20. bölüm · Yarım Kalmış Hayatlar
19. Bölüm
Günümüz istanbul…
Derin YILDIZ…
Bazen insan bir cümleyi duymak için yıllarını verirmiş
Ben bunu çok geç öğrendim
Toplantı odasında oturuyordum
Karşımda hastane yönetimi vardı
Yanlarında hukuk birimi
Başhekim
Ve birkaç kişi daha
Masanın üzerinde annemin dosyası duruyordu
Artık sıradan bir dosya değildi o
Hayatımın On iki yıllık kısmının özeti gibiydi
Başhekim derin bir nefes aldı
Sonra bana baktı.
“Yapılan incelemeler sonucunda operasyon sürecinde tıbbi hata yapıldığı resmi olarak kabul edilmiştir.”
Cümleyi duyduğum an nefes almayı unuttum
Devam etti.
“Sorumlu kişiler hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler başlatılmıştır.”
Yıllarca kurduğum cümleler vardı
Bağıracağımı sanıyordum
Ağlayacağımı sanıyordum
Ama hiçbirini yapmadım
Sadece sustum
Çünkü bazen insan en büyük savaşını kazandığında bile mutlu olamıyormuş
Başhekim yeniden konuştu.
“Hastane adına sizden özür diliyoruz.”
Özür
Ne garip kelimeydi
Bir insanın hayatını geri getirmiyordu
Bir çocuğun annesine yeniden sarılmasını sağlamıyordu
Ama yine de önemliydi
Çünkü ilk kez birileri annemin ölümünün kader olmadığını söylüyordu
İlk kez birileri benim yıllardır söylediğim şeyi söylüyordu
Toplantı bittiğinde koridora çıktım
Koridor bomboştu
Duvara yaslandım
Gözlerimi kapattım
Ve yıllardır ilk kez omuzlarımdaki yükün biraz hafiflediğini hissettim
Tam o sırada bir ses duydum.
“İyi misin?”
Mete
Başımı kaldırdım
Cevap vermeden ona sarıldım
Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık
Sonra sessizce sordum.
“Bitti mi sence?”
Mete saçlarımı kulağımın arkasına itti.
“Bazı savaşlar biter.”
Bir an durdu
“Ama bazı yaralar yaşamaya devam eder.”
Haklıydı
Ama ilk kez canım daha az yanıyordu
…
Akşam olduğunda herkes hastanenin çatısında toplanmıştı
Can
Alp
Nehir
Mete
Ve ben
Alp elindeki kahveyi kaldırdı
“On iki yıl sonra ilk kez iyi bir haber kutluyoruz galiba.”
Can güldü
“Şaşırdım açıkçası.”
Nehir de gülümsedi.
“Ben de.”
Gökyüzüne baktım
İstanbul’un ışıkları uzakta parlıyordu
Bir an gözlerimi kapattım
İçimde garip bir sessizlik vardı
Acı değildi
Öfke değildi
Belki de huzurdu
Gerçek huzur
…
Aradan birkaç hafta geçti
Bir gün nöbet çıkışı Mete beni hastanenin bahçesine çağırdı
Yüzündeki ifade tuhaftı
Normalden daha gergindi
“Hayırdır?”
Derin bir nefes aldı
Sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı
Birkaç saniye boyunca ne olduğunu anlayamadım
Sonra diz çöktü
Beynim durmuş gibiydi
Can uzakta telefonunu çıkarıyordu
Alp gülmemek için kendini sıkıyordu
Nehir çoktan ağlamaya başlamıştı
Mete bana baktı.
“Hayatının en kötü günlerini gördüm en zor anlarını gördüm ve en güçlü hâlini de gördüm.”
Kutuyu açtı.
“Hayatının geri kalanını da görmek istiyorum.”
Bir an durdu.
“Benimle evlenir misin?”
Gözlerim doldu
İlk kez mutluluktan ağlıyordum galiba
Başımı salladım.
“Evet.”
Alp’in sesi bütün bahçede yankılandı.
“SONUNDA!”
Can kahkahaya başladı.
Nehir gözyaşlarını siliyordu
Mete ayağa kalktı
Yüzüğü taktı
Ve o an düşündüm
Belki de hayat gerçekten devam ediyordu
Belki de annem bunu isterdi
Belki de ilk kez gerçekten yaşamaya başlıyordum
…
Ama hayat bazen mutluluğu uzun süre yalnız bırakmıyordu
Baş ağrılarım artık daha sık oluyordu
Bazen ameliyatta ışıklar gözümü alıyordu
Bazen koridorda yürürken birkaç saniyeliğine dengemi kaybediyordum
Bir gün dosya incelerken harfler birbirine girdi
Gözlerimi kapattım
Geçmesini bekledim
Geçti
Ama artık daha sık oluyordu
Daha uzun sürüyordu
Daha ağır hissediliyordu
Bir gün ameliyathaneden çıktıktan sonra duvara tutunduğumu fark ettim
Karşımda Can vardı
Kaşlarını çatmıştı.
“Derin.”
“İyiyim.”
“Yalan.”
Tam o sırada Nehir geldi.
“Başın yine ağrıdı değil mi?”
“Yorgunluk.”
Alp başını salladı.
“Biz doktoruz Derin.”
Can cümleyi tamamladı.
“Ve sen çok kötü yalan söylüyorsun.”
Tam cevap verecekken Mete yanıma geldi
Yüzündeki ifadeyi görünce sustum
Korkuyordu
Gerçekten korkuyordu
Elimi tuttu.
“MR çektireceksin.”
“Abartıyorsunuz.”
“Hayır.”
Bu kez sesi kararlıydı
“Bu sefer seni dinlemeyeceğim Derin”
İtiraz etmek istedim
Ama yapamadım
Çünkü ilk kez
Ben de korkmaya başlamıştım
Ve bu korku yıllardır taşıdığım korkuların hiçbirine benzemiyordu
***
