12. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar

11. Bölüm

Sümeyye Öztürk

Günümüz istanbul…
Derin YILDIZ…

Şehir aynıydı

Trafik aynıydı

Martılar aynıydı

Kaldırımlar aynıydı

Ama ben aynı değildim

Artık bu şehirde bir liseli değil bir doktordum

Otobüs terminalinden çıktığımda yüzüme vuran rüzgâr bile çocukluğumu hatırlatıyordu

Bazı şehirler insanı unutmazdı

İstanbul da onlardan biriydi

Taksi camından dışarı bakarken yıllar önce geçtiğim sokakları gördüm

Aynı park

Aynı market

Aynı durak

Bir ara gözüm o eski otobüs hattının geçtiği yola takıldı

Kazanın olduğu yol

Başımı başka tarafa çevirdim

Bazı yaralar iyileşiyordu

Bazıları sadece sessizleşiyordu ama unutulmuyordu

Hastanenin önüne geldiğimde ayaklarım birkaç saniye hareket etmedi

Burası annemin son nefesini verdiği hastane

Çocukluğumun bittiği hastane

Doktor olmaya karar verdiğim hastane

Derin bir nefes aldım sonra içeri girdim

Koridorlar aynıydı

Duvarların rengi aynıydı

Danışma masası aynı yerdeydi

Hatta kahve makinesi bile aynı köşedeydi

Bir an gözüm ameliyathane koridoruna takıldı

İçimde yıllardır kapanmayan bir kapı yeniden aralanmış gibi oldu

Başımı çevirdim

Bugün doktor olarak buradaydım

Hasta yakını olarak değil

İnsan Kaynakları işlemleri uzun sürmemişti

Yeni önlüğümü giydim

Yakamdaki isimliği düzelttim

Uzm. Dr. Derin Yıldız
Genel Cerrahi

Bir süre baktım

Sonra koridora çıktım

Tam o sırada önümden geçen doktora çarpmamak için durdum

Doktor da aynı anda durdu

İkimiz de birbirimize baktık

Kalbim bir anlığına durdu sandım

Can

Saçlarına birkaç beyaz düşmüştü

Yüzü değişmişti

Ama gözleri aynıydı

Can da beni tanımıştı

Gözleri hafifçe büyüdü

“Derin?”

Yıllar sonra ilk kez adımı ondan duyuyordum

Başımı hafifçe salladım

Can birkaç saniye konuşamadı

Ben de konuşamadım

On iki yıl boyunca kurulabilecek bütün cümleler o birkaç saniyenin içine sıkışmıştı sanki

Tam o sırada arkadan tanıdık bir ses geldi

“Can laboratuvar sonuçları geldi mi hem be diye koridorda trafik yapıyors-”

Alp

Cümlenin ortasında durdu

Bana baktı

Sonra gözlerini ovuşturup tekrar baktı

“Yok artık…”

İlk kez Alp’i konuşamaz halde görüyordum

Bir süre sessizlik oldu

Sonra Alp gülümsedi

“Hayalet görmüyorum değil mi”

İstemsizce hafifçe gülümsedim

“Muhtemelen görmüyorsun.”

Alp birkaç adım yaklaştı ve kolumu tuttu

“Sen gerçekten Derin misin”

“Şimdilik evet”

Tam o sırada üçüncü ses geldi

“Neden koridorun ortasında toplantı yapıyorsunuz yin-”

Nehir

Bana baktı

Donup kaldı

Elindeki dosyalar neredeyse düşüyordu

“Derin”

Sesindeki şaşkınlık yılların özeti gibiydi

Kimse konuşmuyordu

Kimse ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu

On iki yıl önce yarım kalan cümleler vardı

Ve hiçbirimiz hangisinden başlamamız gerektiğini bilmiyorduk

Gece nöbetinde hastane biraz daha sessizdi

Koridorlarda ayak sesleri yankılanıyordu

Doktor odasında dört kişi oturuyorduk

Tıpkı yıllar önce okul bahçesindeki bankta oturduğumuz gibi

Tek farkımız artık beyaz önlük giymemizdi

Alp sessizliği bozdu

“On iki yıl.”
Kafamı sallayıp yanıt verdim “Evet.”

Can bana baktı

“Neden gittin peki”

Beklediğim soruydu

Cevap vermeden önce birkaç saniye düşündüm

“Kalırsam iyileşemeyeceğimi düşündüm bir yandan annemin yarası bir yandan abimle babamın sonra da kaza olayı yalnız uyanmam derken iyileşemem diye düşündüm”

Kimse konuşmadı

Nehir gözlerini masaya çevirdi

“Seni çok aradık.”

İçimde hafif bir sızı oluştu

“Biliyorum.”

“Biz hergün seni düşündük acaba iyi mi acaba yarası nasıl diye”

“Bulunmak istemeyen birini bulmak zordur Nehir”

“Can’da aynısını demişti Derin”

Alp derin bir nefes verdi

“Kızım sen gerçekten delirmişsin.”

“Zaten deliydim Alp”

Bu sefer hepimiz hafifçe güldük

Yıllar sonra ilk kez aynı anda

Tam o sırada acilin telefonu çaldı

Görevli hemşire kapıyı açtı

“Genel cerrahi konsültasyonu gerekiyor hocam.”

Ayağa kalktım

“Nedir vaka?”

“Yirmi iki yaş erkek hasta. Sağ alt abdomen ağrısı var.”

Kafamı sallayarak “Geliyorum.” Dedim hemşireye

Sonra dosyayı alıp kapıya yöneldim

Arkamdan Alp’in sesi geldi

“Biz de geliyoruz.”

Arkamı döndüm

“Neden”

Can omuz silkti

“On iki yıl sonra arkadaşımızın nasıl doktor olduğunu görmek istiyoruz.”

Nehir de gülümsedi

“Bilimsel merak mesleki deformasyon diyelim”

Alp hemen ekledi

“Ben hâlâ matematikten on alan kızın doktor olduğuna inanamıyorum.”

Gözlerimi devirdim

“Çık dışarı Alp”

“Bakın bakın aynı Derin.”

Asansör kapıları açıldı

Dört doktor aynı anda içeri girdik

Bir anlığına zaman durmuş gibiydi

Yıllar önce aynı otobüse binmiştik

Şimdi aynı hastanenin aynı asansöründeydik üstelik beyaz önlüklerle

Hayat bazen gerçekten garipti

Acil servise indiğimizde hasta sedyede oturuyordu

Dosyasını aldım

“Hikâyeyi baştan alalım Melek hemşire”

Can, Alp ve Nehir birkaç adım geride durmuş beni izliyordu

Muayeneyi yaptım

McBurney noktasında belirgin hassasiyet vardı

Rebound pozitiftir

Laboratuvar sonuçlarında lökosit yüksekliği vardı

BT görüntülerini açtım

Sonra dosyayı kapattım

“Akut apandisit.”

Hasta bana baktı

“Ameliyat mı olacağım hocam” dedi ağrıyla

Başımı salladım

“Evet ama merak etmeyin. Kısa ve basit bir operasyon.”

Hasta hafifçe rahatladı

Arkamdan Alp’in sesi geldi

“İnanılmaz.”

Kaşımı kaldırdım

“Neye inanamadın”

“Gerçekten doktor olmuşsun.”

Can hafifçe güldü

“Nöbet çıkışı bunu kutlamak için kahve içiyoruz.”

Nehir başını salladı

“İtiraz kabul edilmiyor.”

Onlara baktım

Sonra yıllar önceki okul bahçesi geldi aklıma

Belki bazı şeyler değişiyordu

Belki insanlar büyüyordu

Ama bazı dostluklar

Sadece kaldığı yerden devam ediyordu

***