7. bölüm · Yarım Ay
7. BÖLÜM - HAZIRLIK
Geçmiş
İlkbaharın ortalarıydı. Yumuşak bir hava vardı. Kuşların cik cik sesleri etrafı dolduruyordu. İstanbul'un huzurlu bir havası vardı.
Fakat birisi ne yumuşak, ne de huzurluydu. İçinde kaynayan bir öfke vardı. Öfke, hayal kırıklığı ve güveni kırılmış bir şekilde geldiğinde ayrılcağı sevgilisini bekleyen birisi vardı. Dolunay.
Dolunay ve Furkan sevgiliydi. 9. Sınıftan bu zamana hep aynı sınıftalardı. Aslında aralarında ki şey en başta sadece bir arkadaşlıktan ibaretti. Fakat zamanla Dolunay Furkan'dan hoşlandığını fark etmişti.
Hiç kimseye tek kelime etmemişti. Yine de Öykü bunu anlamıştı. Dolunay Furkan'ı gördüğü zaman heyecandan eli ayağına dolanıyor, ne yapacağını şaşırıyordu. Dolunay böyle yaptığından dolayı Öykü'nün anlaması çok uzun sürmemişti.
10. Sınıfın karne gününden birkaç gün önce Öykü Dolunay'ı tehditlerle Furkan'a açılması için zorlamıştı. Amacına ulaşmayıda başarmıştı. Dolunay gerçekten karne gününde okuldan çıktıktan Furkan'a açılmıştı. Furkan düşüneceğini söylemişti. Ne kadar düşüneceğini söylemediği için Dolunay ne zaman ne cevap alacağını bilmiyordu. O an sormak aklına gelmediği için kendisine etmediği hakaret kalmamıştı.
O günün akşam Öykü Dolunay'ın evindeydi. İkiside Dolunay'ın odasına kapanmıştı. Tek sorun Dolunay ve Aysun'un odalarının aynı olmasaydı. Aysun'u bir bahaneyle aşağıya göndererek ondan da kurtulmuşlardı.
O gün tek sorun Dolunay'ın Furkan'a ne zaman yazacağını sormayı unutmasıydı. Öykü'nün bile Dolunay'a demediği şey kalmamıştı. Ama tüm bu hakaret ve sözlerin hepsi boşuna gitmişti. Çünkü aynı akşam, Dolunay kendisini yerden yere vurmak üzereyken Furkan yazmıştı. Dolunay'ın teklifini kabul etmişti.
Lakin Dolunay hayatının en büyük hatasını yaptığını bilmiyordu. Furkan'ı istemeden canından çok sevdiği arkadaşının hayatına sokacağını bilmiyordu. Bu ilişkide hem kendisinin, hem de Öykü'nün ağır hasar alacağını bilmiyordu. Aslında Furkan'ın nasıl birisi olduğunu öğreniceğini bilmiyorduk.
Ancak bunların hepsini artık biliyordu. Çünkü bunların hepsi olmuştu. Dolunay Furkan'ın gerçek yüzünü görmüştü. Ve onu nasıl sevdiğini sorgulamaya başlamıştı.
Dolunay Furkan'ı beklemekten sıkılmıştı. Furkan'ın hemen gelmesini istiyordu. Ondan bir an önce ayrılmak istiyordu. Böylesine bir pislikle ilişkisini devam ettiremezdi. Furkan'la ilişkisine devam etmek demek hemcinslerine ihanet demekti.
"Dolunay! Aşkım!"
Furkan'ın sesi geldiğinde Dolunay sonunda dercesine bir nefes bıraktı. Yavaşça arkasını döndüğünde yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kendisine doğru hızlı adımlarla gelen Furkan'ı gördü. Furkan saniyeler sonra Dolunay'ın önünde bitip ona sarılmak için kollarına açarak yaklaştığı sırada, Dolunay arkaya doğru üç adım attı. Furkan'ın yüzünde ki gülümsemesi donmuş ve kolları havada kalmıştı. Dolunay normalde kendisini görür görmez boynuna atlardı.
"Dolunay? Bir sorun mu var aşkım?"
"Ayrıldık Furkan. Bitti."
Furkan'ın donan gülümsemesi sönmüştü. Kolları yere inmişti. Dolunay'a doğru bir adım attığı sırada Dolunay'da arkaya doğru bir adım atmıştı. Furkan olduğu yerde öylece kalarak Dolunay'a baktı.
"Ne? Neden?"
"Sen neden olduğunu çok iyi biliyorsun Furkan."
"Dolunay, ne saçmalıyorsun sevgilim? Sen iyi misin şu an?"
Dolunay dişlerini sıktı.
"Ben gayet iyiyim. Dediğim gibi, neden ayrıldığımızı çok iyi biliyosun Furkan. Uzatma o yüzden. Yeni hayatında başarılar dilerim. Hatta ne kadar boka batacağın iş varsa yeni hayatında hepsi senin bulsun!"
Furkan birden okunan bela ile afallamıştı. Dolunay bunu umursamadan arkasını döndü ve yürümeye başladı. Dolunay birkaç adım atmışken Furkan okunan belanın şokundan çıkmıştı.
Dolunay gidiyordu ama Furkan Dolunay'ın gitmesini istemiyordu. Buna izin veremezdi. Dolunay yanından uzaklaşmaya başladığı sırada Furkan Dolunay'ın arkasından hızlı adımlarla ilerledi. Saniyeler içinde Dolunay'a yetişerek bileğinden tutarak onu durdurmaya çalıştı.
"Dolunay, dur bir-"
Furkan lafını bitiremeden Dolunay bileğini anında geri çekmişti.
"Dokunma bana Furkan! Bitti işte! Rahat bırak beni!"
"Neden bitti Dolunay? Bir şey söyle!"
"Neden bittiğini biliyorsun Furkan, aptal muamelesi yapma!"
"Bilmiyorum!"
"Mavi gözlüm! Oldu mu?!"
Dolunay başka bir şey söylemeden arkasını döndü ve hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Furkan ise öylece kalmıştı. Hareket edemiyordu. Bunu Dolunay'ın nereden nasıl öğrendiğini bilmiyordu.
En sonunda Furkan derin bir nefes verdi. Bakışlarını gökyüzüne çevirdi. Gözlerini sıkıca kapattı.
Dolunay'ı bırakmaya niyeti yoktu. Mavi gözlüsünü de bırakmaya niyeti yoktu. İkisininde peşini bırakmayacaktı. Önceden de yaptığı bir şeydi. Bununda hâlledeceğine inanıyordu. Ama bilmediği şey şuydu ki, bu defa hâlledemeyecekti. Ne kadar çabalasada ne Dolunay dönecekti ona, ne de mavi gözlüsü.
Şimdiki Zaman
Geçmişte bir hata yapmışsındır. Birisini sevmek, ona güvenmek gibi. Ama sonra bir gün gelir ve gözünü açan şeyler olur. Nefret edersin o kişiden. Ölesiye nefret edersin. Yüzünü ömrün boyunca bir daha hiç görmek istemezsin.
Ama gel gör ki, hayat sürprizlerle doludur. Çok sevdiğin o kişinin nasıl birisi olduğunu öğrendikten sonra her ne kadar ömür boyu yüzünü görmek istemesen bile, hayat o kişiyi karısına çıkarır. Yıllar sonra, hiç beklemediğin bir yerde, hiç ummadığın bir anda...
Ve hayat Furkan'ı yırtık dondan çıkartır gibi hiç ummadığım bir anda çıkarmıştı karşıma. Üstelik ondan kurtulup, artık rahatladığımı sanarken.
Furkan beni eski sevgilimdi. Lisedeyken, 11. Sınıfa giderken bir dönem beraberdik. Fakat yaptıkları gün yüzüne çıktıktan sonra, aslında nasıl birisi olduğunu öğrendikten sonra ondan ayrılmıştım.
Buna rağmen peşimi bırakmamış ve arkamdan koşmaya devam etmişti. Sürekli beni arıyor, mesaj atıyordu. Her ne kadar numarasını ve İnstagtam hesabını engellesemde arkadaşlarının numarasıyla aramaya devam ediyor, İnstagram'dan fake hesaplarla yazıyordu. En sonunda dayanamayıp numaramı değiştirip, İnstagram'da bulamayacağı yeni bir hesap açmıştım.
Ve tabii ki bunların hiçbirinden babamın haberi yoktu. Tüm bu olanları sadece anneme anlatmıştım. Annem bir arama babama söylemek ve polise gitmek istemişti. Ama ben zaten numarımı değiştirerek, hem de İnstagram'da başka bir hesap açarak izimi kaybettirdiğim için anneme gerek olmadığını söylemiştim.
Ve şu an hayatın bana yaptığı sürpriz gerçekten hiç hoş değildi. Şu an biraz sarhoş olduğum için Furka'nın sadece bir halüsinasyon olmasını istiyordum. Ama halüsinasyon görecek kadar sarhoş olmadığım için, üstelik hâlâ daha kendimde olduğum için maalesef bu imkansızdı.
"Furkan?"
Aybars'ın bakışlarını üstümde hissediyordum. Ne düşünüyordu bilmiyordum ama hiçbir şey düşündüğü gibi değildi.
"Beni gördüğüne sevinmedin mi sevgilim? Neden öyle bakıyorsun?"
Öfkeyle ayağa kalktım. Yanımda oluşan hareketten Aybars'ın da kalktığını anlayabilmiştim.
"Ben senin sevgilin değilim! Bana sevgilim deyip durma!"
"Ama sevgili-"
Furkan sözünü bitiremeden Aybars bileğimden tutup beni arkasına çekmiş, Furkan'ın sözünü kesmişti.
"Kız sevgilim demeni istemiyor, ne diye diretiyorsun birader?"
Aybars'tan bu çıkışı beklemiyordum. Şaşkınlıkla önümde duran Aybars'a bakıyordum.
"Bu bizim meselemiz kardeşim, karışamazsın."
"Karışırım."
"Kim oluyorsun da karışma hakkını buluyorsun kendinde?"
"Sevgilisiyim."
Donup kalmıştım. Tepki vermeliydim ama nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. Bir şeyler söylemem gerikiyordu ama ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Aybars elimi tutup, beni arkasından yanına çekerken Furkan'da en az benim kadar şoktaydı. Aybars'ın sevgilim olması beklemediği bir şeydi. Aybars'ın sevgilim olması benimde daha yeni öğrendiğim bir bilgiydi. Aybars'ın sevgilim olduğundan neden benim haberim yoktu?
"Anladın mı kim olduğumu? Şimdi uza buradan."
"Dolunay'ı almadan gitmem, hem nesin sen? Buranın sahibi falan mı? Bana emir vererek kovmaya çalışamazsın."
"Sahibiyim."
Furkan ikinci bir şok daha geçirirken Aybars eliyle güvenliğe işaret yaparak Furkan'ı göstermişti. Güvenlik hızlı hızlı yanımıza gelerek Furkan'ın kolundan tutmuştu. Güvenlik Furkan'ı kapıya doğru götürürken Furkan'ın hakaret eden, Aybars'a tehditler yağdıran sesi gitgide uzaklaşıp kalabalığın arasında kayboluyordu.
Furkan gözden kaybolduğunda kendime ancak gelip, Aybars'ın söylediklerini ve yaptıklarını kavrayabilmiştim.
"Tam olarak ne kaçırdık?"
Göktürk'ün sesi ile Aybars'la aynı anda başımızı Göktürk ve Teoman'a çevirmiştik. Umarım daha yeni gelmişlerdir. Çünkü bu rezaleti görmeleri en son isteyeceğim şey bile değildi.
"Ve neden el ele tutuşuyorsunuz?"
Teoman'ın gelen sorusu ile asıl rezaletin daha yeni farkına varmıştım. Aybars ile hâlâ el ele tutuşuyorduk.
Daha fazla beklemeden elimi Aybars'ın elinden ayırdığımda Aybars'la göz göze gelmiştik. Boğazını temizleyerek yeniden Göktürk ve Teoman'a döndü.
"Az önceki bir yavşak yüzünden."
Barda yaşanan ufak tahlizlikten sonra eve dönmüştük. Aybars hâlâ daha gergindi. Yüzünde ki ifadeden anlaşılıyordu.
Açıkcası neden gergin olduğunu anlayabilmiş değildim. Furkan benim eski meselemdi. Ve ben o olay sonrası gerginliğimi atmayı başarmışkeb Aybars benden bin kat daha gergindi. Asıl gergin kişinin ben olması gerekirken ona ne oluyordu?
Şu an hepimiz bahçede oturuyorduk. Üstelik çimenlerin üstünde. Neden burada oturacak bir şey yoktu?
Hepimiz üstümüze rahat şeyler gitmiştik. Ve doğruyu söylemek gerekirse o elbiseden sonra rahat, bol şeyler biraz iyi hissettirmişti. Tabii üstümdekilerin Aybars'ın kıyafetleri olduğunu saymazsak.
Aybars giymem için bana bana bol siyah tişörtünden ve siyah şortundan vermişti. Öykü'ye de Aybars kendi kıyafetlerinden vermişti. Öykü'ye ise bol beyaz tişörtünden ve aynı şekilde siyah şortundan vermişti.
Aybars, Tuğkan ve Teoman bizim gibi tişörtle şort gitmişlerdi. Herkesin giydikleri aynıydı. Göktürk'de bardan gedikten sonra üstünü değiştirme ihtiyacı bile duymamıştı. Söylediğine göre bu üstündekilerle zaten rahattı.
Buraya oturduğumuzdan beri ortamda garip bir sessizlik hakimdi. Kimse konuşmuyordu. Belki birkaç dakikanın sonunda Göktürk bu sessizliği bozar diye düşünmüştüm fakat ondan da çıt çıkmıyordu. Göktürk muhtemelen şu an ya şaka düşünüyordu, ya da kendi isteğiyle susuyordu. Göktürk'ü henüz 2 gündür tanıyor olmama rağmen ilk ihtimal daha mamtıklı geliyordu. Çünkü Göktürk kendi isteğiyle susacak birisine hiç benzemiyordu.
"Susmaya devam mı ediyoruz yoksa artık birileri bir şey anlatmaya başlayacak mı?"
Sessizliğini bozan kişi Teoman'dı. Teoman'ın sorusu ile tüm gözler Aybars'a dönmüştü. Bana bakan tek kişi Öykü'ydü. Tuğkan'ın bakışları da benim ve Aybars'ın arasında gidip geliyordu. Herhalde arkadaşlarına bakacaklar Dolunay. Malum, arkadaşlarını kalbinin altından vurdun. Hem de Aybars'a "ben silah kullanmasını bilmiyorum" demiştin.
Bu konuda yalan söylemiş olabilirdim. Silah kullanmasını biliyordum. Olası bir durumda kendimi savunabilmek için ve Aybars benden silahı almasın diye bilmediğim hakkında yalan söylemiştim.
Silah kullanmasını nerden bildiğimi soracak olursanız ise, Aytekin abi ile defalarca atış poligonuna gitmiştik. Canımızın sıkıldığı zamanlarda ikimize içinde müsait bir güne ayarlayıp öyle gidiyorduk. Neredeyse her gün ikimizde müsait olduğumuz için bu planı konuştuğumuz günde gidebiliyorduk. Bazenleri Aysun ve Aytuğ'da bizimle geliyordu.
Bir keresinde Öykü'ye de bizimle atış poliganına davet etmiştik. Yapacak bir şey olmadığı ve canı sıkıldığı için Öykü kabul etmişti. Ama şansızlık Öykü'den yana olmadığı için kız gittiğine bin pişman olmuştu. Hatırladıkça Öykü'den on kat daha utandığım için pek açmak istediğim bir konu değildi. Zaten haklı olarak Öykü'de başka hiçbir zaman gitmemişti. O gidişi ilk ve son gidişi olmuştu.
Atış poliganına gitmek sebebimizde kesinlikle böyle bir ortama girmek için değildi. Şahsen ben hâlâ neden böyle bir ortamda olduğumu sorguluyordum. Üstüne üstün Aybars'ı kalbinin altından vurmuş, Çağrı dedikleri adamıda bacağından vurmuş, burada ki tüm adamları tehdit etmiş, Uras'ı dediği gibi rehin almış, ve Asil'e de silah çekmiştim. Bir an bile Asil'i vuracağımı sanmıştım. Yani 3. Bir kişiyi yaralamam veya öldürmem an meselesi olabilirdi.
Atış poliganına gitme sebebimiz tamamen vakit geçirmek içindi. Elbette her canımız sıkıldığında soluğu atış poliganında almıyorduk. Farklı yerlerede gidiyorduk. Örnek verecek olursam sinema, luna park, AVM, buz pateni, bowling...
Gittiğimiz yerlerin hepsi bu tarz yerlerdi. Ama hepsinden çok genellikle atış poliganında vakit geçirirdik. Neden bilmiyorum ama biz atış yapmayı severdik. Özellikle ben ve Aytekin abi.
"Ne olduğunu bende bilmiyorum. Dolunay'ı ilgilendiren bir şey ama."
Oradayken beni değilde, daha çok seni ilgilendiriyomuş gibiydi Aybars.
Bu sefer tüm gözler bana döndüğünde bıkkın bir nefes verdim.
"Eski sevgilimdi."
Kimseden ses çıkmamıştı. Herkes kısa bir an birbirine bakmıştı. Öykü'de zaten bu hikayeyi bildiği için büyük ihtimalle içinden Furkan'a sövüyor ve şansımıza lanetler yağdırıyordu. Sessizliği bozan kişi Aybars olmuştu.
"O lavuk senin eski sevgilin miydi?"
Aybars'a baktım. Yanlış mı görmüştüm bilmiyorum ama yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. Başımı yavaşça olumlu anlamda sallayarak Aybars'ın söylediğini onayladım.
"Lisenin bir döneminde sevgiliydik. Ayrıldık sonra. Ayrıldıktan sonra da ondan zar zor kurtulmuştum zaten. Şimdi yeniden onunla nasıl karşılaştık en ufak fikrim yok. Ama hiç karşılaşmamış olmayı dilerdim."
"Sanki hiç işimiz yok gibi bir de başımıza bu çıktı..."
Göktürk'ten gelen mırıltıyla ona dönmüştüm. Ona sağlam bir cevap vermek isterdim ama uğraşamazdım. Uğraşmak istemiyordum.
"Göktürk."
Aybars'ın sesi uyarıcıydı. Göktürk Aybars'ı baktı. Umursamadan önüne döndü. Bende ayağınıza kapanmıştım zaten "lütfen beni yanınıza alında onca işin arasında başka şeyler çıkartayım" diye.
"İsmi ne?"
Tuğkan'ın sorusu ile bu sefer ona dönmüştüm. Yüzünde ki merak belli oluyordu.
"Furkan."
"Neden ayrıldınız?"
"Meraklı melahat..."
Öykü'nün sadece benim duyabileceğim şekilde ettiği isyana gülmemek için kendimi zor tutmuştum.
Derin bir nefes alarak bakışlarımı yere indirdiğimde anlatmaya nerden, nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Furkan 1. Sınıftan beri tanıyıp, arkadaşlığımızın 6. Sınıfa kadar sürdüğü o iki kızdan daha şerefsiz birisiydi. Furkan sadece şerefsiz de değildi. Öküz, yavşak -Aybars'ın da dediği gibi-, it oğlu it, eşekoğlueşek, orosp-
Her neyse.
Gözlerimi yerden ayırdım ve herkese teker teker baktım. Ellerimi yere koyarak arkaya doğru yaslandım.
"Şimdiden söyleyeyim, konuyu ezelden alıyorum. Dinlemek istemeyen dinlemeyebilir."
Kimseden ses çıkmamamıştı.
"Furkan'la lisenin başlarında tanışmıştık. En başında her şey normaldi. Sadece normal bir arkadaştan ibaretti, fazlası değil. Sonra zamanla ondan hoşlanmaya başladığımı fark ettim. Lanet ergenliğim... Böyle ergenlik düşman başına!"
Bir anda yükselmem ile herkes birbirine kısa bir bakış atmıştı. Yükselmemi Öykü'de beklemiyor olacakki, bana kısa bir bakış atmıştı. Hiç öyle bakma Öykü, benim kadar en az sende suçlusun! Ben bu şerefsiz köpekten hoşlanmak gibi bir bok yemişim, sen neden bu yediğim boka ortak oluyorsun yani?!
"Affedersiniz, biraz fazla gerildim."
Bakışlarımız Göktürk ile kesiştiğinde bir şey söyleyeceğini anlamıştım. Yine de söylemek yerine susmayı tercih etmişti. Boş vermeye çalışarak anlatmaya devam ettim.
"10. Sınıfın sonlarına doğru artık Furkan'a açılmayı düşünmüştüm. Öykü sağolsun (!) karne gününde açılmıştım da. Düşüneceğini söyledi ve aynı günün akşamı teklifimi kabul etti. Neredeyse 11. Sınıfın sonuna kadar sevgiliydik. Okulun bitmesine 2 ay kala ayrıldık."
Devam etmek için dudaklarımı aralayacakken Göktürk'ün sesi araya girmişti.
"Ayrıldığınızı anlamayacak kadar geri zekâlı değiliz Dolunay, biz neden ayrıldığını soruyoruz."
Bakışlarımı Göktürk'e dikmiştim.
"Göktürk."
Aybars'ın sesi yine bir uyarı tonu taşıyordu.
"Müsaaden olursa onu anlatacağım şimdi."
Göktürk önce Aybars'a, sonra bana baktı. Cevap vermeden başını yere eğerek çimenlerle oynamaya başlamıştı. Yeniden önüme dönerek derin bir nefes verdim.
"Furkan'la ayrıldık çünkü tek sevgilisi ben değildim."
Aybars gözlerini bana sabitledi ve sanki söylediğim şeyin doğru olup olmadığını sorgularcasına bana baktı. Bana bakarken gözlerini birkaç defa kırpışdırmıştı. Göktürk'ün çimenlerle oynayan eli durmuştu. Tuğkan oturduğu yerden biraz daha dikleşmişti. Teoman'ın kaşları çatılmıştı. Öykü ise durumu zaten bildiği için pek oralı değil gibiydi.
Dakikalarca herkes pozisyonunu bozmadan durmuş, tepki vermemişlerdi. Geçen dakikaların sonunda ilk tepki Aybars'tan gelmişti.
"Derken? Kaç sevgilisi varmış?"
"Yanlış hatırlamıyorsam benim dışımda 3-4 tane daha varmış."
Göktürk anında yerden başını kaldırmıştı.
"Yok ebesinin nikahı! Ergenlik adı altında pezevenlik lan bu!"
Hemen ardından Teoman'ın sesi duyuldu.
"İlk defa Göktürk'e katılıyorum."
"Onlardan biriside bendim ne yazıkki."
Dilin kesilsin Öykü. Söylenecek şey miydi bu şimdi?
"Kimlerden?"
Tuğkan hemen araya girmişti.
"Furkan'ın sevgililerinden birisi."
Öykü'nün cümlesini ben tamamlamıştım. İkinci bir sessizlik olmuştu. Hepsi şok içinde bir bana, bir de Öykü'ye bakıyorlardı. Muhtemelen lisede Öykü'nün Furkan'la sevgili olduğu halde şu an nasıl onunla beraber olduğumu sorguluyorlardı. Fakat hiçbir şey düşündükleri gibi değildi.
"Öykü ihanet etmez. Furkan fake hesap açıp, kandırmış."
Öykü bir şey hatırlamış gibi yüzünü ekşitmişti.
"Mavi gözlüm derdi bir de. Çok sevdiğim gözlerimden iğrenip bir yıla yakın kahverengi göz lensiyle gezmiştim."
Öykü'nün bir yıla yakın kahverengi göz lensiyle gezdiği doğruydu. Lens kullanmayı bırakması için çok dil dökmüştüm. Döktüğüm dillerin işe yaramadığını fark ettiğimde sarı saçlarını siyaha boyamakla tehdit etmiştim. Bu tehditimden sonra lens kullanmayı bırakmıştı. Öykü gözlerine kıysa bile saçlarına asla kıyamazdı. Saçlarını kestirmez ve boyatmazdı.
"Değer miydi cidden?"
Teoman'ın sesi her ne kadar tok ve düz tonda çıksada içinde ki öfkeyi hissedebiliyordum.
Öykü sessiz kalmıştı. Ben ise artık daha fazla burada oturmak istemiyordum. Uykum gelmeye başlamıştı. Yerden destek alarak ayağa kalktım. Herkes bana bakmıştı.
"Nereye?"
Aybars'a döndüm.
"Uyumaya."
"Erken değil mi?"
Bu sefer soruyu Öykü yöneltmişti. Omuz silktim.
"Uykum geldi."
"İyi geceler o zaman."
"İyi geceler."
13 Gün Sonra
Bu ev geleli tam 13 gün olmuştu. Neyseki barda Furkan'la karşılaştığımız geceden sonra başka bir olay yaşanmamıştı. Bunun dışında Asil tarafından kaçırılmamıştım. Asil'in adamından çaldığım silahla başka kimseyi vurmamıştım. Öykü dışında kaçırıp, getirdikleri başka arkadaşım da olmamıştı. Zaten tek arkadaşım Öykü'ydü.
Yarın Öykü'yle bu evde ki son günümüzdü. Yarından sonra ki sabah ailem eve dönüyordu. Bende yarın akşam eve gidecektim. İtiraf etmem gerekirse, yarın bu evde ki son günüm olduğu için üzülüyordum. Neden mi? Çünkü bu evde ki hödüklere alışmıştım! Aybars'a bile... Neden bilmiyorum ancak onunlada iyi anlaşmaya başlamıştım. Doğruyu söylemek gerekirse Aybars gözümde sapık herif konumundan da düşmüştü.
Göktürk, Furkan'ı anlattığım gece birkaç kere terslese de sonra terslemeyi bırakmıştı. Tuğkan'ın da yumuşaması çok uzun sürmemişti. Teoman'da gerekmedikçe benimle konuşmuyordu.
Eklemek istediğim bir şey var, bana mı öyle geliyor bilmiyordum ama son 3 gündür Öykü ve Tuğkan buldukları her fırsatta fingirdeşmeye çalışıyorlardı. Evet fingirdeşmeye çalışıyorlardı!
Canım ciğerim Öykü'mü Tuğkan'ı tam anlamıyla tanıyana kadar rahat bırakmayacaktım. Kız kardeşini korumaya çalışan abiler gibi olmayı düşünüyordum. Hiç kusura bakma bal Öykü'm -istersen bak-, ama seni elin mafya oğlanına hemen gelin verme gibi bir niyetim yok.
Şimdi ise ikiside karşı karşıya, kös kös oturmaktan başka bir şey yapamıyordu. Teoman hariç herkes salondaydı. Sadece üçümüz de olsak buna gözümün önünde fingirdeşmelerine göz yumamazdım. Belki Öykü tersini düşünüyordu ama düşünüyorsa da yanlış düşünüyordu.
"Yemin ederim, mekânlar sözde bizim lan!"
Arkamızdan gelen Teoman'ın sesi salonu doldurduğunda hepimiz ona dönmüştük. Yüzünde içinden küfürler yağdırdığını belli eden bir ifade vardı.
"Oğlum sakin lan, yine n'oldu?"
Teoman Tuğkan'a kısa bir bakış attıktan sonra, kendisini sol tarafta ki tekli koltuğa bıraktı.
"Bizim burada ki gece klubünde özel şirket partisi olacakmış. Asil bize sormadan 'tamam' demiş."
Oturduğum koltuğun diğer ucunda oturan Aybars kafasını geriye atarak kendi etrafınfa döndürdü.
"Bizlik ne var bunda?"
Teoman bakışlarını Aybars'a dikmişti.
"Sence?"
"Asil bizimde orada olmamızı istiyor Aybars."
Gözüm bir an Göktürk'e çarptığında onun bile yüzünü buruşturduğumu gördüm. Göktürk'ü çok kısa bir süredir tanımama rağmen eğlenceli mekânları sevdiğini gösteren bir tipti. Ama iş Asil'i ilgilendiren bir iş olduğunda bu zevkinden soğuduğunu görebiliyordum.
Göktürk birden ayağa kalktığında tüm gözler birden ona dönmüştü. Göktürk'ün yine bir şey yapacağını anlamış gibi Aybars, Tuğkan ve Teoman birbirlerine kısa bir bakış atmıştı.
"Nereye lan?"
"Uyumaya. Asil'in benim gelmediğinden haberi olursa ve, 'Göktürk neden gelmedi?' diye sorarsa 'Göktürk'ün uyku saati gelmiş' dersiniz."
Ben gülmemek için dudaklarımı ısırmaya başladığımda, Öykü'de güldüğünü belli etmemek için başını yere eğmişti. Teoman birden yükseldi.
"Oğlum, bebek misin lan sen? 'Göktürk'ün uyku saati gelmiş' ne demek amınakoya-"
Teoman bizim varlığımızı hatırlamış gibi Öykü'yle bana bakmıştı. Bakışlarını benim üstümden çok tutmamıştı.
"Pardon kızlar."
Öykü'yle sorun yok dercesine başımızı hafifçe eğmekle yetinmiştik. Bunun ardından Teoman tekrardan Göktürk'e dönmüştü. Aybars Göktürk'e kafan mı güzel temalı bakışlarını atarken, Tuğkan ise umutsuz vaka gibi bakıyordu.
"Bugün değil zaten, yarın akşam 19:30'da başlayacakmış."
Göktürk kendisini koltuğa attı.
"Gitmekten başka bir çaremiz yok maalesef."
Aybars Tuğkan'ı onaylarcasına başını salladı.
"Haklı."
Onlar gideceği için büyük ihtimalle bizde gidecektik. Ve tabii ki yine ortada ne elbise, ne maşa ya da saç düzleştirici, ne de makyaj malzemeleri vardı. Bara giderken giydiğimiz elbiseler hâlâ duruyordu ama biz kadınlar olarak, bir yere giderken giydiğimiz elbiseyi başka bir yere giderken asla giymezdik. Saç düzleştirici, maşa ve makyaj malzemelerini ise götürmüşlerdi. Nereye götürdükleri hakkında en ufak fikrim yoktu.
"Kızlar, bara giderken giydiğiniz elbiseleri yarın içinde giyersiniz, değil mi?"
Tuğkan'ın sorusuna gereken cevabı hemen vermiştim.
"Giymeyiz."
"Sebep?"
Teoman'ın sesi çok bıkkın çıkmıştı.
"Bir kere giydiğimizi bir daha giymeyiz çünkü."
Yürü be Öykü'm, nasılda destek oluyor bana.
Göktürk'ün sesi duyulmuştu.
"Oğlum senden benden zengin lan bunlar, bir kere giydiklerini bir daha giymezlermiş. Biz götümüzde ki bir donu bile en az 10 yıl giyiyoruz."
Hemen ardından Tuğkan'ın sesi duyuldu.
"Haklı bu arada, ben lisede aldığım eşofman altını hâlâ giyiyorum."
"Hangi eşofman altın lan o?"
Teoman'da araya girmişti.
"Geçen Göktürk'ün giyipte üstüne yemek döktüğü."
"Senin miydi lan o? Ben Teo'nun sanıpta giymiştim o eşofman altını."
"Göktürk,mal mısın oğlum sen? Niye hiç kıyafetin yokmuş gibi sürekli benden giyiniyorsun lan sen?"
"Çünkü o kıyafetlerde senin kokun var aşkım, senin kokun olmadan nefes alamıyorum ben."
"Siktir git lan!"
Daha fazla dayanamayıp Öykü'yle kahkayı patlattığımızdan Aybars ve Tuğkan'da gülmeye başlamıştı. Göktürk, Teoman'a aşk dolu bakışlarını atarken Teoman ise en ters bakışlarını atıyordu.
"Bizde yeni elbise almadan nefes alamıyoruz Göktürk."
Göktürk aşk dolu bakışlarına son vererek Öykü'ye döndü.
"Yani?"
Öykü'nün cümlesinin devamını ben getirdim.
"Yani yeni elbiseye ihtiyacımız var."
Herkes birden Aybars'a dönmüştü. Aybars bunu fark edince hepsinin yüzüne birkaç saniye baktı.
"Ne?"
"Elbise istiyorlarmış."
Aybars kaşlarını çatıp Göktürk'e yeniden baktı.
"Eee?"
"Eee'si mi var oğlum? Ver kartını da elbise alsınlar."
Aybars bu sefer Tuğkan'a bakmıştı.
"Ben niye veriyorum lan kartı mı? Siz verin."
"Kartımın limitini bitirmeyin."
Ağlamak üzere olan Aybars'ın kartını cebime atarken, kocaman bir şekilde en masum ifamde gülümsedim.
"Tamam, bitirmeyiz."
Sonuç olarak Aybars bize kredi kartını vermek zorunda kalmıştı. Şimdi ise Öykü'yle alışverişe gitmek için hazırlanmıştık.
Uras'la bereber gidecektik. Alışveriş boyunca Uras yanımızda olacaktı. Uras takım elbiselerini çıkartıp, kendi sivil kıyafetlerinden giymişti. En azından AVM'de insanların bize garip bakışlarına maruz kalmayacaktık.
Öykü saçlarını belki de bininci kez açtığında artık delirmek üzereydim. Ben dakikalar içinde hazırlanmıştım ama Öykü neredeyse yarım saattir saçını nasıl yapacağına karar vermeye çalışıyordu. Sürekli at kuyruğu yapıp, geri açıyordu.
"Öykü, saçını üçe vurmama çok az kaldı. Yap artık kızım şu saçını be!"
Aybars bile belli etmemeye çalışsada Öykü'yü beklemekten sıkılmış gibiydi. Yüzünü ovuşturarak kendisini arkasında ki duvara yasladı. Aybars'ın bizi neden beklediğini bilmiyordum. Biz giyindikten sonra gelmiş ve bizi beklemeye başlamıştı.
Dakikaların sonunda Öykü saçını tekrar at kuyruğu yaparak bırakmıştı. Sonunda dercesine Öykü'ye bir bakış attım.
"Hazırsanız inelim."
Olumlu anlamda başımı salladım.
"İnelim."
Odadan çıkıp beraber merdivenlere yöneldik. Merdivenler indiğimizde Göktürk, Tuğkan ve Teoman'ın salondan sesleri geliyordu.
"Hemcinslerime karşı bir ilgim yok Göktürk, aşkı yanlış kişi de arıyorsun."
"Deneme şansımız yok mu yani hayatım?"
"Lan oğlum, Asil nereden buldu da getirdi lan seni? Yürü git lan!"
"Teoman, geçmiş olsun kardeşim."
Öykü'yle birbirimize bakıp kıkırdamamıza engel olamazken, Aybars'ın da dudakları yukarıya kıvrılmıştı. Kapıyı açtı ve beraber dışarıya çıktık. Bahçe'nin dış kapısına doğru yürümeye başladık.
"Bir şey soracağım, neden bizimle siz gelmiyorsunuz da Uras geliyor?"
Aybars başını hafifçe Öykü'ye çevirdi.
"Diğerlerini bilmiyorum ama ben kendi gözlerime kredi kartımın infazını izleyemem."
"Abartma Aybars, alt tarafı elbise alacağız."
"Elbiselerin fiyatından haberin var mı Dolunay?"
Bahçenin dış kapısından çıkmıştık. Evin önünde Uras arabayı hazırlamış ve kendi sivil kıyafatlerini giymiş bir şekilde, hazır vaziyette bekliyordu.
"Elbiselerin fiyatını mı takip ediyorsun?"
"Hayır, siz giyinirken bende elbiselerin fiyatlarına kısaca göz attım."
Aybars bunu ciddi bir ifadeyle söylemişti. Kaşlarım havaya kalktı.
"Gerçekten baktın mı elbiselerin fiyatına?"
"Bakmak zorunda hissettim."
"Nedenmiş o?"
"Alışverişe gidiyorsunuz çünkü."
"Mantıklı konuştu bu arada. Şahsen alışverişe çıkarken ben bile kendimden korkuyorum."
Öykü haklı olabilirdi. Açıkcası alışverişe çıkarken bazenleri bende kendimden korkuyordum. Fakat muhabbet artık sıkmaya başlamıştı.
"Neyse ya, biz gidelim artık."
"Gidin tabii, gidin..."
Aybars bunu söylerken sesi oldukça dertli çıkmıştı. Uras'da bunu fark etmiş olacak ki dudakları hafifçe yukarıya kıvrılmıştı. Aybars'ın bakışları aniden Uras'a döndüğünde Uras az önce ki ciddi ifadesini takınmıştı.
"Uras."
"Efendim abi?"
"Güldün mü sen?"
"Estağfurullah abi."
"Bende öyle düşünmüştüm."
Uras sanki daha fazla Aybars'ın karşısında dikilmek istemediği için, bizim için arabanın arka kapısını açmıştı. Arabaya önce Öykü, arkasından da ben binmiştim.
Uras kapıyı kapatarak sürücü koltuğunun kapısını açtı. Tam binecekken Aybars'ın sesi gelmişti.
"Uras."
"Efendim?"
"Gözünü bir saniye bile onlardan ayırma."
"Anlaşıldı abi."
AVM'ye benzin döküp ateşe vereceğiz sanki.
Uras arabaya bilerek kapıyı kapattı. Arabayı çalıştırdı ve birkaç saniye sonra araba hareket etmeye başladı. İlk birkaç dakika boyunca hiçbirimizden ses çıkmadı. Aniden aklıma gelen şey ile Uras'a baktım.
"Uras."
"Evet?"
"Telefonunu ver."
Uras sorgulamamış veya itiraz etmemişti. Direkt elini cebine atmıştı. Cebinden telefonunu çıkartarak bana uzattı. Anlaşılan o gece etrafa saldığım korku en çok Uras'ı etkilemişti. O günden sonra Uras'dan bir şey istediğim zaman ne sorguluyordu, ne de itiraz ediyordu. Şimdi de olduğu gibi dediğim şeyi hemen yapıyordu. Ve Öykü'ye Uras'a yaptığım bu şeyi söylemesem de az çok tahmin edebildiğini biliyordum.
Uras'ın telefonunu aldım ve kendi cebime koydum. Uras'ın telefonunu almıştım, sebebi ise biz kadınlar alışverişe çıktığımızda -özellikle özel bir gün için alışverişe çıkıyorsak-, asla ama asla sadece elbise almakla yetinmeztik. Ayakkabı, takı, maşa ile saç düzleştirici, ve makyaj malzemeleri de alacaktık. Üzülerek söylüyorumki, Aybars'ın kredi kartının limiti maalesef bitecekti. Eğer Uras'ın telefonunu almasaydım biz Öykü'yle diğer ihtiyaçlarımızı alırken Aybars'ı arayıp haber verme ihtimali vardı.
Yaklaşık 15 dakikanın sonunda nihayetinde gelebilmiştik. Uras arabayı park eder etmez arabayı durdurmasını bile beklemeden ben sol kapıdan, Öykü'de sağ kapıdan arabada inmişti.
Uras arabayı durdurduktan sonra o da inmişti. Arabayı kilitledikten sonra üçümüz beraber AVM'ye yürümeye başladık. Dönen kapıdan içeriye geçip, X-ray cihazından da geçtikten sonra elbiselerin olduğu mağazaya gitmeye başladık.
Aradan ne kadar geçmişti bilmiyordum. Fakat hâlâ daha bir elbise bile alamadığımızı biliyordum!
Önce Öykü'ye, sonra bana elbise alacaktık. Ama hanımefendiye bir türlü elbise beğendirememiştik. Bir sürü güzel elbise göstermiştim ve bir tanesini bile beğenmemişti. Uras'ı tehdit etmeme rağmen halime acıyıp, o da Öykü için elbise bakmaya başlamıştı. Yine de sonuç aynıydı.
Sabrımı korumaya çalışarak gözüme çarpan bir elbiseye doğru yürümeye başladım. Beyaz renkli bir elbiseydi. Elbise askılıydı ve şortlu tulumdu. Bence gayet güzeldi.
Elbiseyi takılı olduğu yerden çıkartırak elimde askısıyla beraber Öykü'nün yanına geldim.
"Bu nasıl?"
Öykü gözlerini kısarak elbiseye baktı. Elbiseyi baştan aşağıya süzdü. Lütfen beğenmiş ol.
"Özel şirket partisi diyoruz Dolunay, giyilir mi bu öyle bir partide?"
Allah'ım, birkaç dakikaya yanındayım.
"Neyi var elbisenin Öykü? Güzel elbise."
"Peki bu nasıl?"
Uras'ın sesi ile ona döndük. Elinde başka bir elbise ile beğenmesi için yalvaran gözlerle Öykü'ye bakıyordu.
Onun elinde tuttuğu elbise siyah renkliydi. Elbisenin tek omzu açıktı. Elbisenin açık olmayan kolu drapeliydi. Etek kısmı büzgülüydü. Mini elbiseydi. İtiraf etmem gerekirse, Uras'ın seçtiği elbiseler benim seçtiğim elbiselerden daha güzeldi. Neden bilmiyorum canım arkadaşım beğenmiyordu.
Öykü, Uras'ın benim gibi elinde askısıyla tuttuğu elbiseyi süzdü. Yaklaşık bir dakika boyunca sadece elbiseyi inceledi. N'olur bunu beğenmiş ol.
"Siyah renk istemiyorum."
"Öykü sen şaka mısın kızım ya! Bari beğenmiş gibi yapıp al! Biz şimdiye çoktan arabaya binmiş dönüyorduk ya!"
Öykü küçük bir çocuk gibi omuz silkti.
"Benim sevdiğim tarzda bir elbise yokki!"
"Senin seveceğin tarzı sikeyim Öykü!"
Uras umutsuzca elbiseyi geri götürürken bende Öykü'nün bir şey söylemesine fırsat vermeden elbiseyi götürmeye başladım. Elbiseyi aldığım yere yeniden taktım. Tam arkamı dönecekken, hemen sağ yanımda asılı duran bir elbise dikkatimi çekti.
Siyah bir elbiseydi. Elbisenin göğüs kısmı ve belden uyluk kemiği hizasına kadar astarlıydı. Elbise parlak taşlar ile süslenmişti. Mini elbiseydi. Başımı çevirerek Öykü'nün olduğu tarafa baktım.
"Öykü! Gel buraya!"
Öykü bana bakıp sorgulayan bir ifadeyle bana doğru gelmeye başladı.
"Ne oldu?"
"Çok güzel bir elbise buldum."
Öykü yanımda durdu.
"Nerde?"
Elimle o elbiseyi gösterdim. Öykü birkaç saniye boyunca elbise bakıp gözlerini kırpıştırdı. Gerçekten böyle bir elbise gösterip göstermediğimi anlamaya çalışıyor gibiydi. En sonunda bana döndü.
"Sıç Dolunay! Kızım bune? Orospu bile giymez bunu!"
"Abart, neyi var elbisenin? Oldukça güzel."
Öykü ağlamaya yakın bir ses çıkardığında kendimi daha fazla tutamayıp gülmeye başlamıştım. Öykü oflayarak rastgele bir tarafa yürümeye başladığında bende peşinden gitmeye başladım.
Bir süre daha mağazada dolandık. Öykü sayesinde bir ayakkabı bile alamadan yorulmaya başlamıştım.
"Buldum!"
Öykü'nün bağıran sesi ile içimden bir sonunda geçirmiştim. Umarım düzgün bir şey bulmuşsundur Öykü.
Öykü'nün yanına fırladığı elbiseye baktım. Rengi koyu kahverengiydi. Straplez elbiseydi. Kolsuzdu ve kat kat etek detayı vardı. Az da olsa göğüs dekoltesi vardı. Şükür ki düzgün bir elbiseydi.
"Bunu alıyorum!"
Uras'ın yüzünde rahatlayan bir ifade belirmişti. Şu an Uras kadar bende rahatlamıştım. Benlik bir sıkıntı yoktu, ben hemen bir elbise bulurdum kendime. Tam şimdi olduğu gibi. Biraz ileride ki elbiselerden birisi dikkatimi çekmişti.
Siyah renkliydi. Elbisenin omzu düşüktü. Dantel detaylı ve iç astarlıydı. Elbisenin boyu ayak bileğinin birkaç santim üstünde bitiyordu.
"Bende elbise buldum."
Yazarın Bakış Açısı
Asil camın karşısında dikilmiş, ellerini arkasında birleştirmiş şekilde dışarıyı izliyordu. Arkasında ki adam ellerini önünde birleştirmiş, saygıyla başını yere eğmişti.
"Neredeler?"
"AVM'ye gitmişler efendim."
"Neden?"
"Özel şirket partisi için. Elbise alacaklarmış."
"Kim var yanlarında?"
"Uras'ı göndermişler."
Asil yavaşça arkasında ki adama döndü. Adamda başını yerden kaldırmıştı.
"Başka bir gelişme var mı?"
"Yok efendim."
"Güzel..."
Asil birkaç adım atarak karşısında ki adamım neredeyse tam dibinde dikildi.
"Senden kimse şüphelenmedi, değil mi?"
"Kimse şüphelenmedi efendim, merak etmeyin."
"Onlardan çok adamlara yakalanmamaya çalış. Biliyorsun, onlar benden çok onlara sadık. Eğer senden haberleri olursa hemen söylerler."
"Biliyorum efendim."
"Gidebilirsin, başka bir gelişme olursa bana haber vermeyi unutma."
"Nasıl isterseniz efendim."
Asil adama eliyle gidebilirsin anlamında işaret yaptığında, adam salondan ayrıldı. Asil derin bir nefes vererek tekrardan arkasını dönüp, cama doğru yürüdü. Camın karşısında durdu.
"Yıllar sonra Dolunay'ı bana kendi ellerinle getirdin ha Aybars?"
Dudakları yukarıya kıvrıldı.
"Aferin benim oğluma... İşte benim şaheserim."
