19. bölüm · Yarım Kalan Yeminler
18. BÖLÜM
1 hafta olmuştu. Canımdan can gideli 7 gün 20 saat 22 dk olmuştu. Baturun ailesi ile tanışmıştım. Bu şekilde olmasını istemezdim. Haberi Şafak Timi olarak biz vermiştik. Baturun memleketine gitmiştik. Konyaya. Annesinin feryatları vardı hala kulağımda. Babasının gözlerindeki yaş ise gurur duyduğunu söylüyordu.
Ama zordu. Fazlasıyla. Sanki su içerken bile vicdan azabı çekiyordum. Artık sahadaydım. Askeriyede bankta oturuyordum. Kendimi nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Günlerce oturup ağlamak istiyordum. Ama bir yanımda güçlü olmamı söylüyordu. İntikam alsam bile içim soğumayacaktı. Batur geri aramıza dönmeyecekti. Saat 22.27 gösteriyordu. Bahçede kimse yoktu. Yanımda bir hareketlilik hissettim. Başımı yana dahi çevirmedim. Gelenin İlay olduğunu biliyordum. Beni bu süreçte asla yalnız bırakmamıştı.
"Ahen üşüyeceksin, ne yapıyorsun bu soğukta burada."dedi.
Omuz silktim. Gerekmedikçe Bir haftadır kimseyle konuşmuyordum.
"Neden konuşmuyorsun? En azından benimle konuş yapma böyle. Acımız derin ama böyle olmaz. Bana dök içini ağla buna bile razıyım. Yeter ki konuş."
"En son içimi dökmemi Batur söylemişti." Dedim gözlerim dolmuştu aynı bank aynı sohbet.
"Tamam bana da dök çünkü benimde konuşmaya ihtiyacım var." Dedi.
Böyle deyince başımı ona çevirdim. Onunda gözleri doluydu. Acımız tazeydi. Hepte öyle kalacaktı. Hiç bir şey demedim. Sadece yaklaştım ve onun sıcacık kollarının altına girdim. Bunu bekliyormuş gibi karşılık verdi. Aynı saniyeler gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
"İlay seviyordum ben Batur'u. İçim yanıyor, canım o kadar çok acıyor ki nefes alamıyorum. Batur gitti... İnanabiliyor musun, o artık yok. Onu ne kadar çok sevdiğimi bir ben, bir de şu şahit olan geceler bilir. Ben onun o sert duruşunun altındaki o çocuksu kalbine, bana her bakışında dünyayı unutturan gülüşüne aşık oldum. Her anımda, her geleceğe dair hayalimde sadece o vardı. Onun kokusu, sesinin tonu, bana 'güzelim' deyişi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Vatanı için canını vereceğini bilirdim, o üniformaya, o bayrağa nasıl bir aşkla bağlı olduğunu her an hissederdim ama onu benden alacakları hiç aklıma gelmezdi. Şimdi o kutsal toprakların altında, ben ise burada onun yokluğuyla yapayalnızım. Ona doyamadım, kalbimi onunla birlikte o tabuta koyup gömdüler sanki. Ben şimdi Batur'suz nasıl yaşayacağım, bu şehitlik gururunun arkasındaki bu devasa yangınla nasıl baş edeceğim hiç bilmiyorum. Ben onu her şeyden, kendi canımdan bile çok sevdim."
"Biliyorum ahen, onu ne kadar çok sevdiğini, onun için nasıl çarptığını o yaralı kalbinin... Hepsini biliyorum ve inan bana, o da bunu çok iyi biliyordu. Batur sadece senin sevdiğin adam değildi, o benim dağlarda sırtımı yasladığım, canımı emanet ettiğim silah arkadaşımdı, kardeşimdi. Şimdi içimde öyle bir yangın var ki, sanki göğsümün ortasına bir kor ateş bıraktılar. Onu o pusularda, o soğuk gecelerde vatan aşkıyla atan kalbiyle hatırlayacağım hep. Acın acımdır, senin canın yandıkça benim de canım kanıyor. Ama bak bana, Batur bir kahraman olarak feda etti kendini; arkasında diz çöken, hayata küsen bir Ahen görmek istemezdi. Biz onun emanetiyiz birbirimize. Ağla, haykır, içindeki bu acıyı dök ama ne olur bırakma kendini. Ben buradayım, o şanlı şehidin hatırasını da, senin bu güzel sevgini de birlikte omuzlayacağız. Biz bu acıyı beraber göğüsleyeceğiz, yalnız değilsin."
Kelimeler sadece bu kadardı. Fazlası vardı. Ama gerek yoktu. Gece boyu isteğimi gerçekleştirerek İlayın kollarında ağladım. Üşüdüm sesimi çıkarmadım. Çıkaramazdım Batur o toprağın altındayken ve onun kanı hala yerdeyken sesim çıkmayacaktı. Sadece intikam alacaktım. Sessizce kimseye haber vermeden.
Bu dünya neden böyleydi. Birinin cenazesi olurken , birisinin düğünü olamaz mı? Birisi en güzel günü yaşarken, başka birisi kabus gibi bir gün geçiriyor olamaz mıydı?
Cemal Süreyya diyor ki;
Bazen sadece yorgun oluyor insan;
ne küs ,ne yalnız, ne de aşık..
İnsan hayatı boyunca sürekli bir şeyler hisseder; birilerine kızar, birilerini özler ya da kalbi birisi için çarpar. Ancak bu söz, tüm bu yoğun duyguların ötesinde bir evreyi anlatır. İnsan öyle bir noktaya gelir ki, artık bir şey hissedecek ne enerjisi kalmıştır ne de dermanı. Duygular adeta sıfırlanır ve geriye sadece derin bir hissizlik kalır. Bu söz bence böyle yorumlanır. Tam bu anda boşluk hissi vardı üzerimde. Doldurmam lazımdı. İntikam için yapmalıydım. Belki yaparken acıyacaktı, belkide kanayacaktı. Ama alışacaktım. İnsan acıya dahi alışabilir belkide. Çünkü ben hiç bir zaman mutlu olmamıştım. Sadece gülmüştüm. Gülerken ağlayamazmı insan? Babam beni sevmemişti. Bunuda geç öğrenmiştim ama acı değil mi? Geçer.
Hayatta tutunduğum 2 kelime vardı.
Geçer .
Her şeye rağmen.
Başka tutunacak dalım kalmamıştı. Her şeye rağmen geçecekti.
***************
Geceler soğuktu. Genç kadın yeminin yarım kalmasına izin vermemişti. Ama artık yorulmuştu. Dayak yemekten yüzü tanınmaz haldeydi. Kaç kere bıçaklanmıştı ve kaç kere o yara kendiliğinden iyileşmişti. Hatırlamıyordu.
Yıllardır bir toplama koğuşunda kalıyordu. Yılların verdiği özlem vardı üzerinde. Kızı şuan genç bir kızdı. Ama o hala küçük halini biliyordu. Birde kocası Emre hayatının aşkı onu arıyordu hissediyordu. Ama içinde kötü bir his vardı. Ama şuanlık neden olduğunu kestiremiyordu. Merak ettiği bir başka şeyse timiydi...
Kartal Timi kurtulmuşmuydu. Yoksa onlarda mı kaybolmuştu? Şehit mi düşmüşlerdi yoksa yaşıyorlarmıydı? Kızı da onun gibi asker mi olmuştu? Emre onu unutmuşmuydu? Kafasında cevabını bekleyen bir çok soru vardı. Ve gün geçtikçe birikmeye devam ediyordu.
**********
Zaman benim için durmuştu. Ama hayat devam ediyordu. Bir mesleğim vardı. Ve malesef hayatı durdurmaya bu yüzden gücüm yetmiyordu. Artık kendime gelmeliydim. Eskisi gibi olmasamda Ahen olmalıydım. Şimdi Şafak Timi ile yatakhanede oturuyorduk.
Aramızda birisi eksikti. Kimseden ses çıkmıyordu. Ama artık konuşmamız gerekiyordu. Çünkü babam olucak adam içimizde adamının olduğunu iddia etmişti. Herkes kendi kafasında sorguluyordu. Ama artık hiç bir şeyi uzatmak istemediğim için konuşmaya başladım.
"Hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz. Aramızda ki adam kim? Her birimizi sırtından vuran kim? Kimse söylesin ve beni uğraştırmasın çünkü her biriniz benim kardeşimsiniz. Bu gerçeği kabullenememişken ne yapacağımızı hiç birimiz bilmiyoruz. Uğraşmak istemiyoruz çünkü sonuçlarından korkuyoruz."dedim.
Bu sözlerimin ardından. Uzun ama bizim için kısa bir süre sessizlik oldu. Herkes birbirine şüpheyle bakıyordu. En sonunda konuşan kişi ile beynime pıhtı attı.
"Benim."dedi Koral sadece bir kelime etti. Şaşkındım. Aslında buradaki kim benim deseydi yine şaşırırdım. Çünkü kardeş kardeşi vurmazdı. Koralın olması beni çok üzmüştü. Ben o gün...Batur’un bizi bıraktığı gün. Gücüm kalmadığını hissettiğimde ona yaslanmıştım. Aramızda rütbe vardı ama ben onu abi olarak görmüştüm. Neden yapmıştı? Neden kanayan yaramı daha da kanatmıştı? Sadece açıklama bekliyorduk hepimiz. Koralın bakışları yerde , bizimkilerse ondaydı.
"Neden yaptın?" Dedi İlay sesi çıkmamıştı. Sanki inanamıyordu. Herkes gibi..
"Yüzüme öyle bakma Üsteğmenim... Haklısın. Ne desen, yüzüme ne tükürsen haklısın. Ama beni buraya çıkaran şey can korkusu değildi.Emre Karahan... O şerefsiz karşıma oturduğunda bana ne gösterdi biliyor musunuz? Benim ölüm fermanımı değil. Karımın marketten çıkışını, beş yaşındaki kızımın parkta dondurma yiyişini gösterdi. 'İlk piyonlar her zaman en yakındakiler olur Astsubay,' dedi. 'Sen bir hata yaparsan, ben o parkı onlara mezar ederim' dedi.Ben bir askerim. Bu vatan için, sizler için göğsümü siper etmeye yemin ettim. Öleceksem dağda, sizinle omuz omuza ölmeyi şeref sayardım. Ama el kadar kızımın, karımın canıyla kumar oynayamazdım! Karahan beni bir piyon gibi kullandı, doğru. Ama ben kendimi feda ettim, sizi değil! Onları korumanın tek yolu, onun istediği karanlığa batmaktı.Sizi sattım... Çünkü ya bu timin gözünde hain olacaktım ya da kendi evimin katili. Şimdi buradayım. Kelepçeyi de siz vurun, cezayı da siz kesin. Ama bilmenizi isterim ki; bedenim Karahan'ın köstebeği olmuş olabilir, ama ruhum her saniye bu timle omuz omuzaydı."
Bakıyorsun bana değil mi? Şu an o hainin üzerine atlamamı, silahımı çekip babamın o piyonunu şuracıkta infaz etmemi bekliyorsun. Kural budur çünkü. Askerlik yemini, üniformanın şerefi, timin namusu bunu gerektirir. Bir asker ne pahasına olursa olsun namlusunu kendi kardeşine çevirmez, arkasını döndüğünde sırtından vurulacağını bilerek dağa çıkmaz. Koral bizi sattı.
Bizi, yani her gece sırt sırta uyuduğu, ekmeğini böldüğü adamları Karahan’ın önüne birer hedef tahtası gibi dikti. İçimdeki o kurallara bağlı, üniformasına aşık subay tam olarak böyle bağırıyor şu an. "Vur onu," diyor. "Affetme."Ama biliyor musun, bir de madalyonun diğer yüzü var. Hani şu vicdan dedikleri, asker postalının altında ezilmesin diye direnen o insani tarafımız. Koral karşımda durmuş, gözlerimin içine bakarak beş yaşındaki kızından bahsediyor. Karısının marketten çıkışını izlemişler, tehdit etmişler. Şimdi sana soruyorum; sen olsan ne yapardın? Karşında dünyanın en acımasız adamı, benim biyolojik babam olacak o iblis duruyor ve elinde kızının canı var. Üniformanın şerefi, bir çocuğun saçının tek bir teline feda edilebilir mi? Edilemez. Koral aslında o kadar haklı ki... Bu hayatta her şeyin bir alternatifi vardır ama evladın faturası ödenemez. Koral canı pahasına bizi korumak için ölmeyi seçerdi, biliyorum. Ama evladı için şerefini öldürmeyi seçti. Hangisi daha büyük bir fedakarlık, inan artık ayırt edemiyorum.
İşte tam bu yüzden içim paramparça şu an. Bir yanda babamın pisliğini temizlemek zorunda olan bir tim komutanıyım, diğer yanda Koral'ın çaresizliğini iliğine kadar hisseden bir insan. O şerefsiz Karahan, sadece Koral’ı köstebek yapmamış; bizi birbirimize kırdırarak hepimizi kendi oyununda birer piyona çevirmiş. Koral’a kızamıyorum çünkü bizzat benim kanımdan olan o adam, bir babayı en hassas yerinden vurmuş. Şimdi bu tim benden bir emir bekliyor. Koral’ın kelepçeli ellerine mi bakacağım, yoksa babamın bizi içine çektiği bu bataklığa mı? Kurallar Koral’ı yok etmemi söylüyor, vicdanım ise elini tutmamı. Ben ilk defa ne yapacağımı bilmez bir halde, kendi içimde boğuluyorum.
Koralda dahil herkes benden cevap bekliyordu. Hepsinin gözlerine baktım. Ve doğru olana karar vermiştim.
"Bana bak Koral... Dik tut başını. Haklısın. Sonuna kadar haklısın kardeşim. Eğer o şerefsiz benim karşıma geçip elinde senin çocuğunun canıyla tehdit etseydi, ben de aynı şeyi yapardım. Askerlik yemini bize vatanı korumayı emreder, doğru. Ama hiçbir şerefli asker, bir babanın kendi evladını ölüme terk etmesini isteyemez. Sen bizi satmadın Koral. Sen bir babanın yapması gerekeni yaptın, aileni korumak için kendi şerefini ateşe attın. Asıl fedakarlık budur.Karşımızdaki düşman benim kanımdan olabilir ama benim babam falan değil! O, bir çocuğun neşesini, bir annenin huzurunu tehdit edecek kadar alçalmış bir canavar. Ve Şafak Timi, bugüne kadar hiçbir masumu geride bırakmadı. Koral'ın ailesi, bizim de ailemizdir.Koral... Karın da kızın da bize emanet artık. Onların saçının tek bir teline zarar gelmeyecek. Gerekirse o parkın etrafına etten duvar öreceğiz, gerekirse Karahan’ın o izleyen gözlerini tek tek oyacağız! Onları o bataklıktan çekip çıkarana kadar Şafak Timi’ne uyku haram."
Sözü Kuzey devraldı.
"Ama şimdi o şerefsizin oyununu onun başına yıkma vakti. O seni piyonu sanıyor ya... Şimdi o piyon, şahı devirecek. Biz senin arkandayız. Karın ve kızın güvende olana kadar, Karahan senin hala onun köstebeği olduğunu sanmaya devam edecek. Var mısın bizimle?"
Kurduğumuz plan hepimizin kafasındaydı. Ama kimse sesli dile getirmedi. Kaleyi içten fethedecektik.
"Her zaman seninle ve bu timle ölüme giderim Üsteğmenim... Her zaman. Ben o karanlığa battığımda, bir daha asla sizin yüzünüze bakamayacağımı sanıyordum. Beni vurun, bana tükürün ama aileme dokunmayın diyecektim. Siz... Siz bana sadece ellerimi değil, kaybettiğim şerefimi geri verdiniz. Canım bu time, bu vatanın tek bir çakıl taşına feda olsun. Şimdi Karahan o piyonun nasıl bir bombaya dönüştüğünü kendi gözleriyle görecek. Şafak tekrar doğuyor." Dedi Koral. Tamda istediğim gibi bir cevaptı. Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Kaç hafta sonra ilk kez gülüyordum.
Hamle sırası bizdeydi.
1 hamlede nasıl şah ve mat yapılır öğrenecekti Emre Karahan.
