Vatan Sağolsun kitap kapağı

5. bölüm / 6

Vatan Sağolsun

DAĞLARA KARIŞAN İZLER

Vaveyla Yazarı: Zeynep Kabakulak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: DAĞLARA KARIŞAN İZLER

Şarkılar :
Şebnem / mayın tarlası
Dedublüman / Belki

⚜️
4. Bölüm
Gecenin bıraktığı barut kokusu hâlâ havadaydı. Dağların ardından yavaşça yükselen güneş, Kanlı Dere Karakolu'nun taş duvarlarını turuncuya boyarken kimsenin gözünde uyku yoktu. Çatışmanın üzerinden saatler geçmişti ama her asker hâlâ geceyi zihninde yaşamaya devam ediyordu. Gece boyunca yankılanan silah seslerinin yerini şimdi ağır bir sessizlik almıştı. O sessizlik, huzurun değil; tetikte bekleyen insanların sessizliğiydi.
Avluda nöbet değişimi başlamıştı. Bir grup asker mevzilerinden inerken diğerleri sessiz adımlarla yerlerini alıyordu. Kimsenin gözünde uyku yoktu. Geceden kalan yorgunluk, yüzlerde ince bir gölge gibi duruyordu.
Kum torbalarının arasından geçen hafif rüzgâr, hâlâ barut kokusunu taşıyordu.
Revire açılan kapı aralandı.
Yaralanan asker, bacağındaki sargıya rağmen yürüyerek dışarı çıktı. bacağında hafif bir ağrı vardı ama yüzündeki ifadeden bunu anlamak mümkün değildi.
Avludaki arkadaşları onu görür görmez etrafını sardı.
çınar "İzin almak için daha yaratıcı bir yol bulamadın mı?" diyerek koraya takıldı
Gülüşmeler yükseldi.
mert hemen lafa atladı "Komutan duymasın, bir dahaki sefere rapor yerine ikinci nöbeti yazar."
koray gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Kurşun canımı yakmadı da sizin diliniz yakacak gibi . "

O kısa kahkahalar, gecenin ağırlığını birkaç saniyeliğine de olsa hafifletmişti.
Tam o sırada karakol binasının kapısı açıldı.
Binbaşı Altuğ Bozok ağır adımlarla avluya çıktı.
Üzerindeki üniforma geceden beri neredeyse hiç değişmemişti. Omuzlarındaki yorgunluk yalnızca dikkatli bakanların fark edebileceği kadar hafifti. Sert bakışları avluyu baştan sona dolaştı.
Askerlerin sohbeti bir anda kesildi.
Her biri bulunduğu yerde toparlandı.
Bozok, önce revire çıkan askere baktı.
"Nasıl hissediyorsun?"
"Aslan gibiyim komutanım."
Binbaşının dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
" Bacağın iyileşmeden kahramanlık yapmaya kalkma."
"emredersiniz komutanım "
Bozok başını hafifçe salladı. Ardından gözlerini tüm tim üzerinde gezdirdi.
"Geceyi atlattık diye kimse rahatlamasın. Sınır, en çok insan kendini güvende hissettiğinde hata yaptırır. unutmayın ki en tehlikeli saat kendinizi güvende hissettiğiniz saattir Bugün dünden daha dikkatli olacağız."
Avluda tek bir ses yükseldi.
"Emredersiniz komutanım."
Bozok birkaç saniye daha askerlerine baktı. Her birinin gözlerinde uykusuzluk vardı; ama bunun yanında başka bir şey daha görüyordu.
Kararlılık.
İşte onları ayakta tutan da buydu
Kimi nöbetten yeni inmişti, kimi silahını temizlemeyi yeni bitirmişti. Gözlerin altındaki morluklar yorgunluğu ele verse de hiçbir askerin duruşunda gevşeklik yoktu.
Yemekhane yavaş yavaş dolmaya başladı.
masanın bir köşesine baston kullanmayı reddeden yaralı arkadaşına bakıp gülümsedi.
"Yürüyüşüne bakılırsa kurşun sana değil, sen kurşuna çarpmışsın." diyerek içeri girer girmez aras koraya sataşmaya başladı
Masadakiler hafifçe güldü.
koray sandalyesine otururken bacağını uzattı.
"Biriniz de geçmiş olsun deyin. Hepiniz doktor olmuşsunuz." diyerek sitem etti
Çınar ekmeği uzatırken omzunu silkti.
"Geçmiş olsun demeye gerek yok. Dün gece revire giderken doktorun moralini sen düzelttin."
Masada yeniden gülüşmeler yükseldi.
Umay da çay bardağını önüne alıp arkadaşlarına baktı. Akademi yıllarından beri birlikte görev yaptığı insanların bu hâline alışkındı. En gergin gecelerin sabahında bile birbirlerine takılacak bir şey bulurlardı.
İşte onları ayakta tutan da biraz buydu.
Aras, boş sandalyeye göz ucuyla baktı.
"Komutan hâlâ gelmedi."
Kimse tabağına uzanmadı.
Masanın üzerinde sıcak çaylar buharını salıyor, menemenin kokusu iştah açıyordu ama herkes sessizce bekliyordu.
Aybars saatine baktı.
"Rapora dalmıştır."
Koray gülümseyerek ekledi.
"Ya da yine haritanın başında dağlarla kavga ediyordur."
Tam o sırada yemekhane kapısı açıldı.
İçeri giren Binbaşı Altuğ Bozok, tek kelime etmeden masaya doğru yürüdü.
Bütün askerler aynı anda ayağa kalktı.
Bozok kısa bir bakışla masayı süzdü.
"Rahat."
Sandalyeler aynı anda yerine çekildi.
Binbaşı oturduktan sonra önündeki çay bardağını eline aldı.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra sakin ama net bir sesle konuştu.
"Afiyet olsun."
Sanki beklenen tek cümle buydu.
Kaşık sesleri yavaş yavaş yemekhane sessizliğine karıştı.
Bozok göz ucuyla yaralı askere baktı.
"Bacak nasıl?"
"Aslan gibiyim komutanım."
"Doktorun söylediklerine uy."
" emredersiniz komutanım
Bozok başını hafifçe salladı. Daha fazla bir şey söylemedi.
Masadaki sohbet yeniden başladı. Bu kez konu geceki çatışmadan çok, bugün yapılacak görevlerin tahminlerine kaymıştı.
Kimisi yeniden devriye bekliyordu, kimisi nöbet sırası .
Ancak Bozok'un sessizliği, aklında başka bir plan olduğunu hissettiriyordu.
Kahvaltı sona erdiğinde Binbaşı bardağını masaya bıraktı ve ayağa kalktı. yine tabağındaki yemeklerin hiçbirine dokunmamıştı
Yemekhanedeki konuşmalar bir anda kesildi.
"Görev odasında beş dakika sonra toplantı."
Ne sertti ne de yüksek sesle konuşup gitti .
Ama timin tamamı onun ne demek istediğini biliyordu.
Dünkü çatışma henüz bitmemişti.

Yemekhaneden çıkan askerler, alışılmış düzenle görev odasına yöneldi. Koridorlarda yalnızca bot sesleri yankılanıyordu. Karakol yeniden hareketlenmişti. Nöbetçiler yerlerini alıyor, telsizciler sabah kontrollerini yapıyor, kulelerdeki askerler dürbünleri ile sınır hattını taramayı sürdürüyordu.
Görev odasının ortasındaki büyük masanın üzerinde bölgenin haritası açıktı.
Binbaşı Altuğ Bozok ellerini masaya dayamış, haritaya gözlerini dikmişti.
Askerler içeri girdikçe sessizce yerlerini aldılar.
Umay, Bozok'un sağ tarafında dururken diğer tim üyeleri yarım daire oluşturdu.
Bozok başını kaldırdı.
"Dün gece saat yirmi üç sıfır sekizde ilk temas sağlandı."
Parmağını haritanın kuzey yamacındaki dar geçide götürdü.
"Çatışma burada başladı."
Parmak, birkaç santimetre aşağı kaydı.
"Geri çekilirken şu hattı kullandılar."
Odadaki herkes dikkatle haritayı inceliyordu.
"Bu sabah aynı bölgeyi tekrar tarayacağız."
Koray kaşlarını çattı.
"Komutanım, çatışmadan sonra bölgeyi terk etmiş olamazlar mı?"
Bozok gözlerini haritadan ayırmadan cevap verdi.
"Olabilir."
Kısa bir sessizlik oldu.
"hala burada oldukalrını mı düşünüyorsunuz komutanım diyerek umay bir soru yöneltti
Kimse konuşmadı. bozok ağır ağır başını salladı
Binbaşının ses tonu her zamanki gibi sakindi.

"Terörist çatışmayı kaybettiğinde iki şey yapar. Ya hızla uzaklaşır... ya da bizim rahatlamamızı bekler."
Bakışlarını tek tek timin üzerinde gezdirdi.
"Ben ihtimallere güvenmem."
Haritayı kapatıp doğruldu.
"Bugünkü görevimiz çatışmak değil."
Bir an durdu.
"İz bulmak."
Umay söze girdi.
"Temas olursa?"
Bozok hiç düşünmeden cevap verdi.
"Teması biz başlatmayacağız."
Sonra ekledi.
"Ama başlatırlarsa bitiren biz oluruz."
Odadaki herkes aynı anda başını salladı.
"Emredersiniz komutanım."
Bozok görev dağılımını yapmaya başladı.
"Umay."
"Komutanım."
"Öncü timdesin."
"emredersiniz."
"Aybars."
"Komutanım."
"İz takibini sen yapacaksın."
"Emredersiniz."
"asaf
emret komutanım

"Keskin nişancı "
"Emredersiniz."
"gamze ."
emret komutanım
"Telsiz ve haberleşme "
"Emredersiniz."
“ sinan “
emret komutanım
“ ilk yardım “
“emredersiniz “
“ altay”
emret komutanım
“ağır makineliler “
“emredersiniz “
“çınar “
“el bombası , sis bombası , yardım fişeği sende “
“emredersiniz “
“ayaz”
emret komutanım
“iz sürme sende “
koray
emredin komutanım
sen keşife katılma koçum
ama komutanım ben gayet iyiyim bende katılmak istiyorum
olum daha dün ayağın yaralandı biraz dinlen

komutanım bende ayağımda gayet iyiyiz ben ne sizi ne de arkadaşlarımı yalnız bırakmam izin verirseniz bende keşfe katılmak istiyorum
iyi katıl ama ayağım ağrıyor ben bu tepeyi çıkamam hadi çıktım inemem dersen seni o tepeden aşağıya atarım haberim olsun
emredersiniz komutanım
Görev paylaşımı tamamlandıktan sonra Bozok son kez konuştu.
"Beş dakika içinde araç önünde hazır olun."

Karakol avlusu kısa sürede hareketlendi.
Askerler çelik yeleklerini giyiyor, kasklarının kayışlarını sıkıyor, silahlarını son kez kontrol ediyordu.
Şarjörler tek tek yerlerine takıldı.
Telsizlerden kısa cızırtılar yükseldi.
"Bir... iki... ses kontrol."
"Ses net."

"İkinci kanal?"
"Net komutanım."
Aybars diz çökerek postallarının bağcıklarını son kez sıktı.
Koray dürbününün merceğini temizledi.
Umay tabancasını kılıfına yerleştirirken tüfeğinin emniyetini kontrol etti.
Bozok ise tek tek bütün askerlerin önünden geçti.
Kiminin yeleğini düzeltti.
Kiminin omzundaki kayışı sıklaştırdı.
Kimsenin bunu garipsemediği belliydi.
Binbaşı hiçbir ayrıntıyı şansa bırakmazdı.
Son askerin karşısında durdu.
"Herkes hazır mı?"
"Hazır komutanım."
Bozok başını hafifçe salladı.
"O zaman yürüyelim."
Karakol kapısı ağır ağır açıldı.
Tim, tek sıra hâlinde dağ yoluna girdi.
Sabah güneşi vadinin üzerine yükselmişti.
Rüzgâr, geceki çatışmanın yaşandığı yamaçlardan serin esiyordu.
İlk dakikalarda kimse konuşmadı.
Sadece botların taşlara bastığında çıkardığı ses ve uzaktan gelen kuş cıvıltıları duyuluyordu.
Yaklaşık kırk dakika sonra Aybars elini havaya kaldırdı.
Tim bir anda durdu.
Bozok sessizce yanına yaklaştı.
Aybars çömelmiş, toprağı dikkatle inceliyordu.
Parmağıyla nemli zemini işaret etti.
"Komutanım..."
Bozok dizlerinin üzerine çöktü.
Toprakta belirgin bir postal izi vardı.
Derindi.
Henüz rüzgârla silinmemişti.
Aybars alçak sesle konuştu.
"Bu iz... dünkü çatışmadan sonra bırakılmış."
Bozok'un bakışları sertleşti.
Etrafı sessizce süzdü.
"Demek ki buraya biri geri dönmüş..."
O an, çevredeki sessizlik eskisinden çok daha ağır gelmeye başladı.

Bozok, toprağa işlenmiş postal izini birkaç saniye daha inceledi. Parmak uçlarıyla toprağın nemini yokladı. İz henüz rüzgârın dağıtamayacağı kadar belirgindi.
Başını kaldırmadan konuştu.
"Mesafe açın."
Tim, tek kelime etmeden birbirinden birkaç metre ayrıldı. Herkes silahını omzuna daha sıkı yasladı. Emniyet mandallarının sessiz tıkırtıları dağın sessizliğinde kayboldu.
Aybars ikinci izi bulmakta gecikmedi.
"Burada da var komutanım."
Bozok yavaşça yanına geçti.
İkinci izin yönü, çatışmanın yaşandığı bölgenin kuzeyindeki kayalıklara doğru uzanıyordu.
"Tek kişi."
Aybars başını salladı.
"Şimdilik öyle görünüyor."
Umay dürbününü kaldırıp kayalıkları taradı. Güneş yükseldikçe gölgeler kısalıyor, görüş mesafesi açılıyordu. Kayaların arasında olağan dışı bir hareket göremedi.
"Temiz görünüyor."
Bozok gözünü dürbünden ayırmadan cevap verdi.
"Görünen her zaman doğru değildir."
İşaret parmağını kaldırdı.
Tim yeniden harekete geçti.
Bot sesleri artık neredeyse duyulmuyordu. Her adım dikkatle atılıyor, her kayanın arkası kontrol ediliyordu.
Yaklaşık yüz metre ilerlediklerinde Koray yumruğunu havaya kaldırdı.
Herkes olduğu yerde durdu.
Koray, önündeki çalılığı işaret etti.
Kırılmıştı.
Üstelik kırılan dalların iç yüzeyi hâlâ canlı yeşildi.
"Yeni..." diye fısıldadı Çınar.
Bozok çömelip dalları inceledi.
"Birkaç saat olmuş."
Rüzgâr bir anda yön değiştirdi.
Vadinin içinden gelen serin hava, kuru otları hafifçe salladı.
Tam o sırada Umay'ın kulağına zayıf bir ses geldi.
Çakıl taşı...
Sanki bir taş, yukarıdaki yamaçtan aşağı yuvarlanmıştı.
Başını hızla o yöne çevirdi.
Hiçbir şey yoktu.
Yalnızca gri kayalar...
Ve onların arasına çöken derin sessizlik.
Bozok, Umay'ın bakışını fark etti.
"Ne gördün?"
"Bir şey görmedim."
"Kulağına ne geldi?"
"Taş sesi."
Bozok birkaç saniye boyunca yamacı izledi.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
"Geri çekilmiyoruz."
Bakışlarını timin üzerinde gezdirdi.
"Ama kimse tek başına hareket etmeyecek."
İzler onları dar bir geçidin girişine kadar getirdi.
Geçidin zemini sert kayalardan oluşuyordu.
Postal izleri burada aniden kaybolmuştu.
Aybars etrafı dikkatle taradı.
"Toprak bittiği için iz de bitti."
Bozok başını iki yana salladı.
"Hayır..."
Bir süre sessiz kaldı.
"Burada bilerek iz kaybettirilmiş."
Bu cümle timin üzerinde soğuk bir etki bıraktı.
Karşılarında görünmeyen biri vardı.
Ve o kişi, arazinin her taşını kendileri kadar iyi biliyordu.
Geçidin zemini sert kayalardan oluşuyordu..
Aybars birkaç adım sağa sola dolaştı, kayaların arasını inceledi. Sonra başını kaldırdı.
"Buradan sonrası taşlık komutanım. İz almak imkânsız."
Bozok cevap vermedi.
Yavaşça geçidin ortasına kadar yürüdü. Eğildi, kayaların yüzeyine baktı, sonra başını kaldırıp çevredeki yamaçları süzdü.
Rüzgâr dar geçidin içinde uğulduyordu.
Koray dürbününü kaldırdı.
"Kuzey sırtı temiz."
Umay da karşı yamacı taradı.
"Doğuda hareket yok."
Bozok birkaç saniye daha sessiz kaldı.
Sonra yakınındaki büyük kayanın üzerine çıktı.
Uzun süre konuşmadan dağlara baktı.
Timdekiler birbirine bakıyordu.
Nihayet Bozok alçak bir sesle konuştu.
"Bizi gördü."
aras kaşlarını çattı.
"Kim komutanım?"
Bozok gözünü dağlardan ayırmadı.
"İzi bırakan."
Geçide ağır bir sessizlik çöktü.
Binbaşı devam etti.
"Biz onu bulmaya çalışırken..."
"...o çoktan bizi gördü."
Kimse konuşmadı.
Bir anda geçit eskisinden daha dar, kayalıklar daha yüksek görünmeye başlamıştı.
Bozok kayanın üzerinden indi.
"Geri dönüyoruz."
"aynı düzende devam diyerek uymay timi yönlendirmeye devam etti “
bozok binbaşı kısa bir an umaya bakıp başını onaylar şeklide indirip kaldırdı umay'ın timi yönlendirme şeklini takdir ediyordu
Tim sessizce geri çekilme düzenine geçti.
Hiç kimse bunu yüksek sesle söylemiyordu ama herkes aynı şeyi hissediyordu:
Birileri onları izliyordu.
geri dönüş yolunda kimse konuşmadı tek duyulan ses postalların çıkardığı sesler di. Umay ara sıra dönüp arkasına bakıyordu bozok binbaşı her zamanki gibi yine en önde ve geri dönüşte de en arkadan geliyordu.
⚜️

Bozok bütün timi toplar.
Haritayı açar.
Ayak izinin olduğu yeri işaretler.
arazide buldukları kamuflaj parçasını masaya bırakır.
Sonra analiz yapar.

"Dün gece çatışmaya girdiler."
"Geri çekildiler."
"Sabah tekrar aynı bölgeye geldiler."
"Bizi gördüler."
"İzlerini kaybettirdiler."...
"Bu tesadüf değil."
umay'ın aklına yatmayan bir şeyler vardı
"Komutanım..."
"İzler neden tam bu geçitte kayboluyor?"
Bozok cevap verir.
"Çünkü burası onların seçtiği yer."
Sonra Umay haritada başka bir ayrıntıyı fark eder.
geçidin üst tarafında eski bir keçi yolu vardı
Bu yol haritada var ama normalde kimse kullanmıyor.
Bozok hemen anlar.
"Orası..."umay cümlesini bitirmeden
"Gözlem noktası."diyerek bozok umay ın sözünü tamamlar
⚜️
Akşam, Kanlı Dere Karakolu'nun üzerine yavaş yavaş çöktmüştü .
Gündüzün kavurucu sıcağının yerini serin dağ rüzgârı almış, nöbet kulelerinin projektörleri birer birer yanmaya başlamıştı. Gün boyu süren keşif görevinin yorgunluğu herkesin üzerinde hissediliyordu. Ancak hiçbir asker rahatlamış değildi.
yemekhanenin bir köşesinde aras ile Çınar, eski bir tavla tahtasının başına geçmişti.
"Bu sefer de beni yenersen zarların içine mıknatıs koyduğunu düşüneceğim."
çınar zarları avucunda sallayıp gülümsedi.
"Kaybetmeyi öğren artık."
Tam zarı bırakacakken ahu arkalarından seslendi.
"İkiniz de çocuk gibisiniz."
çınar başını çevirip güldü.
"Gel de sen yen."
"Ben ne anlarım tavla oynamaktan”
“gel biz öğretelim sana” diyerek asaf ahuya döndü
“ ben sizi izlerken eğleniyorum." diyerek çayını içmeye devam etti.
Revire yakın bankta oturan gamze ile gökçe , bacağını uzatmış çaylarını yudumluyorlardı.
Mutfaktan yeni demlenen çayın kokusu açık camdan avluya yayılmıştı.
altay ve sinan avluda yürürken açık cama doğru yaklaştılar
sinan yüzündeki bıkkın bir ifade ile içeriye laf attı
“ ikinizden biri yensinde artık bizde kafamızı dinleyelim “ dedi
yemekhaneden sinanı onaylayan homurtular yükseldi
Birkaç asker silahlarını temizliyor, kimileri ertesi günün nöbet çizelgesini inceliyordu. Günlük hayat, savaşın gölgesinde bile kendine küçük bir yer bulmayı başarıyordu.
Üsteğmen Umay İlbay ise nöbet kulesine çıkmıştı.
Dürbününü gözlerine götürerek karşı sırtları yavaşça taradı.
Sabah buldukları ayak izleri hâlâ aklındaydı.
Kayaların arasındaki o sessizlik...
Bozok'un söylediği o cümle...
"Biz onu bulmaya çalışırken... o çoktan bizi gördü."
İçini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı.
Dürbünü yavaşça indirirken aşağıda avluda dolaşan Binbaşı Altuğ Bozok'u gördü.
Bozok, her zamanki gibi sessiz adımlarla karakolu dolaşıyor, nöbet noktalarını tek tek kontrol ediyordu. Kuledeki askere kısa bir selam verdi, projektörlerin yönünü inceledi, ardından gözlerini dağlara çevirdi.
Sanki karanlığın içinden gelecek en küçük hareketi bekliyordu.
Tam o sırada karakolun sessizliğini telsizden yükselen cızırtı böldü.
"Cızzzt..."
Cızzzt... kartal -1 pars timi burası kartal -2 yuva
Umay hemen telsizi eline aldı.
"Dinlemedeyim."
Karşı taraftaki ses parazitler arasından güçlükle duyuluyordu.
"Termal kamerada kısa süreli hareket tespit edildi..."
Umay'ın bakışları sertleşti.
Hiç vakit kaybetmeden kule korkuluğundan aşağı seslendi.
"Komutanım!"
Avluda devriye gezen Bozok başını kaldırdı.
“muhabere odasına “
Binbaşı tek kelime bile sormadan binaya yöneldi.
Birkaç saniye sonra ana telsizin başındaydı.
Bozok, adımlarını hızlandırarak içeri girdi.
Masanın üzerindeki ahizeyi eline aldı.
"Dinlemedeyim."
Karşı taraftan gelen ses, parazitlerin arasından güçlükle seçiliyordu.
"Komutanım... sınır hattındaki termal kamerada... kısa süreli bir hareket tespit edildi."
Bozok'un yüzündeki ifade değişmedi.
"Nokta?"
"Sabah keşif yaptığınız bölgenin kuzey sırtı..."
Görev odasının kapısında bekleyen Umay ile diğer askerler birbirlerine baktılar.

Bozok'un bakışları yavaşça duvardaki haritaya kaydı.
Haritada işaretlediği nokta...
Ayak izlerinin kaybolduğu geçidin hemen üzerindeydi.
Telsizden son bir cızırtı daha yükseldi.
"Görüntü kayboldu komutanım... Şu an tekrar temas yok."
Odanın içine ağır bir sessizlik çöktü.
Bozok birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra telsizi yerine bıraktı.
Sakin ama tartışmaya yer bırakmayan bir ses tonuyla konuştu.
"Herkes teçhizatını hazırlasın."
Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:
"Bu gece uzun geçecek."
Odanın içindeki sessizlik, askerlerin aynı anda harekete geçmesiyle bozuldu.
Kanlı Dere Karakolu'nda bir kez daha bekleyiş başlamıştı.

Evett bir bölüm sonundan daha merhabar efendiiimm bir dahaki bölümde görüşmek üzere kendinize iyi bakın ... 😊

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

21okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.