27. bölüm · VEZA
26) Yanılgı Yangını
❦ Yirmi Altıncı Bölüm: Yanılgı Yangını❦
Duyguların sınırları vardı.
İnsanlar duygularının çoğunu bir noktaya kadar yaşardı. Hiçbir duygumuzu sonsuza kadar yaşayamazdık. Ya tamamen biterdi yada içine başka duygular karışırdı.
Kormak. Bir şeyden belli bir noktaya kadar sadece korkabilirdiniz. Sonrasında korkuya heyecan katılırdı.
Çoğu duygumuz aynı bu şekilde ya içine başka duygular katardı yada tamamen başka bir duyguya dönüşürdü.
Öyle olduğunu sanardım. En azından Savran ikizleriyle tanışana kadar. Bir insan gibi görünen ama tüm duygularını hastalıklı bir boyutta yaşayan kardeşlerim.
Onları tanımıyordum ama ne kadar acımasız olduklarıyla tanışmıştım. Nefret bürümüştü gözlerini. Tüm varlıklarını intikam yolunda harcıyorlardı.
İstediklerini alırlarsa. Beni, Aren'i ve annemi alırlarsa acaba ulaşmaya çalıştıkları şeyi ellerinde tuttuklarında insani taraflarını hissederler miydi tekrar? Farkına varabilirler miydi bizim onlarla aramızda bağ olduğuna?
İkisinden biri bize yardım ediyordu ama ikiside o kadar karanlık ve acımasızdı ki kendilerinden başka birine yardım edecekleri düşüncesi uzak geliyordu.
Sağlıklı tek bir yanları bile yoktu. Böyle doğmuş böyle büyümüşlerdi. Tüm bunların sorumlusu Tahir Savrandı. Çocuklarınıda kendisine benzetmişti. Aynı ürpertici gülümseme, bakış... Rahatsız ediyorlardı insanları.
İkisinden biri tamamen doğasına aykırı davranmayı seçmişti ve bize yardım etmişti. Verdiği en büyük savaş kendiyleydi.
"Delirmiş amınakoyayım." Baha delirmiş gibi oradan oraya giderken Mona sessizce televizyonun kenarındaki dolaptan üç tane silah çıkardı.
Bunca zaman orada silah mı vardı?
Silahların şarjörünü kontrol ettikten sonra birini Aren'e uzattığında Aren hızlıca alıp beline yerleştirdi. Lina bir silaha bir Mona'ya bakarken Mona diğerinide Lina'ya uzattı. Lina'nın silah kullanmayı bildiğini balo gecesinde anlamıştık.
Ben o gece kendimi öldürmeme saniyeler kalmışken Lina en önde elinde silahla basmıştı içeriyi ve hayatımı kurtarmıştı.
Lina silahı alarak siyah ispanyol paça taytının beline sıkıştırmıştı. Mona'dan hızlı davranarak elindeki silahı alarak pijamamın beline sıkıştırdım.
Kendi silahlarının olduğunu biliyordum. Mermiler özeldi ve üçününde silahının kabzasında ayrı işlemeler vardı.
Dışarıdan hala Asrın'ın sesleri gelirken onu dinlememeye çalışıyordum çünkü biliyorum ki dinlemeye başlarsam sorgulamaya devam edecektim. Cevabı olmayan sorularımla kendimi yiyip bitirecektim.
"Aren." Loran kafasıyla işaret verdiğinde önde Aren arkasında Lina ile beraber üst kata çıktık hızlıca.
Koridorun sonundaki Loran'ın odasına girdiğimizde her terafı camla çevrili olduğu için dışarıda olup bitenler görünüyordu.
"Bu kadar olamaz..." şaşkınlıkla dışarıdaki adamlara bakıyordum. Ormanlık kısımdan durmak bilmeden araç geçiyordu. Bunların hepsi Buğra'nın bahsettiği Savran plakalı araçlardı.
Hepsi bizim için geliyordu.
"Çok kötü olacak her şey." Lina camın önünden ayrılıp kafayı yemiş gibi odanın içinde volta atmaya başlamıştı.
"Sakin ol." Aren camın önünde durmaya devam ederken Lina'ya doğru dönüp omuzlarından tuttu. "Onların ordusu varsa Loran'ın da var. Her şey eşit. Onlar kadar güçlüyüz bizde." Lina'nın bakır rengi saçlarını geriye doğru attı. "Hem o şuan tek bir kuş bizse altı kişiyiz. Tamam mı?" çenesini okşuyordu usulca Lina'nın.
Lina kafasını salladı. "Tamam."
Kendimi fazla sakin hissediyordum. Büyük bir hamle yapacaklarını bekliyordum ama helikopterle gelmesine ihtimal vermemiştim. Konu Asrın ve Arkın olunca her şey mümkün oluyormuş. Öğrenmiştim.
"Çabuk olun!" aşağıdan Tuğra'nın sesini duyduğumda tekrar cama yöneldim. Tuğra Buğra ile bir yere doğru koşarken arkalarından Baha,Mona ve Loran çıktı.
Helikopterin sesi çatının üzerinden gelmeye devam ederken ilk kurşunun sesini duydum. Savaşı başlatan kimdi bilmiyordum ama bu kurşunun devamında bir savaş geliyordu. İki tarafında kardeş olduğu bir savaş.
"Aslancıklar saklanır mıydı böyle?" Asrın'ın megafondan çıkan sesi doldu kulaklarıma ardından nereden geldiğini anlamadığım kurşunlar çarpmaya başladı evin duvarlarına.
"Siktir." Aren refleks olarak Lina'yı arkasına alarak camdan uzaklaşmıştı bir anda.
Kurşunlar cama isabet ediyordu ama hiçbiri camı kırıp içeri girmeyi başaramıyordu. Loran'ın söylediği gibi tüm duvarlar kurşun geçirmezdi.
Aşağı baktığımda artık Loranlar görüş açımda değildi. Güvenli bir yere gitmiş olmalılardı.
Helikopterin bahçenin arka kısmına doğru yaklaştığını gördüm. Asrın helikopterden sarkmış bir şekilde elinde tüfekle orman tarafındaki ağaçlara doğru sıktığını gördüm.
"Manyak lan bu." Aren bir eli belindeki silahta diğer elide arkasındaki Lina'nın üzerindeydi.
Asrın helikopterden sarkmaya devam ederken bir anda yüzünü bize doğru çevirdi. Bizi göremiyordu ama sanki burada olduğumuzdan eminmiş gibi dikmişti gözlerini. "Orada bir yerde olduğunuzu biliyorum. Sezen'i istedim sadece sizden. Vermediniz. Üstüne kardeşimi vurdunuz. Sizden koparacaklarım artmaya başladı."
Yüzünde şeytani bir gülümsemeyle bakmaya devam ederken elindeki silahı saniyeler içinde bize doğrultup ateş ettiğinde kurşun tam yüzümün önündeki cama saplandı. Korkuyla adımlarım geriledi.
"Asrın!" Loran'ın bağırmasıyla birlikte kafasını hızlıca ormana doğru döndürdü. Loran dikkatini dağıtmak için yapmıştı. Camın varlığından şüphelenirse gelirdi çünkü buraya ve kimse onu durduramazdı.
Belkide yardım eden oydu ama kardeşinin vurulmasını bize bağladığı için içindeki aydınlığı dinlemeyip tamamen karanlığa gömülmüştü. Yada en başından beri karanlık olan oydu.
Bir insanın nasıl bu kadar acımasız olabileceğini şaşıyorum her seferinde. İnsanlar kötüydü. İnsanlar çok ama çok kötüydü.
Silahlar dışarıda hiç durmadan ateşlenmeye devam ediyordu. Evin bahçesi bir savaş alanına dönmüştü artık.
Helikopter giderek yere yaklaşıyordu. Asrın doğrudan evin bahçesine iniyordu. Birkaç kurşun helikoptere isabet ettiğinde helikopterin yan döndüğünü ama son anda kendini toplardığını gördüm odada geriye doğru ilerlerken.
Tüm adamlar dışarıda evin içini koruyorlardı. Aynı şekilde Loranlar orman tarafına saklanarak evi korumaya çalışıyorlardı.
"Buraya gelirse ne yapacağız?" kalbim korkuyla atarken Aren'e döndüm.
"Savaşacağız." dedi net bir şekilde. Korkuyorsa bile bunu belli eden tek bir ipucu bile yoktu yüzünde.
"Ne olursa olsun onlar bizim kardeşimiz." merhametli tarafımı susturamıyordum içimdeki. Kimseye doğrudan zarar verecek kadar kötü olmak bana göre değildi karşımdaki beni paramparça etse bile.
Vicdanım susmazdı benim.
Lina Aren'in arkasından çıkarak karşımda dikildi. "Onların umrunda mı gibi gözüküyor Alin? Kardeşmiş aynı kanmış hiçbiri zerre umrunda değil görmüyor musun?" öfkeyle kaşlarını çatmıştı konuşurken.
Mantığım ile merhametim bir savaş veriyordu içimde. Onlar kadar kötü olmak beni iyi mi yapardı kötü mü bilmiyordum. Sadece bir kere oturup düzgünce konuşabilsek çözülürdü belki her şey.
"Bilmiyorum." dedim kafamı iki yana sallayarak.
"Buraya gel kargacık." Baha'nın sesini duyduğumda tekrar cama yaklaştım hala dikilmeye devam eden Lina'nın önünden geçerek.
Helikopter tamamen yere inmişti ve Asrın bir eve birde ormana doğru bakıyordu. Ulusoylara olan nefreti mi daha ağır basacaktı yoksa kardeşlerine mi?
"Hadi ama burada seni bekliyoruz oyuncaklarımızla." bu sefer Mona kışkırtmaya başlamıştı. "Gel de oynayalım biraz."
Asrın hastalıklı olduğunu düşündüğüm bir kahkaha attı. Yüzü ormana dönüktü. "Oraya gelirsem oynayacağım tek şey aslanın tacı olur. Ormanın kralı aslan mı olurmuş?"
"Belgesel mi çekiyoruz amınakoyayım?" Aren burun kemerini sıkarken yanıma gelmiş camdan dışarı bakıyordu.
"Gel o zaman. Ormanıma gelde gör kimmiş kral." Loran bağırdığında Asrın dahada kahkaha atmaya başladı.
"Bizimkide fazla kaptırdı kendini." Lina da yanımızda yerini almıştı.
Asrın bir anda adımlarını eve doğru yönlendirdi. "Bir karga yere inebilir ama bir aslan uçamaz Loran." elini beline atarak bir tabanca çıkardı kendine ve ateş etmeye başladı.
Acı dolu haykırış sesleri geldiğinde kapının girişindeki adamları vurduğunu anladım. "Umarım Buğra yada Tuğra değildir." diye mırıldandım bir yandan eve gireceği gerçeğiyle yüzleşerek.
"Geliyor." Aren belindeki silahı eline aldığında odanın kapısını kitledi hızlıca.
Telefonum çaldığında Loran'ın araması düşmüştü ekranıma. Hızlıca aramayı yanıtladım ellerimin titremesini durdurmaya çalışırken. "Efendim?"
"Çıkın oradan hemen." sesi endişeli ve hızlı çıkmıştı ağzından. "Oraya geliyor. Arkasından da bir dolu adam geliyor. Durduramıyoruz. Acilen çıkmanız lazım oradan Alin."
"Nasıl ama-" duyduğum sesle cümlem yarıda kesildi. "Alin." harfleri uzatarak söylemişti ismimi Asrın.
Çok yakından gelmişti sesi. Bu kattaydı. Burada olduğumuzu anlaması uzun sürmezdi. "Camdan atlamanız lazım aşağı. Hazırda araba var burada." Loran'ın aceleci sesiyle konuşmuştu tekrar.
Lina ile kapının bir tarafına geçtiğimizde Aren'de diğer tarafa geçmişti. "Çok yüksek Loran. Nasıl atlayalım buradan?" bir yandan camı kontrol ediyordum yüksekliği hesaplamak için.
"Aşağısı çim zarar görmezsiniz." kurşun sesleri geldiğinde bir küfür savurdu sinirle. "Çok adam var gelemiyoruz oraya."
"Aren." Asrın bu seferde Aren'in ismini söylemişti ayn şekilde.
"Ne var kaltak?" Lina sinirle bağırdığında dehşetle ona döndüm. "Ne yapıyorsun daha hızlı bulmuş olacak yerimizi." banane dercesine dudaklarını büzüp omuz silkti.
"Hadi ama prenses burada olmamalıydın. Kenarda saklanda sana zarar gelmesin. Bunu istemeyiz değil mi?" sesi tam kapının önünden geldiğinde Aren eğilerek kapı deliğinden baktı.
Bir kurşun kapının aşağı tarafına saplandığında Aren son anda geri çekilmişti. "Yatağımın yanında yeşil renk bir düğme var Alin. Bastığın gibi camlar patlayacak. Aşağı atlayın biz sizi koruyacağız." telefonu kulağımda tutmaya devam ederken bir yandanda sıkıca elimdeki silahı kavrıyordum.
Kapıya arka arkaya ateş ettiğinde kapı delik deşik olmuştu. "ALİN ÇIKIN ORADAN!"
Hızlıca yatağa ilerdiğimde Aren ve Lina beni izliyordu. Bahsettiği yeşil düğmeyi gördüğümde hiç düşünmeden bastım. Saniyeler içinde odanın dört tarafındaki camlar tuzla buz oldu.
"Hadi atlayalım." ikisine bakmaya devam ederken neler olup bittiğini sorgulamadan harekete geçtiler. Aren kapı arkasından çıkarken kapıya ateş ettiğinde Asrın'ın küfürleri doldu kulağıma.
Üçümüzde camın önünde durduğumuzda cam kırıklarının üzerine basıyorduk. Loran , Baha ve Mona ağaçların arasından bize bakarlarken aynı zamanda giriş taraftaki adamlara ateş ediyorlardı.
"HADİ!" Loran bağırdığı gibi hiç düşünmeden atladım camdan aşağı ne kadar hasar alacağımı umursamadan.
Rüzgar bedenime akın ederken yaşamın ne olduğunu hissettim bir kez daha. Kardeşimden kaçarken bir camdan aşağı bırakmıştım kendimi onun tek sözüne güvenerek.
Boşlukta süzüldüğümü hissediyordum. Ölümün ne kadarda uzak ama bir o kadarda yakın olduğunu hissettim. Etrafımdan geçen kurşunlar vardı ama hiçbiri isabet etmiyordu bedenime. Ölmemin zamanı gelmemişti demekki yada hepsi tamamen bir şanstan ibaretti.
Ölümden dönmüştüm çok kez. Bir teknede fırtınanın arasında batarken devam etmiştim yaşamaya, üzerimize kurşunlar yağarken yaşamıştım ve bir gece kendi intiharımı gerçekleştiremeden devam etmiştim nefes almaya.
Şimdi ise havada süzülürken etrafımdan kurşunlar geçiyordu. Ölüm bir nefes ucumdaydı. Azrail elindeki kılıçla nefesime son vermek için bekliyordu ama onu harekete geçiremiyordu hiçbir şey.
Birkaç saniye sonra bedenim sert zeminle temas etti. Düşmenin şiddetiyle koluma bir ağrı saplandı ve ardından kafamı sertçe vurdum.
Hiç kalkamayacakmışım gibi hissediyordum kafamda ağrıyla birlikte. Gözlerim kararmıştı ve çevremdeki sesleri bir uğultu olarak duyuyordum.
Acı her hücreme yayılmış haldeydi. Ölümü bir nefes ötemde azrailin gölgesini üzerimde hissettim.
Tüm vucudum parça parça sızlamaya başlamıştı. İki elimi yere dayayıp ayaklanmaya çalıştım ama olduğum yere tekrar düştüm. Saçlarımın önüme düştüğünü hissediyordum ama göremiyordum.
Ya gözlerimi açamamıştım yada tamamen karanlığa gömülmüştü görüşüm.
Ardından biri beni iki kolumdan tutarak kaldırdığında bedenim havalanmıştı. Birinin kollarındaydım ama kim olduğunu bilmiyordum.
Ciğerime dolan parfüm kokusuyla anlamıştım Aren olduğunu bilincim hemen kapanmadan öncesinde. Sonrası karanlıktı.
✈
"Abi yaralı ve ölü sayımız yüksek." arabanın içinde yankılanan ses bilincimin yerine gelmesini sağlamaya başlamıştı.
"Savranlar ne durumda?" Loran'ın sesi çok yakınımdan geliyordu.
Nerede olduğumu düşündüm o an. Vücuduma akın eden rüzgarı hissettim tekrar bedenimde. Kendimi tamamen özgür hissettiğim bir andı.
Boşlukta süzülüyordum, temiz hava doluyordu ciğerime ve adrenalini doruklarımda hissediyordum. Bana ömrün boyunca ne zaman tamamen özgür hissettin deseler o anı gösterirdim soranlara.
Ardından vücudumun zeminle buluştuğunu hatırlıyordum. Acıyı her yanımda hissetmiştim. Kafamda tarifsiz bir acı vardı ve vüdumun bıçaklarla kesilmiş gibi olduğunu anımsadım.
"Onlarda aynı şekilde. Tüm ölüleri toplayıp onların evine götüreceğiz."
Sonrası karanlıktı, yanıktı.
Vücudum sarsılırken gözlerimi hafifçe araladım. Başımdaki ağrı kendini dahada belli ederken gözlerimin içine bakan ela gözlerle göz göze geldim. Hafifçe gülümsedi. "Dikkatli olun. Bu seferde bizden bir not bırakın onlara."
Hafifçe doğrulmaya çalıştığımda belime giren ağrıyla yüzümü buruşturdum. Elini belime koyarak doğrulmama yardımcı oldu. Vitonun arka tarafında Loran ve ben vardık. Ön tarafta Buğra oturuyordu ve arabada bizden başka kimse yoktu.
"Tamamdır abi." Tuğra'nın telefondna gelen sesini duyduğumda Buğra ön taraftaki ekrandan aramayı sonlandırdı.
"İyi misin?" eli belimde durmaya devam ederken bir yandan masaj yapıyordu. Ağrıyan belime iyi geldiğini inkar edemezdim.
Arenlerin nerede olduğunu merak ediyordum. "Arenler nerede?" dediğimde kurumuş boğazımdan dolayı sesim kötü çıkmıştı.
Sarı saçları dağılmış yer yer kirlenmişti. Üzerinde siyah bir pantolon ve siyah tişört vardı. Elmacık kemiğinin üzerinde küçük bir kesik vardı ama tüm o kurşunlara rağmen burnu bile kananamış gibi duruyordu.
Vücuduma iğne batıyormuş gibi hissetmemden dolayı gözlerimi kısa bir vücuduma çevirdiğimde ellerimin üzerinin komple küçük kesiklerle dolu olduğunu gördüm.
"Doktor için gidiyoruz. Arenler bizden önce orman evine gidecekler. Camlar batmıştı her yerine. Aren ve Lina temiz bölgeye doğru atladığı için ikisinde de önemli bir şey yok. Zaten Aren atlarken Lina'ya kendini yastık yapmış." sinirli çıkmıştı sesi konuşurken. Sanırım kendine sinirlenmişti.
En iyi yaptığımı yaptım
Cam batırdım
Konuşurken gözlerimi ellerimden ayırıpta ona bakamamıştım bir saniye olsun. Üzerimde sweat olduğu için kolumdaki kesikler elimin üzerindekiler kadar yoğun değildi ama bacaklarım için aynı şeyi söyleyemeyecektim.
Vücudumun her yerinde küçük küçük kesikler ve camlar vardı. Bakarken içim ürperiyordu ama hissetmem gerekenden daha az acı hissediyordum. "Hissetmiyorum." diye mırıldandım sweatin kollarını sıvarken.
"Morfin verdik doktor kontrolünde. Baygın olmana rağmen acıdan inliyordun. Ne yapacağımı bilemedim."
"Çok kötü görünüyor. Kanayacak yer kalmamış artık vücudumda." kısık çıkan sesimle aslında kendi kendime konuşmuştum ama duymuştu.
"Sabit dur. Daha çok batacak şimdi." diyerek hareketlerimi sınırladı.
Batacağı kadar batmıştı camlar her yerime. Özelliklede kalbime. Kendimi çok tuhaf hissediyordum. Gördüğüm görüntü bir felaketti ama acısını o derece hissetmediğim için her şey normalmiş gibi geliyordu.
Zihnimi bulanık hissediyordum ve sersem gibiydim. Bunların sebebi verilen morfinden dolayı olmalıydı.
Eğer morfin verilmemiş olsaydı şuan acıdan baygın durumda olurdum. "Ne kadar oldu oradan çıkalı."
Gözlerimi ona çevirdiğimde vücudumdaki kesikleri izlediğini gördüm. Onda ufacık bir çizik varken benim bu halde olmamdan dolayı vicdan azabı çekiyor gibi görünüyordu. "Yirmi dakika olmuştur." dediğinde kafamı salladım hafifçe.
Uykuluydum. Tekrar dizine yatıp uyumayı düşündüm."Ne kadar kaldı doktora." dediğimde gözleri ön koltuktaki Buğraya döndüğü için bende ona baktım.
Buğra aynadan bizimle gözgöze geldi. "Abi yolların çoğunu tuttukları için diğer yoldan gidiyoruz. Burası biraz uzun ama elimden gelebildiğince hızlı kullanmaya çalışıyorum."
"Kaç dakika var tahmini Buğra?" öfkeyle solumuştu dişlerini sıkarken.
"Yarım saat en iyi ihtimalle."
Gözlerimi dizlerine çevirdiğimde "Ben biraz daha uyuyayım o zaman." diye mırıldandım esneyerek.
Ne diyeceğini beklemeden dizlerine kafamı koydum. Aramızdakiler hallolduğu için yatmamı engelleyecek bir durum yoktu. Kaçmama gerek yoktu bu yüzden gönül rahatlığıyla koymuştum kafamı.
Eve bir daha geri dönemeyecektik. Güvenli olarak andığımız yer bile aslında Savranların ulaşabileceği yermiş. Mektupta belirtmişti aslında ama kimsenin aklına gelmemişti eve saldıracakları. Özelliklede helikopterle çatının üzerinde belireceği.
Acımasızlık insanın sınırlarını yıkan bir duyguydu. Vücudumdaki camlarla tatmıştım bunu. Acı yoldan öğrenmiştim.
Parmaklarını karışmış saçlarımın arasında hissettim. "Özür dilerim seni yanımdan ayırmamalıydım. Hata ettim."
Önemli değil diye mırıldanmak istedim ama beni esir alan uyku buna izin vermedi. Sadece birkaç anlamsız ses çıkarabilmiştim.
"Kırmadan sevemiyorum. Acıtıyorum canını ama söz veriyorum sana bir daha zarar görmeyeceksin benim tarafımdan." duyduğumu bilerek mi konuşuyordu emin olamamıştım. Daha çok kendine bir söz verir gibiydi.
Beni seviyordu en başından beri sadece çok büyük yanılmıştı. Kendisinin yokluğunun beni daha az acıtacağını düşünerek uzak durmuştu benden.
O yanılmıştı bende yanmıştım.
Beni onun var olan yokluğu acıtmıştı bu kadar. Belkide onunla olsaydım bunca yıl daha çok yara alacaktım. Bilemezdim. Belkide onunla olsaydım bunca yıl daha çok sevgiyle dolacaktı kalbim. Bilemezdim.
Tüm bu düşüncelerim bilinmez boşlukta süzülüyordu. Benim süzüldüğüm gibi. Sadece yere çarpan bedenim değil gerçeklerdi.
Onun yanılgısı yakmıştı beni.
Tenimde kesikler ruhumda camlarla birlikte tüm bunların hem sebebi hem çaresi olan adamın dizlerine koymuştum kafamı. Kendimle ilgili en büyük çelişkimdi belkide bu yaralarımı açanda saranda aynı kişiydi.
Hem celladım hemde kahramanım.
Ne olduğuysa ondan oluyordu ama gözyaşlarımı silende o oluyordu. Onsuz geçirdiğim yıllarda bir boşluğa düşmüştüm. Yıllarca öylece bir boşlukta oradan oraya savrulmuştum ama yine bulduğum dal aynı olmuştu.
Gözlerimi açtığımda kaçtığım ama günün sonunda yanında bittiğim kişi hep sendin Loran.
Parmakları saçlarımın arasında dolaşmaya devam ediyordu. Uykuya dalmadan hemen önce duyabilmiştim sesini. "Bundan sonra sadece sevmek için dokunacağım kalbine yakmak için değil."
✈
"Dikkat et oğlum." bir adamın sesini duyduğum sırada vücudum havalanmıştı. Soğukluk bedenime vurduğunda her bir kesiğin sızladığını hissettim.
Sadece sıcakta yanılmıyormuş onu anlamıştım.
Soğuktanda yanardı insan.
Parfüm kokusu ciğerlerime dolduğunda beni taşıyanın o olduğunu anlamıştım. Ciğerlerim yanmıştı bu seferde. İnsan sevdiklerindende yanarmış.
En çok sevdiklerinden yanarmış.
Biraz sonra vücudumu sert bir zeminde hissettim. Metalin soğukluğunu her hücremde hissettim. Gözlerimi açmaya çalıştım ama gözkapaklarımdaki ağrıdan dolayı açamadım.
"Uyanmaya çalışma." Loran'ın sesi odanın içinde yankılanmıştı. Depo gibi bir yerde olmalıydık. "Tekrar uyutacak zaten seni."
Sweatimin kolu sıyrılmıştı ve bir pamuk hissettim ardından iğnenin ince sızısını. Kanıma karışan ilaç beni tamamen içine çekti ve tamamen karanlığa battım.
✈
"Oğlum geleceğiz uyanınca diyorum ya."
Rahatsızca yerimde kıpırdanmaya başladım. Kendimi günlerdir uyuyormuş gibi hissediyordum ve bu durum artık beni rahatsız ediyordu. Uyanık olduğum son zamanlarda zihnim sürekli bulanıktı ve sersem haldeydim. Bilincim açık bir şekilde durmak istiyordum artık.
"Kurda kuşa yem olmayın bak gelirken. Özelliklede kuşlara dikkat et." Baha'nın sesini duydum.
Gözlerimi açtığımda bir deponun içinde olduğumuzu gördüm. Bir sedyede yatıyordum ve Loran önümde telefonda görüntülü konuşuyordu.
"Uyandı lan." Baha ekrandan gözlerini açmış doğrudan bana bakıyordu.
"Ne diyorsun oğlum?" Loran'ın arkası bana dönük olduğu için uyandığımı görememişti. Daha sadece gözlerimi açmıştım Baha nasıl görebilmişti bunu anlamış değildim.
"Yengem uyandı salak."
Loran hızlıca bana döndüğünde gözlerimi kırpıştırarak ona bakıyordum. Elmacık kemiğindeki kesiğin üzerine küçük beyaz bir yarabandı yapıştırılmıştı. Sarı saçları biraz daha düzenli görünüyordu ama ela gözlerine çöken yorgunluğu farkedebilmiştim.
Saat kaçtı bilmiyordum ama deponun içindeki beyaz ışık bana dışarısının karanlık olduğunu fısıldıyordu.
Kurumuş dudaklarımı ıslattım. "Saat kaç?"
"Sekiz." telefonu Baha'nın yüzüne kapatarak cebine geri koydu.
Doğrulmaya çalıştığımda yanıma gelerek destek oldu ve başucumdaki sehpadan su doldurup bana uzattı. Susuzluktan her yerim kurumuştu bu yüzden suyu tek nefeste içtim. "Sabah mı akşam mı?"
"Akşam. Dün geceden beri uyanmanı bekledim." bir bardak daha doldurup elime tutuşturduğunda onuda hızlıca içtim.
Kendimi günlerdir uyuyormuş gibi hissetmem doğruymuş. Dün olaylar yaşandığında zaten hava kararmak üzereydi. O zaman buraya ilk geldiğimizde Loran'ın konuştuğu kişi doktordu ve benim zihnimin açık olduğu son an oydu.
Ellerimdeki sargıdan dolayı bardağı elimde zor tutuyordum. Bunu fark ederek doldurduğu yeni bardağı bana kendi içirdi.
Bardağı sehpaya geri koyarak kenardan bir tabure çekti ve yanıma oturdu. "Kendini iyi hissettiğin zaman çıkabiliriz." ela gözleri vücudumdaki sargılara düştü. Bakmasamda bacaklarımda da sargılar olduğunu tahmin edebiliyordum. "Pansuman yapıp sargılarını değiiştirmemiz gerekiyormuş belli aralıklarla."
"Lina ilk yardım biliyor. Yardımcı olur." hostes olduğumuz için ikimizde belli bir düzeyde ilk yardım biliyorduk. Pansuman ve sargı gibi basit şeyleri bende yapabilirdim ama kendime yapmam zor olurdu bu yüzden Lina'nın desteği lazımdı.
Kafasını sallayarak onayladı beni. " Bende yardımcı olurum. Acı hissediyor musun?"
Hissetmiyordum. Fiziksel olarak hissettiklerim ruhsal olarak hissettiklerimin yanında hiçbir şeydi. Durduğumuz depo bile güvenilir gelmiyordu. Her an karşımda ikisi belirecek ve yüzlerindeki rahatsız edici gülümsemeyle bana bakacaklarmış gibi hissediyordum.
Kardeşim olamayacak kadar şeytandı ikiside. İnsan olamayacak kadar
"Hissetmiyorum." dedim kısaca.
Hiç enerjim yoktu. Kendimi çok karamsar ve ruhsuz hissediyordum. Her şey karanlıktı benim için. Hissettiğim tek bir şey vardı o da kaçma dürtüsüydü.
"İyiyim ben gidebiliriz." bacaklarımı yataktan sarkıtıp ayaklanmaya çalıştığımda kesikler varlığını belli etmişti ama sadece yüzümü buruşturmakla yetindim.
Bir an önce bir arada olmak istiyordum. Sanki ayrı kaldığımız her anda saldırıya daha açık daha savunmasızmışız gibi geliyordu. Güvenli hissedebileceğim bir yer varsa o da sadece hepimizin bir arada olduğu yerdi.
"Yavaş. Sargıların kanlanacak şimdi." ayaklanıp bir anda beni kucağına aldı.
Kollarımı boynuna sarmıştım hızlıca. "Her yere böyle mi götüreceksin sen beni?" dediğimde beni tek koluyla tutmuştu ve uzanıp sehpanın üzerindeki cüzdanını ve silahını beline yerleştirdi.
Dudakları kıvrılmıştı hemen. "Biraz taksi olayım dedim. Ev gitti zaten para falanda yok. Ekmek paramız çıksın diye başlayayım dedim. Nasıl ama?"
Parmaklarımı ensesindeki saçların arasında daldırmıştım. "Herkese aynı hizmet mi? Parasını vereni kucağında mı taşıyacaksın Loran?"
Dudaklarındaki gülümseme hala varlığını korurken deponun içinden çıkmıştık. Havanın tamamen karanlık olduğunu dışarı çıkınca daha iyi anlamıştım.
Vitonun önünde arabaya yaslanmış sigara içen Buğra bizi gördüğü an sigarasını söndürüp ön koltuğa geçti.
"Hayır. Bu sadece sana özel muamele."
Yüzündeki gülümseme, karışmış sarı saçları, elmacık kemiğindeki yara... Her şeyiyle çok tatlı görünüyordu gözüme. "Parasını alacak mısın benden?"
Kısaca bana dönüp gözlerime baktı. "Sende ödeme şeklimiz farklı ilerliyor."
Utançla gözlerimi kaçırdığımda küçük kahkahasını duydum. Ensesindeki saçları çektim. "Ah ne yapıyorsun be?" yalandan acıyla inlemişti.
"Gülme bana öyle." dedim somurtarak. Ben burada utançtan yerin dibine girerken beyefendi bununla eğleniyordu. Buna izin verecek değildim tabiiki.
Vitonun kapısı açıldığında hala kucağındaydım ve beni bırakmadan koltuğa oturmuştu. Böyle oturmata sorun yoktu ama ön koltukta oturan Buğradan dolayı çekiniyordum.
"Rahat durup sargılarını kanatırsın diye buradasın." koltuğun yanındaki bir tuşa bastığında ön koltuk ile aramıza bir paravan çekildi. Artık Buğranın görüş açısında değildik.
"Vay be teknolojiye bak. Birde ekmek parası kazanacağım diyorsun. İşin gücün şov yemin ederim." gülmeye başladığımda yüzümdeki bir kaç kesik canımı yakmıştı ama belli etmemeye çalıştım.
"Kendi kazancımız diyelim." yüzüme doğru yaklaştığında yönünü değiştirerek saçlarımı geriye doğru attı ve boynuma küçük bir öpücük bıraktı.
En son boynumda onun bıraktığı bir iz vardı ama şuan ne halde olduğunu bilmiyordum. Aslında şuan nasıl göründüğümü bile bilmiyordum. Saçlarım karışmıştı, yüzümde yaralar vardı, gözlerim yorgundu. Savaştan çıkmış gibi göründüğüme emindim.
"Bahsettiğin orman evine mi gidiyoruz?"
"Evet. Bizimkiler oraya geçti. Annenide aldılar. Biraz toplarlanıp bir plan yapana kadar orada kalacağız."
Annemi en son takas yapılacağı gün görmüştüm. İçimden bir ses bu görüşmemizin iki tarafada ağır sonuçlar getireceğini söylüyordu. Yüzünü görmeye hazır değildim.
"Merak etme yanındayım. Rahatsız olursan Tuğra ile beraber başka bir eve geçirtebilirim onu tamam mı?"
Kafamı salladım huysuzca. "Ya gideceğimiz evide bulurlarsa?"
Yüzüme gelen saçlarımı geriye attı ve parmakları yanağımda durdu. "Diğer evi biliyorlardı. Sadece güvenli olduğunu düşünüyorduk. Manyak gibi helikopterle geldi. Yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Tek hatam vardı o da seni yanımdan ayırmaktı."
"Oradan hangi cesaretle atladığımı bilmiyorum bile. Sen yap dedin bende yaptım öylece." ateşin içine bile atlarım senin arkandan.
"Seni yanımdan ayırmasaydım tüm bunlara gerek olmayacaktı." iki elimi tuttu hafifçe. Kırmaktan korkuyormuş gibi tutuyordu ellerimi.
Sargıların olduğu yerden avuciçimden öptü. "Özür dilerim."
Son zamanlarda ondan hiç duymadığım kadar özür duyuyordum. Garip geliyordu bu durum çünkü o bir zamanlar karşısındakinin kalbi yokmuşçasına söylerdi sözlerini.
Şimdi ise karşısındakinin kalbini en değerlisiymiş gibi diliyordu özürlerini.
Loran'ında en büyük çelişkisiydi bu.
Kafamı göğsüne koydum. Kalp atışlarını tam kulağımın altında duyabiliyordum. Benim hayatım bu kadardı işte. Kulağıma gelen ritmik sesler kadardı. Onlar durursa benimde nefesim kesilirdi.
"Boşver geçmişi. Yarınımıza bakalım biz. Keşkeleri düşünmektense yarınların iyikisini düşünelim."
"Haklısın." kolları belimi iki yandan sarmıştı.
Çok geçmişe takılı yaşamıştım yıllarca. Çünkü geçmişimde o vardı. Onsuz dönüp ileriye bakamamıştım. Bu yüzden kafam hep arkaya doğru yaşamıştım hayatı. Günler ilerliyordu ama ben geçmişin sularında süzülüyordum.
Şimdi ise o artık geçmişimde değil bugünümdeydi. Bu yüzden dünü düşünmüp üzülmektense yarına bakmayı istiyordum onunla birlikte.
Keşkelerden değilde onun iyikilerinden olmayı isterim.
Belki o bana söylemedi ama ben ona söylemeyi istedim. "İyikimsin Loran."
kalp atışları hala kulağımda yankılanıyordu.
Söylediklerimle beraber anlık olarak kalp atışlarının hızlandığını hissettim. Birinin kalp atışları yalan olamazdı değil mi? Kalp yalan söylemezdi.
"Sende benim iyikimsin Veza." bu seferde o duymadı ama benim kalbim hızlanmıştı.
Vitonun içinde bir televizyon olduğunu bir saat boyunca izlediğimiz filmle anlamıştım.
Kapıyı açıp indiği sırada benide kucağına alarak inmişti. Kocaman bir ormanın içindeydik ve ahşap bir evin etrafını ağaçlar sarıyordu. Tam anlamıyla büyüleyici bir yerdi.
Eve doğru ilerleyerek küçük zile bastığında kapının açılmasını bekledik. "Yan gelip yatıyorlardır şimdi."
Hafifçe güldüm. "Birbirlerini yemişlerdir kesin kavga ede ede."
"Ona ne şüphe zaten."
Kapı bir anda açıldığında gördüğüm yüz asla ilk görmek istediğim kişi değildi tüm bunlar onun yüzünden olmuşken.
Annemin bana miras kalmayan kahverengi gözleri aynı sertlikle bakıyordu bana.
Kendi evladını düşünmeyen insan iyi niyetli olabilir miydi?
꧁꧂
Yanmaktan korktuğum
ama kendimi bile bile içine attığım ateştin sen
Benden geriye hiçbir şey kalana kadar
kül olduğum
Küllerinden doğamayan bir anka kuşuyum
İlk rüzgarda savurulup giden bir küldüm ben
Asla tutuşmadığın bir kıvılcımdım
dokunduğunda kül etmeyen
Sadece ateşinde yanan bir şeytandım ben
yedi ölümcül günahı senin bağışladığın
꧁꧂
