17. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar

16. Bölüm

Sümeyye Öztürk

Günümüz istanbul…
Derin YILDIZ…

Aylar süren araştırmaların sonunda ilk kez bir isim bulmuştum

Annemin ameliyatını yapan cerrahın adı

Dosyanın eksik sayfaları

Eksik raporlar

Kaybolan notlar

Hepsinin sonunda aynı isim duruyordu

Elimdeki dosyaya dakikalarca baktım

On iki yıl boyunca kafamın içinde yüzlerce kez hayal ettiğim insan artık bir isimden ibaret değildi

Gerçekti

Yaşıyordu

Nefes alıyordu

Belki her sabah kahvesini içiyordu

Belki eve gidip ailesiyle yemek yiyordu

Belki de hayatına normal şekilde devam ediyordu

Benim hayatım ise onun ameliyathanesinde durmuştu

Randevu almak düşündüğümden daha kolay oldu

Benimle görüşmeyi kabul etmişti

Bu bile şaşırtıcıydı

Odadan içeri girdiğimde saçlarına düşen beyazları fark ettim

Yaşlanmıştı

Belki de zaman onu da affetmemişti

Karşıma oturdu.
“Hoş geldiniz doktor hanım.”

Dosyayı masanın üzerine bıraktım.
“Bu dosyayı tanıyor musunuz?”

Gözleri dosyaya kaydı

Bir anda yüzündeki bütün ifade değişti

Tanımıştı

Bunu anlamak için doktor olmaya gerek yoktu

Uzun süre konuşmadı

Sonunda sessizce sordu

“Sen onun kızısın değil mi?”

Başımı salladım

Adam gözlerini birkaç saniye kapattı

“Evet onun kızıyım” dedim

Ve o an bir şey fark ettim

Bu adam korkmuyordu

Bu adam savunmaya geçmiyordu

Bu adamın yüzünde başka bir şey vardı

Vicdan azabı

“Bana ne olduğunu anlat”
Kaba olacagını düşünerekten ekledim
“Lütfen.”

Adam derin bir nefes aldı

“Bazı şeyler geçmişte kaldı.”

“Benim için kalmadı.”

“Bunu konuşmak istemiyorum.”

“Neden?”

Cevap vermedi

“Sadece komplikasyon muydu”

Sessizlik

“Yoksa başka bir şey mi oldu Doktor”

Adam ayağa kalktı.
“Görüşme bitmiştir.”

Ben de ayağa kalktım.
“On iki yıldır bitmedi.”

Kapıya yöneldi

Tam çıkarken durdu

Arkasını dönmeden konuştu

“Bazı gerçekler öğrenildiğinde insanı rahatlatmaz doktor hanım.”

Sonra çıktı

Ben olduğum yerde kaldım

Çünkü o cümlede korku vardı

Ve suçluluk

İlk kez gerçekten doğru yerde olduğumu hissettim

Akşam hastane kafeteryasında Can karşıma oturdu

Yüzüme baktı

“Buldun değil mi?”

Başımı salladım

“Nasıldı?”

Bir süre sustum.
“Suçlu birine benziyordu.”

Alp de yanımıza geldi.
“Konuştu mu?”

“Hayır.”

Nehir kaşlarını çattı
“Bu da aslında bir cevap.”

Haklıydı

Bazen insanların söylemedikleri şeyler söylediklerinden daha yüksek ses çıkarıyordu

Mete beni hastanenin bahçesinde buldu

Elinde iki kahve vardı

Birini uzattı

“Buldun galiba.”

“Evet”

Yanıma oturdu

Bir süre hiçbirimiz konuşmadık

Sonra sessizce sordum

“Sence insanlar hata yaptıktan sonra normal hayatlarına devam edebilir mi?”

Mete düşündü.
“Bazıları eder.”

“Ya diğerleri?”

“Diğerleri her gün aynı günü tekrar yaşar.”

Kahvemden bir yudum aldım

“Onun ikinci grupta olduğunu düşünüyorum.”

Mete bana baktı
“Belki de öyledir.”

Başımı kaldırdım

“Peki bu benim onu affetmem gerektiği anlamına mı geliyor?”

“Hayır.”

“Öyleyse ne anlama geliyor?”

“Bilmiyorum.”

Sonra hafifçe gülümsedi ve ekledi
“Ama bunu tek başına taşımak zorunda olmadığın anlamına geliyor olabilir.”

İlk kez o an gözlerine uzun süre baktığımı fark ettim

Belki de ilk kez gerçekten durup baktım

Ve ilk kez yıllardır taşıdığım yük biraz daha hafiflemiş gibi geldi

Evet Mete’yi yeni tanıyordum ama önemli olan zaman değildi

önemli olan Mete’nin bana nasıl davrandığıydı

Bir süre sonra hastanenin önünde durmuştuk

Gece sessizdi.

Mete konuşuyordu

Ben dinliyordum

Sonra bir anda sustu

“Derin.”

“Hm?”

“Bir şey söyleyeceğim.”

“Söyle.”

“Muhtemelen bunu söylemek için kötü bir zaman.”

“Kesinlikle öyle.”

“Yine de söyleyeceğim.”

İlk kez gülümsedim.
“Tam sana göre davranış.”

O da güldü

“Sanırım senden hoşlanıyorum.”

Kaşımı kaldırdım.
“Sanırım mı”

“Evet.”

“Doktor olarak teşhis koymakta biraz kötüsün galiba.”

“Kesin tanı koymak için gözlem süresi gerekiyormuş.”

Bu kez gerçekten güldüm

Uzun zamandır ilk kez bu kadar normal hissetmiştim

“Peki ya sen?” diye sordu

Bir süre düşündüm

İçimde bir his vardı sevmiyorum diyemezdim çünkü bazı atışmalarımız ister istemez bir birimizden hoşlanmaya itmişti bizi

Sonra cevap verdim.
“Sanırım ben de senden hoşlanıyorum.”

“Sanırım mı?”

Mete’nin az önceki sözünü tekrarladım Kesin tanı koymak için gözlem süresi gerekiyormuş.”

Mete güldü

Ben de güldüm

Belki hayat bazen insandan her şeyi alıyordu

Sonra yıllar sonra giç beklemediği bir anda bir şeyleri geri vermeye başlıyordu

Tamamını değil

Belki hiçbir zaman tamamını değil

Ama yeniden nefes alacak kadarını

Ve belki de bazen insanın ihtiyacı olan tek şey buydu

On iki yıl sonra ilk kez nefes alabildiğimi bu gece hissetmiştim

***