10. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar

9. Bölüm

Sümeyye Öztürk

12 yıl önce istanbul…
Nehir KAYA…

Kapının önünde birkaç saniye öylece durmuştum

Elimde Derin’in bıraktığı not vardı

Ama beynim hâlâ yatağın neden boş olduğunu anlamaya çalışıyordu

Belki tuvalete gitmiştir diye düşündüm

Belki aşağı inmiştir

Belki yanlış odaya bakmışımdır

Ama doğrusu şuydu ‘Derin gitmişti’

Sonra yatağın üzerindeki dümdüz çarşafa baktım

Gitmişti

Gerçekten gitmişti

Koridorda koşmaya başladım

Önce hemşirelere sordum

Sonra güvenliğe

Sonra danışmaya

Kimse bilmiyordu

Kimse onu görmemişti

Elimdeki kağıt giderek ağırlaşıyordu sanki

Can’ın odasına girdiğimde gözlerini tavana dikmiş yatıyordu

Beni görünce doğrulmaya çalıştı ama ağrısı ağır bastı

“Derin uyandı mı”

Cevap veremedim

Elimdeki kağıdı ona uzattım

Can önce bana baktı sonra nota ve yavaşça okumaya başladı

Her satırda yüzündeki ifade biraz daha değişiyordu

Notun sonuna geldiğinde uzun süre konuşmadı

Sonunda sadece tek bir cümle kurdu

“Gitti mi”

Başımı salladım

Can gözlerini kapattı

“Tek başına gitmemeliydi.”

“Biliyorum.”

“Biz onu yalnız bırakmadık ki.”

Bu sefer cevap veremedim

Çünkü bazen insanlar yalnız bırakılmazdı

Kendilerini yalnız hissederlerdi

Ve bu ikisi arasında kocaman bir fark vardı

Ertesi sabah Alp uyandığında ilk sorduğu şey Derin oldu

“Uyandı mı”

Can yatağının yanındaki sandalyede oturuyordu taburcu olmamıştı fakat odasından cıkıp gezebiliyordu

Can sessizce notu Alp’e uzattı

Alp okumaya başladı

İlk birkaç satırda yüzü değişmedi

Sonlara doğru kaşları çatıldı

Kağıdı katlayıp yatağın üzerine bıraktı

“Saçmalamış.”

Kimse konuşmadı

Alp başını çevirdi

“Geri gelir ya gelir”

Can cevap vermedi

Alp tekrar konuştu

“Gelir yani değil mi”

Bu sefer sesi eskisi kadar güçlü çıkmamıştı

Can gözlerini kaçırdı çünkü gözleri dolmaya başlamıştı ve can bunu göstermeyi sevmezdi

Sadece “umarım” diyebildi Can

Kazanın üzerinden haftalar geçti

Sonra aylar

Derin’i aramaya başladık

Önce okula sorduk nakil aldığı bilgisine ulaştık fakat nereye oldugunu söylememişlerdi

Sonra eski komşularına

Sonra akrabalarına

Telefon numarası değişmişti

Adres değişmişti

Sanki bir insan değil de bir gölgeyi arıyorduk

Bazen Can eski mahalleye gidiyordu

Bazen ben okul çıkışı parkta bekliyordum

Alp ise her seferinde aynı şeyi söylüyordu

“Bir gün çıkıp gelecek.”

Ama günler geçiyordu

Derin gelmiyordu

Bir gün Can sessizce konuştu

“Belki de aramayı bırakmamız gerekiyordur.”

Alp anında tepki verdi

“Saçmalama.”

Can başını kaldırdı

“Belki bulunmak istemiyordur bulunmak istemeyen birisini bulmak imkansızdır sizde biliyorsunuz bunu”

O gün ilk kez hiçbirimiz cevap veremedik

Çünkü haklı olmasından korkuyorduk

Ve bazen insanlar kaybolmazdı

Gitmeyi seçerlerdi

Biz de yavaş yavaş aramayı bıraktık

Ama unutmayı başaramadık


Ankara…
Derin YILDIZ…

Yeni şehirlerin kokusu farklı olurmuş derlerdi ki öyleymiş

İstanbul deniz kokardı

Ankara ise soğuk sabahlar gibi kokuyordu

İlk birkaç ay hiçbir yere ait hissedemedim

Sokaklar yabancıydı

İnsanlar yabancıydı

Ben bile kendime yabancıydım

Yeni okuluma gidip geliyordum

Kimseye yaklaşmıyordum

Kimseyle konuşmuyordum

Boş zamanlarımın çoğunu ders çalışarak geçiriyordum

Çünkü düşünmediğim sürece acıtmıyordu

En azından biraz daha az acıtıyordu

Bir gün yolumu bilmeden yürürken büyük bir kampüsün önünde durdum

Demir kapının üzerinde üniversitenin adı yazıyordu

İçeriye girip çıkan öğrencileri izlemeye başladım

Bazıları beyaz önlük giymişti

Kimisi gülüyordu

Kimisi koşturuyordu

Kimisi ellerinde kitaplarla amfilere yetişmeye çalışıyordu

Uzun süre onları izledim

Sonra gözüm genç bir kız öğrencinin önlüğüne takıldı

Beyazdı

Temizdi

Ve garip bir şekilde umut gibi görünüyordu

İçimde yıllardır ilk kez başka bir duygu hissettim

Öfke değildi

Yalnızlık değildi

Acı değildi

Amaçtı

Doktorlar annemi kurtaramamıştı

Ama belki de ben bir gün bir başkasının annesini kurtarabilirdim

Belki de bir gün bir hastane koridorunda başka bir kızın hayatı benim yüzümden ikiye bölünmezdi

Üniversitenin kapısına biraz daha yaklaştım

Beyaz önlüklü öğrenciler önümden geçip gidiyordu

Ve ben ilk kez nereye yürümek istediğimi biliyordum

Artık beni ayakta tutacak tek şey vardı

Doktor olmak.

***