2. bölüm · Yarım Ay
2. BÖLÜM - SORUN OLURSA ARA
"Korkarsan elimi tut."
2 hafta boyunca sürekli gözümün önünde canlanan bir söz.
Sanki bunu daha önce birisi bana söylemiş gibiydi. Ama birisinin bana böyle bir şey söylediğini hatırlamıyordum. Her saat bu yazan şeyi düşünüyordum ve artık düşünmek beni boğmaya başlamıştı.
Ve düşünmekten beni boğan tek şey bu değildi. Sağ el bileğinde olan yarım ay evresine benzeyen doğum lekesi çizimiydi. Nasıl oluyordu da o çizim benim sağ bileğimde olan yarım ay evresine benzeyen doğum lekeme benziyordu? Artık gerçekten düşünmekten kafayı yiyecektim.
Nereye gidersem gideyim başımı çevirdiğim yerde o adamı görüyordum. Sürekli bir köşeden beni izliyordu. Farketmediğimi sanıyordu ama ben onu farkediyordum. 2 haftadır neden onu polise ihbar etmediğimi bilmiyordum. Ama eğer yine beni takip ettiğini farkedersem -ki tabii ki takip edecek- polise şikayet edecektim.
Bir saniye... Benim daha yeni hatırladığım bir ayrıntı daha vardı. Ben 18 yaşına girdiğim günden beri, eve her yıl doğum günümde farklı farklı hediyeler geliyordu. Ve bu sene ise hediye gelmemiş, yabancı bir adam tarafından hediye verilmişti. Yoksa...
"Düşüncelesin."
Belkide tam parçaları oturtmak üzereyken gelen ses ile başımı kaldırdığımda, Öykü'yü gördüm. Elinde iki tane limonatayla önümde duruyordu. Küçük bir tebessümle elindeki limonatalardan birisini aldım. Öykü'de benim karşıma otururken limonatadan bir yudum alarak önündeki sehpanın üstüne bıraktım.
"O adamı düşünüyorum... Bana doğum günümde hediye veren adamı."
Bu adamı Aysun dışında sadece Öykü'ye anlatmıştım. Bu hayatta yaşadıklarım iki kişiden başkasına rahat bir şekilde anlatamazdım. Aysun ve Öykü.
Aysun'a anlatmamın iki tane sebebi vardı. İlk sebebi kardeşim olmasıydı. Zaten insanın bu hayatta her şeyini rahatça anlatabildiği ilk kişi kardeşi olmalıydı. Çünkü kardeşinle bir şeyleri rahat rahat paylaşamayacaksan kardeş olmanın ne anlamı vardı ki?
İkinci sebebi ise saçma tepkileriydi. Gerçekten bazenleri çok saçma tepkiler verebiliyordu. Ve ona anlattığım ciddi bir şey olsa bile saçma tepkileriyle gerginliğimi biraz olsun alıyordu.
Öykü'ye anlatmamın sebebi ise lise arkadaşı olmamızdı. Onu yedi yıldır tanıyordum. Güvendiğim insanların başında geliyordu.
Öykü ve ben lise arkadaşıydık. Lisede de çok güvenirdik birbirimize. Bugüne kadar güvenimizi test eden sınavlardan geçmiştik ama o sınavlar birbirimizin güvenini kırmaya yetmemişti.
"Belki seni başka birisiyle karıştırmıştır, insan insana benzer sonuçta."
"Hediye paketinden çıkan notlar ve o resim böyle bir ihtimalin olmadığını gösteriyor Öykü."
Öykü bakışlarını yere kitleyerek birkaç saniye düşündü. Ardından tekrardan bana baktı.
"Belki de..."
Öykü bu sefer gözlerini biraz kısmıştı. Kısa bir süre sonra oflayarak kendisini arkaya doğru bıraktı.
"Aklıma mantıklı hiçbir şey gelmiyor ki!"
Bu konuyu düşünmekten 2 haftadır doğru düzgün bir şey düşünemez olmuştum. Şimdilik kafamın içini biraz dinlendirsem iyi olurdu.
"Neyse, boş ver şimdilik... Şu mesele yüzünden kafamın içi çok doldu. Kısa bir süreliğine bunu düşünmeyi bıraksam iyi olur bence."
Cebimden telefonumu çıkartarak saate baktım. Saat 20:17'ydi. Otobüs şoförlerinin akşam vardiyası az sonra büyük ihtimalle biterdi, ve vardiyaları bitmeden otobüse binip eve gitsem iyi olurdu.
Sehpanın üstüne bıraktığım limonatayı alarak hızlı hızlı içtim. Bitirdiğim bardağı tekrardan sehpanın üstüne bırakarak ayağa kalktım. Benim ayağa kalkmamla beraber Öykü'de ayağa kalkmıştı.
"Gidiyor musun?"
"Evet, yoksa az sonra otobüs bulamam."
"Sen bilirsin."
Askılı kol çantamı omuzuma geçirdim ve kapıya yöneldim. Kapının önüne geldiğimde Öykü benim için kapıyı açmıştı.
Çıkmadan önce Öykü'yle sarıldıktan sonra yavaşça ondan ayrıldım. Kapıdan çıkarak önce sağ ayağımı, sonrada sol ayağımı ayakkabıma geçirdim. Yere eğilerek iki ayakkabımıda giydim. Ayağa kakltığımda bana küçük bir tebessüm eden Öykü'yü gördüm.
"Dikkat et."
Bende hafifçe tebessüm ettim.
"Sende."
Öykü kapıyı kapattıktan sonra merdivenlere yöneldim.
Otobüs durağı görünmeye başladığında cebimden telefonumu çıkartarak saate baktım. Saat 20:34'tü. Otobüsün gelmesine az kalmıştı. Telefonumu cebime koymak yerine elimde tutmayı tercih etmiştim.
Otobüs durağına yaklaştıkça durakta bekleyen birisi görünüyordu. Durağa yaklaştıkça o kişi daha net görünmeye başlıyordu. Ama kim olduğu neredeyse hiç belli olmuyordu. Çünkü siyahlar içindeydi.
Bende durağa geldiğimde adamla arama biraz mesafe bırakmıştım. Adamın üstünde siyah bir kot ceket vardı. Kot ceketin altına koyu gri tişört giymişti. Ve siyah bir pantolon.
Adamı pek tekin birisine benzetememiştim. Bir yandan telefonumla uğraşırken, bir yandan ise arada bir çaktırmadan göz ucuyla adama bakmaya çalışıyordum. Adamın ise ellerinde cebindeydi ve yere bakmaktan başka hiçbir şey yapmıyordu.
Yeniden bakışlarımı telefondan çekerek fark ettirmeden adama bakmaya çalıştım. Ama bu sefer adamda bana bakıyordu. Bakışlarımı hızlıca telefonuma çevirdim. Ama dur bir dakika... Bu adam, neden bana hediye veren adama benziyordu?
Rahatsızlık mı veriyorum?"
Adamın sesi o adamla aynıydı. Çünkü o adamdı!
Telefonumun ekranını kapatarak adama döndüm.
"Hayır."
Bahane bularak buradan uzaklaşıp, polisi arayabilme gibi bir şansım var mıydı?
"Evet."
Adamı hafifçe kaşlarını çattı.
"Anlamadım? Rahatsız ediyor muyum, etmiyor muyum?"
"Ediyorsunuz. 2 hafadır beni takip ediyorsunuz, ve şimdi de burada karşıma çıkıp 'rahatsızlık veriyor muyum?' diye sormanız gerçekten biraz saçma değil mi?"
Adam çok kısa bir an afallamıştı. Ama kendisini hemen toparladı.
"Belki de başkalarını bana benzetmişsinizdir. insan insana benzer sonuçta."
Az önce 'insan insana benzer sonuçta' nın bir farklı versiyonunu Öykü söylemişti?
"Farkında mısın bilmem ama bunu söyleyerek zaten kendini ele verdin."
Adam birkaç saniye cevap veremedi. Birkaç saniyenin sonunda boğazını temizledi.
"Her neyse, benim ismim Aybars bu arada. Senin ismin ne?"
Kaşlarımı çok küçük bir şekilde çalarak başımı hafifçe yana yatırdım. Bu adam ciddi miydi?
"Neden sana ismimi söyleyeyim? Seni tanıyorum. Hatta 2 haftadır beni takip ettiğine göre ismimi öğrenmiş olman bile gerekir."
Nasıl bir tepki bekliyordu bilmiyorum ama, Aybars'ın yüzünde sanki beklediği tepkiyi alamamış gibi bir ifade oluşmuştu. Ve kehribar gözlerinede anlam veremediğim başka bir ifade daha yerleşmişti. Kırgınlık gibi...
Buna rağmen yinede gülümsemişti. Ama adamın gülümsemesinde bile bir şey vardı!
"Öğrenemedim. Şimdi senden öğrenmek istiyorum."
"Dediğim gibi, seni tanımıyorum."
"Tanışıyoruz işte."
"Sana güvenmiyorum."
"Bana önyargılı davranıyorun şu an."
"2 haftadır beni takip ediyorsun sapık herif! Önyargılı davranmayıpta, doğum yerime kadar söyleyeyim mi?!"
Aybars en sonunda sıkıntılı bir nefes verdi.
"Tamam, haklısın. Telefonunu verir misin?"
Artık gerçekten öfkelenmeye başlıyordum.
"Neden?"
Sesimin sertliği bile öfkelenmeye başladığımı ele vermişti.
"Bir şeye bakmam lazım."
"Kendi telefonun var?"
"Benim şarjım bitti."
Bıkkın bir nefes vererek telefonumun şifresini açarak Aybars'a uzattım. Aybars telefonumu aldı ve bir yere tıkladı. Ardından başka bir yere tıklayarak bir şeyler yazmaya başladı. Yaklaşık bir dakika sonra telefonumun ekranını kapatarak bana uzattı.
"Teşekkür ederim."
Bir şey söylemek için dudaklarım aralanmıştı ama Aybars yine benim konuşmama fırsat vermeden yanımdan uzaklaşmaya başlamıştı.
Ne yaptığını anlamak için telefonumun ekranını açarak şifremi açtım. Şifreyi açar açmaz kaydedilen bir numara ile karşılaştım.
Sorun olursa ara.
Bu adam benimle dalga mı geçiyordu?!
Yazarın Bakış Açısı
Aybars evin kapısını kapattığında yorgun bir nefes verdi.
"Aybars, geldin mi lan?!"
"Geldim!"
Aybars kot ceketini çıkartarak askılığa astı ve içeriye doğru yürüdü. Hem meraklı, hemde sert 3 farklı surat kendisine bakıyordu.
Aybars yanlarına gelerek kendisini Göktürk'ün yanına attı.
"Ne oldu?"
Aybars'a en meraklı bakan surat Göktürk'tü.
"Beni tanımadı."
Göktürk'ün dudakları şaşkınlıkla aralanmış, Tuğkan öne eğilerek dirseklerini dizlerine dayamış, Teoman ise kaşlarını çatmıştı.
"Nasıl tanımadı?"
Bu sefer soruyu soran kişi Tuğkan'dı.
"Bilmiyorum... İsmimi söylememe yüzünde en ufak bir şaşkınlık bile olmadı. Hatta direkt 'sapık herif' dedi."
Aybars ve Teoman gözgöze geldi.
"Ne yaptında kızdan 'sapık herif' ünvanını almayı başardın Aybars?"
"2 haftadır kendisini takip ettiğimi fark etmiş..."
"Dangalak işte! Oğlum ben sana 2 haftadır demiyor muyum lan, 'kabak gibi ortadasın' diye?!"
"Nerden bileyim kızın fark ettiğini amınakoyayım! Kaç yıldır fark etmiyordu!"
"Tamam Aybars, sakinleş biraz. Kızın seni hatırlamaması normal, zaten seneler olmuş."
Aybars Göktürk'e baktı. Sanki onu öldürecekmiş gibi bakıyordu.
"Göktürk sen biraz geriden mi geliyorsun? Adam az önce 'ismimi söylememe rağmen yüzünde en ufak bir şaşkınlık bile olmadı' diyor."
Teoman ayağa kalktı.
"Neyse, sabah daha sakin bir şekilde konuşalım. Şimdi bu konuyu konuşabilecek kafada değilim."
Teoman salondan çıkarken kimse tek kelime etmedi. Çünkü bu gerçekten dördü beraber olduğunda halledilebilecek bir mevzuydu.
Her ne kadar bu konu sadece bir kişiyi kapsasada, bu hepsinin meselesiydi...
