17. bölüm / 17
Yan Dairede Aşk17. Bölüm (Final)
Bölümler 17Şu an: 17. Bölüm (Final)
- 1 1. Bölüm1.299 kelime
- 2 2. Bölüm751 kelime
- 3 3. Bölüm696 kelime
- 4 4. Bölüm849 kelime
- 5 5. Bölüm910 kelime
- 6 6. Bölüm927 kelime
- 7 7. Bölüm405 kelime
- 8 8. Bölüm411 kelime
- 9 9. Bölüm321 kelime
- 10 10. Bölüm417 kelime
- 11 11. Bölüm403 kelime
- 12 12. Bölüm487 kelime
- 13 13. Bölüm337 kelime
- 14 14. Bölüm376 kelime
- 15 15. Bölüm459 kelime
- 16 16. Bölüm1.252 kelime
- 17 17. Bölüm (Final)1.140 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“İki kalp aynı anda aynı ritmi duyduğunda, işte o zaman aşk susmaz. Kendi melodisini yazmaya başlar.”
Mavi, o akşam gitarını aldı.
Arya’ya dönüp şöyle dedi:
“Bugün senin kalbinin sesini çalacağım.
Bana ritmini ver.”
Arya gözlerini kapattı.
Kalbini eline koydu.
Derin bir nefes aldı.
“Çarpıyor,” dedi fısıltıyla.
“Senin yanındayken daha hızlı.
Ama huzurlu.
Tedirgin değil, emin.”
Mavi parmaklarını tellere dokundurdu.
Ve melodisi yavaş yavaş odayı doldurdu.
Neşeyle değil, coşkuyla değil…
Bir güven sesiyle çalıyordu.
Arya o melodide kendini duydu.
Yalnızlıklarını.
Korkularını.
Ve en çok da… artık yalnız olmadığını.
Şarkı bittiğinde, Arya gözlerini açtı.
Bir şey söyledi usulca:
“Eğer bu şarkıysam… sen benim notam oldun.”
Mavi başını salladı.
Ve ilk kez, Arya’nın yanağına yavaşça bir öpücük kondurdu.
Sessiz, acele etmeyen, beklemiş bir öpücük.
Ve Arya, içinden geçen cümleyi sadece defterine değil, kalbine yazdı:
“Seviyorum seni.
Ama sıradan değil…
Bir şarkının ilk notası gibi.”
Mavi’nin telefonu o sabah uzun uzun çaldı.
Arya mutfakta kahvaltı hazırlıyordu ama içeriden gelen o uzayan sessizlik dikkatini çekti.
Sanki biri, odada görünmeden varlığını bastırmıştı.
Telefonu Mavi’nin elinden kaydı.
Gözleri uzak bir yere dalmıştı.
“Ailem…” dedi kısık sesle.
“Babam hasta.
Annem aradı. Geri dönmemi istiyorlar.
Kırşehir’e.”
Arya’nın ellerindeki çatal-bıçak düşmedi ama sesi dondu.
Böyle bir şeyi hiç beklememişti.
İkisi de beklememişti.
Aşkın ortasında böyle bir sınav…
Mavi yavaşça oturdu.
“Sadece birkaç hafta.
Belki daha kısa.
Ama gitmem gerek Arya.
Babam için… ve annem yalnız.”
Arya hiçbir şey diyemedi.
Gözleri Mavi’nin yüzünde, kalbi ellerinin arasındaydı sanki.
“Tam seni sevmeye başlamışken, neden?” dedi fısıltıyla.
Mavi elini uzattı.
“Sen beni bırakma.
Ben dönünce seni bulayım yine.
Aynı evde, aynı balkonda, aynı kitapta…”
Arya başını eğdi.
“Balkon aynı kalır.
Kalbim de.
Ama ben seni özlerim, Mavi.
Ve özlemek en ağır sevme şekli.”
O gün bavul hazırlandı.
Vedalaşmadılar.
Çünkü bazı gidişler uğurlanmaz.
Sadece beklenir.
Mavi gittiğinden beri ev daha sessizdi.
Gitar tınısı yoktu artık.
Kapı önünde bırakılan küçük notlar da…
Pencereye vuran gölgeler bile farklıydı.
Arya defterini eline aldı.
Ama bu kez yazmak bile yordu onu.
“Seni düşündüğüm her saniye, zamanın bana karşı işlediğini hissediyorum,” diye yazdı.
“Yokluğun sadece fiziksel değil…
Sesinin yokluğu, bakışlarının eksikliği…
Hepsi bir bütün.”
Mavi birkaç mesaj attı.
Ama cevaplar gecikmeye başladı.
Telefon sessizdeydi çoğu zaman.
Arya bekledikçe kırılıyordu.
Kırıldıkça içine çekiliyordu.
Bir gün gelen mesaj:
“Beni unutma olur mu?
Her şey üstüme geliyor ama senin varlığını düşündüğümde nefes alıyorum.”
Arya cevap yazmadı o gün.
Yazamadı.
Çünkü beklemek… bazen cevap vermekten daha çok acıtır.
Ama o gece defterine şunu yazdı:
“Seni bekliyorum Mavi.
Ama sadece gelişini değil…
Beni hatırlayarak döndüğün o anı.”
İki hafta sonra Mavi geri döndü.
Ama Arya’nın kapısını hemen çalmadı.
Önce kendi evinde kaldı.
Sessiz, yorgun ve düşünceli.
Arya pencereden onun gelişini gördü.
Ama o pencereye hiç bakmadı.
İki gün geçti.
Aralarında tek bir mesaj bile yoktu.
Sonra, üçüncü gece…
Kapı çaldı.
Arya kapıyı açtığında, karşısında yorgun ama özürle bakan bir Mavi vardı.
“Sana gelemedim.
Çünkü kendimi toparlayamadım.
Sanki oradayken içim başka birine dönüştü.
Ama şimdi buradayım…
Ve seni özledim.”
Arya sustu.
Yüzüne baktı.
Sonra geriye doğru bir adım attı.
“Ben de seni özledim.
Ama o özlemle tek başıma kaldım, Mavi.
Ve tek başına kalan bir kalp, bazen geri gelene tam sarılamaz.”
Mavi bir adım yaklaştı.
“Sarılmasan da olur.
Yeter ki kalbini kapatma.”
Arya kapıyı araladı.
Yavaşça içeriye geçti.
Bir şey demedi.
Ama masanın üzerinde hâlâ onunla birlikte yazdıkları şarkı duruyordu.
Mavi onu görünce gözleri doldu.
Çünkü bazı şeyler söylenmeden affedilir.
Bazı sevgiler, hiçbir açıklamaya ihtiyaç duymaz.
Ve o gece, ilk kez hiçbir şey konuşmadan sabaha kadar aynı odada kaldılar.
Sadece nefeslerini duydular.
Kalplerini yeniden hatırladılar.
Mavi, Arya’nın penceresine bakıyordu.
Göz göze gelemeyecek kadar suskun, ama uzaklaşamayacak kadar yorgundu.
Eve döndüğünden beri Arya’nın yanında uyumuştu, aynı koltukta film izlemişti, kahvaltıda sessizce oturmuştu…
Ama hiçbir şey aynı değildi.
Çünkü bazen geri dönmek yetmez.
Geldiğin yerde seni hâlâ bekleyen biri olup olmadığını bilmek gerekir.
Ve Arya… onu beklemişti.
Ama Mavi bunu geç anlamıştı.
“Bana bakmıyorsun,” dedi bir akşam, sesi yavaş ve yaralıydı.
Arya başını çevirmedi.
“Bakarsam ne olur?” dedi.
“Yine gider misin?
Yine sustuğum her şeyi içime mi tıkarım?”
Mavi oturduğu yerden kalktı.
Yavaşça Arya’nın karşısına geçti.
Ellerini cebine soktu.
Ve ilk defa bir şey itiraf eder gibi konuştu:
“Beni sevmekten hiç vazgeçmedin, biliyorum.
Ama ben seni kırmadan sevemedim.
O yüzden…
Eğer hâlâ bir cümlelik yerin varsa kalbinde,
beni oraya yaz.”
Arya gözlerini kaldırdı.
Gözleri doluydu ama kararlıydı.
“Senin için defterimin başını yırttım ben.
Yeni bir hikâye başlayacak diye…
Ama sen geldin, ortasında kayboldun o hikâyenin.”
Mavi yaklaştı.
Göz göze geldiklerinde aralarındaki mesafe bir nefese düştü.
“Ben seni eksik sevdim, Arya.
Ama öğrendim…
Aşk tamamlandığında değil, kabul edildiğinde gerçek oluyor.”
Arya gözlerini kapattı.
Bir an sustular.
Sonra Arya defterini aldı, içinden bir sayfa kopardı.
El yazısıyla sadece bir cümle vardı:
“Kalbim boş bir evdi.
Sen geldin, her odasına müzik yerleştirdin.”
Mavi sayfaya baktı.
Kalbi ellerine indi.
Ardından Arya’nın alnına bir öpücük kondurdu.
Usulca, özlemle, titreyerek.
“Sana bir şarkı borcum var,” dedi.
Arya fısıldadı:
“O şarkı bizim olsun.
Son değil.
Ama bu sefer…
Başlangıç gibi.”
O gece pencere açık kaldı.
Gecenin içinden bir gitar sesi yayıldı.
Ve o sesin içinde sadece bir melodi değil,
iki kalbin “artık aynı evdeyiz” diyen fısıltısı vardı.
Mevsim değişmişti.
Arya pencereyi açtığında içeri hafif bir ilkbahar kokusu doldu.
Kuşlar sabah uykusundan uyanmış, sokak yeni bir güne doğmuş gibiydi.
Ama Arya’nın kalbinde bambaşka bir mevsim vardı: huzur.
Mavi bir haftadır onunlaydı.
Artık kapılar çalınmıyor, balkonlardan notlar bırakılmıyordu.
Çünkü iki kalp… artık aynı evdeydi.
Aynı bardakta çay içiliyor, aynı koltukta uzanılıyor, aynı sabah uyanılıyordu.
Mavi, Arya’nın saçlarının arasına gömülerek fısıldadı o sabah:
“Düşünsene…
Ben sana ilk defa yanlışlıkla kapını çaldım.
Ama aslında, hayatın kapısını çalmışım.”
Arya güldü.
Sonra başını çevirip ona baktı:
“Ve ben sana kapımı açtığımda farkında bile değildim…
Kalbimi de açtığımı.”
Gün içinde her şey sıradan gibiydi.
Ama aşk, zaten sıradan anlara sığabilen en büyük mucizeydi.
Kahvaltıda yanan ekmek dilimlerine güldüler.
Mutfakta birbirine çarpa çarpa çay koymaya çalıştılar.
Ve öğleden sonra, Arya’nın “çıkalım mı biraz” deyişiyle, birlikte dışarıya çıktılar.
Yol boyunca konuşmadılar çok.
Ama elleri kenetliydi.
Birbirlerinin avucunda, geçmişin yaralarını değil; geleceğin hayalini taşıyorlardı.
Bir kitapçıya girdiler.
Arya, raflardan birini karıştırırken, Mavi küçük bir defter aldı.
İçine tek bir cümle yazdı.
Sonra Arya’nın yanına gidip uzattı.
Arya açtı, okudu.
“Seninle susmak, dünyadaki en anlamlı cümle.”
Gözleri doldu.
Bir kitapçı rafında, bir cümleyle evine dönmüş gibiydi.
O gece eve döndüklerinde, Mavi gitarını eline aldı.
İlk defa bir şarkıyı bitirmişti.
Adı: “Yan Dairede Aşk”
İlk satırı:
“Seni duvarların arkasından sevdim… ama şimdi kalbimin tam ortasındasın.”
Arya, gözleri dolu dolu o şarkıyı dinledi.
Ve sonra, sessizce fısıldadı:
“Seni sevmek, beklemekti.
Beklemek, sabretmekti.
Ve sabretmek… bizi getirdi.”
Mavi, gözlerine baktı.
“Ben artık hiçbir yere gitmem.
Çünkü evin ta kendisi sensin, Arya.”
Sonunda pencereye oturdular.
Eskisi gibi.
Ama bu sefer yalnız değillerdi.
Aynı şehirde, aynı sokakta, aynı dairede…
Ve ilk defa, aynı kalpteydiler.
Balkonun camına buğuya bir şey yazdı Arya:
“Aşk bazen bir yan bakıştır… ama sen, benim tam yanım oldun.”
Ve o gece…
İki yalnızlık, sonsuz bir biz’e dönüştü.
Bölüm etkileşimi
