ben yaptım,” dedim. Normalde böyle konuşmazdım ama sadece ailemin yanında böyleydim.

Bakışlarım Ata’ya döndü. Bana bakıp başını salladı ‘ne var’ der gibi.

“Beğendin mi?” diye sordum hevesle.

“İlk defa bir şeyi becermişsin,” dediğinde elimde çatalı ona fırlatmamak için zor durdum.

Bahçedeki hava bir anda çocukluğumuzdaki gibi olmuştu.

Uzun zamandır böyle bir akşam geçirmemiştik.

Telefonum masanın üzerinde titredi.

Ekrana baktığımda gelen mesajı görünce gülümsemem silindi.

Yarın saat 10.00 — duruşma.

Bir an elim telefonda kaldı.

Yarın.

Mirza.

Kasım Karahan.

Dosyanın bütün ayrıntıları yeniden aklıma geldi.

“Ne oldu?” diye sordu Eslem.

Başımı kaldırdım. “Bir şey yok.”

Ama sesimdeki değişikliği fark etmişti. “Emin misin?”

Başımı salladım. “Eminim.”

Telefonu ters çevirip masanın üzerine bıraktım.

Ata beni birkaç saniye sessizce izledi. “Yarın duruşman mı var?” dedi nokta atışı yaparak.

Başımı ona çevirdim. “Evet.”

“Kimin davası?”

Bir an sustum. “Mirza Valeska.”

Ata’nın yüzündeki ifade değişti. Eslim de kardeşine baktı. “Tanıyor musun?”

Ata cevap vermeden önce bana baktı .“Adını duydum.”

“Ben de bugün dosyasını kabul ettim,” dedim.

Ata kaşlarını hafifçe çattı. “Dikkatli ol Derin Su.”

Sesi bu kez eskisi gibi şakacı değildi. Ciddiydi.

“Neden?”

“Çünkü o adamın adı iyi şeylerle anılmıyor.”

Başımı hafifçe eğdim. “Ben de zaten bu yüzden davayı aldım.”

Ata bir şey söylemedi.

Sadece bana baktı.

Ben ise önümde duran cheesecake tabağına baktım.

Az önceki neşeli hava bir anda değişmişti.

🔥🦅

Mahkeme salonunun kapısına geldiğimde elimdeki dosyayı biraz daha sıkı tuttum.

Derin bir nefes aldım. Bugün bu dosya kapanacaktı.

Ama benim istediğim şekilde.

Kapıyı açıp içeri girdim. Salondaki birkaç kişi dönüp bana baktı. Hiçbirine aldırmadan avukat sırasına geçtim.

Dosyayı masanın üzerine bıraktım ve oturdum.

Birkaç saniye sonra Mirza getirildi.

Gardiyanların arasında salona girdiğinde gözlerim istemsizce ona kaydı.

Lacivert gözleri benimkileri buldu.

Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.

Sanki birazdan ne olacağını biliyordu. Ben ise dosyadaki her şeyi biliyordum.

Hakim salona girdiğinde herkes ayağa kalktı. “Duruşma başlıyor. Herkes yerine geçsin.”

Herkes oturdu. Hakim önündeki dosyayı açtı. “Sanık Mirza Valeska hazır.”

Başımı kaldırdım. Kısa bir an Mirza’ya baktım. “Hazır sayın hakim.”

Hakim kısa bir süre dosyaya baktı. “Sanık hakkında Kasım Karahan’ın ölümüyle ilgili açılan davanın duruşmasına devam ediyoruz.”

Savcı ayağa kalktı. “Sayın hakim, sanığın olay yerinde bulunduğu ve maktule ait silah üzerinde parmak izlerinin bulunduğu sabittir,” dedi.

Sanki bilmiyorduk.

Savcının sözünü bitirmesini bekledim. Sonra ayağa kalktım. “Sayın hakim, izin verirseniz savcılığın söylediği iki noktayı açıklamak istiyorum.”

Hakim başını salladı. “Buyurun avukat hanım.”

Dosyadan ilk belgeyi çıkardım. “Birinci konu, müvekkilimin olay yerinde bulunması.” Belgeyi masanın üzerine bıraktım. “Müvekkilim olay yerine kendi isteğiyle gitmiştir. Bunu zaten inkâr etmiyor. Ancak olay yerine gitmekle cinayet işlemek aynı şey değildir.”

Savcı hemen araya girdi. “Fakat maktulün cesedinin yanında bulunan kişi sanığın kendisidir.”

Ona döndüm. Açık kahve gözlerimden alev atıyordum resmen. “Evet. Çünkü maktulü orada buldu.”

Savcı kaşlarını çattı .“Ve silaha dokundu.”

Bu gibi bir sesle cevap verdim. “Evet.”

Bu savcıyı hiç sevmemiştim.

“Parmak izi de bu nedenle çıktı,” dedi savcı.

Başımı salladım. “Tam olarak.”

Savcı bir an sustu.

Ben dosyadaki diğer belgeyi çıkardım. “Fakat burada önemli olan silaha kimin dokunduğu değil, silaha ne zaman dokunulduğudur,” diyerek daha çok sinir ettim savcıyı.

Hakim dikkatle bana baktı. “Devam edin.”

“Adli rapora göre Kasım Karahan’ın ölümünün gerçekleştiği zaman aralığı, müvekkilimin olay yerine ulaşmasından önce.”

Salonda hafif bir hareketlilik oldu.

Savcı dosyasına baktı. “Bu kesin bir ölüm saati değildir.”

“Ben de kesin bir saat olduğunu söylemiyorum.” Sesimi yükseltmeden savcıya baktım. “Ancak müvekkilimin cinayeti işlediğini kanıtlamaya da yetmiyor.”

Hakim dosyaya gözlerini indirdi. “Başka deliliniz var mı?”

“Var,” dediğimde herkes kısa bir an şok geçirmişti. Mirza bile.

Dosyadan bir USB çıkardım.

Herkes şaşkındı.

Daha önce söylemiş miydim?

Ben Derin Su Hazel’dim. Asla işimi garantilemeden bir işin başına geçmezdim.

USB masaya bıraktım. “Güvenlik kamerası kaydı,” diye mırıldandım.

Savcının yüzündeki ifade değişti. Hakim kaşlarını kaldırdı. “Bu kayıt dosyada var mı?”

“Hayır.”

Savcı hemen ayağa kalktı. “Sayın hakim, bu delilin dosyaya ne zaman eklendiğini öğrenmek istiyorum.”

Valla bırakıcağım mahkemeyi gideceğim şu savcının çakma sarı saçlarını yolacağım!

Hakim bana baktı sorgu dolu gözlerle. “Avukat hanım?”

“Kayıt olay yeri inceleme sırasında alınmış ancak görüntünün tamamı incelenmemiş. Teknik inceleme sonucunda görüntünün bir kısmının kurtarılması mümkün oldu,” diye tek seferde açıkladım.

Savcı elini dosyanın üzerine koydu. “İtiraz ediyorum.”

Hakim ona döndü. “Neye itiraz ediyorsunuz?”

Ya sabır!

“Delilin sonradan ortaya çıkmasına.”

Başımı iki yana salladım. “Delil sonradan oluşturulmadı. Sonradan incelendi.”

Hakim birkaç saniye düşündü. Sonra kararını verdi. “Delil incelenecek.”

USB görevliye verildi.

Rahatlıkla nefesimi verdim. Gözlerim Mirza’ya kaydı. Soluksun beni izliyordu.

Salondaki ekrana görüntü yansıtıldı. Bakışlarımı ondan çektim.

Görüntü siyah beyazdı. Kasım Karahan’ın evinin dışındaki kamera kaydıydı.

Saat ekranda görünüyordu.

Önce boş sokak vardı.

Sonra kapüşonlu biri görüntüye girdi.

Evin önünde durdu. Etrafına baktı. Ardından içeri girdi.

Salonda çıt çıkmıyordu. Görüntü birkaç dakika ilerledi.

Aynı kişi evden çıktı.

Ve tam birkaç dakika sonra Mirza görüntüye girdi.

Savcı ayağa kalktı. “Görüntüdeki kişinin kim olduğu belli değil.”

Başımı kaldırdım. “Zaten iddiam o kişinin kim olduğu değil.”

Savcı bana baktı. “Öyleyse?”

“Önemli olan müvekkilimin eve girmesinden önce başka birinin evde bulunması,” dedim başımı daha çok dikleştirirken. “Ama o kişinin de ordan çıktıktan iki saat sonra ölüsü bulundu.”

Dosyalarımı masaya bıraktım. Mirza’ya dönü kısa bir an gözlerim.

Ciddi manada şaşkındı.

Hakim ekrana baktı. “Görüntü devam etsin.”

Kayıt ilerledi. Mirza kapının önünde durdu.

Kapıyı çaldı.

Bekledi.

Tekrar çaldı.

Sonra kapıyı kırıp içeri girdi.

Birkaç dakika sonra içeriden çıktı. Ardından polis aracı görüntüye girdi.

Hakim kaydı durdurdu. “Sanığın eve girdiği sırada maktul zaten içeride.”

“Evet sayın hakim,” dedim.

Savcı hâlâ ayaktaydı. “Bu kayıt, sanığın cinayeti işlemediğini kanıtlamaz.”

Ona döndüm. “Doğrudan kanıtlamıyor.” dedim. Kısa bir sessizlik oldu. “Fakat sanığın eve girmesinden önce başka bir kişinin eve girdiğini ve sanığın o kişiden sonra olay yerine ulaştığını gösteriyor.”

Savcı cevap vermedi. Ben devam ettim. “Dahası, müvekkilim olay yerine geldiğinde kapı içeriden kilitliydi. Kapıyı kırarak içeri girdi. Maktulü yerde buldu. Silah ise cesedin birkaç adım uzağındaydı.”

Hakim dikkatle dinliyordu.

“Parmak izi?”

“Silah üzerindeki parmak izi, müvekkilimin silaha dokunduğunu gösterir. Cinayeti işlediğini değil.”

Savcı yeniden söz aldı. “Sanık neden silaha dokundu?”

Bu kez Mirza başını kaldırdı. Hakim ona baktı. “Sanık, cevap vermek ister misiniz?”

Mirza birkaç saniye sustu. Sonra sakin bir sesle konuştu. “Refleksle dokundum hakim bey.”

Hakim başını salladı. “Başka?”

“Yok.” Mirza tekrar sustu.

Ben de söz aldım. “Sayın hakim, müvekkilimin olay yerinde bulunması zaten inkâr edilmiyor. Ama bu dosyada cinayeti işlediğine dair tek bir kesin delil yok.”

Savcı sessizce yerine oturdu. Ben dosyayı kapattım. “Bir insanın hayatından yıllar çalmak için şüphe yeterli değildir. Mahkûmiyet için kesin ve inandırıcı delil gerekir,” dedim sertlikle.

Salonda sessizlik vardı. Hakim birkaç dakika boyunca dosyayı inceledi.

Sonra başını kaldırdı. “Mahkeme kararını açıklayacaktır.”

Herkes sustu ve ardından ayaklandı.

Mirza’nın bakışları bana döndü. Ben gözlerimi ondan ayırmadım.

Hakim karar kağıdını eline aldı. “Sanık Mirza Valeska hakkında, Kasım Karahan’ın ölümüne ilişkin isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğinin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle ortaya konulamadığı anlaşılmıştır.”

Kalbim hızlandı. Hakim devam etti. “Sanığın beraatine karar verilmiştir.”

Bir an hiçbir şey duymadım. Sonra hakim son cümleyi söyledi.

“Sanığın tahliyesine karar verilmiştir.”

Derin bir nefes verdim.

Kazandım.

Dosyayı kapattım.

Dudaklarımda kendimden emin bir tebessüm oluştu.

Mirza birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Şaşkındı.

Tek seferde yapabileceğimi düşünmemişti.

Lacivertleri ben de asılı kaldı.

Gardiyanlardan biri yanına geldi. “Geçmiş olsun.”

Mirza kısa bir ona gardiyana döndü ve sadece başını salladı.

Sonra tekrar bana baktı. Bu kez yüzünde o kendinden emin ifade yoktu.

Daha çok rahatlamış görünüyordu. Yanımdan geçerken kısa bir süre durdu.

“Eyvallah.”

Sadece tek kelime söyledi. Başımı hafifçe salladım. “Teşekkürünü dışarı çıktıktan sonra edersin.”

Mirza’nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Çıktım zaten.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Öyleyse geçmiş olsun,” dedim.

“Sağ ol Günbatımı.”

Günbatımı değişine kızmak istedim ama ağzımı açamadım bile.

Gardiyanların yanından ayrılıp mahkeme salonunun kapısına doğru yürüdü.

Ben arkasından bakarken elimdeki dosyayı kapattım.

Bir yıl.

Bir insanın hayatından tam bir yıl çalınmıştı.

Ve bugün o dört duvarın arasından çıkmıştı.

Bu davayı da kazanmıştım.

🔥🦅

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.