16. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar

15. Bölüm

Sümeyye Öztürk

Günümüz İstanbul…
Derin YILDIZ…

Sabah saat altı kırk üçte telefonum çaldığında nöbetimin daha sakin geçeceğini düşünüyordum

Yanılmışım

Çocuk cerrahisinden acil konsültasyon isteniyordu

Sekiz yaşında erkek çocuk

Karın travması

Çoklu organ yaralanması

Masif kanama

Koşarak aşağı indiğimde acilin içindeki hava bile farklıydı

Hemşireler koşuşturuyordu

Monitör sesleri birbirine karışıyordu

Çocuğun annesi koridorun diğer ucunda ağlıyordu

Babası ise duvara yaslanmış boş gözlerle ameliyathane kapısına bakıyordu

BT görüntülerini önüme koyduklarında birkaç saniye sessiz kaldım

Karaciğer

Dalak

İnce bağırsak

Her yerde hasar vardı

Yanımdaki anestezi uzmanı sessizce konuştu.
“Şansı çok düşük.”

Bir başkası ekledi.
“Masada kaybedebiliriz.”

Gözümü görüntülerden ayırmadım

Sonra sakin bir sesle cevap verdim

“Kaybedebiliriz.”

Herkes bana baktı ama devam ettim

“Fakat denemeden kaybetmeyeceğiz”

Ameliyat başladığında saat sabah sekizi gösteriyordu

İlk iki saat hızlı geçmişti

Üçüncü saatte yeni kanama odakları bulduk

Altıncı saatte ekip değişmeye başlamıştı

Sekizinci saatte ayaklarımı hissetmiyordum

Onuncu saatte omuzlarım taş gibi olmuştu

On ikinci saatte ameliyathanedeki herkes sessizleşmişti

Sadece monitör sesleri vardı

Ve benim nefes alışverişim

Bir ara Mete içeri girdi

Acil servisten çıkıp ameliyathaneye kadar gelmişti

Camın arkasından bana baktı

Ben de ona baktım

Saatlerdir ilk kez dış dünyayı fark etmiş gibiydim

Elini kaldırıp başparmağını yukarı kaldırdı

Küçük bir hareketti

Ama o an ihtiyacım olan şey tam olarak buydu

On dördüncü saatin sonunda son sütürü attığımda ameliyathanede birkaç saniyelik sessizlik oldu

Monitöre baktım

Ritim vardı

Tansiyon vardı

Nefes vardı

Çocuk yaşıyordu

Maskemin altında gözlerimi kapattım

Sonra yavaşça nefes verdim

“Yoğun bakıma sevk edelim”

Yanımdaki hemşire hafifçe gülümsedi

“Başardınız doktor hanım.”

Başımı salladım

“Başardım değil biz başardık.”

Koridora çıktığımda çocuğun annesi ayağa fırladı

Yüzündeki korku kilometrelerce öteden okunuyordu

“Doktor hanım?”

Maskemi çıkardım

“Ameliyat başarılı geçti zordu fakat küçük bey güçlüydü”

Kadın birkaç saniye yüzüme baktı

Sanki söylediklerimi anlamaya çalışıyordu

“Yaşıyor değil mi ”

Başımı salladım

“Evet.”

Kadın ağlamaya başladı

Bir anda bana sarıldı

“Teşekkür ederim.”

Sesi titriyordu

“Teşekkür ederim.”

Ben ise donup kalmıştım

Çünkü yıllar önce

Ben de bir koridorda durmuştum

Bir doktorun çıkmasını beklemiştim

Ama benim hikâyemde bu cümle hiç söylenmemişti

Gözlerimi birkaç saniye kapattım

Sonra kadının omzuna hafifçe dokundum

“O iyi olacak merak etmeyin”

Bu cümleyi ilk kez söylerken canım acımamıştı

Sonraki birkaç gün hastanede garip şeyler olmaya başladı

Koridorlarda insanlar beni konuşuyordu

“On dört saat ameliyat yapmış.”

“Çocuk yaşıyormuş.”

“İmkânsız denilen vakaymış.”

Bir sabah hastaneye geldiğimde Alp elinde telefonla yanıma geldi

“Ünlü olmuşsun haberin var mı?”

Telefonu önüme uzattı

Yerel haber sitelerinde fotoğrafım vardı

Başlık ise kısaydı

“Mucize Doktor Sekiz Yaşındaki Çocuğu Hayata Döndürdü.”

Kaşımı kaldırdım

“Mucize doktor mu öyle olmaz direkt mucize doktor dizisinde yayınlayın diziyi baitan alıp”

Alp omuz silkti

“Bence güzel olmuş.”

Can gülmeye başladı

“Biraz daha devam ederse imza dağıtmaya başlar.”

Nehir de kahvesinden bir yudum aldı ve “fotoğraf alabilir miyiz doktor hanım?” Dedi ciddi ciddi

Göz devirdim

“Siz gerçekten dayanılmaz insanlarsınız.”

Alp sırıttı

“On iki yıldır bunu söylüyorsun.”

Haklıydı

On iki yıl geçmişti

Ama bazı şeyler hiç değişmemişti

Akşam nöbet çıkışı hastanenin kafeteryasında oturuyorduk

Ben

Can

Alp

Nehir

Ve artık Mete

Mete kahvesini karıştırırken etrafına baktı

“Sizin lise arkadaşlığınız gerçekten tuhafmış.”

Alp hemen atladı

“Sen bizim lise halimizi görmedin.”

“İyi ki görmemişim.”

Can gülmeye devaö ederken “Bu daha sakin halleri.” Dedi

Mete bana baktı

“Buna inanmalı mıyım?”

“Kesinlikle inanmalısın.”

Nehir de gülüyordu.
“Bir gün kopya operasyonlarımızı anlatacağız.” Dedi

Mete kaşlarını kaldırdı.
“Kopya mı çekiyordunuz?”

Alp gururla doğruldu.
“Profesyonel seviyede.”

“Bu bilgi kariyeriniz açısından çok tehlikeli.”

“Zamanaşımına uğradı.” Dedim Mete’ye bakarken

Masadaki kahkahalar hastane koridorlarına kadar yayılmıştı

Ben ise sessizce onları izliyordum

Can konuşuyordu

Alp yine birilerine sataşıyordu

Nehir gülüyordu

Mete tartışacak yeni bir konu arıyordu

Ve yıllar sonra ilk kez fark ettim

Ben de gülüyordum

Gerçekten gülüyordum

Suçluluk hissetmeden

Kendimi kötü hissetmeden

Annemi unutmuş gibi hissetmeden

Sadece mutlu olduğum için

Belki mutluluk insanın hayatına büyük kapılar kırarak girmiyordu

Belki bazen hastane kafeteryasında içilen soğuk bir kahvenin arasında

Eski arkadaşların kahkahalarının içinde

Sessizce gelip yanına oturuyordu

Ve ben

On iki yıl sonra ilk kez

Onun geldiğini hissediyordum

***