22. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar

özel bölüm

Sümeyye Öztürk

Bir yıl sonra…

Bir yıl…

Takvim için yalnızca üç yüz altmış beş gündü

Ama bazı insanlar için bir ömür kadar uzundu

Hastane hâlâ aynı hastaneydi

Koridorlar aynıydı

Ameliyathane kapıları aynı sesle açılıp kapanıyordu

Monitörler aynı ritimle ötüyordu

Sedye tekerlekleri aynı aceleyle koridorlardan geçiyordu

Hayat devam ediyordu

Etmek zorundaydı

Ama bazı eksiklikler vardı

Ve bazı eksiklikler zamanla küçülmüyordu

Sadece insan onlarla yaşamayı öğreniyordu

Can artık kalp damar cerrahisi bölümünün sorumlu hekimlerinden biriydi

Hastane çalışanları onu disiplinli, sakin ve başarılı biri olarak tanıyordu

Ama onu yıllardır tanıyanlar biliyordu

Can artık daha az gülüyordu

Daha az şaka yapıyordu

Ve nöbet çıkışlarında hastanenin çatısına çıkıp uzun süre İstanbul’u izliyordu

Kimse nedenini sormuyordu

Çünkü herkes nedenini biliyordu

Nehir beyin ve sinir cerrahisi uzmanıydı kariyerinde ilerlemeye de devam etti

Aylar önce Alp ile evlenmişti

Düğünde herkes gülmüştü

Fotoğraflar çekilmişti

Pasta kesilmişti

Ama fotoğrafların hiçbirinde tam bir mutluluk yoktu

Çünkü boş kalan bir sandalye vardı

Ve herkes o sandalyede kimin oturması gerektiğini biliyordu

Nehir hâlâ saçını toplarken bazen duruyordu

Çünkü yıllarca aynı cümleyi duymuştu

“Saçımı biraz düzeltir misin?”

Ve o ses artık yoktu

Alp hâlâ aynı Alp’ti

Hâlâ kötü şakalar yapıyordu

Hâlâ insanların moralini düzeltmeye çalışıyordu

Ama artık bazen cümlenin ortasında susuyordu

Bazen kahkaha atarken gözleri dalıyordu

Ve bazen hastane bahçesindeki banka gidip dakikalarca oturuyordu

Kimse nedenini sormuyordu

Çünkü herkes biliyordu

Mete ise en çok değişen kişiydi

Eskiden daha sertti

Daha tartışmacıydı

Daha hareketliydi

Şimdi ise sessizdi

Nöbet aralarında kahvesini alıp cam kenarına geçiyor ve uzun süre dışarıyı izliyordu

Ceketinin iç cebinde ise hâlâ küçük bir kutu taşıyordu

İçinde tek taş bir yüzük vardı

Bir yıl boyunca o kutu cebinden hiç çıkmamıştı

Bazen elini cebine atıyor kutunun orada olduğunu hissediyor sonra elini geri çekiyordu

Bazı hikâyeler başlamadan yarım kalıyordu

Derin ve Mete’nin hikayesi de yarım kalmıştı

O gün hastane her zamanki yoğunluğundaydı

Can vizit sonrası koridorda yürürken adımları farkında olmadan eski genel cerrahi bölümüne yöneldi

Bir kapının önünde durdu

Bir yıl boyunca onlarca kez önünden geçmişti

Ama içeri yalnızca birkaç kez girebilmişti

Kapının üzerindeki isimlik hâlâ yerindeydi

Uzm. Dr. Derin Yıldız Genel Cerrahi Uzmanı

Can birkaç saniye boyunca sadece isme baktı

Sonra kapıyı açtı

Oda hâlâ aynıydı

Masanın üzerindeki kalem

Yarım bırakılmış notlar

Kurumuş kahve lekesi

Ve askılıkta duran beyaz önlük

Sanki birazdan vizitten dönecek kapıyı açıp içeri girecek ve yüksek sesle “Can kahvemi yine mi sen içtin?” Diye bağıracaktı

Can istemsizce gülümsedi

“Dağınık”

diye mırıldandı

“Toplamaya yine üşenmişsin.”

Sessizlik cevap verdi

Masaya doğru yürüdü

Çekmeceyi açtı

İçeride yalnızca tek bir zarf vardı

Üzerinde tanıdığı o eğik yazıyla iki kelime yazıyordu

Can’a.

Can’ın nefesi düzensizleşti

Zarfı yavaşça açtı

İlk satırı okudu

“Eğer bunu okuyorsan büyük ihtimalle ben artık yaşamıyorum.”

Bir anda bütün oda sessizleşti

Can sandalyeye oturdu

Ve okumaya devam etti

Can

Eğer bu mektubu okuyorsan büyük ihtimalle ben artık yaşamıyorum

Lütfen kızma

Bunu senden sakladığım için bana kızacağını hatta bana saatlerce bağıracağını biliyorum

Haklı olacaksın da

Ama başka türlü yapamazdım

Otobüs kazasını hatırlıyor musun?

Herkes benim tamamen iyileştiğimi sandı

Ben de uzun süre öyle sandım

Yıllar sonra yapılan tetkiklerde beynimde damarsal bir problem olduğu ortaya çıktı

Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söylediler

Beklemeden

Ertelemeden

Ama ben kabul etmedim

Çünkü benim yarım kalan başka bir ameliyatım vardı

Anneminki

Ben o dosyayı kapatmadan kendi dosyamı açamazdım

Bu yüzden ameliyatı erteledim

Bir kez

Sonra bir kez daha

Ve yine

Doktor olduğum için bunun yanlış olduğunu herkesten daha iyi biliyordum

Ama bazen insan kararlarını bilgisiyle değil

Yarasıyla veriyor

Ben de öyle yaptım

Belki hata yaptım

Belki hayatımın en büyük hatasını yaptım

Ama annemin dosyası kapanmadan ameliyat masasına yatamazdım

Çünkü on iki yıl boyunca beni ayakta tutan tek şey buydu

Adalet

Eğer sonunda gerçeği öğrendiysem

Buna değmiştir

Can

Senden bir ricam var

Lütfen kendini suçlama

Ne otobüs kazası senin suçundu

Ne annemin ölümü

Ne de benim

Hayat bazen en iyi doktorların bile tedavi edemeyeceği yaralar açıyor

Mete’ye söyle

Bana yeniden sevmeyi öğretti

Ben yıllarca annemle birlikte kalbimi de toprağa gömdüğümü sanmıştım

Meğer kalbim sadece korkuyormuş

Keşke biraz daha zamanımız olsaydı

Alp’e söyle

Şakaları gerçekten berbattı

Ama en çok onları özleyeceğim

Çünkü hayatımda şakaları kötü olup da bir o kadar saran tek kişiydi Alp

Nehir’e söyle

Saçımı düzeltirken hep annemi hatırlatıyordu bana

Bunu hiç söyleyemedim onun yerine sadece saçımı düzeltirmisin dedim hep

Ve sana

Teşekkür ederim

Beni hiçbir zaman yalnız bırakmadığın için sürekli arkamda durup beni desteklediğin için

Son bir isteğim daha var

Dolabımdaki beyaz önlüğü kimse kaldırmasın

Bir gün doktor olmak isteyen bir öğrenci onu görsün

Belki ismimi merak eder

Belki hikâyemi öğrenir

Belki de bir hastayı kurtarmak için benden daha cesur olur

Ve son olarak

Anne

Sözümü tuttum

Doktor oldum

Ama galiba en çok seni özledim

Hoşça kalın kendinize de dikkat edin

Derin Yıldız

Can mektubu yavaşça kapattı

Ellerinin titrediğini fark etti

Tam o sırada kapı açıldı

Mete içeri girdi

Can’ın gözleri kıpkırmızıydı

Mete birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi

Sonra sessizce sordu
“Ne oldu?”

Can cevap veremedi

Sadece mektubu uzattı

Mete okumaya başladı

İlk satırda durdu

Sonra okumaya devam etti

Her satırda yüzündeki ifade biraz daha değişiyordu

Otobüs kazası

Damarsal problem

Ertelenen ameliyat

Bir anda mektubu kapattı

Duvara yumruğunu vurdu.
“Hayır”

Sesinde öfke yoktu

Sadece çaresizlik vardı.
“Ben nasıl anlamadım?”

Can sessizce cevap verdi.
“Çünkü anlamanı istemedi.”

Mete cebine uzandı

Küçük kutuyu çıkardı

Yavaşça açtı

Yüzük hâlâ içindeydi

Kutuyu Derin’in masasının üzerine bıraktı

Ve yalnızca tek cümle söyledi.
“Evet demiştin”

Odadaki sessizlik yine geri döndü

Bazı insanlar gidiyordu

Ama bazı insanlar

Gittikten sonra bile koridorlarda yürümeye devam ediyordu

Mete uzun süre konuşmadı

Elindeki mektuba bakıyordu

Sanki satırlar değişecekmiş gibi

Sanki biraz daha bakarsa sonunda şu cümleyi görecekmiş gibi “Şaka yaptım.”

Ama öyle bir cümle yoktu

Olmayacaktı da

Kapı hafifçe çaldı

Ardından Alp ile Nehir içeri girdi

İkisi de Can’ın gözlerinin kızardığını fark etmişti

Alp ilk konuşan oldu.
“Ne oldu?”

Can birkaç saniye sustu

Sonra masanın üzerindeki mektuba baktı.
“Derin.”

Bu tek kelime yetmişti

Nehir yavaşça yaklaştı.
“Derin ne?”

Can cevap vermedi

Mektubu uzattı

Nehir titreyen ellerle aldı

Alp de yanına geçti

Birlikte okumaya başladılar

“Eğer bunu okuyorsan büyük ihtimalle ben artık yaşamıyorum.”

Nehir daha ilk satırda elini ağzına götürdü

Alp’in yüzündeki bütün ifade kayboldu

Satırlar ilerledikçe odadaki sessizlik ağırlaşıyordu

Otobüs kazası

Damarsal sorun

Ertelenen ameliyat

Baş ağrıları

Baş dönmeleri

Ve kimseye söylememesi

Nehir okumayı bıraktı

Gözlerinden yaşlar akıyordu.
“Yani”

Sesi titriyordu.
“O biliyordu.”

Kimse cevap vermedi

Çünkü cevap zaten mektubun içindeydi

Alp mektubu eline aldı

Tekrar okumaya başladı

Bu kez kendi kısmına geldi

“Alp’e söyle
Şakaları gerçekten berbattı.
Ama en çok onları özleyeceğim
Çünkü hayatımda şakaları kötü olup da bir o kadar saran tek kişiydi Alp”

Alp birkaç saniye boyunca satırlara baktı

Sonra istemsizce güldü

Gerçekten küçük bir gülüştü

Ama o gülüşün içinde büyük bir acı vardı.
“Bak sen şu işe bütün hayatı boyunca şakalarıma laf etti.”

Sessizlik

Alp gözlerini kapattı.
“Bir kere olsun güzel olduklarını kabul etmedi.”

Sesi titremeye başlamıştı.
“İnatçı kız.”

Gözlerinden yaşlar süzüldü

Alp yıllardır ağlamamıştı

Derin öldüğünde ağlamıştı

Şimdi ise ikinci kez ağlıyordu

Bu kez sessizce

Kimse onu teselli etmeye çalışmadı

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey teselli değil

Ağlayabilmekti

Nehir tekrar mektubu aldı

Kendi kısmını buldu

“Nehir’e söyle
Saçımı düzeltirken hep annemi hatırlatıyordu bana
Bunu hiç söyleyemedim onun yerine sadece saçımı düzeltirmisin dedim hep “

Nehir’in dudakları titredi

Bir anda yıllar önceki görüntüler geldi aklına

Lise sıraları

Hastane koridorları

Nöbet odaları

Ameliyat öncesi telaşlar

Derin’in sürekli yüzüne düşen saçları

Ve onun her seferinde:
“Dur şunu düzelteyim.”

demesi

Nehir gözlerini kapattı.
“Bunu neden bana hiç söylemedin?”

diye fısıldadı

Ama cevap verecek kişi artık burada değildi

Can pencerenin önüne yürüdü

İstanbul gece ışıklarıyla parlıyordu

Bir yıl geçmişti

Ama bazı yaralar takvim kullanmıyordu

Mete masanın üzerindeki yüzüğe baktı

Sonra beyaz önlüğe

Sonra tekrar yüzüğe

“Ben ona evlenme teklif ettiğimde düğün tarihini konuşuyorduk.”

Sesi titredi
“Meğer o kendi ölüm tarihini biliyormuş.”

Kimse konuşmadı

Çünkü o cümleden sonra söylenecek hiçbir şey yoktu

Dakikalar geçti

Sonunda Can askıdaki beyaz önlüğe baktı.
“İsteğini yerine getireceğiz.”

Alp başını kaldırdı.
“Hangisini?”

“Kimse kaldırmasın demişti.”

Nehir gözyaşlarını sildi.
“Kimse kaldırmayacak.”

Mete de başını salladı.
“Bu oda olduğu gibi kalacak.”

Can önlüğün üzerindeki isimliğe baktı

Dr. Derin Yıldız Genel Cerrahi Uzmanı

Bir süre dört kişi de aynı isme baktı

Sonra Alp sessizce konuştu.
“Var ya”

Üçü de ona döndü

Alp hafifçe gülümsedi.
“Şakalarımı hâlâ kötü buluyorsa…”

Bir an durdu.
“Demek ki bir yerlerde hâlâ bizi izliyordur.”

Bu kez kimse gülmedi

Ama kimse itiraz da etmedi

Çünkü bazen bazı insanların öldüğünü kabul etmekle hayatından çıktığını kabul etmek aynı şey değildi

Ve Derin Yıldız

Artık o hastanede çalışan bir doktor değildi

Ama o koridorlarda yürüyen herkesin hikâyesinin bir parçası olmaya devam ediyordu

~SON