3. bölüm / 6
Vatan SağolsunBİR VARMIŞ...BİR YOKMUŞ...
Bölümler 6Şu an: BİR VARMIŞ...BİR YOKMUŞ...
9Bölüm şarkışı :
Duman/ kolay değil
Kasırga
Okuyup destek verdiğiniz için teşekkür ederim umarım beğenirsiniz iyi okumalar canlar 😊
3. Bölüm
Bir varmış bir yokmuş bir gecede 14 kişilik fırtına timinden 13'ü şehit olmuş 1 tanesi bu acı ile yaşamaya mahkum edilmiş...
Gece, siperlerde unutulmuş bir dua gibiydi. Kulede yalnız duran Bozok Binbaşı’nın omzuna
rüzgârın soğuk eli dokundu. Ay, uzak dağların üzerinden süzülürken onun sessizliğini bile dinliyordu.
bir süre sonra bozok binbaşı gelen askere nöbet yerini devretti . askeri dikkatli olup gözünü dört açması
için uyardı daha sonar içeriye girdi revirin ışıkları hala açıktı . kendine engel olamayıp revire gitti .
umay sedirde üzeri açık bir şekilde uyuya kalmıştı ,
bozok bir süre orada durup öylece uyuyan kadını izledi tam arkasını döndü gidiyordu ki bir kıpırdanma
hissetti . umay uykusunda sayıklıyordu. yavaş adımlarla umayın yanına yaklaştı umay daha yüksek sesle
sayıklamaya başladı bozok iyice umaya doğru eğildi kadını uyandırmaya çalıştı
--- bırak beni , bırak
--- canım acıyor
--- umay uyan kabus görüyorsun korkama hadi uyan
--- annee
--- umay umay kalk hadi
---anne yadrım ett . anne ben birşey yapmadım bana vurmasın anne noğlur
bozok bu duyduklarına bir anlam veremedi. ne yapması gerektiğini düşündü . tam o anda umay konuşmaya
devam etti
--- anne yardım et bana dokunmasın anne
--- ne oluyor umay kalk !
--- anne bana dokunmak istedi ama ben izin vermedim
bozok bu sözlere işice sinirlendi umayın omzunu biraz sıkıp sarsmaya başladı . umay bir anda kalktı nerede
olduğunu anlalmaya çalıştı revirde olduğunu anlayınca rahat bir nefes aldı. kollarını saran elleri görünce bir
an irkildi karşısında bozok binbaşıyı görünce hem rahatladı hem de çekindi kendisini duyduğu gözlerindeki
endişeden belli oluyordu
--- iyimisin
umay kafasını sallamakla yetindi
--- pek iyi görünmüyorsun umay sıkma kendini ağlıyacaksan da benim yanımda ağla ben sesimi çıkarmam
rahat olabilirsin
bu sözlerin üstüne umayın yanlızken boşalmayı bekleyen gözlerinden yaşlar bir sel gibi akmaya başladı
bozok binbaşı destek olmak için kollarını kadının belini sardı umay sessiz gelen bu desteğe karşı minnettar
bir şekilde adamın boynuna sarıldı. için için ağlamaya başladı umay ağladıkça bozok onu biraz daha sıkı
sardı .
umayın gözlerinden akan yaşlar bozok binbaşının boynuna damlıyordu . umay bilmesede her damlayan
göz yaşı bozok binbaşının gönlüne kör alev gibi düşüyordu . umay sakinleşip geri çekilince yüzünü göstermeden ayaklanıp gitmeye çalıştı
ama bozok binbaşı son anda onu kolundan tutup daha demin oturduğu yere tekrar oturttu .
--- gitme biraz konuşalım
--- komutanım özürdilerim
--- neden özür diliyorsun
--- ben sizi böyle bir şeye mecbur bırakmak istemezdim
--- neye mecbur bıraktın beni
--- bana sarılıp beni teselli ettiniz buna mecbur değildiniz ama ben bunun için özür dilerim
--- özürdileme çünkü sen özür dilenecek bir şey yapmadın . ağlamak en doğal hakkımız ve insanlar bazen
ağlarken desteğe ihtiyaç duyarlar hepsi bu
--- ama yinede ...
--- aması falan yok umay şimdi onu bunu bırak da sen neden sayıkloydun
--- kötü bir kabus gördüm komutanım
--- bu gittiğimiz görevle alakalı değildi galiba doğru muyum
--- evet
--- sık sık oluyor mu
--- bazen ama bu aralar daha da sıklıştı
--- bu durumu tetikleyen bir şey var mı
--- galiba var
--- seni bu gün telefonla konuşurken gördüm yine ağlıyrdun ve yine aynı ismi söyedin
umay sessiz kalmaya devam ederken bozok binbaşı konuşmaya devam etti
--- telefonda annenle konuşuyordun
umaydan yine bir cevap gelmeyince bozok binbaşı daha fazla üzerine gitmenin bir anlamı olmayacağını
anlayınca konuyu değiştirdi
--- yarın çarşı günü sabah 9:00 da otobüs ile çarşıya gidilecek hebirin olsun iyi geceler
bozok ayağa kalkıp kapıya yönemişti ama umayın sesi ile geri döndü
--- komutanım
--- efendim
--- teşekkür ederim
--- ne zaman yardıma ya da konuşmaya ihtiyacın olursa seve seve yardım ederim
birbirlerine baş selamı verdiler bozok odasına gidip sabaha kadar kitap okudu umayın ise sabaha kadar
gözüne uyku girmedi .
Uzaktan, koğuşlardan gelen ayak sesleri duyulmaya başladı.
“Gün doğdu,” diye geçirdi içinden. “Ve herkesin yüzüne başka bir güneş doğacak.”
Erkekler Koğuşu
Asteğmen Mustafa Koçar sabahın o erken saatinde bile enerjikti. Postallarını parlatırken gülümsedi:
— Komutanım bugün izin günü, postalı bile beni alkışlıyor vallahi!
Uzman Çavuş Çınar Tekin hemen arkasından homurdandı:
— Senin postallar değil, biz alkışlıyoruz, yeter ki şu sesin biraz sussun Mustafa!
Aras ve Ayaz Dinçer kardeşler yatağın kenarında oturmuş birbirlerine bakıyorlardı.
— Bugün karıştırmasınlar bizi, Aras, dedi Ayaz.
— Fark etmez, sen hesabı ödersin yine, diye güldü Aras.
O sırada kapı açıldı.
Kıdemli Başçavuş Giray Kandemir girdi içeri, sert ama sakin bir sesle:
— Haydi beyler, sivil kıyafetlerinizi giyin. Saat 08.30’da içtima alanında toplanıyoruz. Çarşı izni düzenli çıkılacak.
Mustafa hemen lafa atladı:
— Başçavuşum, sivile çıkınca sizi tanıyamazlar vallahi, ciddiyetiniz kaybolur!
Giray sertçe baktı ama gözleri gülüyordu.
— Ben seni tanıyayım da yeter, Koçar.
Kahkahalar arasında herkes kıyafetlerini hazırlamaya başladı.
Çınar gömleğini giyerken aynada kendine baktı:
— Uzun zamandır ilk defa asker değil, kendim gibi hissediyorum.
Aybars Çınarın omzuna dokundu:
— Asker de sensin, kendin de sensin kardeşim.
Kadın Personel Koğuşu
Revirde sabah sessizdi. Üsteğmen Umay İlbay, saçlarını toplamış, aynaya yansımayan yorgun bakışlarını saklamaya çalışıyordu.
Teğmen Gökçe Erkin yanında kahvesini karıştırıyordu.
— İzin günü bile çalışıyorsun Umay, biraz nefes al artık.
— Nefes almak kolay, dedi Umay, gülümsemeye çalışarak. “Unutmak zor.”
Astsubay Çavuş Gamze Yener pencereden dışarı baktı:
— Erkekler çoktan hazırlanmıştır bile, biz hâlâ aynanın önündeyiz.
Ahu Kılıç gülerek yanına geldi:
— Onlar hazırlanmıştır da, düzgün giyinmemiştir. Fark orada.
Umay kafasını pencereye çevirince
Avluda, elleri cebinde sessizce yürüyen bir siluet gördü.
Altuğ Bozok Binbaşı.
Rüzgâr saçını savururken göz göze geldiler, kısa bir an.
Umay hemen başını çevirdi, elindeki dosyayı sıkıca kavradı.
Çarşı Yolu
Saat 09.00’da kışla kapısı açıldı.
Sivil kıyafetler içinde bir grup asker, şehre doğru yürüyordu.
Gömlekler, ceketler, kahkahalar, sabah güneşi.
Mert Bektaş ön safta, eli cebinde neşeyle söylendi:
— Şu çayın, askeri çaydan farkı olmasın yeter, başka bir şey istemem!
Binbaşı AltuğBozok, siyah pantolonunun üzerine giydiği siyah deri ceketin yakasını hafifçe düzeltti.
Gri gömleğinin düğmeleri boğazına kadar kapalıydı. Ne sivil ne askerdi tam ortasında bir duruşla ayakta
bekliyordu.
Askerler sırayla otobüse binerken Giray Kandemir seslendi:
— Hadi beyler, sırayla! Aras sen öne geç, Mustafa sen onun yanına otur!
— Komutanım, yanına oturmak cezaysa ben suçumu itiraf ediyorum! dedi Mustafa gülerek.
Gülüşmeler arasında herkes koltuklara yerleşti. Üsteğmen Umay İlbay sessizce kapıdan girdi.
Üzerinde açık bej bir trençkot, altına lacivert bir pantolon vardı. Saçları gevşekçe toplanmıştı; sade,
ama dikkat çekici.
Otobüsün içinde bir anlık sessizlik oldu.Aras omzunu dürttü, Mert fısıldadı:
— Yine fırtına sessizliği başladı, dikkat et.
Umay, Bozok’un birkaç koltuk arkasına geçti, cam kenarına oturdu. Pencereden dışarı bakarken
sesi neredeyse rüzgâr kadar kısıktı:
— İzin günüymüş gibi değil, sanki içimize nöbet koydular.
Teğmen Gökçe Erkin yanına oturup gülümsedi:
— Belki de öyledir, Umay. Bazı nöbetler insanın içinde tutulur.
Otobüs hareket etti.
Karakol geride kalırken askerlerin sesi yavaşça yükseldi.
— Berbere gideceğim, dedi Çınar Tekin.
— Berber değil, mucize lazım sana, diye güldü Aras .
Önde oturan Binbaşı Bozok, aynadan geriye baktı.
Umay’ı gördü — yüzü cama dönüktü, ama yansımasında gözlerini yakaladı.
Göz göze gelmediler.
Ama o an, otobüsün içindeki tüm gürültü uzaklaştı.
Motor sesi, kahkahalar, hepsi bir uğultuya dönüştü.
Bozok başını çevirdi, dışarıya baktı.
Şehir yolu düz, ama içinde kıvrımlar vardı.
Her viraj, geçmişten bir anı gibi üzerine kapanıyordu.
Umay başını cama dayadı. Parmak uçlarıyla buğulu cama bir çizgi çekti.
Kendi kendine fısıldadı:
— Aynı araçta bile bu kadar uzak olunabiliyormuş demek…
Otobüs şehre vardığında sabah ışığı sokaklara düşmüştü.
Kapılar açıldı.
Çarşı, askerlerin neşesiyle canlandı. Kahkahalar, dükkân sesleri, taze simit kokusu…
Ama Bozok ve Umay için o sabah, sadece başka bir sessizlikti.
— Saat 14.00’te toplanma, dedi Bozok binbaşı sakin bir sesle.
— Emredersiniz, Binbaşı’m, dediler hep bir ağızdan.
Öğleye doğru hep birlikte küçük bir lokantada oturdular. Masa uzun, herkes sivil ama hâlâ aynı düzeni
koruyor gibiydi.Bozok ve Umay yan yana oturmuştu;
umay dün geceden beri dalgındı bozok binbaşı ile yanlız kalmak istemiyordu çünkü yanlız kaldığında
dün gece ne kabusu gördüğünü soracaktı ve umay bu soruyu nasıl cevaplayacağını bilmiyordu o sırada
yanında oturan bozok binbaşının gözlerini kendi üzerinde hissedince hiç birşey olmamış gibi yapıp
sohbetlere katılmaya karar verdi .
Giray Kandemir, menüyü eline aldı:
— Komutanım, buranın kavurması meşhurmuş.
--- o zaman ondan başla giray
--- bence çorba iyi gider diyerek umay söze atladı
bozok umayın ne yapmaya çalıytığını anlamıştı
--- bence kuru üstü pilav yiyelim diyerek bir öneri de mustafadah geldi
--- hayır turşu yiyelim diyerek atıldı gökçen
--- gökçe yada tatlı diyerek fikrini söyledi
--- ahu ya da salata söze atladı
--- ne salatası kızım ben giraya katılıyorum kavurma yiyelim diyerik giraya onay verdi gamze
--- arkadaşlar bir durun bu şekilde işin içinden çıkamayacağız
--- malesef mustafaya katılıyorum . artık seçim yapalım yoksa şuraya açlıktan bayılacağım
aybarsın sözüne herkes kahkaha attığında mekan sanki yerinden oynamıştı .
--- tim az daha ses çıkarırsak bizi buradan kovacaklar ve maalesef aybarsçım bom boş bir mide ile
karargaha dönmek zorunda kalacağız
--- nee hayır olamaz laaan susun yeter bu kadar şamata ben sizin yüzünüzden aç kalamam kardeşim sende
içeride ne varsa getir donat masayı
garson başını sallayarak içeri gitti ve elinde üç ayrı tepsi içlerinde de çeşit çeşit yiyecekler ile de geri döndü
--- afiyet olsun efendim
--- hep bir ağızdan sağol dediler
yemekler geldiksen sonra masada bir sessizlik oluştu herkes aç karnını doyurmak ile meşgüldü bir kişi hariç
tim yemek yerken bozok binbaşı çay içiyordu
umay daha fazla dayanamadı
--- komutanım siz neden yemek yemiyorsunuz
--- aç değilim
--- anlıyorum ama karakola geliğinizden beri doğru düzgün yemek yediğinizi görmerim sadece yaşayacak
kadar yemek yiyorsunuz neden
--- sen geldiğimden beri beni mi izliyorsun
binbaşının sorusu ile masada bir sessizlik oluştu herkes umayın bu soruya ne cevap vereceğini merak
ediyordu .
--- komutanım ne alakası var diyerek araya çınar girmeye çalıştı ama nafile bozok binbaşı hala umaya
bakıyordu
umay önce masadakilere bir bakış attı daha sonrada hala kendisine bakan binbaşıya döndü
--- tam anlamı ile izlemak denemez komutanım sizi tanımaya çalışıyorum ve sizinde bildiğiniz üzere
birisini tanımanın en önemli yolu gözlem yapmaktan geçer bende kendime göre ufak çaplı gözlemler yapıyordum
hepsi bu
--- ufak çaplı derken mesela ne kadar ufak bir çaptan bahsediyoruz
---eee komutanım şimdi şöyle ki bir gün içerisinde ne yaptığınızı ne ile meşgul olduğunuzu ve nasıl bir yol
izlediğinizi anlayacak kadar ufak çaplı bir araştırma
--- ooo baya ufak çaplı bir şeymiş . sen benim bir günde harfi harfine ne yaptığını bil sonra da buna ufak de
--- komutanım yani harfi harfene bilmiyordur bence
--- öyle mi diyorsun ömer asaf görelim bakalım o kadar mıymış
--- umay
--- evet komutanım
--- neye evet harfi harfine bildiğine mi yoksa sadece bir kısmını bildiğine mi
ortam iyice gerildi herkes bu sorunun cevbını beklerken bir yandan da umaya kaş göz işaretleri yaparak
uyarıyorlardı ama nafile umay yine bildiğini okuyacaktı herzamanki gibi
--- ben bir gün içerisinde sizin ne yaptığınızı harfi harfine biliyorum komutanm
herkes umaya sinir dolu bakışlar atyıordu
--- neyse afiyet olsun arkadaşlar umay seninle bu konuyu sonra konuşacağız
--- emredersiniz komutanım
ortalığı şenlendermek için koray teker teker herkes ile uğraşmaya başladı
gün sonunda karakola geri döndüler.
saat 21:30
--- herkes koğuşlarına !
--- EMREDERSİNİZ KOMUTANIM
bütün herkes kalktıkları sandalyeleri yerlerine yerleştirdi . etraftaki bardakları çöpleri el birliğiyle
topladı ve koğuşlarına gittiler
--- bugün nöbet sırası kimde ?
--- bu geceki nöbet beninm ama istersen benim yerime nöbeti sen tutabilirsin koray
--- ayy çok isterdim arascım ama randevum var
--- ne randevusu lan , kaçmayı falan düşünmüyorsun dimi diyerek hemen mert söze atladı
--- kız nerde güzelmi güzelse bende nöbeti başka birine devreder gelirim seninle koray kesin arkadaşı da
vardır
--- sen nereye gidiyorsun lan , hem daha korayın gitmesine izin mi verdik de sende gideceksin he otur
oturduğun yerde beni sirin etme
--- sana ne oluyor ayaz sen karışma hem senden izin mi istedim ben
--- ben senin abinim
--- aynen benden 4 sn önce doğan abim
--- 4 saniye 12 salise önce mi önce ben senin abinim o kadar
--- koray sende konuş gidiyor muyuz gitmiyormuyuz nöbete geç kalacağım
--- hâla gidiyor muyuz diyor ya vallaha çıldıracağım koray bana bak ikinizi birbirine katar döverim sizi
--- beyler beyler sakin mi olsanız azıcık
üçünden de aynı anda çıkan ses ile asaf olduğu yere şimdi
--- sen karışma asaf !
asaf bıkkın bir sesle .,iyi be ne yapıyorsanız yapın yiyin birbrinizi ben yatıyorum diyerek yatağına gitti
---tamam tamam sakin olun benim için kavga etmeyin benim randevum yatağım , yastağım ve yorganımla
korayın açıklamasından sonda bütün herkes mala bakar gibi koraya bakmaya başladı arasın yüzü sinirden kıpkırmızı bir hal aldı
ve kıyafetlerini alarak koğuştan hızlıca çıktı tabi çıkarken de bir yandan koraya saydırıyordu
--- hay ben sana da senin randevuna da , ulan salaklık bende bu salağa kim bakar
arasın bu haline koğuştakiler gülemeye başlar üstelik ayaz da gülerek arkasından bağırıyordu
--- aferin abicim sonunda salak olduğunu anladın ama üzülme ben seni böylede seviyorum
koğuştaki kahkalhalar dinmeden yerine yenileri eklendi o sırada kapıda dikilen binbaşıyı görünce herkes
hazırola geçti
--- ne bu gürültü ne yapıyorsunuz bu saatte , çavuş hala neden kimse yataklarında değil he ?
çavuşlardan biri öne çıkarak tekmil verdi ; uzman çavuş çınar tekin : komutanım bizde tam şimdi
yatıyorduk
--- hani nerde ben hiç yatan bir asker görmüyorum sen görüyor musun
çavuş korkuyla yataklara baktı daha yatakların üzerindeki örtüler bile bozulmamıştı derince yutunarak
önüne geri döndü
--- görmüyorum komutanım
---bütün herkes yataklara bu ilk ve son emrimdir bir sonraqlki gelişimde bir kişiyi bile ayakta görmiyecem
--- EMREDERSİNİZ KOMUTANIM
bozak binbaşı gözlerini çavuşun üzerinden çekerek koğuşu incelemeye başladı herşey eskisi gibi yerli
yerinde duruyordu tek yerinde olmayan şey şehit olan dostlarıydı . her birinin ranzasında gözlerini teker
teker gezdirdi sonra birden aklına o gün koğuşa giridiğinde karşılaştığı manzara geldi
ranzaların başlarında asılı olan kendi askerlerinin silah arkadaşlarının kardeşlerinin kafaları birden
nefesi daraldı gözleri kaymaya başladı elini kapıya yasladı ama o yasladığı yerde dikkatli bakılmadığında
asala anlaşılmayacak olan demirin arasındaki kağıdı fark etti yırtmadan çıkarmaya özen göztererek
kağıdı oradan çıkarttı
Vatan İçin
Bir sabah serinliğinde başlar nöbet,
Toprak kokar, gökyüzü mavi bir emanet.
Bir adım geri yok, bir adım eğilmek yok,
Bu yürek vatan der, başka söz gerekmez çok.
Bir bayrak dalgalanır en yüksek tepede,
Bazen bir dua olur, bazen sessiz gecede.
Gözüm arkada değil, gönlüm hep nöbette,
Bu toprak emanet, canım bile emirde.
uzman çavuş ali rıza kaya
bu şiiri şehit olan arkadaşım ali rıza buraya koymuştu onlardan geriye kalan son şey . kağıt elimden
düşücekken son anda yakaladım ellerim titriyordu [o gün ben uyumasaydım belki onlar yaşıyacaktı ]
diyerek aklıdan 5geçirdim .
--- komutanım iyi misiniz diyerek sordu giray
onlara hiçbir cevap vermeden koğuştan çıkıp gittim
bozok binbaşı koğuştan çıkar çıkmaz çınar tekin tuttuğun nefesini bıraktı ohh dedi
--- iyimisin tekin
--- az önce ecel terleri döktüm canımdan can gitti bir de gelmiş iyi misin diyor . hadi koğuş hemen yataklara
ışıkları söndürüryorum yatın
kimse itiraz etmedi herkes sessiz sedasız yataklarına çekildi .
ama koray merakına na yenik düşerek fısıldamaya başladı
--- lan acaba komutanın bulduğu o kağıtta ne yazıyordu
--- koray senin bu merakın senin bir gün sonunu getirecek abi biliyorsun dimi
--- eee ne yapayım mustafa sizin yaptığınız şeyi yapıp ot gibi mi yaşayım hem onu bunu bırak siz de merak
etmeyiyormusunuz ?
hepbir ağızadan etmiyoruz dediler
koray yüzünü buruşturarak iyi be etmezseniz etmeyin diyerek 2 saniye sustu ama içindeki merak bir kere
ortaya çıkmıştı içindeki sese istediği cevabı vermeden susamazdı
komutanın kağıdı okuduktan sora elinin nasıl titrediğini gördünüz mü
koray tam da doğru konuya parmak basmış olmalıydı ki diğerleri de bu konu hakkında konuşmaya başladı
--- bende gördüm ve çok şaşırdım komutanın eli atış yaparken bile titremezken o kağıdı okuyunca kendisine
tutunacak bir yer aradı kesin bulduğu kağıt eski tim arkadaşları ile alakalı diyerek bir açıklama yaptı
giray
--- susun artık bu bizi alakadar etmez komutanımız için bu konu çok hassaz o yüzden kimse bir salaklık
yapıpta onun yanında timinden bahsetmesin diyerek son noktayı koyan altay oldu .
kendi odamın önüne gelince elimi kapıya uzattım ama kolu aşşığıya indiremedim sanki ben bu odaya
girirsem onlar bir daha burada , bu karakolda aynı şekilde şehit olacaklardı. o kadar daraldım o kadar
yoruldum ki elimi nereye koyacağımı nasıl davranacağımı kestiremez oldum kendimi son kalan can
havli ile dışarıya attım ama nafile bütün herkesi içinde barındıran bu dünya bana o kadar dar geliyordu ki
sanki elimi kaldırsam gökyüzü üzerime düşüp beni yerle arasına alarak boğacaktı , sanki kendimi yerlere
atsam yer yarılacak ve ucu bucağı olmayan dipsiz bir kuyuya düşecektim , arkamı dönüp karargaha girsem
o günden kalan görüntüler ile o kanda boğulacaktım , karakoldan bir adım uzaklaşıp şu karşımdaki koca
dağlara doğru çıksam dağlar bile yakama yapışıp hesap socakatı o kadar çaresiz ,o kadar darda, çıkmazda
hissediyorum ki kendimi hangi ucundan tutarsam tutayım elimde kalıyor.
... ÜSTEĞMEN UMAY İLBAYIN AĞZINDAN
2:59
bozok binbaşının kesin ve net bir emri vardı geceleri kızlar kesinlikle nöbet tutmayacaktı genelde sabah
nöbetleri bizlere veriliyordu ama kızlar olarak bir karar aldıkve toplanıp komutana bu kararın
yanlış olduğunu eğer kadınlar askerlik yapabiyorsa gece nöbetlerini de tutabileceklerini söyleyip
en sonun da kendilerini komutanlarının odasından kovdurmuşlardı ama uzun uğraşlar sonucu
kovulurkende duymak istedikleri cevabı duyup gece nöbetlerini onaylatmışlardı henüz daha 2 gündür
gece nöbetlerine katılmalarına rağmen mızmızlanmaya başlamışlardı bunu gören bozok binbaşı da
mızmızlanan her kadın askere inadına daha sık gece höbeti yazmıştı tabi onlar nöbetteyken bir gözü sürekli
dağlardayken diğer gösü de kızların üzerindeydi.
Gamze yener nöbete gitmek için hazırlanıyordu ama giderken o kadar ses çıkarıyordu ki onunla beraber
bütün koğuş uyanmak zorunda kalıyordu daha fazla dayanamadılar ve hep birlikte bütün yastıkları
gamzeye fırlattılar uyku sersemi gamze daha ne olduğunu anlamadan kendisini yerde buldu .
--- ne yapıyorsunuz be siz insana , üstelik nöbete gitmek için zor zahmet yatağından kalkıp yastığı ile
vedalaşan yorganının gitememesi için ona dolanan kollarından zor kurtulan bir insana bu yapılır mı be !
vicdansızlar
--- biz mi vicdansızın lan sen mi ? hadi nöbete gidiyorsun uykundan uyanıyorsun ama bizi neden uykumuzdan
uyundırıyorsun ruh hastası manyak
--- ahu ben mi dedim sana uyan diye sen neden uyanıyorus uyu uyuma mı dedik sanki sana
--- uyuyayım mı kızım sen yaptığın sesin farkında mısın ?
--- ne sesi yapıyormuşum sessiz sedasız gidiyorum işte
--- vallaha gamzecim senin yaptığın ses erekler koğuşundan duyulmuşda sabah sinan ne oldu
gece sizin koğuşta kıyamet mi koptu yatakanenin ortasına bomba mı düştü o ses ne diye sordu o kadar diyeyim
sen anla canımın içi
--- ya gökçe bari sen yapma ya
--- gökçe ne yapmasın gamze sayende sen her nöbete giderken senin ile bizde kalkıyoruz ve sen şu kapdan
çıkmadan hiçbirimiz uyuyamıyoruz .
--- aman iyi be umay ben gidiyim şefkatli kollarım ile bütün dağları sarayım da çakallara fırsat
vermeyim sizde dışarıda benim bir taraflarım donarken sıcak yataklarınızda mışıl mışıl uyuyun
gamzenin odadan çıkması ile bütün herkes yarım kalan uykularının şefkatli kollarına kendisini
bıraktı
bir kişi hariç umay bir kere uyanınca bir daha uyuyamazdı
camdan dışarıya baktığımda bozok binbaşı dışarıda kafası ellerinin arasında bir ileri bir geri gidiyor
sonra tekrar durup kafasını sıkıyordu bu yaptığına anlam veremedim ama hiçde normal gözükmüyor
sanki bir sıkıntısı var
[ne yapsan kız umay gitsen mi ki yanına belliki bir derdi var ]
he gidiyim ne dicem komutanım ben camdan birazcık sizi dikizledim ve sizi böyle görünce yanınıza
gelmek istedim mi diyeceğim saçmalama umay yatağına yat
bir sürü daha düşündüm ve o sırada aklıma binbaşının çayı çok sevdiği geldi ve ne zaman sinirlense ,
mutlu olsa yada canı istese hep çay içiyor çay mı götürsem ki
[ çay bu adamın ekmeği , suyu yaşama amacı gibi olmuş umay binbaşının yanana giden yol çaydan
geçiyor ]
yemekhaneye gidip hızlıca su kaynattım sallama çayıda içine atıp rengini çıkmasını bekledim , şimdi gidebilirim
[ vallahi allah bu sallama çayı bulandan razı olsun yoksa kim bekler 2 saat çayın demini almasını ,
eh bir de bu işte bizim katkımız da büyük onu da unutmamak lazım sonuçta suyunu biz kaynattık
eee bir de çarşıdan iyiki 3-4 paket çay almışım aklımda bin yaşayayım bari )
elimde iki kupa çay ile bahçeye çıktım dağların keskin soğuğu birden yüzüme vurunca havanın geceleri
daha da soğuk olduğunu anlamış oldum ama tabiki tek anladığım bu değildi parkamı odada unuttuğumu da
anlayınca sanki bir an soğukta donup kaldım ama binbaşının birden bana dönmesi ile kendime geldim
çünkü dağların soğuğuna rağmen bozok binbaşının gözlerinde o kadar büyük bir yangın vardı ki tek bir
bakışla yeri göğü yakabileceğini anladım .
--- hayırdır umay bir sıkıntı mı var ?
---- yok ... bir sıkıntı yok komutanım ama siz iyi misiniz ?
bozok binbaşı bir süre cevap verip , vermemek arasında kaldı sonunda sessiz kalmayı seçti .
--- komutanım uykum kaçtı bende kendime çay yaptım ama sizide dışarıda görünce soğukta iyi gider
diye bir kupa da size getirdim
--- sağol zahmet etmişsin ama almayayım
--- ama komutanım siz çayı sevmiyor muydunuz ?
--- severim
--- eee o zaman neden almıyorsunuz yoksa benim yaptığım çaydan zehirlene bileceğinizi düşündüğünüz için mi
içmiyorsunuz
--- alakası yok benim biraz canım sıkkın o yüzden almadım çayı
--- anlatırsanız dinlerim komutanım
bozok binbaşı bir süre umayı izledi sonunda anlatmaya karar verdi . ama anlatmadan ince umayın üzerinde
sadece bir kazak olduğunu fark etti kendi parkasını çıkartıp umayın omuzlarına bıraktı
--- komutanım hiç gerek yok
--- gerek olumadığı için mi titriyorsun ve ayriyetten ben sana gerek varmı diye sormadım
--- anladım teşekkür ederim ama bu seferde siz üşüyeceksiniz üstelik üzerinizde sadece bir thişört var
--- ben bu dağların soğuğuna alışığım merak etme bana bir şey olmaz
umay daha fazla üstelemedi ama elindiki kupalardan birini binbaşının avucuna koymayı da ihmal etmedi
bozok binbaşı çaydan bir yudum aldı ve bugün bulduğu kağıdı umaya uzattı umay geciktirmeden kağıdı aldı
ve okumaya başladı
--- bu nedir komutanım
--- şehit olan kardeşlerimden birisi şiir yazmayı çok severdi , kendisi bizim timin keskin nişancısıydı
şiirleri o kadar çok severdi ki hedefe kitlenip atış yapana kadar o şiirleri okurdu bizde telsizimizden
okuduğu şiirleri dinlerdik hatta bazen kızardık da ...
... YILLAR ÖNCE SINIR DIŞI OPERASYONU ( FIRTINA TİMİ )
--- ulan yine ait olduğumuz yerdeyiz [ şehit çavuş : özcan maral )
--- biraz eğlence bizim de hakkımız beyler hadi eğlenelim [ şehit sözleşmeli çavuş : kamil aslan )
--- en çok iti avlayan kazansın mı [ şehit astsubay başçavuş : yasin canpolat ]
--- eee o zaman bu oyunun kazananı belli siz ödülden bahsedin [ şehit : uzman çavuş ali rıza kaya ]
--- nereden belliymiş bi kere sen şiir okumaktan atışmı yapabiliyorsun sanki [ şehit : er erdem akar ]
--- en az it avlayan bütün time yemek ısmarlar tamam mı [ astsubay altuğ bozok]
--- KABUL
— eee yemek tamam da kuru kuru bir yemek mi sadece [ şehit: er kadir duman ]
— bencede hem yemek yiyebileceğimiz hemde eğlenebileceğimiz bir bir yer olmalı [ şehit: uzman çavuş yağız kandemir ]
— o zaman her zamanki yere yani rüstem abimize gidelim [şehit : onbaşı giray dağhan ]
— o zaman başlayalım benim ellerim kaşınmaya başladı komutanım [ şehit : astsubay serdar mert kılıç ]
— beni pas geçin bene gelemem karım hamile benim [ şehit : er semih gültepe ]
— tamam gardaş en baba sensin ya ne olacak bir geceden ya [ şehit : er kenan dikmen ]
— sen karışma lan adamın sevgisine tüy dikme adam ilk defa baba oluyor bırak da heyecanını yaşasın [ şehit burak seymen ]
o gece bütün tim birbiri ile yarışarak bölgeyi temizlediler .
**[ şehit : uzman çav ali rıza kaya ]
barut kokar papatyam ( 2 terörist )
mahtabımız kanlıdır (3 terörist )
atsızların yurdunda ( 4 terörist )
yanlız vatan şanlıdır ( 3 terörist )
**[ şehit çavuş : özcan maral )
gafil düşman al sana bombe
(10 terörist etkisiz hale getirildi )
**[ şehit astsubay başçavuş : yasin canpolat ]
--- lan siz benden kaçabileceğinizi mi sandınız
bir anda ağır makinalı silahı ile etrafa ateş etmeye başladı 1 tane bile ıskalamadan 12 terörist etkisiz hale
getirildi
** [şehit sözleşmeli çavuş : kamil aslan
--- “Ula uyy! Siz bu Karadeniz uşağından kaçabileceğunuzu mi sanaysunuz ha?” yedum sizi
tüfeğinden peşpeşe çıkan mermiler ile teröristlerin yere düşmesi aynı anda oluyordu
( 13 tane terörist etkisiz hale getirildi )
** [ şehit : er erdem akar ]
kurmuş olduğu bomba düzeneği ile birlikte
(20 tane terörist etkisiz hale getirildi )
** [ şehit: er kadir duman ]
önüne çıkan teröristleri kasaturası ile etkisiz hale getiriyordu
( 16 terörist etkisiz hale getirildi )
*** [ şehit: uzman çavuş yağız kandemir ]
silahını bir kenara bırakarak önüne çıkan teröristler ile sıcak temasa geçerek
( 12 terörist etkisiz hale getirildi )
*** [şehit : onbaşı giray dağhan ]
yağız'ın sıcak temasa geçtiğini görünce onun önündeki adamları teker teker indirmeye başladı
( 26 terörist etkisiz hale getirildi )
*** [ şehit : astsubay serdar mert kılıç ]
ulan siz kime çattığınızı biliyor musunuz yer mi lan bize bulaşmak ? diyerek silahını tek atıştan seri atışa çevirdi
( 39 terörist etkisiz hale getirildi )
*** [ şehit : er şehit semih gültepe ]
tek atışını bile ıskalamadan hedefi 12 den vurarak
( 38 teröristi etkisiz hale getirdi )
*** [ şehit : er kenan dikmen ]
la şunlara bakın bebeler ulan sizin benim gibi angara bebesinin karşısında hiç şansınız mı var ki kaçıyorsunuz
( 18 terörist etkisiz hale getirildi )
** [ astsubay altuğ bozok]
mantıklı bir planlma yaparak terör gurubunun konuşlandığı tek katlı derme çatme eve girdi karşısına
çıkan iki teröristi silah kullanmadan etkisiz hale getirdi . içeride iki oda vardı sol da bulunan oday
doğru yavaşça ilerledi aralık olan kapıdan içeri girerek odada bulunan 6 terörist ile mücaleye başladı
iki tanesini kafalarından tutarak birbirene çarpıp bir kenara fırlattı , üzerine doğru gelen bir diğer
teröristi yumruk atarak yerle buluşturdu , son kalan üç terörist ile göz göze geldi üçü de aynı anda hamle
yaptılar ama bilmedikleri bir şey vardı fırtına timinin komutanı astsubay altuğ bozok onlardan katbe kat
daha hızlı ve çevikti .
iki teröristin boyunlarına kollarını sararak üçüncü teröristi gözlemledi onun da üzerine doğru gelmesi ile
birlikte birden zıpladı ve kollarının altındaki teröristlerden destek alarak ayaklarını üçüncü teröristin
boğazına sardı şimdi üçünü de kontrol altında tutabiliyordu onları etkisiz hale getirince yan taraftaki
diğer odaya girdi kapıdın girir girmez kendisini fark ettikleri için onlar daha silahlarını kavrayamadan
42 sini de etkisiz hale getirdi etrafı kolaçan ettikten sonra kendi timi gelelene kadar bir sigara yakıp
gelemelerini bekledi
odaya giren eredem
--- abi bu ne hiz biz daha dışarıdakileri bitirmeden adam gelmiş evdekilerin hepsini etkisiz hale getirmiş
bir de oturmuş sigara içiyor olacak iş değil
--- abi sorması ayıp sen insan değil de başka bi varlık falanmısın bu ne hiz bi ne hiddet bu celal dedi ali
--- ee yarışın kazananı kim deyerek odaya giren kamil etrafa bir göz atınca kimin kazandığını anladı
--- yemekleri kim ısmarlıyor şimdi diyerik konuştu özcan
--- özcan yemekler senin kardeşim birhakine daha sıkı çalış aslanım dedi gülerek yasin
o gün fırtına timinin birlikte yedikliri son yemek, birlikte katıldıkları son operasyon oldu devamını
getirmediler çünkü onlar bu uğurda gözlerini kırpmadan bu vatan uğrana şehit olmayı çoktan kabuletmişler
di .
onlar bir zamanların dağları yerinden oynatan düşmana korku salan fırtına timiydi ancak şimdinin
saygı ve minnetle anılacak olan efsayesiyi oldular
onlar 14 kişi olarak başladıkları bu yerde tek bir kişi kalarak devam eden bir hikayeydi
**[ şehit çavuş : özcan maral )
**[ şehit astsubay başçavuş : yasin can polat ]
** [şehit sözleşmeli çavuş : kamil aslan )
** [şehit sözleşmeli çavuş : Can karakum )
** [ şehit : er erdem akar ]
** [ şehit: er kadir duman ]
** [ şehit: uzman çavuş yağız kandemir ]
** [şehit : onbaşı giray dağhan ]
** [ şehit : astsubay serdar mert kılıç ]
** [ şehit : er şehit semih gültepe ]
** [ şehit : er kenan dikmen ]
** [ şehit burak seymen ]
** [ şehit : uzman çav ali rıza kaya ]
** [ astsubay altuğ bozok]
ve geriye kalan ; 13 şehit , 1 de yarım kalmış adam ...
... ŞİMDİKİ ZAMAN ( KANLI DERE KARAKOLU )
binbaşının gözleri bir anda dalıp giti nere daldığını nekadar merak edersem edeyim soramadım çünkü
biliyorum eski timi ile olan o güzel günleri hatırladığını . bir süre sonra gözlerinden hızlıca bir duygu
akıp gitti ama benim saniyesinde yakaladığım o duygu özlemdi ...
ikimizde az sonra olacakları bilmeden sessizce çaylarımızı yudumladık taki o ses duyulana kadar ...
havada keskin bir ıslık sesi duyuldu daha sonra havan mermisi karakolun hemen yan tarafına düştü
Yer sarsıldı. Bardak elimden fırlayıp parçalandı. Kulaklarım uğulduyordu.
“Yere yat!” diye bağırdı binbaşı. Daha ne olduğunu anlayamadan ikinci ıslık sesi geldi.
Bu sefer daha yakındı. Refleksle kendimi yere attım. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu.
Daha ben ne olduğunu anlayamadan binbaşı üzerime kapandı . bütün vicudumu o kadar sıkı bir şekilde
sarmıştı ki çok zor nesef alıyordu az daha sıkarsa boğulacaktım . Bulduğu ilk boşlukta kafasını kaldırıp
altında ezilmek üzere olan bana baktı yüzlerimiz birbirine o kadar yakın duruyordu ki nefeslerimiz
birbirine karışıyordu gözleriyle bütün vicudumu inceledikten sonra iyi olduğuma kanaat getirmiş olmlalı
ki kende kendine küçük bir baş hareketi ile onay verdi .
tam üzerimden kalkacağı sırada bir patlama daha oldu ve tekrar üzerime kapandı. kısık sesli bin inilti
duyunca başımı kaldırdım ve bozok binbaşının acıdan kısılan gözelrini gördüğüm o kısa anda hemen yüz
ifadesini değiştirerek yine o eski soğuk haline büründü bunu o kaar hızıl bir şekilde yaptı ki sanki
acısını birisini göremesini istemiyordu .
bulduğu ilk boşlukta üzerimden kalkarak bana elini uzalttı elini tuttuğum gibi beni güvenli bir bölgeye
getirdi .
--- sakın buradan bir yere ayrılma , kafanı dahi çıkartma ben yanına birini göndereceğim
--- ama komutanım siz .. siz çıkamazsınız çok yoğun ateş var ve hala havan ile atış yapıyorlar
--- sözümü dinle ilbay .
--- siz ne yapacaksınız komutanm
--- askerlerim içeride umay onları orada bırakamam , birkez daha bu karakolu kan ile boyamalarına izin
veremem
--- komutanım durun ,
desem de beni dinlemedi arkasına bile bakmadan zikzaklar çizerek karakola doğru koşmaya başladı
Binbaşı çoktan ayağa fırlamış, “Mevzilere! Herkes mevzilere!” diyerek yeri göğü inletiyordu
Karakol bir anda canlandı. Az önceki sessizlik, yerini kaosa bırakmıştı.Ben başımı kaldırdığımda
binbaşının yüzüne son bir kez baktım. Az önce gördüğüm o özlem artık o gözlerde yoktu.
Onun yerine sadece tek bir şey vardı: Savaş.
hiç hızını kesmeden karakolun içine doğru daldı .
BOZOK BİNBAŞININ AĞZINDAN ...
karakola doğru koşarken son birkez umaya doğru baktım beni dinleyip yerinden kımıldamadığını görünce
önce bir şaşırdım çünkü normalde çok fazla söz dinleyen bir asker değildi ama onu bıraktığım yerde
göremek beni bir anlık mutlu etti dudağımın kenarında oluşmaya başlayan gülümsemeyi son anda
durdurdum ( ne oluyor lan bana yani tabiki de benim dediğim yerde kalmak zorunda o benim askerim
benim verdiğim emire uymak zorunda neden bu beni mutlu ediyorsa )
karokola girdiğim de askerler çoktan silahlanmış bir şeklide dışarı doğru çıkıyorlardı beni gören asaf
--- komutanım iyi misiniz ?
--- iyiyim koçum hadi hemen dikkatli bir şeklide dışarı çıkın binayi terk edin
--- emredersiniz komutanım
bütün koğuşları teker teker kontrol ettiğim esnada bir inilti sesi duydum erkekler tuvaletinden geliyordu
oraya doğru ilerlediğimde atılan bir havan mermisi ile ayağımın altı sallandı duvar dibine doğru yıkıldam
inleme sesi biraz daha artınca hemen düştüğüm yerden kalkarak tuvaletleri kontrol ettim o sırada yerede
ayağının üzerine dolap devrilmiş olan korayı gördüm
--- koray iyimisin aslanım varmı birşeyin
--- komutanım ayağım ... ağğ ayağım dolabın altınaağğ sıkıştı çıkaramıyorum
--- tamam sakin ol koray merak etme ben şimdi halledicem
--- komutanım çıkın biraz daha burada oyalanırsanız çıkmak için zamanınız kalmayacak çıkın .. nolur çıkın
--- olamaz seni almadan çıkmam
--- komutanım
--- sus koray sus da ula sende amma geveve çiktun da ha burdan ya beraber çıkarız ya da burada beraber şehit oluruz var midur bir sikinti senin için sorun olan bir şey
--- sizinle beraber şehit olmaktan onur ve şeref duyarım komutanım
verdiği cevap karşısında bir anlık afallayarak başımı kaldırdım gerçekten böylemi düşünüyordu … dikkatimi tekrardan toplayarak dolabı kaldırmaya çalıştım ayağı feci şekilde sıkışmıştı . zor zahmet
sonunda çıkarmayı başardım ayağına saplanan demir yüzünden bacağından kan fışkırıyordu üzrimdeki
tişörtümü çıkartarak bacağını sıkı bir şekilde bağladım korayı sırtıma alaka dışarı çıktım .
UMAY İLBAYIN AĞZINDAN …
--- Aras; heyt maşallah be altuğ binbaşıya bakın korayı sırtlamışta geliyor. diyerek bütün timin dikkatini binbaşının üzerine topladı
kapıdan çıkan bozok binbaşıyı ve sırtındaki korayı sağ salim görünce çok rahatladım . tam önüme dönecektim ki fark ettiğim detayla zor yutkundum. koryın bacağı kanadığı için bozok binbaşı üzerindeki tişörtü çıkartarak korayın bacağına sarmıştı ama kendi üzerinde başka hiçbir şey yoktu birbiri ardına tam 8 tane baklava dilimi gibi olan karın kası , belinin iki yanında olan ve kemerinin hemen üzerindeki adonis kaslarına bakmaktan ağzımın suyu akıyordu
"İnsan hiç değilse önceden haber verir. Kalp sağlığımızı düşünen de yok bu timde."
"Şimdi ben bunlara bakınca suçlu mu oluyorum, yoksa bu görüntüyü izinsiz sergileyen bozok binbaşı mı suçlu?"
"Bu kadar kasın yasal sahibi gerçekten tek bir kişi olabilir mi? eğer sahipsizlerse gerekli yerlere bildirmeliyim mili servet sonuçta
offf ne diyorum ben ya kızım kendine gel ilk defa mı kaslı erkek görüyoruz sanki … hiç
uzun bir süre karın kaslarına baktığım için başımı kaldırınca bozok binbaşı ile göz göze geldik ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim elim ayağım birbirine dolaştı hemen arkamı dönecektim ki bozok binbaşının gür kahkahası tüm karakolda yankılandı .
korayı sinanın yanına bırakarak yerine geçti
— herkes iyi mi yaralanan var mı ?
— Ayaz ; hepimiz iyiyiz komutanım merak etmeyin ama bizi fena sıkıştırdılar
— telsizler ne durumda ?
— gamze destek çağırmayalım diye etkisiz hale getirmişler komutanım diyerek birbiri ardına atış yapmaya devam etti
— gamze tüfeğini seriden tek atışa düşür karşı taraf çok kalabalık cephanemizi idareli kullanalım
diyerek gamzeyi uyardığımda üzermediki bakışları hissederek kafamı sağa doğru çevirince bozok binbaşının bana baktığını gördüm bana baş selamı vererek yaptığım şeyi onayladı
— komutanım çok kalabalıklar cephanemiz azalıyor diyerek bozok binbaşının dikkatini çeken mustafaya buradan çıkınca teşekkür etmeyi kafamın bir kenarına not ettim
— herkes silahını seriden tek atışa düşürsün, kimse hedefi görmeden atış yapmasın tek bir mermiyi bile boşa harcayacak durumda değiliz
— EMREDERSİNİZ KOMUTANIM
bozok binbaşının emrine uyarak hepimiz silahlarımızı tek atışa düşürdük. gecenin karanlığında göz gözü görmüyordu havadaki tek ses silahlarımızdan çıkan kurşun ve arada atılan bomba sesleriydi. havada ağır bir kan ve ter kokusu hakimdi gecenin sonunda kanlı dere kalarakolunda ya hep beraber sağ çıkacaktık yada şehit düşecektik
bozok binbaşı ard arda emirler yağdırıyor herkese dikkatli olması gerektiğini söyleyip açık verdiğimiz noktalarda o açıkları görüp kapatmamızı sağıyordu. bir anda yukarıdan atılan bir kutu karakolun tam ortasına düştü
— komutanım bomba olabilir mi
— bilmiyorum mustafa kimse yaklaşmasın
— ya patlarsa
— ağzını hayra aç bir kerede ya diyerek altay ahuyu azarladı
— belkide bize bir mesajları vardır
arasın söylediği şeyi mantıklı bulduğum için kutuya doğru bir adım attım
— o zaman öğrenelim bakalım bize ne mesaj iletmişler .
— umay dur !
— beni koruyun komutanım ben kutuyu alırım
— dur dedim sana yerinde kal ya bombaysa
— haklısınız … o zaman siz benden uzak durun kutuyu alıp kontrol edeceğim
— lan saçmalama diye bağıran korayı duymazdan gelerek kutuya doğru koştum tam onu almıştım ki birinin belime dolanan kolunu hissederek arkama döndüm
bozok binbaşıyı arkamda görünce bin anda ne yapacağımı bilemedim benim bir elimde siyah bir kutu değer elimde silah bozok binbaşının bir eli benim belimde değer elinde silah karakolun ortasında durmuş birbirimize bakıyorduk
— komutanım ne oldu neden geldiniz
— umay sen bana sormadan kendi başına nasıl kutuya yaklaşma kararı alır ve uygularsın
— komutanım siz demediniz mi sen benim badimsin benim yerime de karar vereceksin diyen
— ben sana ben olmadığım zaman benim yerime karar ver dedim . ayriyetten bunu demiş olmam başına buyruk olup her canının istediğini kafana göre yapabilirsin anlamına gelmiyor
tam o anda teröristler ateşi biraz daha bastırarak bizi kurşun çemberine aldılar
bozok binbaşı çevik bir hareketle beni belimden çekerek göğsüne yasladı bir an refleksle ellerimi göğsüne koydum o kadar hızlı nefes alıp veriyordu ki onunla beraber benim göğsümde hızlıca kalkıp iniyordu
— iyi misin
— hıhı … siz iyi misiniz komutanım
bir anda kaşlarını çatarak iyiyim dedi
— yanlış birşey mi dedim komutanım neden sinirlendiniz
— sinirlenmedim
— ama kaşlarınızı çatıyorsunuz komutanım demekki sinirlenmişsiniz ne oldu sizi ben mi sinirlendirdim
— umay sinirlenmedum deyrum anlamayi misun ne soryasun ?
— komutanım sinirlenmediyseniz neden karadeniz şivesine geçtiniz
— ha bunun konumuzla ne alakasi varidur ?
— siz sadecene sinirlendiğinizde yada mutlu olduğunuz anlarda böyle konuşuyorsunuz
yüzünde erkeklere has bir sırıtış ile sen hu bunu nereden biliysun dedi
— iyi bir gözlemciyimdir komutanım
— yada iyi bir röntgencisindir dimi ?
— anlamadım... komutanım bu da nereden çıktı
— kapıdan çıkınca vücuduma nasıl baktığını gördüm
— bakmadım ….
—- emin misun?
— baktıysam da arkadaşıma bakmışımdır durumu nasıl diye
— ha arkadaşun benum karinumda midur ?
bir anda yanaklarım kızardı ne diyeceğimi bilemedim keşke inkar etmek yerine baktım deseydim ama yapacak bir şey yok buradan geri dönemeyiz
— siz bir anda karşıma çıplak çıkınca gözüm bir takıldı sadecene o kadar
— göz takılması olduğundan emin misin
— evet hem komutanım tam şu anda bütün silahların hedefi de biz varken neden bu konuyu konuşuyoruz
bozok binbaşı bin anda etrafına göz gözdirdi ve askerlerin bizi korumak için ekstra verdiği çabayı görünce hızlıca bana geri döndü
— eee yapiştun baa bırakmayisun ki gideyum !
— ben mi yapıştım size asıl siz bana yapıştınız
— umay bak bakim kim kime yapışmış
kafamı biraz aşağıya eyince binbaşının tek kolu ile sadece belimden tuttuğunu ama benim bir elimle kolunu bir elimlede göğsünden tutunduğumu görünce vücudumdaki bütün kanlar yanaklarımda toplandı
— kutu ...kutu nerde ben almıştım onu
bana silah tutan elinde aynı zamanda tutmuş olduğu kutuyu gösterdi
— bunu mu araysun ?
— onu nasıl siz …
— san bana bir anda yapışınca yere düşecekti aldım ama sen onu bile fark etmedin
acele ile bir adım geri atmıştım ki yerdeki taşa takılıp geriye doğru düşerken bozok binbaşı tekrardan koluma yapışarak beni göğsüne çekti
— doyamadın göğsüme sığınmalara
— ben sizin göğsünüze sığınmıyorum siz beni çekiyorsunuz
— öyle mi
— öyle
başını diğer tarafa eğerek gülüşünü benden saklamaya çalıştı.
— hadi bakalım öyle olsun
— öyle zaten
— hiç öyle görünmeyi ama sen biliysin umay
— komutanım ….
tam o anda araz'ın sesini duyunca ikimizde kendimize geldik
— komutanım acilen mevzi almalısınız daha fazla sizi koruyamayız
— tamam koçum
— neyse ne bir an önce buradan çıkmamız gerekiyor
koruma ateşi ile yerimizi değiştirip mevdilendikten sonra kutuyu açmak için bozok binbaşıya elimi uzattım ama bana kutuyu vermek yerine elini kutunun kapağına doğru götürünce bir anda elini tuttum
— komutanım kutunun içinde bomba olabilir kutuyu bana verin ve biraz uzaklaşın
— ne yani kutunun içinde bir bomba olacak ve bende onu açmak için sana verip güvenli bir yerde mi bekleyeceğim
— evet komutanım
— ilbay sana bunu yapacağımı düşündüren nedir
— komutanım siz bu timin bu karakolun komutanı sınız ve her durumda timin başında olarak onları yönlendirmelisiniz eğer bomba varsa size birşey olmadan güvenli bir bölgeye gidin
— ben gidicem sen bu kutuyu açacaksın ve içinde bir bomba da varsa ben uzakta olduğum için bana birşey olmayacak ama sen kutuyu açtığın için şehit mi olacaksın
— evet komutanım
— ulan ben başlarım öyle komutanlığa da askerini tehlikeye atıp kendini güvence altına alan komutana da adamlığa sığar mı kızım böyle bir şey sen bunu bana nasıl yakıştırırsın
— komutanım ben sizin canınızı korumak için sonuçta komutan sizsiniz diye …..
— başlarım lan ben öyle cana
diyerek adeta kükredi kaçacak yer aradım ama bir yer bulamadım
bozok binbaşının gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu bana o kadar sinirli bakıyordu ki hemen kafamı başka tarafa çevirerek bakışlarından
kaçtım . daha fazla beklemeden kutunun kapağını dan diye kaldırdı” hayır ya insan biraz gerilir içinde bomba varsa patlar diye korkar ama yok adam bildiğin turşu kavanozunun kapağını açar gibi en ufak tereddüt etmedi."
Gözlerimi belertmiş bir şekilde kutu ile bozok binbaşı arasında gidip geliyordum benim bu halimi gören altuğ binbaşının yüzünde bir gülümseme oluştu
— neo far görmüş tavşan gibi niye açtın gözlerini
— komutanım siz nasıl öyle dan diye açtınız ya içinde bomba olsaydı
— bomba olsaydı ne olacaktı
— ikimizide havaya uçuracaktınız komutanım
— daha demin bana siz gidin komutanım ben açarım diye poz kesen kimdi
— poz kesmedim komutanım ama yinede bu kadar rahat bir şekilde açmanızı beklemiyordum
bir yandan birbirimize laf yetiştirip bir yandan da çatışmaya kaldığımız yerden devam ediyorduk mermim bittiğinde tekrar yerime geçtim altuğ binbaşı kemerinin yan tarafından bir şarjör çıkararak ban uzattı .
kutunun içine baktığımızda bir not birde telsiz vardı
Her kurşunun bir yankısı vardır,
Her sessizliğin bir hesabı.
unutma geride bıraktıklarını
hatırla kanlı dere karakolunda olanları
Bazı hesaplar yıllar geçse de kapanmaz,
Bazı yaralar zamana rağmen susmaz.
Geçmiş sandığın şey,
Bugün yeniden kapını çalıyor.
Telsizi aç… ATP …
Bozok binbaşı elindeki nota bakarken donup kaldı ne tepki verebildi ne de gözlerini nottan ayırdı hemen yanına gidip notu okudum ama ne anlatmak istediklerini bir türlü anlayamıyordum ta ki altta yazan ATP yi görene kadar . bozok binbaşı bize bu karakolun hikayesini anlattığında ona bırakılan nottan ve altında yazan imzadan da bahsetmişti ve şunada elinde tuttuğu kağıttada bir şiir yazıyordu ve altında yine o imza vardı ATP … kimdi bu adam bilmiyorum ama tekrardan bozok binbaşının karşısına çıkımştı içimden bir ses bunun son karşılaşma olmayacağını söylüyordu bozok binbaşı kendine gelmeye başladığında öfkeden kızarmaya başladı. sinirden ellerinin titremeye başladığını görünce elinin üstünü hemen elmi koydum beni hissetmesi ile elinin titremeleri biraz daha azaldı
— iyi misiniz komutanım
— iyiyim umay sağol
Bozok, telsizi kutudan sökercesine çıkardı. Antene sertçe vurup düğmesine bastı.
— Kimsin?
Telsizden birkaç saniye süren cızırtının ardından tok bir ses duyuldu.
— Ecelinim komitan... Hem senin hem de buradaki askerlerinin eceliyim.
Bozok alaycı bir tebessüm etti.
— Dikkat et... Ecel olacağım derken celladı tarafından öldürülen sen olma
Kısa bir sessizlik oldu. Karşı taraftan hafif bir gülüş yükseldi.
— Hâlâ aynı cesaret...
— Buna cesaret değil, görev derler.
— Kutuyu açtın. Demek ki davetimizi kabul ettin.
— Ben davetlere değil, tehditlere cevap veririm.
— O zaman dinle. Bundan sonra vereceğin her karar, yanında duran insanların hayatını etkileyecek.
Bozok'un sesi hiç değişmedi.
— İnsanların hayatını tehdit ederek istediğini alacağını sanıyorsan yanılıyorsun.
Telsizde birkaç saniye yalnızca cızırtı duyuldu.
— daha öncede dediğim gibi bu dağlar bizim komitan biz dağlarımızda asker istemiyoruz pılınızı pırtınızı toplayın burayı terk edin bir daha da buraya asker göndermeyin yoksa kanlı dere karakolunda tekrardan kan dökmekten çekinmem üstelik bu sefer ölenlerin arasında sen de olursun
— ölümden korksaydık bu üniformayı giyip bu dağlara çıkmazdık. sanmaki daha önce bu karakolda yaptıkların için senden korkup buradan gideceğim aksine ne bu dağlardan giderim ne de senin canını
almadan şehit olurum. ben şehitlerimin kanını yerde koyarsam gök girsin kızıl çıksın
— maden öyle gel de al o zaman intikamını komitan seni durduran ne daha saklandığın yerden kafanı bile çıkartamıyorsun
tam o sırada bozok binbaşı kayanın arkasından çıkarak ateş etmeye başladı karşı taraftan 4 kişiyi peş peşe indirdi tekrar ateş edeceği sırada onu hemen elinden tutarak kayanın arkasına geri çektim.
— kim ulan saklandığı yerden çıkamayan sen mi yoksa ben mi he ! bir daha düşün bakalım hangimiz daha deli
telsizden bir cızırtı sesi yükseldi ve konuşma son buldu
bozok binbaşının göğsü hızla inip kalkıyordu derin derin nefesler alarak rahatlamaya çalıştı ama yeteri kadar rahatyamadağı için tekrar kayanın arkasından çıkmaya çalıştı hala tuttuğum elini sıkarak onu kendine getirmeye çalıştım
— komutanım kendinize gelin sizi sinir edip açık hedef haline getirmeye çalışıyorlar hedefte siz varsınız komutanım çıktığınız an sizi öldürecekler o yüzden lütfen sakin olun
bozok binbaşı kafasını sallayarak söylediklerimi onayladı daha sonra kafasını aşşağıya eğerek birbirine kenetlenen ellerimize baktı hemen elimi çektim
— komutanım ben sizi durdurmak için şey etmiştim
— açıklama yapmana gerek yok ilbay sorun yok
— komutanım geri çekiliyorlar
diyen çınarın sesi ile kafamızı çıkarıp karşıyı kontrol ederek dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladık saatler süren çatışma sonun da bitti ama bizde bittik .
— herkes iyi mi
— iyiyiz komutanım
— koray yaran nasıl koçum
— iyiyim komutanım
karargahta hasar tespiti yaptıktan sonra etrafı toplamaya başladık uzun uğraşlar sonunda karakolu bir nebzede olsa toplamayı bayarmaştık ama erkekler koğuşuna isabet eden bomba yüzünden duvarın bir kısmı yıkılmıştı. zaten bu gece kimsenin uyuyabileceğini de zannetmiyordum hepimiz yemekhanede toplandık bozok binbaşı üzerine birşey giymek için odasına gitmişti
“ keşke üzerine birşey giymeseydi böyle iyiydi ya “ ne diyorum ben acilen kendime gelmem lazım kızım o senin komutanın “ evet komutanım ama o kaslar o vücutta ayrı bir olay di yanı bakan herkesin dudağını uçuklatacak kadar iyiydi “ offf burası birden bire sıcak mı oldu ne
ellerimi başımın arasına almış kendi düşüncelerim ile uğraşırken bir elin omzuna dokunması ile irkildim
— şşii korkma benim
— komutanım
— rahat ol ilbay
sandalyeye oturmak yerine kalçasını masaya yaslayarak yan tarafımda yerini aldı kollarını göğsünde birleştirince gözümü kol kaslarından ve belirginleşen damarlarından alamadım ona baktığımı fark edince kafasını hafifçe eğerek o da bana baktı
—bir şey mi diyeceksin
— hayır komutanım
— peki neden öyle bakıyorsun
— neyle bakıyorum
— böyle işte
— nasıl ? ben... nasıl bakıyormuşum bir fikri olan var mı
gamze hemen lafa atlayarak nasıl baktığına dair benim bir fikrim var dedi onu dinlediğimi görünce önce bana sinsice baktı sonrada binbaşıya ondan müsade almak ister gibi bakınca bozok binbaşı başını salladı
— konuş bakalım yener ilbay nasıl bakıyormuş
— size daha doğrusu kollarınıza , arasına girmek ister gibi bakıyor
— ne …. bunu da nerden çıkarttın
— ben bir yerden çıkarmadım seni öyle bakıyorsun
— yanılmışşın ben öyle bir şey düşünüyordum
— ne düşünüşordun o zaman ilbay
— komutanım benim ilgibi şey çekti ondan şey etim
— senin ilgini ne çekti sen ney ettin
— ııı damarlarınız gözümü takıldı bende o yüzden öyle bakıyordum
binbaşı kafasını eğerek önce kollarında belirgin bir şekilde duran damarlarına baktı sonda da ilbaya baktı
— kötü mü görünüyor
— yok hayır ….. çok güzel görünüyor
son söylediğim şey ile binbaşı gülmemek için başını başka tarafa çevirirken timdekiler gün bir kahkaha patlattılar onlar gülmeye başlayınca yerin dibine giremek istedim vücudumdaki bütün kan adeta yanaklarıma çekilmiş gibi yanaklarım cayır cayır yanmaya başladı durumu toparlamak için hemen müdehale etmek acele ile konuştum
— eeee yani şey sadecene sizin değil diğer erkeklerin de damarlarımı ilgimi çekiyor bir erkeğe belirgin damarları yakıştırıyorum o yüzden öyle baktım
hemen diğer tarafımda bulunan giraya çevirerer onun da kollarını bakıp belirgin damarları görünce gülümseyerek binbaşıya döndüm
— bakın komutanım girayın da kollarında birçok damar var onun kolundaki damarlarda ilgimiy çekiyor yani size özel olarak bir şeyim yok
hemen gidip giray ın kolundaki damarlarına dokunup onları binbaşıya gösterince bir anda kaşlarını çatarak sinirlendi tam bir şey söylemek için ağzını açmaştı ki kendine engel olarak geri kapattı
— ben biraz hava alsam iyi olacak size iyi sohbetler
kendimi nasıl dışarıya attığı mı bilemedim temiz havayı içime çektikçe çektim ama bir işe yaramadı yanaklarımdaki yangını söndürmeye yetmedi
— demekki damarlardan hoşlanıyorsun , başka neyden hoşlanıyorsun
— neden soruyorsunuz komutanım
— konu açıldı bende sohbet amaçlı soruyorum
— peki … dövmeleri de severim … sizin bir dövmeniz var mı
— var
— nerenizde
— sırtımda
— ne dövmesi
— kurşun
— ne … anlamadım komutanım
— sırtımda birden fazla dövmem var ama bunlardan sadece birisi gerçik bir dövme diğerkiler kurşun yarası
— çok mu yaranız var
bir süre sessiz kalıp beni izledikten sonra konuyu değiştirdi
— kurt dövmesi var
— anladım
— senin dövmen var mı
— var
— ne dövmen var ve nerede
— bel boşluğumda bir anka kuşu dövmesi var komutanım
Bozok binbaşı küçük bir baş hareketi ile onayladı .
Bölüm etkileşimi
