Vatan Sağolsun kitap kapağı

2. bölüm / 6

Vatan Sağolsun

KANLI DERE KARAKOLU

Vaveyla Yazarı: Zeynep Kabakulak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: KANLI DERE KARAKOLU

Bölüm şarkısı : Vargit ölüm / Aytekin Ataş
Yazar notu : karakterler yukarıda ki resimde mevcuttur
⚜️
O günden sonra o karakola yini askerler geldi yeni bir komutan atandı. yeni düzen kuruldu ,yeni bir tim oluşturuldu .
Daha düzenli , daha eğitimli askerler yetiştirilmeye başlandı. o gün onlara gelen komutan bir efsaneydi
fakat oradakilerden kimse daha bunun farkında bile değildi, fark etmedikleri bir şey daha vardı o günden sona bu time ölüm timi diyeceklerdi
ama kimse bunun da farkında değildi.

2 GÜN SONRA …
Binbaşı tüm birliği eğitim alanına toplamıştı ve artık hem tanışma faslı hem de yeni bir tim oluşturmak için
fiziksel yetelilik testi yapacaktı. Çok zorlu eğitimler yaptı bu eğitimler : fiziksel , ruhsal , zihinsel ve bedenen
yapılan bir yeterlilik sınavıydı.

Sınavlarda koşudan tutup, silah , yüzme , nefes tutma , güç , işkence , piskolojik dayanıklılk testleri
ve olası bir yakalanma durumuna karşı yapılabilecek işkencelerde ağızlarından en ufak bir bilgi alınp
alınamayacağı konusunda testler yapıldı bu testlerden geçenler için bir tim oluşturuldu tam tamına 15 kişiydiler
geçemeyenler eğitilmeye devam edildi .

Artık yeni bir tim oluşturulmuştu bu özel kuvvetlerin pars timiydi ; [ pars timi =güç , hız ]

* BİNBAŞI ALTUĞ BOZOK
*ÜSTEĞMEN UMAY İLBAY
*TEĞMEN GÖKÇE ERKİN
*ASTEĞMEN MUSTAFA KOÇAR
* ASTSUBAY ÇAVUŞ AYAZ DİNÇER
*ASTSUBAY ÇAVUŞ ARAS DİNÇER
*ASTSUBAY KIDEMLİ BAŞÇAVUŞ GİRAY KANDEMİR
*UZMAN ÇAVUŞ ÇINAR TEKİN
*SÖZLEŞMELİ ÇAVUŞ MERT BEKTAŞ
*UZMAN ONBAŞI AYBARS ÇETİN
* ÖMER ASAF PUSAT
*ALTAY ÇEVİK
*KORAY ŞEN
*SİNAN DOĞAN
*GAMZE YENER
* AHU KILIÇ

2 hafta sonra ...

BİNBAŞI ALTUĞ BOZOĞUN AĞZINDAN....

Ban oraya tekrardan gideceğimi söylesler onlara bir daha hiçbir gücün beni buraya getiremeyaceğini
söyleyip konuyu kapatırdım fakat şimdi görüyorum ki tarih bir şekilde kendini tekrarladı ve ben tekrar
aynı şekilde buradayım . Yine bir saldırı, bu saldırıda şehit olan askerler ve kanlı dere karakolu .

Buraya binbaşı ASAF YÜCEL'İN emri ile gelip bir tim oluşturdum ve hissediyorum ki bu sefer kanlı dere
karakolundan kurtulamayacaktım.

Akşam yemeği sessizlik içinde yendi herkes farklı yerlere dağıldı. Kimileri nöbette kimileri koğuşlarda kimileri ise
kantinde televizyonun başında oturuyordu. ama bu kantin şehit verdikten sonra hep böyle sessiz olurdu.
Binbaşı içeri girdiğinde herkes hazırola geçti.
"dikkat !"
" rahat asker , rahat "
Komutanlarının emri ile herkes kalktığı yere tekrardan oturdu.
"komutanım akşam yemek de hiçbir şey yemediniz isterseniz size hemen bir şeyler
hazırlayayım" diye sordu ömer asaf
"sağol pusat ama aç değilim. hem siz bir lokma bir şey yiyibildinizmi
ben söyleyim yemediniz. "
"Sizler ne zamandır tanışıyorsunuz ?"
"Biz askeri akademiden beri beraberiz binbaşım. "
Bozok binbaşı hafifçe başını eğip onayladı
"Yani aranızdaki en yeni kişi binim. Benden önceki komutanınız ile nasıl
ilerliyordunuz bilmiyorum ama ben tek takılmayı seven ve aynı zamanda katı kuralları olan birisiyim"
Bir süre bekleyip herbirinin gözünün içine baktıktan sonra devam etti
"Aranızda evli , nişanlı , ya da sevdiği olan var mı ?"
Mert hiç beklemeden "ben evliyim komutanım."dedi
"çocuğun var mı ? "
"Ellenizden öper 4 yaşında bir kızım var komutanım" derken sesindeki gurur ve gözlerindeki ışıltıyı fark etmeyecek insanın kör olması gerekirdi
"adı ne ?"
" duru "
"zor değilmi daha kızın 4 yaşında sen dünyanın bir ucundasın ?"
"zorluğu da var ama yapacak bir şey yok komutanım vatan herşeyden önce gelir. ben vatanımızı son
nefesime kadar koruyabileyim ki hepimizin çocukları bu vatanda güle oynaya özgürce yaşayabilsinler . "

bozok binbaşı bir süre sessiz kaldı . söylenenleri iyice düşündü zaten bu sözün üstüne söylenecek bir yöz de
kalmamıştı
bir süre sonra ...
"Allah bağışalsın." Diyebildi
"Amin komutanım sağolun "
" benimde bir sevgilim var komutanım"
Ayaz arasın söylediği şey yüzünden kısa bir şok geçirdi inanmayan gözlerle ikizine bakıyordu ayazın yüz ifadesini gören pars timi gülmemek için üstün çaba sarf ediyordu
" bir sevgilimi senin ne zaman bir sevgilin oldu aras senin sevgilin dğil sevgililerin vardır "
"Haklısın kardeşim ama beni bu kadar kıskandığını belli etme "
"Ne kıskanması lan ben senin gibi her gördüğüm kıza yürümüyorum, yürümem de ayrıca ben senden büyüğüm bana kardeşem değil abi de "
" Evet benden 4 saniye büyüksün bunun için seni tebrik ediyorum ama sana asla abi demiyeceğim kardeşim"
" aras "
"efendim ayaz "

--- GÖKÇE ERKİN: hey tamam yeter bu kadar başlamayın yine

--- GİRAY KANDEMİR : biz hergün sizi böyle çekmek zorunda mıyız

--- ÖMER ASAF PASAT : keşke bu kadarla da sınırlı olsa biz bir de bunları koğuştda çekiyoruz ya

--- GAMZE YENER : allah kurtarsın

--- URAS DİNÇER : ayıp oluyor ama biz de burudayız dimi hem o kadar da abartacak bir şey yok sonuçta

--- ÖMER ASAF : dimi biz abarttık aslında yoksa siz hiç kavga bile etmezsiniz dimi

--- URAS DİNÇER: evet tabiki biz öyle geçimsiz , anlaşması zor , kavgacı adamlar mıyız

--- MUSTAFA KOÇAR: heh nasıl da biliyorlar kendilerini

--- URAZ DİNÇER : artık sus istersen uraz konuştukca batıyorsun çünkü

--- UMAY İLBAY: kusura bakmayın komutanım bunlar hep böyleler zamanla alışırsınız

--- BOZOK BİNBAŞI : sorun değil

--- MUSTAFA KOÇAR: benim de sevdiğim ve kavuşanmadığım bir kadın va komutanım.

--- neden kavuşamışorsun kız mı istemiyor

--- aslında kız istiyor da ...

--- ee o zaman sorun ne madem kız da istiyormuş evlensene

--- KORAY ŞEN: kız istiyor ama kızın babası sorun çıkarıyor kaç kere istemeye gittik adam bizi kapıdan
kovdu , bunun kafasında şişe kırdı , en son gittiğimizde balta ile kovaladı görmeniz lazımdı
mustafa'nın bir kaçış vardı bir elinde çiçek diğer elinde tekini giyemediği ayakkabısı üzerinde
takım elbise sokak ortasında bağırarak kaçıyor çok komikti...
burada herkes öyle bir kahkaha atıyordu ki kimse konuşmadı benim bile yüzümü güldürmüşlerdi

--- mustafayı o şekilde sokakta koşarak görenler onu deli zannettiler onlar da mustafadan kaçmaya
başladılar mustafa yardım edin dedikçe onlar daha hızlı koşuyor. en sonunda evdekilerden birisi mahallede
deli var ve bütün mahalleliyi kovalıyor diye jandarmaya şikayette bulunmuş tam 1 saat jandarmalara
mustafa'nın deli olmadığını inandırmaya çalıştık tabi bu sırada da kızın babası kesin deli bu alın diye
jandırmaları gazlıyor du

artık gülemten herkes nerdedeyse yeryere yatıyordu . ben bile daha önce bu kadar uzun süre bir şeye
güldüğümü hatırlamıyordum tabiki mustafa hariç , içimizde tek gülmyen kişi mastafaydı o daha çok koraya
bu olayı anlattığı için onu öildürmek istediğini anlatan bakışlar atıyordu.

--- BOZOK BİNBAŞI : eee mustafa kızsın babası neden bu kadar evlenmenize karşı

--- MUSTAFA KOÇAR: çünkü komutanım kızın babası emekli binbaşı kendisinin askerliğide çok zor geçmiş
hatta bir gün görevdeyken esir düşmüş tam 1 ay binbişıdan haber alınamamış artık ümidi kesmişler eşide
o bir ayda üzüntüden hastalanmış birde komutanmların üzgünüz ama artık bu askerden ümidinizi kesin
demeleri son nokta olmuş ve bu acıya daha fazla dayanamamış bir gece yarısı kalp krizi geçirerek vefaat
etmiş. o günden sonra binbaşı kurtulmuş eve gelmiş ve karısının öldüğünü görünce askerliği bırakmış

--- bu binbaşının adı ne

--- adı BİNBAŞI REMZİ KURT ve hatta o da bu kanlı karakolda görev yapmış o yüzden ne bu karakolu pek
sevmiyor aynı zamanda burada görev yapan Akerlerden de pek hoşlanrığı söylenemez

--- sen binbaşı REMZİ KURT mu dedin emin misin adının bu olduğuna

--- evet komutanım eminim neden sondunuz ki

--- peki şimdi nerede yani evi baraya yakın mı

--- evet komutanm yakın

bozok binbaşı bir süre anlatıp anlatamam konusunda kararsız kaldı. ama timi meraklı gözlerle anlatmasını
bakliyordu . sonunda onlara anlatlmaya karar verdi ama önce kanlı dere karakolu hakkında ne biliyorlardı
bunu öğrenecekti

--- burası yani kanlı dere karakolu hakkında ne biliyorsunuz

--- ÇINAR TEKİN : daha önce burada bulunan askerler bir gece saldırıya uğramışlar ve şehit olmaşlar
komutanım bu kadar zaten sosyal medya da da bu kadar var.

--- UMAY İLBAY: ama askerlerin nasıl şehit edildikleri ve bir çatışma içinde oldukları hakkında bir
biygi yok sadece 13 asker şehit olduğu bilgisi ve daha sonra da buraya kanlı karakol dedikleri bigisi var
hepsi bu ama ben bukadarla sınırlı olduğunu düşünmüyorum daha farklı ve daha fazla birşeyler var
enazından benöyle hessediyorum

--- hislerinde ve tahminlerinde haklısın umay çünkü olanlar bu kadarla sınırlı değil

---UMAY İLBAY : nasıl yanı komutanım siz daha farklı şeyler mi biliyorsunuz yani ve nereden biliyorsunuz

--- evet dha detaylı biliyorum çünkü ben o askerler ile birlikte burada görev yapıyordum

--- ne ama siz yaşıyorsunuz bu karakolda o gece bulunan tüm askerlerin şehit olduğu yazıyor bu nasıl olabilir

--- o kısmını da o zamanın yüzbaşısı REMZİ KURT halletti

--- MUSTAFA KOÇAR : nasıl olur bu şaka dimi

--- oradan bakınca şaka yapıyor gibi mi duruyorum asker

--- özürdilerim komutanım ben bir an şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim o yüzden oldu

--- neyse eğer gerçekleri öğrenmek istiyorsanız anlatacağım ve sizde nasıl bir yerde olduğunuzu o zaman
anlayacaksınız

--- UMAY İLBAY : dinliyoruz komutanım

bozok yüzbayı ayağa kalktı ve camı açıp kısa bir süre dışarıyı seyretti sanki bir şeyler arıyordu . yada nasıl
anlatacağını düşünüyordu birkaç derin nefes alıp verdi ve en sonunda anlatlaya başladı ama anlatırken
kemsenin şüzüne bakmıyordu

bundan 10 sene önce ben bu dağlarda astsumbaydım ve ilk görev yerim barasıydı . soğuk bir kış ayıydı öyle
bir kar yağıyordu ki göz gözü görmüyordu ve ben bu havada 8 kulübede nöbetçiydim

10 sene önce ...

öyle bir kar yağıyordu ki göz gözü görmüyordu bir yandan bulunduğum yerde soğuktan donmamak için adımlıyor
bir yandan da bana bu nöbeti kitlayip bir günlük izne giden devremim remzi yüzbaşıya saydırıyordum

--- ulan remzi ben senin kitleyeceğin nöbeti ...başga gün mü yoktu lan kızla buluşacağın illa gecenin 1 inde
gitmen mi gerekiyordu ulan hadi bir halt yedin gittin buluşmaya neden beni kendi yerine nöbete dikiyorsun
hadi sen dikiyorsun ulan ben hangi akla hizmet bu nöbeti kubul ediyorum salaklık bende .

nöbetin bitmesine son 15 dk kaldı sonunda sıcark yatağıma girip rahat bir uyku uyuyacaktım. nöbetçi
astsubay sonunda yanıma geldi

--- nerde kaldın devrem bir taraflarım buz tuttu burada
--- ne yapayım devrem ben mi sana dedim remzinin yerine nöbet tut diye ne güzel sıcacık yatağında uyumak
yerene burada bir tarafında ayı bağırıyorsa benim suçum ne

--- neyse artık olan oldu ben uyumaya gidiyorum hadi gelene hayırlı başarılar

koşar adımlarla oradan uzaklaşıp silah teslimini yaptıktan sora remzinin odasına gittim bugün orada yatmam
gerekiyordu yatağa yatar yatmaz uykuya daldım .

o gece bozok astsubay uyurken teröristler karakola sızmayı bayarmıştı ve bütün nöbetçileri aynı şekilde
öldürdüler . hepsini boğazlarından kesip başlarını gövdelerinden ayırıp kulelere asmışlardı .
daha sonra sırı içerideki askerlere geldi ve aynı canilikle onları da öldürdüler o sırada tuvaletten çıkan bir asker
koğuştan sesler duyunca hızlıca gitti ama artık çok geçti bütün hepsinin başları ranzalarda asılıydı ve ortalık
kan gölüne dönmüştü onu fark eden terörist önce kalbinden daha sonra da başını gövdesinden ayırıp koğuşun
kapısına astı. 13 asker aynı şekilde şehit edilmişti sıra şüzbaşının odasına gelince içlirinden biri

--- onu öldürmeyelim ki sabah uyandığında olanları görüp herkese haber versin herkes bu dağlarda kimin
sözünün geçeceğini öğrensin ve ona gitmeden güzemce bir not bırakalım

--- güzel fikir ben halladip geliyorum

yüzbaşının odasına girdiğinde bozok astsubay herşeyden habersiz hayatının son rahat uykusunu uyuyordu,
son kez huzurlu bir şekilde nefes alıyordu , son kez kabus görmeden uyuyordu ,ama henüz bunun farkında
değildi .

terörist içeri girdi önce uyuyan askere baktı ve yüzünde aşşağılık bir gülümseme oluştu daha sonra odayı
inceledi tam bir adam atmıştı ki ayağı bir şeşe takılda ve hafif bar ses çıktı hemen yere yattı . bozok değişik
birkaç ses çıkardı ve uykusuna kaldığı yerden devam etti .
terörist rahat bir nefes aldı ve yattığı yerden kalktı ve etrafına bakıp not bırakacak kağıt kalem aradı .
çekmecede bir defter buldu ve buna yazmaya başmadı
notu yazıp az önce kullandığı kanlı bıçaklardan birisinin ucuna takarak yatağın baş ucuna bıraktı ve askere
son kez küçümseyici bakışlar atarak odadan çıktı .

bozok sabah uyandığında kanlı bıçağı ve notu görünce ne yapacağını şaşardı . hemen notu aldı ve okumaya
başladı .

... sevgili asker sana bu gece ömrü hayatında unutamayacağın bir hediye verdim umarım beyenirsin
bu karakola baktıkça beni hatırla eminim ki hiç aklından çıkaramayacaksın . ben de öyle nasıl bu zevki
unutabilirim ki ... hepsinin yüzündeki korkuyu göremeni gerçekten çok isterdim ama malesef onlar
korkudan karşımda titrerken sen sıcak yatağında mışıl mışıl uyuyordun. odana kadar girdim ama
san onu bile fark edemedin . ve ben bir gecede senden tam 13 askerini aldım hemde hepsinin kellelirini
sallandırarak. görmek için can attığını düşünüyorum haklısında müthiş bir şaheser yaptım çünkü ben
olsam bende heyecanlanırdım. pılını pırtını topla ve buradan çek git . ve bir daha buraya hiçbir
birliğin gönderilmemisini söyle bu saatten sonra o karakol da bizim çünkü ,ve oranın adını kanlı
karakol koyacağım. nasıl beyendin mi ?
hee bu arada sana tavsiyem odandan çıkarken paçalarını topla çünkü ortalık kan gölüne döndü ...
sevgilerle kanlı karakolun yeni sahibi , komutan AYP.

paçlarını tut komutan yerler kan
boşa uğraşıyorsun komutan , bizim bu cihan
defol git buradan , yoksa olacaksın ziyan
aklını oynatma kafanı kullan
arkana bakmadan kaç buradan !
AYP.

canım öyle bir yanmaya başlamıştı ki başımdan aşağıya sanki kaynar sular dökülüyordu . silah tutarken
titremeyen ellerim şimde okuduğum bir mektup yüzünden titremeye baylamıştı. zarzora olsa ayağa kalktım
bir iki saniye kendime zaman verdim ve aklım başıma yeni yeni gelmeye bayladı sanki tüm okuduklarımı
daha yeni idrak edip anlıyordum ki hemen kapıyı açtım ve koğuşalara doğru koşmaya bayladım.
daha koğuşun kapısını açmamıştım ama kan kokusu o kadar yoğun geliyordu ki sanki daha önce hiç üstüm
başım kan olmamıştı , sanki daha önce buram buram kan koklamamış gibi ama bu seferki kan kokusu
farklıydı çünkü bu kanın içinde korku vardı , sevdiklerini canları sana emanet olanları koruyamama
korkusu vardı . ben hayatımda hiç böyle kak kokusu almamıştım .

kapıdan içeri giremedim içeride öyle bir vahşet yaşanmıştı ki bütün askerlerim bana emanet olan bütün o
canlar şehit olmuştu. hepsi de aynı şekilde öldürülmüştü bir tek ban kalmıştım neden allahım neden ?
ben bunun hesabını nasıl vereceğim ? ben aileleri ne diyeceğim ? ben aynanın karşısına geçtiğimde
karşımdaki o yüze nasıl bakacaktım ? allahım yardım et .

bir ümit belki birileri yine de yaşıyordur diye hepsini teker teker kontrol ettim ama ne kadar aptalca
bir fikirdi öyle değil mi ? bütün askerlerin baylırı gövdelerinden ayrılmıştı ama ben bir ümit diye
bütün hepsini teker teker kontrol etmiştim. o sırada bir askerin yatağından uzakta yerde yattığını gördüm
ve hemen yanına gittim ama onunda başı gövdesinden ayrılmıştı tek fark onda fazladan bir bıçak yarası
vardı hem de kalbinde başı da koğuşun kapısında asılıydı .

bu askerin dün son günüydü bugün terhis olup ailesine kavuşacaktı . ve aynı zamanda bu askerin eşi
hamiyeydi bu adam baba olacaktı ama doğacak kızı babasını hiçbir zaman tanıyamayacaktı . sadece
resimlerden , anlatılan hikayelerden öğrendiği kadar babasını tanıma şansı olacaktı .

ve bu asker kızını bir kez bile göremedi çünkü bir gece yarısı teröristler onun başını gövdesinden ayırıp
onu şehit etmişlerdi. bir baba kızı ile tanışamadan kızı onun toprağı ile tanışacaktı
küçük bir kız çocuğu baba kelimesinin ne olduğunu bilemeden ölüm kelimesinin ne olduğunu öğrenecekti .
ne zaman dışarıda bir baba kız görse küçük kalbine bir hüzün çökecekti , ne zaman baba kelimesini duysa
gözleri dolacaktı bu da o küçük kızın kaderiydi ve kaderden asla kaçılmazadı

daha sonra hemen dışırı koştum bilki dedim bilkide en azından içlerinden birisi kurtulmuştur . ama
bu düşündüğüme artık bin bile inanmıyordum . dışarıda rüzgar esiyordu ama benim içimde öye büyük bir
yangın vardı ki ben bu yangınla bütkün dünyayı yakardım ama o an hiç bir şey yapamadım

bir tane askerkin yanına gittim ama o da diğirleri gibi çoktan şehit olmuştu . içeri gidip bir telsiz aldım
ve tekrardan yerime geçtim vücudunu kucağıma çekip oturdum. önce telsizdem acil çağrı yardım ve
ambulans çağırdım daha sonra askerle konuşmaya başladım onun beni duymadığını bile bile konuştum.

--- kalk koçum kalk nolur kalk
--- yer çok soğuk lan kalk üşüyeceksin
--- nereye gidiyorsunuz oğlum beni burada bir başıma bırakıp ?
--- hiç mi düşünmüyorsunuz lan siz bu adam bu yükle nasıl yaşayacak diye ?
---neden gidiyorsunuz ?
--- hatırlıyormusun geçen hafta sana bir mektup gelmişti bir kadından şimdi diyeceklerim için bana
kızacaksın belki ama o mektubu ben yazmıştım sana seni kandırıp biraz eğlenmek için yazmıştım sende
nasıl şaşırmıştın oan görmen lazımdı yüz ifadeni çok komikti .

bir anda gülmeye başladım ama sonra öyle bir ruh değişimi oldu ve ağlamaya başlamıştım ki kendimi
durduramıyordum ne yapmam gerektiğini bilmiyordum

--- hadi lan kalk şimdi öcünü al dağıt ağzımı burnumu gıkımı çıkartırsam
namerdim yeterki kalk ... nolur kalk ...

. tam o sırada çağırdığım yardımlar gelmişti .

yüzbaşı remzi kurtun ağazından.......

araba karakolun önünde durduğu an bir hışımla aşşağıya indim. tam kakakoldan içeri girmek için
koşuşondum ki nöbetçi kulübelerinin içinden bir ses geliyordu . otarafa doğru koşarak gittiğimde
gördügüm manzara karşısında ne yapacağımı bilemedim .

bozok bir askerin gövdisini kucağına almış ona bir şeyler anlatıyordu . bazen gülüyor bazen ağlıyordu
o an onunda aklını kaybettiğini sandım . en sonunda cesaretimi toplayıp yanını yaklaştım ve konuşmaya
çalıştım .

--- bozok iyi misin , bir yerinde bir şey var mı ,yaralandın mı ? korkutma oğlum beni konuş benimle .

ne söylersem söyleyeyim sanki beni duymuyordu . kolundan sarstığım sırada bana öyle bir döndü ki
sanki bir an beni öldürecekti . sonra benim olduğumu anladı ve birden bana

--- kurtaramadım onları öldüler hemde onlar ölürken ben uyuyordum anlıyor musun beni o şerefsizler 13
askerimi öldürürken ben uyuyordum . allah benim belamı versin

--- şşşş tamam tamamm sakin ol sakin ol tamam

--- ben onların ailelerine ne diyecem onları ailelerinin yüzüne nasıl sakıcam ben onların hesabını nasıl vericem

--- senin bir suçun yok sozok yok anla bunu !

--- var eğer ben o gece onları fark etseydim bunların hiç biri olmayacaktı .

--- nasıl fark edecektin he nasıl bilecektin

--- bilmem gerekirdi anlamam gerekirdi

--- yaa nasıl anlıyacaktın , nasıl biz yada sen süpher kahramanlar değiliz herkesi kurtaramayız böyli bir
yeteneğimiz yok .

--- sende biliyorsun ki bu dağlardaki en önemli ve bilinmesi gereken kural sessizliğin hiç de iyi şeyler
doğurmadığıydı . ben bunu bile bile uyudum

--- ben bir daha bu gözlerimi yumamam . ben bir daha rahat nefis alamam .

--- benim de suçum var su nöbet benimdi belkide ben gitmeseydim sende bu askerlerde bu olayı
yaşamayacaktınız . benimde suçum büyük ben de kendimi affedemem ama böyle olmaz ilk önce bir
düştüğümüz yerden kalkacağız daha sonra 13 askerimizin kanını yerde koymayacağız .

ogün en yüksek meltebedeki komutanlar geldi ve hepsi teker teker sozokla benim sorguma girdi . ama
ikimizin ifadesi de aynıydı .

ne ben bozoğu yarı yolda bıraktım nede bozok beni yarı yolda bıraktı .

şimdiki zaman ......

daha sonra ben ve remzi binbaşı bir göreve gittik o görevde remzi ile esir düştük remznin eşi vefaat etti
o günden sonda remzi emekli oldu bense bu dağlara bir daha gelemedim taki kanlı karakol yine kaderini
yaşayıp şehit kanı ile bulanana kadar .

askerler öyle bir bakıyorlardı ki ; hepsinin gözlerinde hüzün, keder , acı , korku ve bozok
yüzbayıya karşı bir yakınlık hisleri vardı .

--- UMAY İLBAY: eee komutanım biz ne diyeceğimizi bilemiyoruz .bu yaşadıklarınız çok ağır ve çok zor bir
durum .

--- BOZOK YÜZBAŞI : bir şey demenize gerek yok . ben bunları size beni anlayın diye söylemedim nerede
olduğunuzun farkına varın ve dikkatli olun diye söyledim .

--- MUSTAFA KOÇAR : ben böylebir olay beklemiyordum kendimi sizin yerinize koyuyorum ve çok korkunç
bu olay ben bununla yaşayamazdım .

--- yani bana neden yaşadığımı mı soruyorsun ?

--- hayır estağfurullah komutanım beni yanlış anladınız ,ben öyle birşey demek istemedim .

--- sakin koçum... aslında haklısın biliyor musun ? bende ilk günden beri bunu sorguluyorum bütün silah
arkadaşlarım birgecede şehit oldu bir kaldım neden niye ben bunu çok sorguladım neden başkalarına mesaj
vermek için beni seçtiler çok düşündüm ve düşünmekten kafayı yedim. çok fazla kafama sıkıp bu hayattan
defolup gitmek istedim ama olmadı neden biliyor musun senin kızına sevdalandığın adam yüzünden bunu
yapamadım ben o durdurdu .

--- nasıl ?

--- o gün remzi eşini kaybetmişti hayatta kaybedebiliceğim başka bir şey yok diye düşünüyordu ama yanıldı
hayat ondan bir can aldı yerine yeni bir hayat verdi .

--- remzi nin eşi hamileydi ve ogün geçirdiği krizde onu kaybettik ama bebeği kurtardık.ve küçücük bir kız
çocuğu o minicik elleri ile babasının ellerini tuttu ve bir daha hiç bırakmadı . o küçük kız çocuğu remzi
kurtun ellerinden tutarak onu tekrardan hayata bağladı . o remzinin bundan sonra tek yaşama amacıydı.

--- remzi o günden sonra bana kızı için son nefesine kadar mücadele edeceğini ve onu çok güzel bir şekilede
yetiştireceğine yemin etti ve " kızım bana annesiden kalan son ve en güzel hediye " dedi . ve bana da bir
söz verdirdi ikimizde eceli ile ölene kadar sedef in yanında olup onu koruyacaktık ama ben çok uzaklara
gittim ve sedef beni hiç tanıyamadı . ama remzi ile hep görüntülü konuştuk ve sedefi beraber büyüttük .

--- MUSTAFA KOÇAR: yani bu durumda siz de "sedefin "amcası oluyorsunuz .

--- evet damat adayı bundan sonra ayağını denk al ve benim yiğenimin etrafında dolaşma .

--- ama komutanım ben sedefi herşeyden çok sevuyorum ve ondan uzak durmam da mümkün değil .

--- o zaman bizde mümkün kılar seni uzak tutarız !

--- KORAY ŞEN : devrem haydi sa hayırlı başarular .

--- URAS DİNÇER : allah kurtarsın ya da allah rahmet eylesin mi demeliydim .

bir anda herkes urasın dediğine gülmeye başladı .

---MUSTAFA KOÇAR : "ben zaten hep tekbaşımaydım yanlızlık timinde sen güller açardın bitmezsin dilimde
ber kaç kez düştümde söyle ne zaman ellerini uzattın " diyerek şarkı söyleyip yakınmaya başladı .

mustafanın bu halihe herkes tekrardan gülmeye bayladı . bozok yüzbaşıda gülmüştü mastafanın bu haline

--- MUSTAFA KOÇAR : komutanım çay severmisiniz doldurayammı ?

--- BOZOK YÜZBAŞI: en sevdiğim şeydir. doldur bakalım.

--- GAMZE YENER: sedefin amcası ya sırf gözüne giremek için yapmıyorsa benim adım da gamze değil .

--- ALTAY ÇEVİK : katılıyorum

--- SİNAN DOĞAN : madem kalktın kalkmışken bize de birer çay koy

mustafa kısık sesle homurdandı ama barut yüzbaşının önünde kötü bir imaj çizmet istemediği için
birşeş demedeh herkese çay getirdi

--- BUZOK YÜZBAŞI: sağol . bun biraz hava alacağım sizde fazla geç kalmadan uyuyun. yarın sabah çok
erken kalkıp eğitim yapacağız iyi dinlenin .

--- HEPBİR AĞIZDAN : EMREDERSİNİZ KOMUTANIM

çayımı alıp dışırı çıktım ve bir zamanlar bakmaya doyamadığım şimdiyse bana sadece o geceyi hatırlatan
dağlara uzun uzun baktmı . sanki birşey arıyordum ama ne aradığımı ben bile bilmiyorum. o gece uyumaya
gitmeseydim ne olurdu diye düşünmeye başladım .

tam 1 saat boyunca öjylece etrafı izlerken arkamda bir kıpırdanma hissettim ananda silahımı çekip
döndüm ve karşımda umayı görünce o ana kadar tuttuğumu bile fark etmediğim nefesimi sesli bir şekilde
verdim o anda ne yaptığımı anlayarık bir anda silahı inderdim .

--- BOZOK BİNBAŞI : ne yapıyorsun burada ?

--- UMAY İLBAY : uyku tutmadı komutanım sizide dışarıda görünce bir bakmak istedim hava çok soğuk
üşümüyormusunuz ?

--- ben buraların soğuğuna alışkınım .

--- size çay getirmiştim komutanım

--- teşekkür ederim umay

--- rica ederim komutanım.

--- size bir şey sorabiler miyim

--- dinliyorum

--- size verilen oda o gece kaldığınız oda mı ?

--- evet

--- o yüzdem mi geceleri o odayı kullanmıyorsunuz ?

--- evet . peki sen o odayı gecelere kullanmadığımı nereden biliyorsun ?

--- iyi bir gözlemciyimdir komutanım . geldiğinizden beri hiç uyumadığınızı da biliyorum . odaya girerken
kapı koluna eliniz zor gidiyor zorla açıyorsunuz kapıyı bunu da biliyorum , o odaya sadece
sabahları girip işinizi halleder halletmez hızlı bir şekilde çıktığınızı da biliyorum .

bir an ne diyeceğimi bilemedim, zaten ne diyebilirdim ki ? bir süre sessbiz kaldıktan sonra

--- desene sıkı bir takipçim varmış

--- sadece gözlemliyip bir şeyleri anlamaya çalışıyorum komutanım . ve eğer isterseniz odalarımızı da
değiştirebiliriz böylelikle daha az zorlanmış olursunuz .

---teklifin için sağol ama ben buraya bunların olacağını bile bile geldim burada rahat etmeyi de aklımda
bile geçiremem bu burada şehit olan arkadaşlarıma karşı büyük saygısızlık olur .

--- eminim onlar yaşasaydı sizin rahat olmanız için ellerinden geleni yaparlardı . kendinizi suçlamayın
sizin bir suçunuz yok . olacak olan er yada geç olur komutanım .

--- biliyor musun barada önceden sadece erkek askerler görev yapıyordu , o yüzden erkekler koğuşu çok
büyük sizin kaldığınız oda bu karakolun komutanının odasıydı sizin için yatakhane olarak düzenlendi .
lavobalar kadın ve erkek olmak üzere ikiye ayrıldı tabiki yerleri de değişti . önceden şu aradan yani
erkekler koğuşundan direkt geçit vardı ama şimdi ortadan ikiye bölündü ve araya bir duvar örüldü .
arkaya bir oda daha yapıp karakolu genişlettiler .

--- ben eskini bilmiyorum ama bu hali de bir sınır karakoluna göre çok güzel .

--- ama benim gözümde hap aynı karakol olarak kalacak ... kanlı karakol.

umay dikkatli bir şekilde beni süzdü üstelik bunu yaparken ben ona bakıyordum ve hiç çekinmeden
süzmeye devam etti en sonunda bir şey söyleyecek gibi oldu ama sonradan vazgeçip ağzını kapattı

--- iyi geceler komutanım ben biraz uyasam iyi olacak malum yorucu bir sabah bizi bekliyor .

--- haklısın iyi dinlen çünkü yarın böye bir fırsatın olmayacak iyi geceler

umay ilbayın ağzndan...

dışarısı o kadar soğuktu ki nerdeyse soğuktan donabilirdim ama bczok yüzbaşı benim aksime fark
etmediğini alışık olduğunu söyüyordu bu soğuğa nasıl alışılırdı ?

karakolu anlatırken gözlerinden o kadar duygi birden geçti ki onu süzdüğümü sonradan far ettim
bana anlattıklarından sonda onu hiç çekinmeden süzdüm ama farkında olmadan yaptığım bir şeydi
keşke ne yaptığımı fark edince kaçmasaydım kim bilir benim hakkımda ne düşünmüştür off off salaksın
kızım ya salak !

onun gözlerinde geldiğinden beri öfke ve özlemden başka duygu görmemiştim ama bu gece özlem, öfke, keder
ve KORKU o kadar bariz bir şekilde görünüyordu ki kendimi onu incelemeden durduramadım.

bozok yüzbaşı sabaha kadar uyumadan o dağları seyretti o kadar uzun seyretti ki dağlarda kocaman bir
delek açtığını bile düşündüm.

bozok yüzbaşı...

bu saate kadar bir hareketlenme olmdı ve sonunda sabah oldu . ama henüz hiç kimse kalkmamıştı .
önce erkeler koğuşuna gitmeye karar verdim içeride ağır ber koku vardı yüzümü buruşturmadan edemedim
sabah olmasına rağmen hala ölü gibi uyuyorlardı . bu koğuşu yıllar sonrda ilk defa girmiştim. bir süre
bekledim kendime zaman tanıdım ve en sonunda harekete geçip kapıya sert yumruklar indermeye
başladım.

--- KOĞUŞ KALKKK !

okadar yüksek sesle bağırıştım ki üst ranzada yatan aybars aşşağı düştü .
teker teker bütün askerler kalktı ve sıraya geçteler ama hala olanların şaşkınlığını üzerlerninden
atamamışlardı . az kalzın bu hallerine gülecektim kendimi zor tuttum .

--- BOZOK BİNBAŞI: 5 dakika içinde hazırlanıp uçtima alanında nizami bir sıra olmuş bir şekilde sizi görmek
istiyorum .

--- HEPBİR AĞIZDAN : EMREDERSİNİZ KOMUTANIM ...

sıra kızları uyandırmaktaydı ama daha önce kız askerlerim olmadığı yada onalrı uyandımak zorunda
kalmadığım için nasıl uyandırmam gerektiğini bilmiyordum . bir süre ne yapacağımı düşündüm
ama bayka bir çözüm bulamadığım için mecbir kapılarını çalmaya gittim .

kapıyı çaldım fakat hiçbir ses gelmedi ve bu sefer daha hazlı çalmıya karar vermiştim ki kapı birden
açıldı . karşımada siyah bir crop ve siyah bir eşofmanla umayı görümce bir an ne yapacağımı bilemedim
hemen başımı yere eydim ama umay bu hareketime kahkha atarak karşılık verince kaşlarımı çattım
bir anda ona döndüm ve sert bir şeklide baktım ama nafile o katıla katıla gülüyordu .
gözlerimi bir an bile ayırmadan yüzüne bakıyorum ama o durmadan gülüyordu .

sonunda gülmeyi bıraktı kaşalarımı çatıp ona baktığımı fark etti -

--- kusura bakmayın komutanım ben bir an sizi böyle görünce kendimi tutamadım .

--- bani neyle görünce kendini tutamadın

--- bana ve içeriye bakmamak için büyük bir çaba halihdesiniz benimle konuşurken sağa sola bakıyorsunuz
yada gözlerime odaklanıyorsunuz ve bu da dışarıdan komik görünüyor.

tam o sırada askerlerden biri bizim olduğumuz yere baktı ve gözleri kısa bir süre umayın üzerenda oyalandı

--- BOZOK BİNBAŞI : neye bakıyorsun lan dön önüne

asker başı yerde bir şekilde
--- özür delerim komutanım içtima alanında toplandık sizi bekliyoruz diyecektim ben o yüzdem şey ettim .

--- tamam sende geç ve oroda beni bekle bir şu gözlerine sahip çık . nerde olduğunun karşında kimin
durduğunu unutma dittat et

---emredersiniz komutanım

--- UMAY İLBAY : sorun ne komutanım askere neden bu kadar kızdız ?

--- BOZOK BİNBAŞI : sorun mu ne umay sen hangi kıyafetler iyle ulu orta yerde durduğunun farkında mısın?

--- evet farkındayım komutanım . ve ayrıca kıyafetlirimde ne var.

--- ne mi var allahaşkına kızım bune , bu kıyafetin devamı nerede ?

--- devamı yok çünkü bu kadar

--- bukadar

--- evet bu kadar hem neden kıyafetime bu kadar takıldığınızı anlamıyorum

--- burada bukadar adamın arasında böye kıyafetler giyemezsin sen bir askersin ve burasıda senin rahat şeyler
giyebileceğin evin değil .

--- asker olduğumu biliyorum komutanım .

--- o zaman ona göre davran

--- zaten öyle davranıyorum

--- hayır davranmıyorsun

--- hemen git ve üzerini değiştir bir daha da böye kıyafetler giyme ne yatarken ne de odandan dışarı çıkaren

--- odamda ne giyeceğime siz neden karışışorsunuz komutanım ?

--- çünkü bu dağlarda heran ne olacağı belli olmaz bir gece yarısı haber gelir ve aniden göreve gideriz veya
bir saldırı olur aniden dışarı çıkarız o zaman da böyle mi olacaksın ?

--- bence bir sorun yok . hızlıca hazırlanabilirim yada ani çatışmada üzerime çeliki yeleğimi alıp çıkabilirim .

bozok umayı kapı ile kende arasına aldı ve üzerine doğru biraz eğilerek

--- bence bir sorn var ve dışırıda ne yaptığın beni ilgilendirmez ama burada yaptıkların beni ilgilendirir .
bir daha böyle kıyafetliri burada giyemeyeceksin bu bir emirdir ve emrimi çiğnemeni hiç tavsiye etmem

--- beni tehtit mi ediyorsunuz komutanım

--- hayır sadece küçük bir uyarı

--- peki ya uyarınızı dikkate almazsam

--- bunu hiç tavsiye etmem ve eğer sözümü çiğnersen de sonuçlarına katlanırsın

tam o sırada muhabereden çıkan bir asker koridordan geçerken bize doğru döndü . bir an ne yapacağımı
bilemeyerek ellerimi kapının iki tarafına yasladım ve umuyla aramda bir karışlık mesafe bırakarak
hiçbir tarafınını görünmediğinden emin olduktan sonra askere döndüm.

--- ne yapıyorsun burada asker herkes içtima alanında olsun demedimmi

--- evet komutanm ama telefon çalınca gelmek zorunda kaldım .

--- bu saatte mi kim aramış

--- istihbarat komutanı aradı komutanım sizinle konuşmak istediğini söyledi en yakın zamanda yanınıza
gelecekmiş

--- nedenini söyledi mi

--- hayır komutanım

--- iyi hadi içtimi alanına git

--- emredersiniz komutanm

asker son kez bize doğru döndü ama tam o anda sanki beynime kan sıçramış gibi sinirlendim

--- yürüsene lann !

asker koşar adım uzaklaştı o sırada umay alttan alttan kaşlarını çatarak bana bakıyordu aramızda biraz
boy farkı vardı . ben 1.97 boyundaydım umay ise 1.,80
o an mavi gözlerini o kadar yakından bakınca bir tuhaf hissettim . amay beni iterek geri gitmemi sağladı

--- ne yaptığınızı sanıyorsunuz

--- ne yapıyormuşum bir şey yaptığım yok . kızlada söyle hazırlanıp içtima alanında olsunlar sadece 5
dakikaları var .

bunu söyleyip içtima alanına doru gittim ve ama dış kapıdan çıkana kadar umayın bakışlarını ensemde
hissettim .

umay ilbay ...

bir anda o kadar yaklaştı ki aramızda bir karışılık bir mesafe kalmıştı askerle sinirli bir şekilde konuşuyordu
bur an kalbim bu yakınlığından dolayı hazlandı ne yapacağımı bilmeyerek sadece onu izlamakla yetindim
aramızda biraz boy farkı vardı ona bakmak için başımı kaldırmam gerekiyodu . ban onun göğsüne geliyordum

çenem göğsüne değiyordu ve ona böye bakmak çok yorucuydu karşı karşıya gelip uzaktan bakmak daha
kolaydı kendi kendime söylenerek içeri giridim .

--- oldu paşam bende senin istediğin gibi giyinecektim zaten

---GÖKÇE ERKİN : kızım ne oldu ne bu sinir

--- UMAY İLBAY : neymiş ben crop giyemezmişim

---GAMZE YENER : kim dedi ayrıca neden giyimeyecekmişşin

--- UMUY İLBAY : kim olacak yüzbaşı bozuntusu dedi

---GÖKÇE ERKİN : nedenmiş o

--- UMAY İLBAY : burası kendi evim değilmiş evdeki gibi rahat giyinemezmişim falan filan . sanki evim
olmadığını ben bilmişordum

--- AHU KILIÇ : sırf bu yüzden mi

--- UMAY İLBAY: burada birsürü erkek varmışta o yüzdenmişte neymiş gece bir saldırı olursa böylemi
dışarı çıkacakmışım da off deliricem sinirden

--- AHU KILIÇ : aaa ona ne ya ne giyeceğimizden ona da mı o karar verecek

--- UMAY İLBAY : evet onada o karar verecekmiş öyle söyledi

--- GAMZE YENER : yok artık daha neler

--- GÖKÇE ERKİN : bayka bir şey dedi mi

--- UMAY İLBAY : bu bir uyarıymışta sözünü çiğnersem kötü olurmuş .

--- he bu arada bize hazırlanıp içtima alanına inmemiz için 5 dakika verdi .

---GÖKÇE ERKİN: nee bunu daha yeni mi söylüyorsun 5 dakilkanın 3 dakikası gitti bile

--- GAMZE YENER : saat kaç ya çok erken ben biraz daha uyumak istuyorum.,

--- UMAY İLBAY: saat 6.35 mızmızlanmayı bırakta hızlıca hazırlan yoksa bir azar daha işiteceğiz

--- GAMZE YENER: ooofff

sonunda kızlar da hazırlanıp sırıya geçteklerinde bozok yüzbaşı kızlara kısı bir bakış attı ve konuşamaya
bayladı .

--- BOZOK BİNBAŞI : ben yüzbaşı altan bozok bundan sonda sizin komutanınız benim . sizi özel bir sınava
soktuk ve başarı ile geçenler ile şu anda burada tim oluşturdum ve bundan sonra onlar benim timim

diğerkiler günlük rutinine geri dönecek . herkes ne yapıyorsa eksiksiz bir şeklide yapacak . sabah saat 6 da
kalkılacak sabah kahvaltısı saat 7.00 de hazır olacak ve kahvlatı saatine kadar spor yapılacak .
kahvaltıdan sonra nöbeti olanlar nöbet yerlerirne dağılacak ve günlük işler yapılacak . seçilen askerler
bütün gün benimle olacak . öğlen yemeği saat 12.00 da yenecek akşam yemeği saat 6.00 da yenecek
çarşı izinleri haftada bir kez olacak çarşışaya çıkacak kişler burdan merkeze kadar askeriyenin otobüsü
ile gidilecek . bütün herkes aynı anda gidemez o yüzden ikiye bölüneceksiniz cumartesi bir grup pazar bir
grup gidecek.

sorusu olan varmı ?

kimseden ses çıkmayınca . seçilen askerler dışında herkes görev yerlerine sabah sporunu ASTSUBAY OMAR
KAYMAZ yaptıracak .

--- BOZOK BİNBAŞI : tim toplan !
şimdi herkes badisini seçsin sona kalan da benim badim olacak .

--- ASB.ÇAV. AYAZ DİNÇER & AST. ÇAV . ARAS DİNÇER

--- ASB.KD.B.ÇAV. GİRAY KANDEMİR & ATĞM MUSTAFA KOÇAR

--- UZ.ÇAV. ÇINAR TEKİN & SÖZ.ÇAV.MERT BEKTAŞ

--- UZ.ON. AYBARS ÇETİN & SİNAN DOĞAN

--- ÖMER ASAF PUSAT & AHU KILIÇ

---ALTAY ÇEVİK & GAMZE YENER

--- TĞM. GÖKÇE ERKİN & KORAY ŞEN

--- YZB. ALTAY BOZOK & ÜST. UMAY İLBAY

herkes seçimini yaptı ve en sona ben ve umay ilbay kalmıştı bende bir adım öne çıkarak :

--- BOZOK YÜZBAŞI : en sona biz kaldığımıza göre sen de benim badimsin

--- UMAY İLBAY : emredersiniz komutanım .

--- KORAY ŞEN : ohhh valla ne iyi biz burada sürünelim umay teğmenciğimizin bir eli yağda bir eli balda olsun

--- UMAY İLBAY : ne alaka koray saçma sapan konuşma

--- ARAS DİNÇER : başına talih kuşu kondu . biz eğitimlerde sürünürken sen paşalar gibi takılacaksın
buda torpilli olduğun anlamına geliyor .

--- UMAY İLBAY: yeter dahafazla saçmalamayın . çok ta meraklısı değilim bir yüzbaşının badisi olmaya ayrıca
ben seçmedim sizler birer smeçim yaptınız ve ne beni nede bozok yüzbaşıyı seçen olmadığı için sona kaldıp
badi olduk.

--- BOZOK BİNBAŞI : bitti mi ?

--- siz ne zannediyorsunuz herkes eğitim yaparken çalışırken benim badim olacak kişinin hiçbirşey yapmadan
otarabileceğini mi sandınız?

--- birkere benim badim olacak yada olan kişi buradaki herkesden daha çok çalışmak zorunda onun eğitim
koşulları herkesten farklı olacak doğru ama bu sizinkinden kolay olacağı anlamına gelimyor . hatta sizden
daha ağır bir eğitime mağruz kalacağı anlamına geliyor.

--- UMAY İLBAY : şimdi benimle badisini değişmek isteyen var mı ? bu sefer ben de bu değişime çok istekliyim

kısa bir süre geçti ve kimseden bir ses çıkmayınca umayın ümitli bekleyişi tamamen son buldu .

--- BOZOK BİNBAŞI : o zaman sabah kahvaltısına kadar eğitim yapacağız .

--- evet fiziksel yeterlilik sınavında kimin ne olduğunu ne durumda olduğunu göredüm ama bu benim için
yeterli değil ben dahafazlasını istiyorum .

--- şimdi herkes badisinin yanına geçip nizami bir sıra oluştursun .

bütün herkes badisinin yanına geçti ve sıradaki kumutu beklemeye başladı . umay hemen sağımda yerini aldı
umayı hemen sol tarafıma aldım ve bundan sonra da orada durmasını söyledim hiç itiraz etmeden tamam dedi

--- ilk önce koşu ile başlayacağız ve ben durmadan hiçbiriniz duramazsınız eğer dursanız koşkuğumuz süre ve
kilometre iki katına çıkar . bildiğiniz güzel bir marş var mı ?

--- AYBARS ÇETİN : benim var komutanım

--- o zaman başla

--- AYBARS ÇETİN : emredersiniz komutanım

--- ooo oo ooooo

--- ( HEPBİRLİKTE ) : ooo oo ooo

--- biz dağlara atarız pusu

---( HEP BİRLİKTE ) : biz dağlara atarız pusu

--- haram oldu gece uykusu

--- ( HEP BİRLİKTE ) : haram oldu gece uykusu

--- komandoya bir yudum su

---( HEP BİRLİKTE ) : komandoya bir yudum su

--- vermezmisin konya kızı

---( HEP BİRLİKTE ) : vermezmisin konya kızı

--- bir elinde el bombası

---( HEP BİRLİKTE ): bir elinde el bombası

--- bir elinde kasaturası

---( HEP BİRLİKTE ): bir elinde kasaturası

--- sırtında da sırt çantası

---( HEP BİRLİKTE ): sırtında da sırt çantası

---2. bölük aslanları

---( HEP BİRLİKTE ): 2. bölük aslanları

1 saat 45. dakika sonra ...

--- UMAY İLBAY : komutanım artık biraz dursak .

--- BOZOK BİNBAŞI : neden daha yeni başladık

--- UMAY İLBAY : yani mi ? komutanım 1 saat 45 dakikadır aralıksız koşuyoruz

--- BOZOK BİNBAŞI : yani

--- UMAY İLBAY : yani mi ? yanisi şu ki komutanım biz yorulduk artık biraz durmamız gerekiyor

--- BOZOK BİNBAŞI : daha değil

--- UMAY İLBAY : ne zaman komutanım bir arkanıza bakın nerdeyse sürünerek gelecekler

--- BOZOK BİNBAŞI : o zaman sürünsünler ilbay ama ben durmayacağım ve ben durmadığım sürece devam
edeceğiz

omuzumun üzerinden arkaya dioğru baktım ve o an gördüğüm manzara nedereyse gülmeme neden olacaktı

* aras ve araz ikizler barbirine yaslanmış koşmya çalşıyorlar .
* giray mustafanın kolundan çekiştirerek koşturmaya çalışıyor .
* çınar ve mert zarzor koşmaya devam ediyor
* sinan aybarsa umuz vermiş bir eliyle onu destekliyor
* ahu asafın koluna yapışmış
* gamze altaya sarılmış kendini harekt ettirmesine izin veriyor
* gökçe de yerde korayı sürükleyerek ilerletiyor . sonradan yardımına çınar ve mert geliyor .
* umay diğerkilere göre iyi durumda ama zor koşuyor .

bozok bir timine bir de kendine bakıyor . kendisinde en ufak bir zorlanma belirtisi bile yok .
onlara gülmemek için kendisini zor tutuyor . gülüşünü saklamak için başını önüne eğiyor . ama bunu umay
görüyor .

--- UMAY İLBAY : komutanım ben sizin badiniz olduğuma göre bundan sonda ben ne yaparsam bu sizi etkiler
dimi

--- BOZOK BİNBAŞI : ne demek oluyor bu ?

sorgulayan gözlerle umaya bakıyordumn tam olarak ne demek istediğini anlamak ve ne düşündüğünü
bilmek istiyordum .

--- UMAY İLBAY : yani ben bundan sonra sizi temsil ettiğime göre sizin yerinize hareket edersem bu timi ve
kararları etkiler dimi

--- BOZOK YÜZBAŞI : kısmen evet

--- UMAY İLBAY : kısmen derken bu kısmen tam olarak ne kadarını etkiliyor ?

--- BOZOK BİNBAŞI herkesin aldığı kararlar kendine senin aldığın kararlar ben istemediğim sürece benim
yerime verilen kararlar olamaz . ama davranışların kısmen etkiler tabiki abartılmayacak şekilde . sonuçta
sen bundan sonra beni semgeliyorsun ben de seni .

--- UMAY İLBAY : hımmm o zaman şimdi yapacağım şeyi siz yapmış gibi olacaksınız .

--- BOZOK BİNBAŞI : ne yapacaksın bana bak sakın saçma sapan bir şey yapma .

umay duymuyormuş gibi uyarılarımı hiç dikkate almadı . ve daha sonra yan taraftaki çimenliğin üzerine
kendisini bıraktı . bu yaptığını hiç beklemiyordum ki yerimde donup kaldım .
umay hiç umarsamadan diğerlerine de gelin işareti yaptı. diğerkiler kararsız kaldı bir bana bir de çimlerin
üzerinde uzanan umaya bakıyorlardı .

--- UMAY İLBAY: gelsenize ne duruyorsunuz ?

--- ASAF PUSAT : umay ne yapıyorsun orada kalksana ?

--- GAMZE YENER : ne yapıyorsun kızım orada kalk senin yüzünden hepiz ceza alıp bu kadar yolu tekrar geri
koşmak ay pardon sürünmek zorunda kalacağız ... KALK ŞURDAN !

umay gamzenin bu tepkisine öyle bir kah kaha attı ki herkes şaşkınlıkla bir umaya bir de gamzeye bakıyordu

--- UMAY İLBAY : gelin diyorum size korkmayın geri dönmeyeceğiz aksine biraz dinlenip karakola gideceğiz.

herkesin sorgulayan bakışları benim ve umayın arasında gidip geliyordu. bu bakışmada ilk pes eden kişi
koray oldu.

--- KORAY ŞEN : medem öyle karar vermişşiniz emir demiri keser ben hmen geleyim sonuçta emire itatsizlik
olmas öyle değilmi ?

koray kendini öyle bir yere attı ki onu tutan gökçe , çınar ve mert bir anada sendelediler bu serzenş sonucunda
mert ve çınar üst üste yere düştü . altta kalan mert öyle bir bağırıyordu ki içim kulaklarımı kapatma isteği
ile doldu . çınar mertin bağırıyları ile ne yapacağını iyice şaşırdı . mert artık daha yüksek sesle bağırmaya
başladı .

--- MERT BEKTAŞ : kalk lan üzerimden kalk

--- ÇINAR TEKİN : tamam tamam sakin ol

--- MERT BEKTAŞ : lan ne sakini ölücem altında kalk

--- ÇINAR TEKİN : şuan kalkamam

--- MERT BEKTAŞ : kalkmazzan öldürürüm seni ÇINAR !

--- ÇINAR TEKİN : bağırma lan kulamı s**tin

--- MERT BEKTAŞ : ulan bırak kulağını ben şimdi seni s** kalk.

--- ÇINAR TEKİN : ulan kalkamıyorum diyorum

--- KORAY ŞEN : ulan uzatmadan kalksana

--- ÇINAR TEKİN : lan mert kolumun üzerinde yatarken nasıl kalkacam

--- MERT BEKTAŞ: hass... dur dur şimdi ben biraz kalkmaya çalışacağım sen kolunu çekiceksin . sizde
çınarı üzerimden alacaksınız.

--- KORAY ŞEN : tamam hadi yapalım şu işi

--- MERT BEKTAŞ : hadi artık çek kolunu daha fazla bu şekilde durabileceğimi zannetmiyorum.

---ÇINAR TEKİN: tamam tamam bir saniye . heh.. ağğ.... şunuda şurdan çekersem
olacak galiba .

---- MERT BEKTAŞ : lan salak tuttuğun o kol benim kolum .

--- ÇINAR TEKİN : bende diyorum neden gelmiyor. bekle dur tamam ohhh.. kolum canım
kolum az daha kırıyordun kolumu . çok şükür .

---MERT BEKTAŞ : lan kendi canını kurtardın kalk artık bari sevincini benim üzerimde yapma KALK !

--- ÇINAR TEKİN: ay bir an unuttum lan seni kusurabakma kalktım , kalktım .

--- MERT BEKTAŞ : üzerimde yatarken nasıl unutabiliyorsun acaba ?

sonunda ikiside düğümden kurtulup kendilerini yere attılar . ama bu halleri çok sürmedi çünkü mert kendini
toplar tohlamaz çınara saldrmaya başladı

--- MERT BEKTAŞ : gel buraya gel gösterecem ben sana üzerime düşmek neymiş . gel buraya allahın cezası gel
kaçma .

--- ÇINAR TEKİN : ne kaçacam ben sadece yeteri kadar dinlendiğimi düşünüyorum ve karakola sizden daha önce
varabileceğimi düşünüyorum o yüzden şey ettim

--- MERT BEKTAŞ : şey etmişmiş . gel ben sana şey edecem gel .

bende kendimi umayın yanına attım . galiba daha fazla onların bu kavgalarına katalanamayacaktım hepsi
birer çocuk gibi bu kadar gürültü yaparlarken nasıl asker oldular diye düşünmeden edemedim .

--- bu yaptığın davranıştan dolayı sana sinirlenmediğimi düşünüyorsan yanılıyorsun .

--- ama ben size sordum dedim ki : badi olduğumuza göre benim yaptığım davranışlar sizi etkermi , sizin
yerinize hareket etmiş olur muyum dedim sizde evet dediniz .

--- ben evet derken bunu kastetmemiştim

--- artık yapacak birşey yok bence bozok yüzbaşım . hem ben kötü birşey yapmamıştım çocuklar çok
yorulmuştu bende biraz dinlensinler diye böyle bir çözüm buldum .

--- sen yorulmamıştın yani sırf onlar dinlensin diye yaptı
--- hayır ben yorulmamıştım onlar içindi . ( bendeyoruldum - tabiki 1 saat 45 dakikadır koşuyorduk
sonuçta ama bunu senin bilmene gerek yok yüzbaşı)

--- pekala madem yorulmadın bugün herkesten fazla spor yapmaya hak kazandın

--- ama ban... nasıl yani

--- yorulmamıştın dimi şimdi neden itiraz ediyorsun

--- itiraz etmiyorum ama sadece ...

--- sadece ne

--- yok bişey

--- güzel o zaman bir sorun yok bu da demek oluyor ki rahatlıkla sporunu yapabilirsin

--- ( allahın cezası piskopat herif ... )

15 dakikanın sonunda oturduğumuz yerden kalktık , karakola kahvaltı masasına olturabilmiştik . ilk gün
bir esneklik olacak onun dışında kurallar sıkı bir yönetimle devam edecekti .

---evet beyler bayanlar bugünlük kahvaltı 7.45 de 45 dakika geç yapıyoruz ama bir daha tam 7.00 da başlayıp
7.45 de bitecek .

--- (HEP BİRLİKTE ) : EMREDERSİNİZ KOMUTANIM !

--- ÖMER ASAF PUSAT: yemek duası için herkes ayağa kalksın

--- tanrımıza hamd olsun

--- (HEP BİRLİKTE ): tanrımıza hamd olsun

--- milletimiz var olsun

--- (HEP BİRLİKTE ) : miletimiz var olsun

--- komutanım

--- BOZOK BİNBAŞI : afiyet olsun

--- (HEP BİRLİKTE ): sağol

bugünün kahvaltı menüsünde :

/ 1 haşlanmış yumurta
/ 2 dilm ekmek
/1dilim üçgen peynir
/ üç adet zeytin
/ çay

--- AYBARS ÇETİN : ya arkadaşlar ben doymadım acaba doyan ve tabağında yemek kalmış olan yada rejimde
mejimde olan var mı ?

--- mustafa sen sanki bu aralar çok kilo oldun

--- MUSTAFA KOÇAK : yemezler aşbars yemezlar senin bu numalarımı kimse yutmuyor artık .

--- BOZOK BİNBAŞI aybars

--- emredin komutanım

--- doymadışsan gel benim tabağımı al

--- komutanım siz

--- doydunmu doymadın mı asker

--- doymadım komutanım

--- gel o zaman

aybars bir daha ikiletmeden yanıma geldi daha hiç dokunmadığım tabağıma bakınca gözleri ışıldadı. galiba
onun için en önemli şey yemekti .

--- komutanım teşekkürederim ama siz hiçbirşey yememişsiniz

--- ben aç değilim aybars sana afiyet olsun

--- ama bir bardak çay daha getirirsen içerim

--- emredersiniz komutanım

aybar çayı doldurum masasına dönünce diğerlerinin sorgulayan bakışları ile karşılaştı daha fazla içeride
duramadım dışırı çıkarken konuşmalara kulğım takıldı .

--- aras olum pes artık komutanın tabağını önünden aldın lan diye şaşkın şaşkın bir aybarsa bir de
elendeki komutanın hiç dokunmadığı ama aybarsın iştahla baktığı tabağa göz gezdirdi .

--- ya ben zorla almadım ya komutan kendisi dedi gel al diye siz de duydunuz

--- umay idrak etmeye çalışırken ayabarsın yaptıklarını sesli bir şekilde dile getirdi
ve sende gidip aldın . ulan kendi tabağını silip süpürdün ,komutan ağzını bile sürmemiş tabağağını mı aldın
geldin pes vallahi pes billahi pes .

--- yemekhaneye geldiğimizden beri 4 bardak çay içti . ağzına tek lokma atmadı demekki canı yemek
istemiyormuş yada tokmuş diyerek aybars savunmaya geçti .

--- sadece şimdi değil geldiğinden beri ağzına yemek sürmedi sadece çay içişor diye konuşmaya atıldı araz

---kardeşim sen de oturdun komutanı mı dikizledin diyip soran gözlerle ikizine baktı

--- dikizlemedim nasıl biri olduğunu anlamak için sadece gözlem yapıyorum

--- ahu merakla eee neler öğrendin bu gözleminden diye sordu

--- komutanın sert bir yapısı var hiç bir zaman ciddiyetini bozmuyor . ayrıca bu karakoldan
da nefret ediyor . yine aynı olayla bir daha karşılaşmamak için de geceleri uyumuyor bu zamana kadar
gündüzleri uyuduğunu da görmedim. gildiğinden beri doğru düzgün beslenmiyor . sadece çay içiyor. diyerek
araz özet geçti.

--- aras "ne olum bu adam uyumuyor yemiyor gülmüyor yaratık yada robot falan mı" dedi

--- mustafa gururlanarak "benim kayınpederin de bir zamanlar badisi kardeşi bu detayı da unutmayalım "
dedi,

--- koray gür bir kahkaha atarak "nerden senin kayınpeder oluyor sen daha kızı almayı başaramadın ki
babasını kendine kayınpeder yapasın "

--- mustafa ters ters bakarken koray azdaha konuşursan SELMADAN önce seni karım yaparım haberin olsun
dedi

--- "ne zaman istersen canım yatağımı biliyorsun " diyerek koray hızılıca cevabını yapıştırdı .

--- "bunların bu muhabbeti bom bok bir yere gider kızlar aklı olan varsa kaçsın kenini de
kulaklarını da kurtarsın " diyerek umay masadan kalktı

--- "nereye gidiyorsun umay" diye sordu gamze .

--- "yüzbaşının sizin yüzünzden bana kitlediği zorunlu eğitim işkencesini çekmeye gidiyorum . "

bozok yüzbaşı askerlerinin kendisi hakkında konuştuklarını daha fazla dinlemeden bahçeye çıkıp etrafa
göz gezdirdi . çayından çıkan buharlar bile içindeki ateşin dumanlarının yanında , sönmeye yüz tutmuş
ateşin son dumanları gibi kalıyordu .

arkasında bir kişinin varlığını hissetti yaklaşmasını bekledi gelen kişi temkinli adımlar atıyordu ve bunu
yaparken karıncanın bile dakikada attığı adımın ayak seslerini sayan bozok yüzbaşının bunu
duymayacağını düşünüşordu .

gelen kişinin temkinli adımlarını sessizce sayan bozok yüzbaşının yüzünde alaycı bir gülümseme oluytu

---“Bağcıkların çözülmüş,” dedi, dönmeden.

Umay durdu, gözleri istemsizce aşağı kaydı. Gerçekten de bağcıkları çözülmüştü .
Ardından başını kaldırdı; hem şaşkın hem de sorgulayan bir ifadeyle binbaşıya baktı.

Sırtındaki bakışları hisseden binbaşı, yine dönmeden konuştu:
— “Öyle bakmayı bırak da bağcıklarını bağla. Zaten on bir dakika on sekiz saniye geciktin.”

Umay, daha fazla şaşırabileceğini sanmazdı. Ağızı hafif aralandı, sonra sinirle eğilip bağcıklarını bağlamadı.
yüzbaşının sağ tarafında yerini alarak yüzbaşıya sorgulayan gözlerle baktı

--- bağcığımın çözüldüğünü nasıl anladınız komutanım

bozok yarım ağız bir gülüşle dağlara bakarak nasıl anladığını açıkladı

--- gelirken adımlarının ritmi bozulmuştu. Sağ botun sesi tok, solunki gevşekti.

--- ama bunu görmeden nasıl başardınız

--- bu benim için çocuk oyuncağı kadar basit bit teşhisti . ve eminol dahasını da biliyorum

--- neyi biliyorsunuz

--- açılan bağcık sol botunun bağıcığıydı . doğru muyum

--- nasıl ya oha ... bunu da mı anladın, şaka mı bu ?

bozok binbaşının yüzünde detaylı bakılınca bile zor farkedilecek kadar küçük ve bir saniyelik süren
gülümseme oluşup umay görmeden hemen silindi .

--- Sağ botun sesi tok, solunki gevşekti. diyerek kısa ve net bir şekilde açıkladı .

--- evet bu mesheleyede açıklık getirdiğimize göre asıl meseleye gelelim

--- eee ... hangi mesele komutanım ben tam hatırlayamadım

--- hımm öylemi güzel o zaman ben sana seve seve hangi mesele olduğunu anlatırım . hani senin hiç
yorulmadığın ama arkadayların yoruldu diye benim yerime karar verip ve sonrasında aslında ben
yorulmamıştım dediğin koşu vardı ya o mesele .
madem seni yoramadık o zaman biz de senle, ben yorulana kadar spor yaparız . böyellikle benim yerime
karar alıp time bu kararları uygulatırken bir daha düşünmeni sağlarız hem de dayanıklılığını test ederiz.

umay daha fazla itiraz etmenin bozok binbaşının kararının değişmeyeceğini anlayıp sessizce kafa salladı

--- emredersiniz komutanım

---güzel o zaman eğitim alanına gidelim

umay sessizce önündeki adamı takip etmeye başladı . bir yandan da arkasından sövmekle meşguldü

--- ( ulan ben senin yapacağın işe ... ya sen bana demedin mi benim yerime karar alabilirsin diye , adi ,
düzenbaz , kendini bilmez , hatsiz , ukala herif)

Umay, önünde yürüyen binbaşının sırtına baktı. Üniforması bir an bile kırışmıyor, adımları sanki ölçüyle
çizilmiş gibiydi.
Her adımda omuzları aynı ritimde inip kalkıyor, kaslarının hareketi kumaşın altında belli belirsiz
dalgalanıyordu.
O sırtta bir yorgunluk yoktu. Sadece alışkanlıkla sertleşmiş bir disiplin.
Ne bir gevşeklik, ne de bir tereddüt vardı o duruşta.
Sırtı, emir vermeye alışmış birinin sırtıydı — düz, katı ve ulaşılmaz.

umay "Sırtını incelerken, dimdik ve heybetli duran bu sırtta kaç yara taşıdığını" düşünmeden edemedi.

— “Detaylı bir şekilde sırtıma bakmak yerine, yürüdüğün yola baksan biraz?” dedi Bozok, dönmeden.
— “Yürürken iki kere tökezledin. Asker, plajda sıcak kumların üzerinde yürümüyor; bir sınır karakolunda, taşlı ve sert bir zeminde yürüyorsun.”

Umay, kısa bir sessizlikten sonra sesini olabildiğince düz tuttu.
— “Emredersiniz komutanım. Sadece… komutanımın yürüyüş düzenini çözmeye çalışıyordum.”

Bozok’un adımları bir an duraksadı, ama dönmedi.
— “Yürüyüş düzeni çözülmez, takip edilir.”

Umay’ın dudak kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
— “O zaman doğru takip ettiğimden emin olmak istedim, komutanım.”

Bozok bu kez hafifçe başını çevirdi; yüzünün sadece yarısı görünüyordu.
— “Kendinden bu kadar emin olma, yüzbaşı. Emin olunan şeyler genelde yanlıştır.”

Umay gözlerini kısarak yürümeye devam etti.
— “Ben yine de doğruyu bulana kadar yanlışlarla yürümeyi tercih ederim, komutanım.”

Bozok bu kez durdu. Kısa bir sessizlik… sonra dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gölge.
— “Cesur bir cevap,” dedi. “Ama cesaretle inat arasındaki çizgi, şu taşlı yol kadar ince.”

Umay, komutanının ardından yürümeye devam etti. Toprak yolun her adımı taşla doluydu; kimi yuvarlak, kimi keskin, kimi insanın ayağının altından kaçmak ister gibiydi.

Bozok’un adımları sabitti, ritmik ve ölçülüydü. Sanki o taşlar onun altında değilmiş gibi, her adımdan aynı ses çıkıyordu. Umay ise arada bir taşın ucuna basıyor, botunun altında kayan çakıllar küçük bir hışırtı çıkarıyordu.

— “Biraz yavaşlayabilir misiniz komutanım?” dedi, nefesini düzenlemeye çalışarak.
— “Asker tempoyu komutanına göre ayarlar, komutan askerine göre değil.”

Umay dudaklarını sıktı.
— “Anlaşıldı komutanım. O zaman ben de komutanımın hızına yetişene kadar yürümeye devam ederim.”

Bozok kısa bir sessizlikten sonra, göz ucuyla arkaya baktı.
— “Senin inadın, dağ yolundaki taşlar kadar bol.”

Umay, yere eğilip yolun ortasında duran sivri bir taşı eliyle kenara itti.
— “O zaman birazını temizlerim komutanım,” dedi, bakışlarını kaldırmadan.

Bozok yürümeyi sürdürdü ama yüzündeki ifade değişti. Gözlerinde belli belirsiz bir gülümseme parladı; ama Umay göremedi.

— “Taşları değil, inadı temizlemeyi dene, yüzbaşı,” dedi sessizce. “Yoksa bir gün ayağın değil, kalbin takılır.”

Umay başını kaldırdı, Bozok’un sırtına baktı yine.
Bu kez o sırt dimdik duruyordu, ama artık sadece bir komutanın değil — geçmişinde yara izleri taşıyan bir insanın sırtı gibi görünüyordu.

Ve Umay o anda fark etti; o yolda en çok öğretmenlik yapan şey, taşlar değil, onlara rağmen yürüyenlerdi.

Sabah, karakolun ufkuna kızıl bir güneş doğarken Bozok çoktan ayaktaydı. Havanın soğuğu, nefeslerden buhar çıkarıyor; taş zeminde yankılanan bot sesleri günün ilk emrini veriyor gibiydi.

Umay, ceza alanına geldiğinde karakolun geri kalanı hâlâ sessizdi. Önünde geniş, taşlı bir arazi uzanıyordu. Yerde ne bir çizgi vardı ne bir hedef; sadece doğa ve disiplin.

Bozok, elindeki kronometreye bastı.
— “On kilometre arazi koşusu. Ekipman tam, tempo sabit. Durmak yok, su molası yok.”

Umay gözlerini kısmış, başını dik tutuyordu.
— “Emredersiniz komutanım.”

— “Bir şey daha,” dedi Bozok. Sesi diğer sabahlardan daha tok, daha soğuktu.
— “Bu ceza değil, eğitim. Aradaki farkı anlayabilirsen, yorgunluk seni değil, sen onu kontrol edersin.”

Umay cevap vermedi. Sadece başını bir kez eğip yola çıktı.

İlk kilometre kolaydı. İkinci de öyle. Üçüncüde taşlar ayağının altından kaçmaya başladı. Toz yükseliyor, nefesi hızlanıyor, sırtındaki çanta her adımda daha ağırlaşıyordu.

Bozok, uzaktan onu izliyordu. Adımlarındaki ritim bozulmadıkça ses çıkarmadı. Fakat Umay’ın gömleğinin arkasında terin izleri belirince, kronometreye bir kez daha baktı.

— “Beş kilometre,” diye mırıldandı kendi kendine. “Ritmi koruyor…”

Sonra megafonu eline aldı.
— “Umay yüzbaşı!”

Umay’ın sesi hemen geldi, nefesinin arasından bile disiplini bozulmamıştı.
— “Dinliyorum komutanım!”

— “Eğer yorulmadıysan, ikinci parkuru da tamamlarsın!”

Umay kısa bir an duraksadı. Gözleri kısılmıştı, alnından ter süzülüyordu ama gülümsemeden edemedi.
— “Yorulmadım komutanım. Emrinizle ikinci parkura geçiyorum!”

Bozok’un yüzünde belli belirsiz bir ifade belirdi. Sanki memnuniyetle karışık bir endişe.

— “İnatçı kız,” diye mırıldandı. “Ama tam bir asker olacak…”

Umay uzaklaştıkça sadece toz bulutu kaldı geriye.
Ve Bozok, o tozun içinde kaybolan o adımlara bakarken istemsizce düşündü:
“Kaç ceza, gerçekten bir ders olur? Kaç sınav, insanın içindekini ortaya çıkarır?”

Cevabını bilmiyordu. Ama o sabah, güneş doğarken, bir karakolda iki irade birbirini sınamaya başlamıştı.

Gece, karakolun üzerine ağır ağır çökmüştü. Gökyüzü bulutsuzdu; yıldızlar, dağların üzerinden titrek ışıklarla sarkıyor gibiydi.

Nöbet kulelerinden yalnızca rüzgârın sesi duyuluyordu. Herkes çoktan yatakhanelerine çekilmişti. Herkes… bir kişi hariç.

Umay, pistin kenarındaki taşlı yolda hâlâ koşuyordu. Her adımı yankılanıyor, her nefesi gecenin sessizliğine karışıyordu. Üniformasının sırtı terden koyulaşmıştı, ama ritmi hiç bozulmamıştı.

Bozok, karakolun çitlerinin arkasından onu izliyordu. Elinde ne kronometre vardı ne de emir defteri. Sadece bir sigara, yarısına kadar yanmış.

Uzun bir süre hiçbir şey demedi. Gözleri, Umay’ın karanlıkta belirip kaybolan siluetine takılı kaldı.

— “Gece yarısı bile pes etmiyor…” diye mırıldandı kendi kendine.

Rüzgâr, dağlardan aşağı esiyor, pistteki tozu havalandırıyordu. Bozok’un paltosunun yakası hafifçe dalgalandı.

Umay, bir dönüşte başını kaldırıp çitin ardında bir gölge gördü. Yavaşladı, ama durmadı.

— “İzin istemedim komutanım,” diye seslendi nefesinin arasından.

Bozok’un sesi karanlıktan geldi; sakin, ama bir gölge kadar yakın.
— “Farkındayım.”

— “Ceza bitmemişti.”

— “Ceza bitmişti. Sen devam ettin.”

Umay nefesini düzenledi, gözlerini karanlığa çevirdi.
— “Beni yoramadınız komutanım. Ben yorulmadım.”

Bozok sessiz kaldı. Birkaç saniye boyunca yalnızca rüzgârın uğultusu duyuldu.
Sonra sigarasını yere attı, çizmesiyle bastı.

— “Ben de yorulmadım, yüzbaşı,” dedi. “Ama bazen insanın durması için yorgun düşmesi gerekmez. Bazen sadece neden koştuğunu hatırlaması yeter.”

Umay bir an durdu. Gözlerini karanlığa çevirdi ama Bozok’un silueti artık görünmüyordu.
Sadece rüzgâr kalmıştı, gece kadar serin, dağ kadar sessiz.

Ve o an anladı: bazen bir komutanın sınavı, emre uymakla bitmezdi.
Bazen, kimsenin izlediğini bilmediğin halde hâlâ koşuyorsan — o, senin kendi cezan olurdu.

saat : 01.52
karakola gelen operasyon emriyle herkes tam teçhizat bir şeklide araçlarda bekliyordu . bozok yüzbaşıdan
gelen hareket emriyle yola koyuldular . bir süre sonra araçlar durdu ve herkes araçlardan indi .

---- bundan sonrasını yürüyerek gideceğiz herkes yürüyüş düzeni alsın diye emrini veren bozok bin başı en
önde yerini aldı .

sonunda mağranı önüne gelmişlerdi . yapmaları gereken şey belliydi ; almaları gereken adamı alıp dönmek

Çatışma bir anda alevlendi. Düşman mevzileri beklenenden daha kalabalıktı; karanlıkta kısa,
ani patlamalar, çığlıklar, yanıp sönen gibi olan el fenerleri… Tim anında dağılmadı ama kaos büyüdü.
Umay, bir yaralıya yönelirken arkasında bir hareket hissetti — küçük, sessiz bir adım
Bir el boğazına sarıldı. Soğuk bir el. Umay’ı arkadan yakalayan adam, bıçağı boğazına dayadı
kolu sert, vücudu kaslı. Umay havaya kaldırıldı gibi bir hisle sendeledi; bıçak zaten onun
yakınındaydı, nefesi kesiliyordu. Toz ve metal kokusu, bir anda başının dönmesine neden oldu.
Gözleri büyük bir şaşkınlıkla açıldı; süresi saniyelerle ölçülecek kadar kısaydı ama içinde bir öfke
kıvılcımı da yandı.

— “Sus!” diye tısladı terörist, sesi dişliydi. “Hareket etme, tek bir ses—”

Umay ayağını yere deyemedi elleri havada, bir yandan arkasındaki kişinin hareketlerini tartmaya çalıştı.
Panik yapmadı eğitim devreye girdi: nefesini düzeltip soğukkanlı kalmaya zorladı. Ama boğazının kenarına
basılan el, onu konuşmaktan ve nefes almaktan alıkoyuyordu.
O anda arka taraftan bir el belirdi. Bozok’un elinin kesinliği. Bozok sessizce yaklaşmamıştı; o anın
gerektirdiği hızla hareket etti. Terörist Umay’ı yere yatırıp başını sabitlemeye çalışırken, Bozok un
silahındantek bir kurşun sesi, geceyi deldi. Adam toprağa yığıldı alnındaki boşluktan oluk oluk kan
akıyordu .Umay, hâlâ nefes nefese, yerde yatıyordu. Bozok diz çökerek hızla üzerine eğildi; elini
Umay’ın boğazından hafifçe çekti, parmaklarıyla nabzını kontrol eder gibi bakışlarla gözlerine baktı.
Gözleri karanlığa rağmen parlaktı .korku, öfke, rahatlama iç içe geçmişti.

— “Nefes alabiliyormusun?” diye sordu Bozok, sesi yumuşak ama kesindi
Umay bir titrek “Evet,” diye fısıldadı. Ciğerlerine dolan havayla birden fazla kesik nefes aldı.

Bozok onu yavaşça yana çevirdi, yardım için işaret verdi: iki asker öne atıldı, etrafı tarayıp bölgeyi güven
altına aldı. Bozok kısa bir muayene yaptı; boğazındaki kesik ve bir baskı izi vardı ama damarlar sağlam
görünüyordu. Gözlerini Umay’dan ayırmadı.

Umay’ın bakışlarında bir şey değişmişti — o geceki inat, şimdi farklı bir kararlılığa dönüşmüştü;
gülümseme değildi ama bir tür vakur duruş. Bozok, Umay’ı omzundan tutup hafifçe doğrulttu
eli sert ama koruyucuydu.

— “İyi misin, yüzbaşı?” dedi, kısık bir sesle.

Umay başını salladı.
— “Evet, komutanım. Devam ediyorum.”

Bozok bir an tereddüt etti, sonra göz ucuyla çevreyi kontrol etti. sonra bir emir verdi:
— “Ekip, hedefi temizleyin. Umay, beni takip et.”

Umay ayağa kalktı; dizleri titriyordu ama durmadı. Bozok biraz daha yaklaştı, gözlerini gözlerine dikti,
sesi neredeyse duyulmayacak kadar alçaldı:

— bir gözün sürekli arkanda olsun kimseye güvenip arkanı dönme ve bundan sonra daha dikkatli ol .

Umay kısa, sert bir selam verdi. — “Anlaşıldı.”

bozok binbaşı ilk girdiği mağaradan enson çıktı ve gözleri ile teker teker askerlerini kontrol etti.

Gece yeniden hareketlendi; tim yoluna koyuldu. Ama o an, Bozok’un Umay’ın arkasından gelip
onu kurtarması, iki insan arasında sessiz bir köprü kurmuştu. Kelimeler azaldı; aralarında yeni bir
şey belirmişti: karşılıklı saygı ve artık gizlenemeyen bir sorumluluk hissi.

karakola varıldığı gibi bozok binbaşı üstlere rapor vermek için görüşüm yapmaya gitti

--- komutanım görev başarılı paket teslim alındı ben ve timim sağ salim karargaha döndük arz ederim.

--- elinize sağlık binbaşı bozok.

--- sağolun komutanım

--- terörösti sabah almaya gelecekler

--- emir anlaşılmadı komutanım onu biz sorgulamayacak mıydık neden almalya geliyorlar?

--- üstlerden gelen bilgi bu şekilde ama sabah almaya gelecekler binbaşı sabah anladın mı yani sen zaten
uyumuyorsun sabaha kadar bol bol vaktinin olacağını düşünüyorum vaktini değerlendir boşa harcama
derim ben

bozok hafif bir sırıtışla cevap verdi
--- anlaşıldı komutanım

telefonun ucundaki albaydan bir kıkırtı sesi yükseldi

--- ha bu arada zamanı iyi değerlendirme aşamasını fazla abartma

--- neden komutanım şahsen ben zamanımı dolu dolu geçirmeyi tercih ederim

tim üyeleri merakla konuşmanan bitmesini ve komutanlarının sözlerine anlam vermeye çalışıyorlardı .

--- eğer abartırsan üsttekiler bu zamanlarını sana mumla aratır demedi deme

--- bozok sırıtarak bu aramamış halim mi kotanım dedi

albay babacan bir tavırla

--- bozok dikkatli ol evlat seni oraya ben göndermek istemedim ama emir üstlerdendi üslerden gelen bir emre
karşı itiraz hakkımız yok sende biliyorsu .

--- biliyorum komutanım

--- attığın adımı dikkat et

--- emredersiniz komutanım

--- orada herşey yolundamı

--- şuanlık bir sıkıntı olmadı komutanım karakolda herşey yolunda gidiyor

--- peki ya sen sende herşey yolunda mı

bozok derin bir nefes aldı ve çevresindeki askerlerine bir bakış attı . askerler ne yapacaklarını bilemeyerek
komutanlarına bakmamaya çalışıyorlardı
bozok binbaşının herzaman dik duran omuzları o an düştü

--- ben bilmiyorum komutanım. nasıl hissetmem gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum
gözlerimi her kapattığımda aynı gece canlıyor. yetmezmiş gibi birde beni buraya gönderdiler her baktığım
yerde onları görüyorum kanlar içinde yatıyorlar . benden yardım istiyorlar ama ben hiçbir halt
yapamıyorum. canım yanıyor kumatanım canım çok yanıyor

komutanlarını bu sözleri ile bütün gözler ona dönmüştü hiçkimse yersiz gelen bu itiraf karşısanda ne
yapacaklarını bilmiyordu .

--- zor çok zor evlat sana seni anlıyorum diyemem çünkü bunu yaşamadan kimse anlayamaz sadece Allah bir
daha yaşatmasın diyebilirim

bozok destek almak ister gibi ilerideki kum torbalarından tutu. ama nafile her zorluğa her işkenceye, ağırığa
göğüs geren vücudu bu duruma dayanamıyor adeta yüreğinin ağırlığı altında eziliyordu .

telefon görüşmesi sonlandı ve herkes komutanından bir emir bekliyordu tam o anda asaf içeriye koşarak
gitti
kimse bu hareketine anlam verememişti ki elende bir şey ile geri geldi ve komutanına kum torbalarını
gösterip
oturmak için izin istedi .

araz, asafın ne yaptığını anlamıştı .

--- komutanım eğer sizin de izniniz olursa kafanızı dağıtmak adını size biraz saz çalabilirim
bozok binbaşı şaşkınşaşkın askere bakarken ne olacağını düşünmeden kafa sallayıp
--- otur dedi
tüm tim oturdu ve bir çember oluşturuldu
saz sesi tüm karakolda yankılandı

Uzun ince bir yoldayım,
Gidiyorum gündüz gece,
Bilmiyorum ne haldeyim,
Gidiyorum gündüz gece.

Dünyaya geldiğim anda,
Yürüdüm aynı zamanda,
İki kapılı bir handa,
Gidiyorum gündüz gece.

Uykuda dahi yürüyom,
Kalmaya sebep arıyom,
Gidenleri hep arıyom,
Gidiyorum gündüz gece.

Kırkdokuz yıl bu yollarda,
Ovada dağda çöllerde,
Düşmüşüm gurbet ellerde,
Gidiyorum gündüz gece.

Düşünülürse derince,
Irak görünür görününce,
Yol bir dakka uzayınca,
Gidiyorum gündüz gece.

Şaşar Veysel işbu hale,
Kervan sarmaz gitmez yola,
Dünyadan çıkmış ben yola,
Gidiyorum gündüz gece.

(aşık veysel : uzun ince bir yoldayım türküsü )

bozok yüzbayı ayaklanınca tüm tim ayağa kalktı

--- ağzına yüreğine sağlık
--- sağlun komutanım
--- iyi istirahatler gidip dinlenebilirsiniz
--- komutanım siz ne yapacakzınız diyerek söze atladı umay
bozok umaya ve daha birkaç saat önce aldığı yaralara göz gezdirdi
--- sorguya dedi ve gitti

--- abi ne yapacağız gitmeyecekmiyiz bizde. kaçıracak mıyız bu eğlenceyi deyerek söze atladı hemen koray

bozok adamı sorgulamak için adamın tutulduğu hangara doğru yürümeye başladı. adımları kendinden
emin ve bir o kadar da kararlıydı. daha deminki gibi omuzları düşmüş komutanı ile konuşurkenki sesi
hüzünle kısılmış adam gibi durmuyordu yine o sert ve duygusuz adam geri gelmişti .

hangara girdi ve karşısında kendisini sırıtarak bekleyen adama öyle birbaktıki karşısındaki adam yerinde
hafif ama gözle görülür bir şekilde titredi .

--- şimdi sana sakin sakin soracağım ve sende eğer biraz aklın varsa yaşamayı seviyorsan benim sana
sorduğum sorulara cevap vereceksin .

--- planınız ne ? bombayı nerede patlatmayı düşünüyorsunuz ?

terörist rahat olmaya çalışarak bozok binbaşının sorduğu soruyu sıratarak cevap verdi

--- bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksin komutan ve orada bulunan herkes ölecek

bozok binbaşının yüzünde korkutucu bir gülümseme oluştu. sadece karşısındaki adam değil askerleri bile
bu gülüş karşısında korkudan titredi

bozoğun gülüşü aniden silindi adamın üzerie doğru eğilip elini sertçe masaya indirdi ses odada yankılandı
adamın yüzüne tıslarcasına konuştu

--- bana bak lan ben senin oyun oynayacağın son adam bile değilim eğer ki yaşamak istiyorsan benim sorduğum
sorulara cevap vermek zorundasın yoksa

--- yoksa ne komutan ne yaparsın herkesin canı şuan benim ellerinmde ve sen beni öldüremezsin

adam gür bir kahkaha atmaya bayladı . tam o anada bozok birden ileri atıldı ve admın ensesinden tuttuğu
gibi masaya yapıştırdı .

--- bana bak lan az daha karşımda böyle gevşek bir şekilde durmaya devam edersen seni kendi ellerimle
gebertirim anladın mı lan beni .bak çevrene burada seni benim elimden alabilecek hiç kimse yok onların
hiçbiri bana engel olamaz !

adeta kükreyerek söylediği bu sözlerden hemen sonra bozok binbaşı adamı yapıştırdığı masadan kaldırdı
ve yere fırlattı sandayeli birlikte yere devilen adamdan acı dolu bir inleme yükseldi .

yerdeki adama art arda yumruklarını geçiren bozok binbaşıyı askerler kocaman olmuş dehşet dolu gözlerle
izliyorlardı .

--- komutan ne yapıyor böyle devam ederse adam ölecek diyerek söze atlayan umayı bütün tim destekledi

--- asaf müdehale etmek için " kotanım böye devam ederseniz adam ölecek " dedi

--- ne önemi var asaf bu pisliğin yaşaması başlı başına bir hata zaten

--- evet komutanım öyle ama üstelerden gelen emiri biliyorsunuz

bozok biriki dakika soluklandı sonra tekrardan adama döndü arkası dönükken askerlerine kesin bir emir
verdi

--- beni bir daha durdurmamya kalkmayın adam komaya da girse bayılsa da ses yapmayacaksınız anladınız
mı beni

--- hep bir ağızdan "emredersiniz komutanım " dediler

bozok binbaşı sabaha kadar sorguyu devam ettirip sabaha karşı öğrenmesi gereken bilgiyi eksiksiz alarak
üstünü değiştirmek için odasına gitti . timde koğuşarına rağılmıştı bu gün 1 saat izinliydiler .
bozok binbaşı odasına giderken kızların odasının kapısı aralık olduğu için meraklanıp durdu normalde
bu kapı hep tam kapalı olurdu ama bu sefer aralıktı.

kapıyı tıklattı ve bir cevap beklemeye başladı . içeriden gel sözünü işitince yavaş adımlarla içeri giridi

--- iyimisin ilbay

umay odaya giren bozok binbaşıyı görünce hemen esas duruşa geçti

--- rahat
---sağolun , iyiyim komutanım
--- o ses neydi
--- şey komutanım yaraya dikiş atacaktım da ondan öyle oldu
bozok umayın boynundaki kesik izine baktı daha sonra da boynunda baskıdan dolayı oluşan izlere
umay komutanını bakışlarının nerede olduğunu anlayınca

---"acımıyor "dedi

bozok inanmayan gözlerele baktı
--- " kızlar nerde "
--- " yemekhanede oturuyorlar"
--- " bekle burda geliyorum şimdi "

umay cevap vermeden bozok binbaşı kendi odasına yönelip ilk yardım çantasını ve ağrı kesici kremleri
alarak geri döndü odaya girip kapıyı kapattı .

--- şimdi biraz canın yanacak yarana tentirdiyot sürüp dekicem
--- tamam
--- arkesçi iğnemiz yok dayanabilecek misin
--- küçük bir yara dayanırım komutanım
bozok umayın verdeği cevaba gülecek gibi oldu ama son anda kendisini tuttu
dikiş atmak için biraz daha yaklaştı aralarında bir karış mesafe kalmıştı bozok önce umayın gözlerine baktı
sonra başını yavaşça yaraya indirdi .

“İyi, o zaman,” dedi alçak bir sesle. “Kımıldama.”

Elini tentürdiyot şişesine uzattı, kapağı açarken alkol kokusu odaya yayıldı. Metal masanın üzerindeki ışık,
Bozok’un yüzüne keskin gölgeler düşürüyordu. Dikiş iğnesini hazırlarken biraz öne eğildi. Aralarındaki
mesafe bir karış bile değildi; nefesi Umay’ın yanağına değecek kadar yakındı.Tentürdiyot pamuğunu
yaraya dokundurduğunda Umay’ın kasları istemsizce kasıldı, ama sesi çıkmadı. Yalnızca gözkapakları
titredi.

---“İyi dayanıyorsun,” dedi Bozok, dikiş atarken gözünü yaradan ayırmadan.
Umay, sesi titrek ama sakin:
---“Korkmam komutanım… siz yanımdayken.”

Bozok kaşlarını hafifçe kaldırdı, iğneyi elinden hiç bırakmadan kısa bir bakış attı.
---“Benim yanımda korkulmaması gerektiğini kim söyledi?”
Umay hafifçe gülümsedi.
--- “Korku değil bu… güven gibi.”
Bozok bir an sustu. Sanki dikişi değil, o kelimeyi içine işlemişti.

Son dikişi attığında derin bir nefes aldı, ipi kesti.
---“Tamam,” dedi, kısa ve net. “Artık kanamaz.”
Umay başını biraz çevirdi, boynundaki dikişin üstünden geçen sargıyı hissetti.
---“Sağ olun komutanım.”
---“Teşekkür etme. Emir verdim, sen de dayandın. Herkes görevini yaptı.”

Bozok eldivenlerini çıkardı, metal masaya bıraktı. . Kapıya yönelirken bir an durdu.
---“Umay,” dedi, başını çevirmeden. “Bir daha böyle bir hata yaparsan, dikerken bu kadar sabırlı olmam.”
Sözleri sertti, ama tonunda bir sıcaklık gizliydi.

Umay hafifçe gülümsedi, yorgun bir sesle karşılık verdi:
---“Emredersiniz komutanım… ama siz olmasaydınız, bu kadar dayanamazdım.”

Bozok arkasını dönmedi; sadece omzunun üzerinden kafasını salladı ve çıktı.
Kapı kapanınca, içeride sadece tentürdiyot kokusu ve dikiş ipinin hafif titreşimi kaldı.
umay ağrıdan uyuyamadı kızları rahatsız etmek istemediği için revirde kalmaya karar verdi

Rüzgâr, karakolun bayrağını usulca dalgalandırıyor, direğin metalinden çıkan hafif ses geceye karışıyordu.
Gökyüzü pusluydu, ay yoktu ama uzaklardaki projektörlerin ışığı beton duvarların üzerine solgun lekeler
düşürüyordu.

Bozok, nöbet kulesinin demir korkuluğuna dayanmıştı. Elleri cebinde, omzundaki paltosu rüzgârla hafifçe
kabarıyordu. Sessizlikte yalnızca telsizden gelen ara ara cızırtılar duyuluyordu. O an, sınırın sessizliği bile
ağır gelmişti.Uzaktan karakolun iç ışıklarından biri sönmedi revir. Orada, Umay yatıyordu.

Bozok başını o yöne çevirdi.Işığın altındaki pencere buğulanmıştı ama içeride bir hareket seziliyordu.
Umay’ın uyuyamadığını, bir köşede oturup sargısına baktığını tahmin etti. Belki düşünüyordu.
Belki sadece sessizliği dinliyordu.

Bozok bir sigara çıkardı, ama yakmadı. Parmaklarının arasında tuttu, bakışlarını sınıra çevirdi.
Her karakol gecesi aynıydı — ama bu gece biraz farklıydı.Umay’ın o inatçı sesi hâlâ kulağındaydı:

“Korkmam komutanım… siz yanımdayken.”

Bozok başını eğdi. Kaşlarının arasında derin bir çizgi belirdi.Korkmamak... Bozok’un kendisi bile artık
ne zamandır korkmadığını hatırlamıyordu. Belki de korkmayı çoktan unutmuştu; ya da öyle sanıyordu.

Aşağıda bir kapı gıcırdadı. Umay dışarı çıkmıştı; boynundaki sargı paltosunun yakasından belli oluyordu.
Adımları yavaş, ama kararlıydı.Bozok onu görünce bir şey demedi, sadece izledi. Umay gökyüzüne baktı,
birkaç saniye öylece durdu. Sonra kuleye doğru baktı; karanlıkta Binbaşı’yı fark etti. Başını hafifçe eğip
selam verdi.

Bozok selamı aynı sessizlikle karşıladı.
Aralarında bir şey söylenmedi, ama bir tür anlaşma vardı, kelimesiz bir saygı, ortak bir yalnızlık.

Umay tekrar içeri dönerken, Bozok sigarayı parmaklarının arasında çevirdi, sonra cebine geri koydu.
Rüzgâr biraz daha sert esti. Bayrak bir daha gürültü ile dalgalandı.Bozok gözlerini kapatmadan önce
fısıldar gibi kendi kendine söyledi:

---“Bu sınırda en sessiz geceler bile birilerini sınar.”

Ve karakol yeniden sessizliğe gömüldü.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.