3. bölüm / 6
Yağmurun ÇocuklarıYanan Göz Yaşları Bölüm 2
Bölümler 6Şu an: Yanan Göz Yaşları Bölüm 2
Bir cennet var mı?
Kulaklarımın hiç acımadığı.
Elimin hiç kaşınmadığı
Bir cennet var mı?
Ağlamaktan hiç korkmadığım.
Ruhumu ağlamak zorunda bırakmadığım.
Bir cennet var mı?
Hiç kimsenin gölgesi odamın kapısına düşünce korkmadığım…
Aniden korkuyla uyanıp yatağının içinde dik konuma fırladı.
Sabaha doğru olmalıydı.
Oda hâlâ biraz karanlıktı.
Kulaklarında keskin bir acı hissetti.
“Yine kavga ediyorlar.”
Bağrışmalardan bu ince sesin geldiği yeri zar zor ayırt etti.
Küçük erkek kardeşi odasının en karanlık köşesine sinmiş, dizlerini göğsüne çekmiş biçimde saklanıyordu.
Yırtık kıyafetleri bu karanlıkta bile belli oluyordu.
İnce bacaklarına sıkı sıkıya sarılmıştı.
Gözlerinden yaş akıyordu.
Kulaklarının ağrısı bile bu kadar sinirini bozmamıştı.
Kavga etmeleri ağlamasına bahane değildi! Kuralı o da biliyordu! Tam dikkatsizliği için ona kızacakken aynı yatağı paylaştığı ablası uykulu bir şekilde konuştu:
“Yine alkol almış olmalı, çok da umursama.”
Parmağıyla kardeşini işaret etti.
“O ağlıyor! Ona bunu yapmamasını söyle!”
…
…
…
Hiçbir cevap gelmedi.
Tekrar uykuya daldığını anladı.
Derin bir of çekip yorganını bir kenara atıp ayağa kalktı.
Şimdi abla olma sırası ondaydı.
“SANA İÇMEDİĞİMİ SÖYLEDİM YA KADIN!!! DAHA NE DUYMAN LAZIM!!!”
“ŞU LEŞ GİBİ ALKOL KOKUSU NEREDEN GELİYOR O ZAMAN!!!”
Kardeşi elleriyle kulaklarını kapattı.
Kendisi kadar olmasa da onun da kulakları hassastı.
Sessizliğin güzelliğini anlamaya başlamıştı.
Sakince yanında diz çöktü.
Gözleriyle ıslak gözlerine gülümsedi.
Elleriyle kahverengi saçlarını okşadı.
Sonra da elini kaplayan sargıyla gözyaşlarını sildi.
Gülümserken işaret parmağını dudağına götürüp sessiz olmasını ima etti.
Elinden tutup ayağa kaldırdı. Elini bırakmadı. Diğer eliyle de bir defter ve tükenmez bir kalem aldı.
Gizlice kapıyı açıp odadan çıktılar. Elini sıkıca tutmaya devam etti. Hangisini daha sıkı tuttuğunu bilmiyordu.
“KAPA ÇENENİ ARTIK KADIN, KAPA ÇENENİ!!!”
“KAPATMASAM NE OLUR, HA! NE OLUR! YİNE BENİ ÇOCUKLARIMIN ÖNÜNDE Mİ DÖVECEKSİN!!! YİNE BENDEN NEFRET ETTİĞİNİ Mİ SÖYLEYECEKSİN!!”
Çocuğun gözlerinden bir yaş daha aktı.
Teninden süzülüp bu cehennemin toprağına düştü.
Anında buharlaşıp gökyüzüne karıştı. Bu iyiydi. Ne olsa ağaçlar artık onu içemezdi.
Mutfağın önünden sessizce geçtikten sonra balkona ulaştılar. İçeri girip kapıyı kapattı.
Defteri ve kalemi masaya bırakıp onu sandalyeye oturttu. Sonra da kendi yerini aldı.
Güneş ufuktan daha yeni yeni yükseliyor,
rüzgâr yine tüm gücüyle esiyordu.
Kardeşinin üşüdüğünü fark etti.
Ama sorun olmaz diye düşündü. Ne de olsa yakında burası sıcacık olacaktı. Yine.
“Nasıl? Artık ses gelmiyor, değil mi?”
Sesi şefkatliydi ama sanki bir acelesi var gibiydi.
Küçük kardeşi hâlâ akan gözyaşlarını silmekle meşgul olduğu için cevap veremedi. Sadece başını aşağı yukarı salladı.
Büyükçe gülümsedi. “O zaman sorun yok.”
Sargılı eliyle tükenmez kalemi ve defteri onun önüne itti.
“Bak, ben ne zaman ağlayacak gibi olsam bir şeyler karalarım. Biliyorsun, ağlamak ağaçları daha da güçlendirir. İşte tam da bu yüzden yasaktır. Ama madem gözyaşı akıtamıyoruz, o zaman biraz olsun mürekkep akıtmaya ne dersin? İster misin?”
“Karalamak? ”
İnce sesi iyice kısılmıştı.
“Yazmaktan bahsediyorum. İster misin?”
Çocuk burnunu çekti. “Yazmak mı?”
Derin bir nefes aldı.
“Evet, yazmak!!”
Çocuk boynunu eğdi, gözlerini devirdi. Korkuyla sordu.
“Ya yine olursa?”
…
…
…
Neyden bahsettiğini gayet iyi biliyordu. Nasıl unutabilirdi ki? Evinin içindeki bu bağrışmalar bile onun suçuydu.
Kardeşinin üstündeki yırtık kıyafetler de onun suçuydu.
Özensiz kesilmiş küt saçları bile onun suçuydu!
“Senin suçun, senin suçun! Ailenin parası yok çünkü babanın kumara batması senin suçun!"
“Senin, senin, senin suçun!!! O günün sabahını hatırla! Hatırla! Annenin babana içkiyi yasaklamasını hatırla!!”
“Sana onları nereden bulduğunu sorduğunu hatırla!!”
Ellerini başına koydu.
Yine mi ağaçlar benimle uğraşıyor diye düşündü.
Kardeşi başını yana eğmiş merakla ona bakıyordu.
“İzi kalıcı olacak, sonsuza dek o iz ile yaşayacaksın!
“O ateşi sen yaktın, o günü sen yaktın.”
"YETER!!!"
İki elini sertçe masaya vurdu.
Sargılı tarafında keskin bir acı hissetti.
Kalem de defter de masadan fırladı.
Kardeşi korkudan az daha sandalyeden düşüyordu.
Ayağa fırladı, boynunu eğdi, elleriyle yüzünü kapadı. O kadar sertti ki ya saç tellerini koparıyor ya da tırnağıyla derisini çiziyordu.
Canı yanıyordu ama ağlamaktan iyiydi.
Elindeki sargıyı hissetti.
İçindeki kırmızı, siyah teni düşündü.
Daha da sıkmaya başladı.
Çığlık atmak istiyordu ama bunu yapamazdı. Eğer onu duyarlarsa kavgalarının daha kötüye gideceğini biliyordu.
Boğazı acımaya başlamıştı.
Tekrarlamaya başladı.
Yağmuru düşün.
Yağmuru düşün.
Yağmuru düşün.
Ateşi söndüren yağmuru düşün.
Ateşte buharlaşan gözyaşını düşün.
Bu biraz olsun iyi gelmişti.
Ellerini hafiften gevşetti.
Birkaç derin nefesle kendini sakinleştirmeye çalıştı.
Zihni yine durmadı:
Acaba başka birileri beni duymuş mudur diye düşündü
Gerçi içerideki fırtınalara kıyasla bu sadece küçük bir rüzgârdı.
Bölüm etkileşimi
