7. bölüm / 6
Vatan SağolsunSESSİZ ÇIĞLIKLAR ...
Bölümler 6Şu an: SESSİZ ÇIĞLIKLAR ...
Bölüm şarkıları :
Mevlüt Can kaplan / Eren
Fazıl say / insan insan
🇹🇷 EREN BÜLBÜL🇹🇷
Çınlasın gökyüzü
Karadeniz ağlasın
Yıldızsın aysın
Eren iyi ki varsın
Yıkılsın yeryüzü
Kanın yerde kalmasın
Bayrakta alsın
Eren iyi ki varsın
Solmasın gül yüzü
Akıllardan çıkmasın
Yaşasın adın
Eren iyi ki varsın.
🇹🇷 EREN BÜLBÜL🇹🇷
Selamlarrrr keyifli okumalar umarım beğenirsiniz.
Bir tutam sevgi bir tutam göz yaş bir tutam öfke bir tutam özlem ve bolca gurur dolu bir bölüme hoş geldiniz
⚜️
6.Bölüm
Pars timi aldıkları istihbarat üzerine tam teçhizat hazırlanıp yola çıktılar . son görüldükleri araziye geldiler bir buçuk saat süren arazi keşfinin sonucunda burda birşey bulamayacaklarını anlayarak karakola dönmek üzereyken telsizle gelen anons onları durdurdu.
—- kartal -1 pars timi burası kartal -2 yuva acil çağrı
—- kartal -1 pars timi komutanı binbaşı altuğ bozok dinlemede
—- komutanım civar köylerden birine saldırı yapılmış terörist grupları çamlıdere köyünde görülmüş ve şu anda aynı köyde bulundukları tespit edildi size yaklaşık 12 kilometre uzaklıkta
— anlaşıldı köye intikal ediyoruz
— pars timi araç bin !
Pars Timi, arazi aracının kasasına çevik hareketlerle bindi ve motorun homurtusuyla birlikte karanlığın içine doğru yola çıktı.
Bu gece her zamankinden daha zor bir geceydi. Neden mi? Dağların aslanları üç beş çakalla mücadele etmeyi iyi bilirdi; onlarla gerektiğinde gözünü kırpmadan çatışırdı. Ama işin içine sivil ve masum insanlar girdiğinde her şey bir anda değişirdi. Çünkü artık mesele sadece düşmanı etkisiz hâle
getirmek değildi tek bir masumun bile canına zarar gelmeden o geceyi bitirebilmekti. Asıl zorluk da buydu.
Pars Timi köye sessizce girdi . Sokaklar ürkütücü derecede sessizdi Evlerin kapıları açık camları kırık eşyaları darma duman bir haldeydi
tam o anda uzaktan bir kadın çığlığı duyuldu
Bozok binbaşı eliyle bir işaret vererek pars timini yönlendirdi .
"Dağılmayın. İkili ilerleyin."
Seslerin geldiği eski taş eve yaklaştıklarında içeriden bağırışlar daha da yükseldi
"Ne olur... kızılarımı bırakın!"
Bu cümle Gamze'nin kulaklarında yankılanımaya başlar Bir anlığına nefesi kesilir.
Kapının önünde diz çökmüş bir kadın... yanında iki küçük kız...
Silahlı adamlar onları sürüklemektedir.
Gamze'nin gözleri büyür.
Parmakları istemsizce kalbinin üzerindeki dövmeye gitti.
Dövmenin üzerini başparmağıyla okşadı.
"Cesaret korkusuz olmak değil, korkuna rağmen yürümektir."
Annesinin son sözleri...
Ve dünya bir anda kararmaya başlar.
⚕️
Geçmiş
Yıllar önce...
Gece vakti.
Köylerine baskın yapılmıştı.
Kapılar tek tek kırılıyor, insanlar dışarı sürükleniyordu.
Gamze, annesinin arkasına saklanmıştı.
Ablası üç yaş büyüktü.
Silahlı adamlardan biri annesini iterek bağırdı.
"Kızları bize ver!"
"Önce beni öldürmeniz gerekir."
adamlar bunun üzerine onları köydeki boş olan bir ahıra diğer kadınların tutulduğu yere getirirler
Annesi iki kızını arkasına aldı.
“ korkuyor musunuz kızlarım “ diye sordu
nilüfer başını salladı gamze annesinin eteğini biraz daha sıkı tutarken
“ korkuyorum anne “ dedi
anneleri hülya kızlarına gülümseyerek
“ korkmayın annem korkmayın , bitanem anneniz yanınızda anneniz sizi herşeyden korur ama korkarsanız da onların korkunuzu görmesine izin vermeyin ne olursa olsun başınız dik gözleriniz cesaret dolu baksın annem tamam mı
iki kız da aynı anda tamam dedi
hülya hanım kızlarının gözlerindeki o korkunun biraz azaldığını görünce
"Cesaret korkusuz olmak değil, korkuna rağmen yürümektir."
diyerek onları biraz daha cesaretlendirmek istedi
ahu hanım başlarına gelecekleri az çok tahmin ediyordu birşey yapıp kızlarını buradan çıkaracaktı kendini feda eder ama yinede kızlarını onlara vermezdi keşke eşki tarkan göreve gitmeseydi yada daha erken gelebilseydi
hülya kızlarını dizlerine oturtup onlarla konuşmaya başladı
“ kızlarım benim canımın canları gül kokulu kızlarım burda ne olursa olsun ben size git dediğim zaman arkanıza bile bakmadan gidip bir yere saklanacaksınız ve polis asker jandarma dışında kimse için saklandığınız yerden çıkmayacaksınız tamam mı
kızların ikiside aynı anda annelerine “ sen bizimle gelmeyecek misin” diye sordu
hülya gözünden akan yaşlara engel olamayarak ikisinin de saçlarından öperek son kez kokularını içine çekti
“ bende gelicem ama önce siz gideceksiniz tamam mı annem “
ikisi de annelerini onaylayarak başlarını sağladılar.
“ kızlarım eğer bir gün ayrılırsak sakın üzülmeyin ağlamayın biz hepimiz birbirinin kalbinde yaşıyor olucaz … eğer bu dünyada tekrardan bir araya gelmezsek bilin ki öbür dünyada bir araya geleceğiz ve bir daha hiç ayrılmayacağız “
nilüfer gözünden akan birkaç damla ile kardeşinin elini daha sıkı tuttu ve annesine son kez daha sıkı sarıldı
“ ben hiç ayrılmak istemiyorum anne “ dedi
“ bende istemiyorum kızım ama hayat bazen aileleri , birbirlerini seven insanları ayırır ama sonra onları tekrardan birleştirir bu yüzden üzülmeyin
“ ya bizi tekrardan bir araya getirdiğinde biz kocaman olursak ve babam ile sen bizi tanıyamazsan anne ben de ne ablamdan ne de babamla senden ayrılmak istemiyorum hem babam gelir bizi kurtarır o da asker “
hiç öyle şey olur mu annem , anneler evlatlarını kaç yaşında olursa olsun tanır
tam o anda bulundukları yerin kapısı sert bir şekilde açıldı ve birkaç terörist içeriye girdi
kızları annelirinden ayırmaya çalıştılar en sonunda ayırdılar
nilüfer kardeşi gamzenin elini daha sıkı tutarak ikisi birlikte “ annee “ diye bağırdılar
“ kızlarımı bırakın beni alın ne isterseniz yaparım ama yalvarırım onları bırakın “
“anne , anneeem bırakın bizi babam gelecek ve hepinizi bunu yaptığınıza pişman edecek “ gamze hem annesini bırakmalarını söyleyip hemde onları tehtit etmeye başladı ama nafile ne adamlar annesini bıraktı ne da babası gelip onları oradan kurtardı.
Tokat sesi gecenin sessizliğini yardı.
Gamze yere düştü.
Ablası ayağa fırlayıp annesinin önüne geçti.
"Bırak onu!"
bu sefer de nilüfer annesine doğru koştu
"bırakın annemi !“
ama yüzüne gelen tokat ile yere savruldu
nilüfer pes etmedi tekrardan ayağa kalktı ve annesine doğru koşmaya çalıştı
İkinci darbe daha sertti.
Küçük kız geriye savruldu.
Başını avludaki büyük taşa çarptı.
Kan...
Annesi çığlık atarak kızına koştu.
Tam o anda silah sesi duyuldu.
Gamze'nin gözleri annesiyle buluştu.
Kadın son nefesini verirken titreyen sesiyle yalnızca şunu söyleyebildi:
Git annem …..Sakın durma.. seni seviyoruz bunu untma kızımm…… git ."
gamze önce ablasının kanayan başına daha sonrada annesine baktı ve koşarak oradan uzaklaştı. anne ve babası ile daha önce belirledikleri güvenli bölgeye gelip saklandı annesi ve ablasını büyük bir ümitle gelecek diye bekledi ama ikiside gelmedi gamza sabaha karad ağlardı , ağlarken bile hıçkırıkları ses çıkarmasın diye eli ile ağzını sıkı sıkı kapattı içinde fırtınalar koparken o çığlıklarını saklardı.
sabah oldu ve babası geldi kızını görünce derin bir nefes aldı hemen onu kollarının arasına alarak sıkı sıkı sarıldı çünkü ailesinden geriye sadece bir küçük gamzesi kalmıştı. gamzı büyük bir umutla babasını baktı
“ annem ve ablam nedre baba beni arabada mı bekliyorlar ben onları burada çok beklerim ama onlar gelmedi neden gelmediler baba nerdeler “
“ gamzem babam onlar …… annen ve ablan … yok bir daha hiç gelemezler babam sadece sen ve ben kaldık “
“ ama geleceğiz dediler annem birdaha buluşacağımızı söyledi ablam … o kötü adam ona tokat atınca o yere düştü kafasını taşa çarptı kafasından kırmızı boya aktı annem onun da karnından kırmızı bir boya aktı bana git dedi biz gelicez dedi bende gittim baba onlar ne zaman gelecek sen söyle hadi gelsinler ben onları çok özledim “
tarkan kızını göğsüne çekti sımsıkı sarıldı ve omuzları sarsıla sarsıla onunla beraber ağlamaya başladı . gamze babasının yüzünü minik avuçlarının içine alarak neden ağlıyorsun baba dedi
“ kızım annen ve ablan bir daha hiç gelemezler çünkü onlar …
“ onlara ne oldu baba “
“ kaybettik babam “
“ annem ve ablam bizimle saklambaç mı oynuyor baba ? o zaman ben onları bulurum hemen “
gamze bir anda babasının kollarından sıyrılarak annesi ve ablasını son gördüğü yere doğru koşmaya başladı
“ annee , ablaaa babam geldi beni buldu hadi sizde çıkın da evimize gidelim benim karnım çok acıktı “
koşarak içeri girdiğinde annesi ve ablasını her yeri kan içinde el ele tutuşurken buldu ortalarına oturdu ve ikisinin elinin üzerine elini koyarak ikisini de uyandırmaya çalıştı.
“ anne , abla çok … çok üşümüşsünüz neden , uyuyor musunuz bakın ben geldim sizi çok özledim “
“ kızım .. “ tarkan daha fazla birşey diyemedi yere dizlerinin üzerine düştü
“ baba üşüdükleri için mi uyanmıyorlar o zaman ben onları ısıtırım”
gamze üzerindeki hırkayı çıkarıp annesinin üzerini örtü, kazağını da çıkarıp ablasının üzerine örttü kendisi de onların tam ortalarına ellerinin bulunduğu yere uzanarak ellerinin üzerine ellerini koydu
“ şimdi ısınıp uyanacaksınız ve beraber evimize gideceğiz “
tarkan küçük kızının yaptıklarına bakarak kahroluyordu bir tarafta karnından iki kurşun yiyerek vefat eden karısı hülya sı canı diğer tarafta daha 9 yaşındaki nilüferi küçük çiçeği başından akan kanlar ile yatıyordu bunları görmek canından can alırken bir de küçük kızı gamzenin ikisinin ortasına yatıp onları ısıtmaya çalışması onu iyice kahretti daha fazla dayanamadı o da kendini karısının yanına attı
“ özür dilerim karım , hülyam hayatımın anlamı , özür dilerim babam nilüferim benim güzel nazlı çiçeğim affedin beni yetişemedim size koruyamadım sizi affedin beni “
“ baba neden özür diliyorsun “
“ gamzem onlar... öldü “
“ ölüm ne demek baba “
tarkan kendine daha fazla engel olamadı ve hıçkırarak ağlamaya başladı
bir süre sonra tarkan kendini toparlayıp anlamaya başlar
“ "Bak güzel kızım... Sonbahar gelince ağaçların yaprakları yere düşüyor ya..."
Küçük kız başını salladı.
"Evet."
"Ama sonra ilkbahar gelince ağaç yeniden çiçek açıyor, değil mi?"
"Evet."
"İnsanların hayatı da biraz buna benzer. Biz dünyada bir süre yaşarız. Sevdiklerimizle güleriz, oynarız, büyürüz. Sonra zamanı geldiğinde bu dünyadan ayrılırız. Buna ölüm denir."
Küçük kızın yüzü hüzünle buruştu.
"Yani bir daha geri gelmiyorlar mı?"
tarkan kızının saçlarını okşadı.
"Yanımıza geri gelmezler. Ama sevgileri hep bizimle kalır. Onları hatırladığımız sürece kalbimizin içinde yaşamaya devam ederler."
“ olmaz baba annem ve ablam gitmesin ben onları çok özlerim onlar ölmesin baba nolur ölmesinler “
“ özür dilerim gamzem…….. özür dilerim babam ……ama onlar öldü “
“ hayır baba hayır ölmediler “
gamze ağlayarak bayıldı ve tarkan önce karısının alnını sonrada nilüferin alnını son kez öptü .
gamze uyandığında artık çok geçti anne ve ablası oktan gitmişti .bu onları gördüğü son geceydi , aynı sofraya oturdukları , ablası ile bir toka yüzünden kavga ettiği , ablasının elini tuttuğu, annesinin saçlarını koklayıp sevdiği son geceydi daha sonraki gecelerde birdaha hiç kimse gamzenin saçlarını sevmedi , taramadı , örmedi , gamze bir daha kimse ile toka kavgası etmedi
O gece annesini de ablasını da kaybetti.
Yıllar sonra o cümleyi kalbinin üzerine dövme yaptırdı.
⚕️
Günümüz ...
Gamze olduğu yerde donup kalır.
Tüfeğini doğrultmasına rağmen parmağı tetiğe gitmedi.
sanki gözlerinin önünde iki zaman üst üste bindi
Gamze'nin gözlerinin önü ansızın karardı. Başı döndü, bedeni dengesini kaybederek geriye doğru savruldu. Tam yere düşeceğini düşündüğü anda, sırtı sert bir göğse çarptı. Gözlerini araladığında, kendisini Giray'ın kollarının arasında, onun göğsüne yaslanmış hâlde buldu
"Gamze!"
gamzenin ses vermediğini görünce giray omuzlarını tutup kendine çevirdi
"Buraya bak."
Gamze yine cevap veremedi
Nefesi düzensizdir.
Giray onun kolunu fark eder.
Parmakları dövmenin üzerinde titremektedir.
Hiçbir şey sormaz.
Sadece dövmenin üzerine kendi elini koyar.
"Annen bunu boşuna söylemedi."
Gamze gözlerini kapatır.
Derin bir nefes alır.
Tüfeğini yeniden omzuna yaslar.
"İyiyim."
"Yalan söylüyorsun."
Kısa bir sessizlik olur.
“ giray bin anda geçmişe gittim ama şimdi iyiyim sadece gözüm karardı “
“ gamze bu acıyı tek başına taşımak zorunda değilsin ben senin yanındayım şimdi biraz daha dur iyice kendine gel ben burdayım merak etme “
gamze bir anda giray ın boynuna sarılır
“ teşekkür ederim “
“ yorulduysan yaslan bana “
gamze başını kaldırıp giraya bakar küçük bir tebessüm ederek daha sıkı sarılır
“ iğrenç bir espriydi ama yine de teşekkür ederim iyiki varsın giray”
“ asıl sen iyiki varsın unutma sen var olduğun sürece ben hep senin yanında olacağım . bu arada söylediğimde de ciddiydim ne zaman yorulursan , ağlamak istersen , acını mutluluğunu paylaşmak istersen benim omuzlarım seni bekliyor olacak “
kulaklıklardan bozok binbaşının sesi yükselir
"Pars Timi! Temasa hazır olun!"
Gamze, annesinin sözlerini bir kez daha içinden tekrarlar.
"Cesaret korkusuz olmak değil... korkuna rağmen yürümektir."
Bu kez adımlarını geri değil, ileri atar.
giray gamzenin iyi olmadığını görünce yanından bir an bile uzaklaşmaz hep bir adım arkasında yürür.
pars timi köye yakın olan kayalıkların arkasından köyde olan biteni izliyordu teröristler bütün herkesi yaka paça meydana topluyorlardı yaşlı olan erkek ve kadınları kazdıkları çukurun içerisine atıyorlardı, genç kadınları bir kamyonetin kasasına, eli silah tutacak yaşta olan çocukları ve erkekleri başka bir kamyonete, on yaş üzeri kız çocukları da başka bir kamyonete koyuyorlardı. kendilerine karşı gelen herkesi acımadan öldürüyorlardı .
umay “komutanım neden herkesi farklı yerlere ayırıyorlar” diye sordu
“ yaşlıları o çukura işlerine yarayamayacak oldukları için atıyorlar onları orada öldürecekler , genç kadınları cariye olarak satmak için ayırdılar , eli silah tutacak çocukları kampa alıp onları da militan , bombacı yapıp bizim karşımızda kullanmak için ayırdılar , kız çocuklarını da kendilerine alacaklar her anlamda onları kullanmak için “
komutanım bu nasıl bir şerefsizlik aklım almıyor “
“ sakin ol mert “
“ komutanım ne duruyoruz dalalım aralarına “
“ ikizim sen salakmısın adamlar sayıca bizden üstün biz daha onları kurtaramadan onları buradan götürürler bizide çok zorlarlar “
“ eeee ne yapacağız o zaman benim çok dahi ikizim ayaz bey böyle bekleyecek miyiz “
“ mert, aybars , koray , çınar siz dördünüz çukurun başındakilerin yerine geçeceksiniz ateş emri geldiğinde birtane bile sivile kurşun değmeden çukurun yukarıda kalan köşelerine ateş edeceksiniz ama bundan önce çukurdakiler ile iletişime geçmelisiniz siz ateş ettiğiniz anda hepsi kendini yere atıp bir daha da kıpırdamamaları lazım anlaşıldı mı “
dördü aynı anda “ emredersiniz komutanım “ diyerek sessizce ayrıldılar
“ geriye kalanların işleri daha zor olacak çünkü bu çakalların aralarına sızacağız onlar bizi son durak olarak nereye götürürse oraya kadar gireceğiz hem bizimle gelen sivilleri hem ellerindeki sivilleri kurtaracağız hemde örgütün yerini öğrenmiş olacağız “
“ şimdi asaf , mustafa , sinan , altay siz dördünüz kız çocuklarının bindiği kamyonete bineceksiniz ordan dört tane şerefsizi etkisiz hale getirin yerine geçin çocukları nereye götürüyorlar onlara orada ne yapıyorlar herşeyi öğrenin sakın yakalanmayın iletişimde kalın “
“ emredersiniz komutanım “ diyerek görev yerlerine doğru dağıldılar
“ umay , gökçe , gamze , ahu siz dördünüz kadınların olduğu kamyonete bineceksiniz sizi onların yanına ben götüreceğim kaçtığınızı zor yakaladığımı söylicem kızlar bunu yapmak zorunda değilsiniz girmek istemezseniz sizi o cehenneme sokmam !
ahu “ gireriz komutanım “
gökçe “ sıkıntı yok komutanım”
gamze “ bunu o kadınları borçluyuz komutanım “
umay “ bizi merak etmeyin komutanım biz kendi başımızın çaresine de bakarız o kadınlara da yardım ederiz sizin aklınız bizde kalmasın “
“ keşke aklınız bizde kalmasın deyince kalmasaydı umay o cehenneme bir kadın girince bütün şerefsizler etrafında toplanır sizi asla rahat bırakmayacaklardır “
“ ayaz , aras , giray ve bende erkek çocuklarını götürdükleri kampa gideceğiz hazırlanın çocuklar çıkalım payınıza düşen lavuğu seçin ve sessizce indirin “
“ emredersiniz komutanım “
giray gamze nin yanından geçerken kolunu tutup onu biraz daha kendisine çekti
“ çok dikkatli ol gamze aklım sende kalmasın o şerefsizleri de kendinden uzak tut “
“ merak etme giray onlar bana ellerini bile süremezler sende dikkatli ol “
ikiside birbirlerine baş selamı verdikten sonra iki farklı yöne doğru gittiler
bozok binbaşı kızlarla beraber yürümeye başladı adımlarını biraz yavaşlatıp umay' ın yanına gelmesini bekledi
“ ilbay çok zor bir görev olacak yetki sene kızlarada kendine de çok dikkat et “
“ emredersiniz komutanım siz de kendinize ve erkeklere dikkat edin “
bozak bil eliyle ensesini kaşırken kısa bir süre sessiz kaldı tam olarak ne demesi gerektiğini nasıl demesi gerektiğini bilmiyordu daha önce de bunun gibi bir sürü operasyona kız ve erkek timi olarak katılmıştı ama ilk defa bir askerini oraya birbirinden sapık zihniyeti bozuk o kansızların içine göndermek istemiyordu .
sonunda herkes üzerini değiştirip yerlerini almıştı bozok binbaşı kızların ellerini bağlamaya başladı sıra umaya gelmişti umayın ellerini arkasında birleştirerek sırtını kendi göğsüne yasladı elleri gereğinden yavaş bir şekilde ipleri bağlıyordu umay saçlarını ensesinden toplayıp diğer kadınların da taktığı uzun etekli başörtüsünü de üzerine takmıştı bu şekilde boynu biraz daha ön plana çıkıyordu bozok kendini durduramadı umay ın boynuna doğru iyice sokuldu son düğümü attıktan sonra elleri düğümün üzerinde biraz daha oyalandı umay'ın boynundan gizlice derin bir nefes aldı ve hemen kendini geri çekti.
"Çok sıkı olduysa söyle," dedi her zamanki sert tonuyla.
Umay başını hafifçe çevirip ona baktı. Bakışlarında kısa süreli bir şaşkınlık vardı çünkü bozok binbaşı ne kadar fark ettirmemeye çalışsada aldığı soluğu umay hissetmişti ama yüzündeki sakin ifade değişmedi.
"Operasyondayken rahat olmamı beklemiyor sunuzdur herhâlde, Komutanım."
Bozok istemsizce dudaklarının kenarını kıvıracak gibi oldu, fakat kendini toparladı.
"İyi," dedi kısaca. "Herkes hazırsa hareket ediyoruz."
tam o anda bozok cebinden bir sinyal verici çıkarttı bunun sayesinde kızların yerini daha rahat bulabilirdi
“ şunu da unutmadan alın sadece bir tane var o'yüzden hep bir arada durmaya özen gösterin kime vereyim “
“ bana verebilirsiniz komutanım “ didi umay bozok binbaşı birkez daha adımlarını umay ın yanına doğru attı
“al “
“ alayım da komutanım nasıl alayım ellerim arkadan bağlı “
bozok binbaşı bir süre beledi kız haklıydı elleri bağlıyken nasıl alacaktı
“ o zaman nereye yerleştirebilirim onu söyle “
“kıyafetim de olsa üst araması yaparlarsa bulabilirler “
“ ayakkabıların “diye sordu bozok
“ ayakkabılarımı çıkarırlarsa o zaman verici de gider “
“ o zaman nereye koyacaksın bunu “
umay bir anda sırıtmaya başladı ama aynı anda yanakları da kızarmaya başlamıştı
“ neden gülüyorsun yada neden kızardın mı demeliyim umay “
“ şey komutanım …..onu şeye koymanız gerekiyor ….”
“nereye “
umay derin bir nefes aldıktan sonra zar zorda olsa konuştu
“ sütyenimin tam ortasına iki göğsümün arasına yerleştirmeniz lazım aksi takdirde yakalanırız “
bozok binbaşı kısa bir an durdu ne demek istediğini tam idrak edemedi önce umuyın yüzüne daha sonra da göğüslerine doğru başını indirdi sonra tekrardan yüzüne baktı
“ başka yer yok mu da oraya koyacağız “
“ maalesef komutanım en güvenli yer orası “
diğerkiler bu konuşmaları duyduğu için onlara gülüyorlardı
ahu daha fazla tutamadı kendisini “ komutanım en güvenli yer orası oraya koyun dedi “
gamze “ hem komutanım nenelerimiz boşuna paralarını oraya saklamıyor dimi en güvenli yer sütyen banktır “ dedikten sonra kahkaha atmaya başladı
gökçe gülemsini bitirip “ komutanım bunu sizin yerinize yapıp size yardımcı olmak isterdik ama ellerimiz bağlı çözelim desek tekrar bağlama ile uğraşıp boşa zaman kaybedeceğiz en iyisi siz yapın “
umay bu konuşmadan dolayı iyice kaşlarını çattı
“ komutanım siz de yapacaksanız yapın yapmayacaksanız da arasa verin o yapsın “
bozok binbaşı sanki daha mümkünmüş gibi kaşlarını iyice çattı
“ aras ne alaka neden o yapıyor “
“ hayır yani komutanım siz zorlanıyorsunuz ya yapmak istemiyor gibisiniz aras yapar ben ondan şey ettim “
“ yapamaz sen bir daha şey eteme biri yaapcaksa ben yaparım anladın mı “
“ anladım komutanım “
“ sizde dönün arkanızı öyle bekleyin “
herkes arkasını dönerken gülmemek için kendisini zor tutuyordu
bozok binbayı umayı belinden tutarık sertçe göğsüne doğru çekti
“ komutanım biraz yavaş olabilir misiniz düşecektim “
“ yavaş olamam sert bir adamım ben ayrıca düşmezsin tutuyorum ben seni merak etme bir kere tuttuğumu da kolay kolay bırakmam … ama ser istersen aras yapsın oda nazik davranır sana ne dersin “
“ komutanım ben sizi zorlamak istemediğim için . aras yapsın dedim “
bozok binbaşı aldığı cevap üzerine daha fazla sinirlendi adeta burnundan soluyordu umay'ın arkadan bağlı olan ellerinden tutarak geriye dğru çekip vücudunun gerilmesini sağladı biraz daha üzerine eğilip aradaki mesafeyi sıfıra indirdi aldıkları nefes bile aralarından zor geçecek derecedeydi göğüselri aynı hizaya geldi ikisi de bakışlarını birbirlerinin gözlerinden çekmiyorlarıdı
umay ın giydiği pembe elbisenin önden bağcıkları vardı bozok binbaşı tek eli ile bağcıkları çözmeye başladı her açılan bağcıkta umay'ın teni biraz daha ortaya çıkıyordu bozok göğsünün altına gelene kadar elbisenin bağcıklarını çözdü bakışları hala birbirine sabitliydi Sanki gözlerini ilk kaçıran, o sessiz savaşın kaybedeni olacaktı.
bozok binbaşı ipleri bırakıp elini cebine attı küçük vericiyi tekrardan ortaya çıkarttı
adeta fısıldar casına “ şimdi tarif et bana tam olarak nereye koymam gerekiyor “
“ öncelikle onu koymak için başınızı aşağıya eğip koyacağınız yere bakmanız gerekiyor “
“ neden sen beni doğru yönlendirirsen bakmadan da koyabilirim “
umay biraz daha bozok binbaşıya doğru sokuldu artık aralarına nefes dahi giremeyecek gibiydi
“ neden bakmıyorsunuz “
“ seni rahatsız etmek istemiyorum “
“ sizce rahatsız olsaydım sizin onu oraya koymanıza izin verir miydim bunu teklif eden bendim “
“ çünkü başka yerde güvenli değil o yüzden buraya koymamı istedin “
“ ama göğüs dekoltemin bağcıklarını açmanıza izin veridim ve sizin bunu o kadar yavaş birşekliide yapmanıza rağmen rahatsız olmadım şimdi de olmuyorum başınızı eğin ve onu iyice saklayarak yerleştirin “
“ sen bana emir mi veriyorsun”
“ yanılmıyorsam siz bana böyle bir yetki vermiştiniz “
“ evet ama ben yokken di o ben burdayım “
“ siz buradasınız ama işinize odaklanamıyorsunuz biraz daha oyalanırsak adamları kaçıracağız “
bozok binbaşı umay'ın haklı olduğunu anlayınca derin bir nefes aldı ve vericiyi göğüs hizasına kadar kaldırıp aktif hale getirdi yavaşça başını eğip aşağıya doğru baktı gözleri direkt daha demin açmış olduğu bağcıkları ve açıkta bıraktığı tene kaydı bağcıkları açınca elbisenin kolları gevşediği için karnının üzerine düşmüştü bozok ve umay'ın arasında sadece kırmızı bir sütyen vardı.
Bozok binbaşının boğazındaki adem elması aşağı yukarı hareket etti. umay'ın gözleri adem elmasına takıldı. bozok elini biraz daha kaldırdı ve umay ın göğsünün ortasına elinin sırt kısmı deydi. Burnundan sert bir nefes veren binbaşıya aynı sertlikte bakan kişi umaydan başkası değildi.
Aras daha fazla dayanamayarak olaya müdahale etmek için arkasını dönüp “ komutanım birza daha oyalanırsak adamları kaçıracağız eğer izniniz olursa bırakın ben devam edeyim daha hızlı olur–”
aras daha sözünü bitirmeden bozok binbaşının silah kullanmadan adamı öldüren sart bakışları ve bir o kadar keskin olan sinirli sözleri ile karşılaşmayı hiç beklemiyordu
“ sana arkanı dönebilirsin dediğimi hatırlamıyorum dinçer sen benim iznim olmadan ne halt ettiğini sanıyorsun “
“ komutanım ben–
“ sen ne lan sen benim emirlerimi önemsemiyor musun kimse arkasını dönmesin demedim mi ben sen neden dönüyorsun dön dediğimi hatırlamıyorum ve sana gel sen yap dediğimi de hatırlamıyorum yanlışım var mı dinçer “
“ yok komutanım “ aras anında arkasını döndü bir daha ne sesi çıktı nede bakışları arkasına döndü
bozok binbaşı arasın ani dönüşüyle beraber ışık hızı sayılabilecek kadar hızlı bir şekilde umayı göğsünede doğru ani bir refleksle çekmişti umay'ın kafası bozok'un göğsüne yaslı ve elleri arkadan bağlı olduğu için hiç kıpırdamadan duruyor du bozok binbaşı bir elinde vericiyi tutarken bir eli umay'ın belindeydi ve hala öyle tutuyordu umay daha fazla dayanamayarak
“ komutanım nefes alamıyorum ! “
binbaşı aniden bir adım geriledi ve umay'ın nefes aldığını görünce dudaklarının arasından rahatlama’ya benzeyen bir nefes verdi
“ iyi misin ben o kadar sıktığımı anlayamadım “
“ şimdilik iyiyim komutanım ama biraz daha sıksaydınız öbür tarafa geçiş yapıyordum “
“ o kadar mı sıktım “
“ evet ama şimdi daha iyiyim komutanım merak etmeyin hadi bitirelim şu işi “
bozok binbaşı daha fazla oyalanmaması gerektiğini biliyordu ama elinde değildi derin nefesler alarak elindeki vericiyi dikkatli bir şekilde sütyenin ortasına yerleştirmeye çalışıyordu bunu yaparken yüzünde yandan da sanki bomba düzeneği çözüyormuş gibi yüz ifadesi vardı. eli istemsiz bir şekilde umay ın göğsüne temas ediyordu ve umay bundan her ne kadar rahatsız değilim desede bozok un elleri arasına kaskatı kesilmişti. bozok vericiyi yerleştirmişti tam geri çekileceği sırada umay iyice ono sokulup geri çekilmesine izin vermedi.
“ komutanım biraz daha aşağı doğru itebilirmisiniz üstten görünüyor bakıldığı zaman görünmemesi lazım “
bozok hiç itiraz etmeden elini tekrardan umay ın göğsüne doğru uzandı elini sütyenin içine sokunca umay tekrardan irkildi ama belli etmemeye çalıştı lakin bozok binbaşıdan kaçmazdı. elini uzatıp vericiyi biraz daha aşağı ittikten sonra umaya
“ oldu mu “ diye sordu umay hiç beklemeden
“ oldu komutanım “ dedi
bozok binbaşı daha fazla vakit kaybetmeden kıyafetin omuzlarını düzeltti ve bağcıklarını bağlamaya başladı bütün dikkatini yaptığı işe odakladığı için umay'ın ono dikkatli bir şekilde baktığını görmüyüyordu . sonunda bütün bağcıklar bitmişti kafasını kaldırıp umaya baktığında umay ın kendisini izlediğini fark etti
“ iyi misiniz komutanım “
“evet neden “
“ çok terlemişsiniz ve kalbiniz o kadar hızılı atıyor ki sesini tam burdan duyuyorum “
bozok ksa bir an es verip kendine zaman tanıdıktan sonra cevap verdi
“ senin kalbinin de benimkinden aşağı kalır yanı yok ellerimin arasında kuş gibi titreyen sensin asıl sana sormalı iyi misin diye “
“ ben iyiyim sadece ilkte titredim ama siz başından beri terliyorsunuz alnından ter eksik olmadı maşallah “
Bozok binbaşı umay'ın savunmasına karşı gülecek gibi oldu ama daha vücudu bile bu gülümsemeyi fark etmeden yok etti.
“ neyse ne daha fazla geç kalmayalım çıkıyoruz “
⚜️
Çevresine göz gezdirdi. Kadınlar köylü kılığına bürünmüş, erkekler de son hazırlıklarını tamamlamıştı. Birkaç dakika sonra düşman bölgesine sızacaklardı. O an kişisel düşüncelere yer yoktu; en küçük bir hata bütün timin hayatına mal olabilirdi.
"Pars Timi," diye seslendi Bozok. "Herkes rolünü unutmasın. Bu saatten sonra hata yapma lüksümüz yok."
Tim sessizce başını salladı. Herkes yerini aldı bozok binbaşı yüzünü saklayan bir puşi taktı ve kızlara silah doğrultarak yürümelerini söyledi
“ Bunları arkadaki kaçarken yakalandım”
teröristlerin komutanı olan örgütteki adı ile acem şeytanı rauf karahan dudağında oluşmayan pis bir sırıtış ile gözleri kızlarının vücudunda arsızca gezindi “ aferinlar kedi olalı bir fare tutunuz sonunda güzel parçalarmış iyi yakalamışsın bu kuşları “
bozok binbaşının ağzının içinden ettiği küfürler çok yaratıcı ve bir o kadarda eşsiz küfürlerdi.
“ komutanım biraz daha b u şekilde küfür ederseniz anlayacaklar ve operasyon başlamadan bitecek gibi duruyor”
“sus umay sus “
“ hadi lan sallanmayın hazır olan kamyonlar yola çıksın , sende bindir şunları kamyona “
kamyonlar sıra sıra yola çıktı pars timi görev yerlerinde yerini aldı
mertin işareti ile çukura art arda ateş edildi bunu gören acem şeytanı kulakları tırmalayan bir kahkaha atarak araca bindi
koray kamyona binmeden hemen önce çukurda yatan köylülerin yanından geçerken içeriye gizlice bir bez attı “ gittiğimizden emin olmadan sakın kalkmayın “ diyerek koşarak araca bindi .
Araçların gitgide uzaklaşan seslerinden sonra ortalık derin bir sessizliğe gömüldü cemil amca başının yavaşça kaldırarak etrafına baktı kimseyi göremeyince tuttuğu nefesinin sonunda bıraktı “ gittiler kalkın “
“ şimdi ne yapacağız köyde insan bırakmadı soysuzlar herkesi farklı farklı yerlere götürdüler kadınlarımız , kızlarımız , oğullarımız şimdi ne olacak he ne olacak cemil “
“ sakin ol turgut o gençler türk askeri bizi nasıl kurtardılarsa onları da öyle kurtaracaklar onlar türk askeri askerlerden biri gitmeden önce çukura birşey attı nereye gitti o gören varmı ? “
“ burada cemil bey burada” diyerek ayşe nine elindeki örtüyü hemen cemil beye uzattı
cemil dede örtüyü açınca içinden iki silah , iki şarjör ve bir de not çıktı .
“ ali oğlum al bakalım şu mektubu bir oku ne yazmışlar “
Saygıdeğer amcam ve büyüklerim ; sizlere silah doğrulttuğumuz için ben ve silah arkadaşlarım özür dileriz. Ama mecburduk sizin yaşamanız için di bizler Türk askeriyiz eşleriniz , kızlarınız , oğullarınız bizlere emanet merak etmeyin Allahın izni ile onları sizlere sağ salim geri getireceğiz köye birazdan jandarmalar gelecek sizleri güvenli bir yere götürecekler Allaha emanet olun dualarınızı bizden esirgemeyin.
PARS TİMİ KOMUTANI - BİNBAŞI ALTUĞ BOZOK
“ Allahım yar ve yardımcınız olsun aslanlar , sağ salim evlerinize dönün inşallah “
⚜️
1.TİM ( çukurdaki köylüleri kurtarma operasyonu) …
Mert, aybars , koray ve çınar çukurdaki köylüleri kimse fark etmeden kurtardıktan sonra onları bekleyen araca binerek teröristlerin konuşlandıkları karakola doğru yola çıktı.
‘ sizce bizi nereye götürüyorlar ‘
‘ kendi cehennemlerine götürüyorlardır koray ‘
‘ aybars şuan hangi yöne doğru gidiyoruz’
‘ kuzeye doğru gidiyoruz çınar ‘
‘ susun artık az daha konuşursanız bir terslik olduğunu anlayacaklar’
mert’in uyarısından sonra gidecekleri yere kadar kimse konuşmadı
⚜️
‘ sonunda lan bu ne biçim bir yoldu git git bitmiyor ‘ diyerek bütün hepsinin düşüncelerini koray dile getirdi
‘ ulan bir köy baskını için bu kadar yol gidilirmi dertlerini s*****lerim’
‘ al ben den de o kadar valla mert ulan ben üşenirdim bu kadar yolu gitmeye ‘
‘ senin tek üşenmeyeceğin şey yemek yemek aybars sen iki adım atmaya bile üşenen adamsın ‘
korayın bu çıkışına hep beraber güldüler ama tabiki bir kişi hariç aybars en ters bakışları işle gülmekten neredeyse yerlere yatacak olan 3 lüye bakıyordu.
‘ şiiih bu kadar gırgır yeter tamam durun artık bizi fark edecekler , hem sizcede bir terslik yok mu ? ,
‘ ne gibi bir terslikten bahsediyorsun yine ne var aklında çınar öt bakalım bizde duyalım ‘
‘ şöyleki mert daha demin koray’ın da dediği gibi bu adamlar neden bu kadar yolu gidipte bu köye böyle bir baskın yapıyorlar , o kadar köy içinden neden en uzaktaki bir köy sizcede bu işte bir terslik yok mu ? ’
‘ haklısın kardeşim o zaman yapılacak şey belli beyler komutandan ikinci bir emir gelene kadar neden bu köye baskın yaptılar , başka bir amaçları varmıydı ve daha fazla bilgi edinmemiz gerekiyor. o yüzden dikkat çekmemeye çalışalım ‘
‘haklısın bundan sonra daha dikkatli olmalıyız özelliklede sen koray sağa sola kaybolma , burdakilere salça olma , her işe burnunu sokma , çok fazla göz önünde durma , ve en önemlisi sakın bir sakarlık yapayım deme.’
‘ ulan neymişim ben öyle , ulan koray dönde kıçını kaşı lan nazar değmesin maşallah oğlum sana bunlar seni kıskanıyorlar çekemiyorlar seni ‘
‘eveet koray yine her şeyi götünden anlama seviyesine geldiğine göre göreve geri dönebiliriz beyler‘ korayın kendini beğenmiş hallerine daha fazla katlanmaya dayanamayan mert sonunda isyan edip karakola doğru ilerlemeye başladı .
‘ durun sizde kimsiniz ? ‘
‘ biz … bizde sizdeniz ‘
‘lan neden kekeliyor sun koray direkt söylesene adama ‘
‘ sus mert sus ‘
‘ neden daha önce sizi burada görmedim ?‘
‘ demekki senin kör yanına gitmiştir gardaş ‘
‘ aybars ne diyorsun bir dur adama atar yapma mal indiricekler hepimizi burda ondan sonra göreceksin gardaşı sus sende ‘
aybars mert in ufak çaplı azarından sonra sesini kesmek zorunda kaldı şayet o sesini az daha kesmezse mert sonsuza kadar kesecekti sahada sakin madkin adamdı ama tersi de çok pisti vesselam
‘ ne diyon lan sen ‘
‘ biz yeniyiz baskın yapılan çamlıca köyünden size katılmak için gönüllü olarak yola çıkmıştık sonradan duyduğumuza göre sizler bizim köye baskın yapmışşınız biz de geri dönüp size katıldık ve buraya geldik ‘
‘ ulan çınara bakın adam iki dakikada senaryo yazdı oynadı seyirciyide inandırdı helal olsun kardeşim be ‘
‘ içlerinde en akıllısı sensin her halde aferin eğer bu şekilde akıllı olmaya devam edersen seni yanına alır sağ kolum yaoarım . sizde aklınızı başınıza alın bir daha bana ya da buradaki herhangi birine diklenmeye çalışmayın yoksa sizin o diklenmeye çalışan kafanızı koparırım anladınız mı lan beni biraz şu yanınızdaki adamdan feyz alın.’
‘ looo roji bunlar yeni , al bunları etrafı gezdir ne yapmaları , ne yapmamaları gerekiyor eyice anlat . ‘
‘ emredersin berivan gelin benimle ‘
‘ bakın burada yemek yeniyor , burada yatacaksın , şuradan silah alacaksınız ve tam burada da ikişerli olmak üzere nöbet tutacaksınız e ozaman size kolay gelsin ben yemeğe gidiyorum ‘
‘ biz .. biz ne yapacağız ‘
‘ siz burada sabaha kadar nöbet tutacaksınız en ufak bir hareketlenme ya da askerleri fark ettiğinide haber vereceksiniz. ‘
ee yemek sen yemek yemeye gitmiyormusun bizde gelmeyecek miyiz ‘
‘ hayır siz nöbet tutacaksınız ‘
‘ hee anladım o zaman siz bizim yemekleri ayıracaksınız ‘
‘yoo ‘
‘ e o'zaman biz nöbet tutarken siz yemeklerimizi buraya kadar getireceksiniz valla sağolun ya ama siz kapıdan bağrın biz alırız boş yere şey etmeyin ‘
roji den ses gelmeyince koray şansını bir kere daha zorlayarak yeni bir soru yöneltti
‘ o'zaman şu şekilde yapacağız dimi biz önce yemek yiyeceğiz daha sonra nöbete geçeceğiz tamam olur sıkıntı yok hadi yemek yemeye gidelim ‘
‘ hoop nereye lan ‘
‘ yemeğe ‘
‘ siz yemek yemeyeceksiniz ‘
‘ neden ?’
‘ çünkü burada hiçbir zaman herkese yetecek kadar yemek olmaz ve belli bir kesim aç kalır sizde o aç kalacak olan kesimin içerisindesiniz ‘
‘ ne demek siz aç kalacaksınız o nasıl olacakmış bir de sen bize bir günlük açlıktan bahsetmiyosun sen bize sürekli aç kalacak olan o kesimin içinde olduğumuzu söylüyorsun ya açlıktan ölürsek ne yapacaksınız ‘
‘ amma da dırdır yaptın lan yeter bir sus ,merak etme açlıktan ölmezsiniz
he olurda ölürseniz atarız bir köşeye sizin leşinizin sayesinde de aç kalan başka hayvanlar da siziz yiyerek karınlarını doyururlar he nasıl fikir ‘
roji cevap bile beklemeden arkasını dönerek yekmek yedikleri alana doğru ilerleyerek gözden kayboldu .
‘ lan aybars neden adamla polimiye giriyorsun salsana defolup gitsin başımızdan ‘
‘ ne demek ne polimiye giriyorum lan dutymadın mı mert adam yemek yok dedi lan hem de hiç yemek yiyemeyecek olan o kesimde sizde varsınız dedi ne demek istiyor lan bu adam he ben dayanamam uzun süre açlığa haberiniz olsun….
‘ aybars sus artık yeter bir dur ! ‘
aybars çınarın ani çıkışı ile susmak zorunda kaldı
‘ ama duymadınız mı ne dediğini … ‘
‘ duyduk aybars duyduk ama ortada abartacak birşey olmadığı için de sesimizi çıkarmadık ‘
‘ ne demek ortada abartacak birşey yok koray ortada olmayan tek şey yemek başka herşey ortada o yüzden de abartılmalı ‘
‘ off amma yaptın be kardeşim bizler özel seçilmiş ve eğitiliş askerler değilmiyiz orada aldığımız eğitimlerden biri de açlık ile sınanma değilmi ve yanlış hatırlamıyorsam da o eğitimden sende geçmiştin .’
2.TİM ( kız çocuklarını kurtarma operasyonu ) …
Asaf , mustafa , sinan ve altay kız çocuklarının götürldüğü kamyona bindi. Aradan 2 saat sonra kamyon sınırın en pis işlerininin yapıldığı ilçede durdu .Kamyonetin kapağı açıldı çocuklar korku ile oldukları yere iyice sindi.
‘ aşşağa inin ! ‘
çocuklar duydukları bağırıştan sonra hemen ayağa kalkarak kamyondan aşşağı atlamaya başladılar
‘ şerefsiz çocukları korkuttu şu yavruların haline bir bakın ya gözleri kıp kırmızı olmuş bu soğuk havada üzerleri incecik ‘
‘sakin ol mustafa ‘
‘ adam nasıl sakin olsun asaf görmüyor musun kızların hallerini hepsi perişan bir halde ‘
‘ asaf sende yangına benzinle gitme bak zaten kendimi zor tutuyorum bir de sizi tutmak zorunda kalmayayım durun durduğunuz yerde o şerefsizlerin de icabına bakacağız ama daha zamanı var ‘
‘ aynen öyle beyler sinan haklı şimdilik sabretmekten ve kızları korumaktan başka birşey yapmayacağız dikkatli olun en küçük hatamız bile bu masum yavruvcakların sonu olur bunu bilin ve ona göre hareket edin .
‘ hadi ,hadi , hadi , daha hızlı sallanmayın !’
teröristlerden birinin bağırması ile kamyonetten aşşağı inmeye çalışan küçük kız daha da panikleyerek birden atladı ama kazağı kamyonun kapısına sıkıştığı için dengesi bozularak yere düşmek üzereyken sinan hemen öne atıldı ve kzı kucağına aldı .
‘ şii sakin ol tuttum seni düşmedin ‘
küçük kız bir yandan sinanın yakasına yapışmış bir yandan da boynuna sıkıca sarılarak kocaman olmuş gözler ile ona bakıyordu olayın şokunu atlattıktan sonra sessiz bir şekilde ‘teşekkür ederim abi ‘ diyerek küçücük avuç içini sinanın yanağına yasladı .
sinan küçük kızın bu hareketine şaşırsada ona kocaman gülümsedi.
‘ adın ne senin ufaklık ‘
‘ ayperi ‘
‘ hımm ne kadar da güzel bir ismin varmış senin ayperi ‘
‘ senin adın ne ‘
‘ sinan ‘
ayperinin gözleri ışıldadı sonra da yüzündeki kocaman gülümseme ile iki elini de sinanın yanağına koyarak
‘ sen Türksün ‘
‘ kız seninle başından beri türkçe konuşuyoruz ya daha yeni mi anladın ‘
ayperi kıkırdamaya başladı.
‘ hadi sallanmayın kızları şuradaki odaya götürün! ‘
ayperi korku ile irkildi sinan onu yatıştırmak için kollarını biraz daha sıkı bir şekilde ayperiye doladı sırtını hafif hafif okşayarak kendisinin orada olduğunu hatırlattı sinanın dokunuşu ile ayperinin titremeleri azalmaya başladı.
3.TİM ( erkek çocuklarını kurtarma operasyonu )....
Bozok , ayaz , aras , aybars çocuklarla beraber yola çıktı. Kamyon 1.5 saatin sonunda şiddetli bir şekilde sallanmaya başlayarak yola devam etti. sarsıntı gittikçe daha da şiddetleniyordu sanki bir dağın yamaçlarına doğru çıkıyordu.
“ Kaç saattir yoldayız daha varamadık mı ?”
“ Varmak üzereyiz aras “
“ Nerden anladınız komutanım varmak üzere olduğumuzu , yoksa gideceğimiz yeri biliyor musunuz? “
“ Hayır gideceğimiz yeri bilmiyorum ayaz. 1.5 saattir düz yolda ilerliyoruz ama az önce sola döndük , kamyonun sarsıntısıntısı artmaya başladı ve giderek de şiddetleniyor bu da demek oluyor ki dağa çıkıyoruz.
“ saatiniz mi var komutanım “
“ yok “
“ o zaman tahminen 1.5 saattir yoldayız net olarak belirsiz yani “
“ Tahmin değil, net “
“ Nasıl yani … siz saat olmadan nerden bildiniz bir de tahmin değil dediniz nasıl eminsiniz komutanım ? “,
“ Ne duymak istiyorsun aras kaç saatir yoldayız dedin söyledim , daha neden sorguluyorsun ? “
“ yok komutanım estağfurullah benim niyetim sizi sorgulamak değildi sadece …. “
“ komutanım siz arasın kusuruna bakmayın saatiniz olmadan nasıl net bir şekilde saati söylediğinize ve gözlem yaparak yolumuzu tahmin edip bildirmeniz onu baya bir şaşırttı ondan soru sorup duruyor .”
“ evet komutanım aynı aybarsın da dediği gibi ikizim aras bir şeyleri merak edince biraz fazla sorgular , siz kusuruna bakmayın “
“ O zaman merakını giderelim de fazla soru sormasın. kamyona binmeden önce saat 6.00 dı bindiğimizden beri dakika tutuyorum ve aradan tam 1.5 saat geçti yani şu an saat 7.35 ve kamyonetin sarsıntıları sola döndüğünde arttığını düşünürsek de dağ yoluna girdik. ve zirveye doğru ilerledikçe sarsıntı şiddeti artıyor umarım merakın gitmiştir.
“ evet şuan herşey bir netliğe kavuştu…. birşey daha sorabilirmiyim komutanım ?
derin bir nefes vererek sabırla soracağı soruyu bekledim eğer az daha soru sorarsa arası kamyonun arkasından atacağım .
“ Şuanda saat kaç oldu komutanım “
“ Ulan ben saat miyim ! “
“ Estağfurullah komutanım siz hesaplıyorum diyince şuanda saati merak ettim “
derin bir ya sabır çektikten sonra saati söyledim
“ 7.56.32”
“ yuh “
“Eee şey komutanım … özür dilerim bir anda kendimi tutamadım “
“ Sıkıntı yok aybars “
“ bu sefer sadece onlar değil bende şaşırdım komutanım bu kadarını beklemiyordum “
“ Hayırdır ayaz neden benden bu kadarını beklemezdin , sen benim neyi yapıp neyi yapamayacağımı nereden biliyorsun ?”
ayaz tam cevap vereceği sırada çocuklardan birinin sesi ile durdu.
“ yardım edin … nolur yardım edin kardeşime bir şeyler oluyor. “
“ ne bağırıyorsun lan velet kes sesini otur şurda ! “
“ ama kardeşim ona …. “
“ sus demedim mi lan sana , az daha sesin çıkarsa kardeşini de seni de giden araçtan aşağı atarım .
Çocuk korkup yerine iyice sinerek kardeşini kucağına çekti , kendi gözyaşları durmaksızın akarken , kardeşinin gözyaşlarını silerek sakinleştirmeye çalıştı .
“ şiiiih tamam abicim yok birşey sakin ol, abin burda ben seni bırakmam korkma geçecek .
“ sussanıza lan sizi mi dinleyeceğiz şu çocuğu da sustur “
adam tam kalkıp çocukların yanına doğru gidiyordu ki bozok binbaşı adamın kolunu tutarak durdurdu.
“ ben hallederim “
“ iyi git bak , beni uğraştırma söyle onlara seslerini kessinler bir daha kimseden ses duymayacağım. “
“ evlat neyin var neden ağlıyorsun ? “
“ Çünkü kardeşim ağlıyor . “
“ peki kardeşin neden ağlıyor ? “
“ kardeşim karanlıktan korkuyor. “
“ aslanım benim , sen ne güzel bir abisin . “
“ biliyorum bize kızmaya geldin ama kardeşime kızma o daha çok küçük onun yerine de bana kız , benim kardeşim yüksek sesten korkuyor. “
“ şiiih tamam abicim , sakin ol ben size kızmaya gelmedim ben siz yardım etmeye geldim. “
“ yardım mı edeceksin , sen onlar gibi değilmisin ? “
“ değilim , dur bakalım ver kardeşini bana sende gel bu tarafa “
“ ikinizin de adı ne bakalım “
“ benim adım yiğit emir kardeşimin adı da eren efe “
“ hımm ne kadar da güzelmiş isimleriniz"
“ senin adın ne abi ? “
“ altuğ “
bacağımı uzatıp sırtımı yasladıktan sonra bir bacağıma ereni bir bacağıma da yiğiti oturttum . Diğer çocuklarda yavaşça etrafımıza toplanmaya başladı .
“ şimdi gel bakalım minik adam şöyle kucağıma “
“ eren “
“ efendim abicim ? “
hıçkırıklarının arasından mırıldanarak konuştu
“ ben adam değilim erenim …”
küçük çaplı kahkahama engel olamadım o kadar tatlı bir şekilde konuştu ki o an bir oğlum olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim .
“ evet erensin … sen kaç yaşındasın bakalım evlat . “
“ ııımm ben 6 yaşındayım ki , dimi abi ben 6 yaşındayım dimi ? “
“ evet abicim sen 6 yaşındasın “
“ peki eren sen neden ağlıyorsun bakalım “
“ ııım şey … ben … koktum ben ondan ağladım “
“ neden korktun bakalım sen ?“
“ çünkü burası çok karanlık ki ondan korktum ben .”
“ o zaman sohbet edelim olur mu ?”
“ hıhıı … “
“ çocuklar sizde yaklaşın bakalım , safları sıklaştırın üşümeyin “
“ eren senin adını kim koymuş biliyor musun ? “
“ babamm “
“ peki baban neden sana eren ismini koymuş söyledi mi ? “
“ hı hıı … ııı .şey şey babam dedi ki bir tane çocuk varmış yaşı tütükmüş ve o askerlere yardım etmiş sonra kötü adamlar onu melek yapmış , ama vatanı kurtarmış adı da eren bülbül müş , bende böyyünce onun gibi vatanı kurtaracağım “
kamyonda derin bir sessizlik oluştu bozok binbaşı kucağında oturan minik eren’in , kahraman eren bülbüle olan hayranlığını gururla izledi .
“ o zaman bir de ben size anlatayım mı kahraman eren bülbül ‘ ü. “
“ evett “
“Adı Eren’di. Eren Bülbül.”
“Trabzon’un Maçka ilçesinde yaşıyordu. Sizin gibi okula gidiyordu. Arkadaşları vardı, ailesi vardı, sevdiği şeyler vardı. Trabzonspor’u çok seviyordu.”
Çocuklardan birkaçının yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
“Eren’in hayatı kolay değildi. Babasını kaybetmişti. Annesi ve kardeşleriyle birlikte yaşıyordu. 15 yaşındaydı ama Okuldan kalan zamanlarında çalışıyor, kazandığı parayla ailesine destek oluyordu.”
“ Eren’in yaşadığı yerde bir gün silahlı bir grup ortaya çıktı. Güvenlik güçleri onları takip ediyordu. Bölge dağlık ve zorluydu. Askerler, o bölgeyi bilen birinin yardımına ihtiyaç duyuyordu.”
Bozok'un sesi biraz daha ciddileşti.
“Eren orayı biliyordu.”
Çocuklar sessizce dinliyordu.
“Ve o gün askerleri görünce saklanıp geçip gitmedi.”
Bozok başını iki yana salladı.
“Onlara yardım etti.”
“Dağ yollarını biliyordu. Nereden geçilebileceğini, hangi yolların nereye çıktığını anlatıyordu. Askerlerin işini kolaylaştırmak için yanlarında bulundu.”
Ön sıralardaki çocuklardan biri Bozok’a daha dikkatli bakmaya başladı.
“Düşünün…”
“On beş yaşındasınız. Karşınızda silahlı bir tehlike var. Yanınızda askerler var. Korkmanız çok normal.”
“Ama Eren geri dönmedi.”
“Çünkü oradaki askerleri yalnız bırakmak istemedi.”
Bozok'un sesi yükselmedi. Aksine daha sakin konuştu.
“Eren asker değildi. Elinde tüfeği yoktu. Üniforması yoktu. Ama o gün askerlerin yanında olmayı seçti.”
Bir süre sessizlik oldu.
“Sonra bölgede çatışma başladı.”
Bozok'un yüzündeki ifade değişti.
“Askerlerimiz mücadele ederken Eren de oradaydı. O gün yaşanan çatışmada Eren Bülbül hayatını kaybetti.”
Çocukların yüzlerinde şaşkınlık , üzüntü , korku , endişe ve merak duyguları yer aldı .
Bozok devam etti.
“On beş yaşındaydı...”
Bir an durdu.
“Ben size Eren’i anlatırken onun sadece nasıl öldüğünü bilmenizi istemiyorum.”
Çocuklara tek tek baktı.
“Ben onun nasıl yaşadığını bilmenizi istiyorum.”
“Çünkü Eren o gün orada sadece bir isim değildi.”
“Bir çocuktu.”
“Bir evlattı.”
“Bir kardeşti.”
“Bir öğrenciydi.”
“Ve o gün, askerlerin yanında durup onlara yardım eden bir çocuktu.”
Bozok'un sesi biraz daha sertleşti.
“Biz askerler, yanımızda duran insanları unutmayız.”
“Eren de unutulmadı.”
Başını hafifçe eğdi.
“Aradan yıllar geçse bile onun adı hatırlanıyor.”
“Çünkü bazen insanın büyüklüğünü yaşı belirlemez.”
“Yaptığı iyilik belirler.”
Bozok çocuklara son kez baktı.
“Ama şunu da unutmayın.”
“Eren’in hikâyesi, çocukların savaşın içinde olması gerektiğini anlatmıyor.”
“Tam tersini anlatıyor.”
“Bir çocuğun hayatı değerlidir.”
“Onun okuluna gitmesi, arkadaşlarıyla gülmesi, ailesinin yanında büyümesi gerekir.”
Bozok kısa bir sessizlikten sonra ekledi:
“Eren’in bize bıraktığı en büyük şey de belki budur.”
“Birbirimizi yalnız bırakmamak.”
“İhtiyacı olanın yanında durmak.”
“Ve iyiliği, yaşımız kaç olursa olsun unutmamak.”
“ Eren bülbül yaşı küçük ama yüreği de cesareti de büyük bir çocuktu . bir annenin evladı abileri ile ablalarının kardeşiydi , Trabzonun medarı iftiharı , Türkiye'nin gururu , askerlerimizin yoldaşı , çocuklarımızın örnek aldığı abisi , bu vatanın çocuğu . Seni hiçbir zaman unutmayacağız ,
“ iyi ki varsın Eren …. VATAN SAĞOLSUN “
“ Ben artık adımı daha çok seviyorum hem bana adın neden eren derlerse onlara eren abimin hikayesini anlatıp bu isim eren bülbül abimden bana hediye diycem taam mı olur dimi abi eren abim bana kızmaz dimi “
Bozok Binbaşı'nın duyduklarıyla sol gözünden sessizce süzülen bir damla yaş, çocuğun eline düştü.
Çocuk eline baktı, sonra Bozok'un gözlerine.
“Neden gözün ağlıyor? Kızdın mı böyle dedim diye?
Bozok'un yüzünde derin, hüzünlü bir tebessüm oluştu.
“Hayır… Kızmadım.”
Başını hafifçe eğip çocuğun gözlerinin içine baktı.
“Aksine, senin bu düşüncenden dolayı seninle gurur duyuyorum.”
Çocuğun başını okşadı.
“Eren abin de kızmazdı. Bence aksine çok mutlu olurdu.”
Çocuk hafifçe gülümsedi.
Bozok birkaç saniye sustu.
“Sen o ismi gururla taşı evlat.”
“Çünkü bazı isimler sadece isim değildir.”
“Bir hikâyedir.”
“Bir hatıradır.”
“Ve bazen bir insanın bıraktığı en güzel emanettir.”
Çocuğun gözlerine baktı.
“Sen de Eren abinin adını güzel yaşat.”
Çocuk başını salladı.
“Yaşatacağım abi.”
Bozok bu kez gerçekten gülümsedi.
“Biliyorum.”
“ şimdi çocuklar bizler Türk askeriyiz sizi buradan Allahın izni ile sağ salim çıkartıp ailenize götüreceğiz bizden başka kimseye güvenmeyin , sakın korkmayın biz hep sizin yanınızda olacağız korkmayın ve bizim kim olduğumuzu da kimseye söylemeyin tamam mı ? “
“ tamam “
sonunda araba durdu ve çocukları teker teker kamyondan indirdiler. Bütün çocukları bir odaya yerleştirdiler .
4. TİM ( kadınları kurtarma operasyonu ) …
Umay , gamze , ahu ,gökçe kadınlar ile aynı kamyonda elleri bağlı bir şekilde yola çıktılar. Araçta bulunan teröristlerin gözleri sürekli kadınların üzerindeydi.
Umay, Gamze, Ahu ve Gökçe, diğer kadınlarla birlikte kamyonun arka tarafında oturuyordu. Ellerinin bağlı olması yetmezmiş gibi, başlarında bekleyen adamların bakışları da üzerlerinden ayrılmıyordu.
Kamyonun içi sessizdi.
Sadece motorun uğultusu ve yolun bozuk yerlerinde kasanın çıkardığı ses duyuluyordu.
Gökçe, yanında oturan genç kadının titrediğini fark etti.
* Korkma, diye fısıldadı.*
Kadın gözlerini kaldırdı.
+Bizi nereye götürüyorlar?*
Gökçe cevap veremedi.
Çünkü kendisi de bilmiyordu.
Umay ise kamyonun küçük aralığından dışarı bakmaya çalışıyordu. Yol uzun zamandır aynı değildi. Dağlık bölgeden çıkmış, daha düz bir yola girmişlerdi.
Bir süre sonra kamyon yavaşladı.
Öndeki adamlardan biri arka kapağı açtı.
* İnin ! *
Kadınlar birbirlerine baktı.
Umay ayağa kalkmadı.
Adam tekrar bağırdı.
* İnin dedim! *
Umay gözlerini ona dikti.
* Ellerimiz bağlı. Nasıl ineceğiz? *
Adam birkaç saniye ona baktıktan sonra yanındaki kişiye işaret etti.
Kadınların bağları çözülmedi. Birer birer kamyondan indirdiler. Karşılarında büyük, eski bir bina vardı.Pencerelerinde demir parmaklıklar bulunuyordu . Umay binaya bakarken yüzündeki ifade değişti.
Burası sıradan bir depo değildi. İçeriden başka kadınların sesleri geliyordu.
Ağlayanlar vardı.
Çocuklarını soranlar vardı.
Ne olduğunu anlamaya çalışanlar vardı.
Ahu, Umay'ın yanına yaklaştı.
“ Burada başka kadınlar da var.”
Umay başını hafifçe salladı.
“ Gördüm.”
Kadınlar içeri sokuldu.
Kapı kapandığında dışarıdaki sesler kesildi.
İçeride onlarca kadın vardı.
Bazıları yerde oturuyor, bazıları duvar kenarında sessizce bekliyordu. Kimse ne zaman çıkacağını bilmiyordu.
Umay çevresine baktı.
Sonra Gamze'ye, Ahu'ya ve Gökçe'ye sırayla baktı. Hiçbiri konuşmadı.
Ama hepsi aynı şeyi anlamıştı.Burası son durak değildi.
Burası kadınların başka yerlere götürülmeden önce toplandığı yerdi.
Bir süre sonra dışarıdan iki adamın konuşması duyuldu.
“ Akşama kadar liste tamamlanacak.”
“ Sonra?”
“ Sonra isteyenler gelip alacak.”
Umay'ın çenesi sıkıldı. Demek zamanları vardı. Ama çok değildi.
Ahu, Umay'ın kulağına eğildi.
” Ne yapacağız? “
Umay gözlerini kapıya çevirdi.
“ Önce buradan çıkacağız. “
Kısa bir sessizlik oldu. Umay diğer kadınlara baktı.
“ Sonra onları da çıkaracağız.”
Gökçe şaşkınlıkla ona baktı.
“ Nasıl? “
“ Bir yolunu bulacağız.”
O sırada kapının dışından ayak sesleri duyuldu.
Kapı yeniden açıldı.
Ve içeri giren adam elindeki listeye bakarak kadınların arasından yürümeye başladı.
“ hadi yine iyisiniz alcılarınız akşam gelecek ve sizleri alarak gidecekler. Artık yeni sahibiniz onlar olacak .
Adamın kahkahası depoda yankıladı
“ heee bir de unutmadan eğer onlara karşı gelmeye çalışırsanız önce çocuklarınız daha sonra da siz ölürsünüz ! sizi seçen sahiplerinize iyi davranacak gönüllerini hoş tutacaksınız sizin için bize tonlarca para ödeyecekler bizde keyfimize bakacağız eğer siz de rahat etmek isterseniz onların sözünden çıkmayın ne derlerse yapın böylece belki de evin hanımı olursunu he “
adam son söylediği ile beraber öyle bir kahkaha attı ki sanki gök gürlüyordu . yan tarafında duran kadınlardan birinin çenesini kavradı kadın kendini kurtarmaya çalıştı ama nafile ne gücü yetiyor du ne de ellerini kullanabiliyordu
“ ona dokunursan senin o elini kırarım anladın mı lan beni “
“ oooo içinizde demekki sesi çıkanlar da var ama bizim burada sesi çıkan kadınları sevmezler . ama ben bayılırım sen benimsin seni kendime ayırıyorum . “
“ olmaz heval “
“ ne demek olmaz lan sen ne karışıyorsun “
“ patronun kesin emri var kadınlar alıcılarına teslim edilene kadar kimse onlara dokunayacak . “
“sen karışma ben işimi bilirim “
“olmaz dedim sana “
“ lan bak işine o karı benim “
Aniden kapı açıldı ve içeriye 30 lu yaşlarda bir adam girdi
“ ulan acemoğlu sen benim emirlerimi dinlemiyor musun he sen kimsin ben demedim mi kadınlara kimse dokunmayacak diye sen hayırdır bu aralar seninde sesin çok çıkmaya başlamış ne o yürek falan mı yedin ? “
“demek ki sizin buralarda sesi çıkan adamı da sevmiyorlarmış …. aaa pardon sen adam değildin dimi ? “
“ ulan seni gebertirim “
“ dur lan durduğun yerde sen kimsin de benden izin almadan iş yapıyorsun bok herif “
acem oğluna fırsat vermeden belindeki silahını çıkararak ateş etti acemoğlu alnının ortasındaki kurşun deliği ile yere yığıldı . kadınlar korkuyla çığlık atıp duvar diplerine doğru sokuldu .
“ şu kadını da bana getirin bi tanışalım bakalım . “
⚜️
Evett bir bölümün daha sonuna geldik
Sizce nasıl bölümdü ? ☺️
Duygudan duyguya geçtiğimiz bir bölümü . Bir sonraki bölüm olaylar karışabilir bozok binbaşıdan beklenmeyen ataklar gelebilir dikkatli olun 🤭
okuyan ve destek olan herkese çok teşekkür ederim bir dahaki bölüme kadar kendinize iyi bakın .
🫡
Bölüm etkileşimi
