4. bölüm · Uluyaz
4. BÖLÜM: Saklı Anılar
"Mutluluk, ruhun dinginliğindedir.”
~Demokritos
⋇⋆✦⋆⋇
Figen Yücel'in notlarından...
17 Ekim 2004. Asrin bugün geldiğinde bir hayli durgundu.
Bana bu tarihten bahsetti, 17 Ekim 2004.
İlk başta babasından ayrılmak zorunda olduğu zaman olduğunu düşünmüştüm.
Ama çok geçmeden Asrin'i çok küçümsediğimi farkettim, farklı bir zekası vardı, bazenleri durgunluğumu farketmesi kimin psikiyatri desteğine ihtiyacı olduğunu sorgulatacak cinstendi.
Dediğine göre "Bazenleri anlattığım durumlara iç çekerek bakıyorsunuz, moraliniz bozulmuş. Ayrıca sürekli telefonunuza bakıyorsunuz bildirim sesleri ise açık" Birinden mesaj beklediğimi farketmişti.
Bu odaya girdikten sonra o mu beni görmeye çalışıyordu yoksa ben mi emin değilim.
Bugün bana kendini açmakta zorlandı.
Sürekli bir mücadele içinde olmaktan yorulan bakışları onun sadece başkalarının yaralarına dermân olabildiğini kanıtlar gibiydi...
17 Ekim 2004'e gelirsek.. O gün en büyük pişmanlığını yapmıştı.
Aynen şunları söyledi, "Korku saniyeler sürer, acı günler ister ama pişmanlık ömür alır. Benim onu kaybetme korkumun ardında gelen acı bir ömre değer tek pişmanlığımdı Figen Hanım..."
Asrin... Sen ne güzel sevmişsin öyle? Ne güzel bağlanmışsın seni haketmeyen bu Dünya'ya? Susturmuşlar ama unutturamamışlar, kandırmışlar ama değiştirememişler. Ağlatmışlar aman telafi edememişler...
En çok da yaralamışlar, kopartmışlar en değerlinden.
Senden kopan o parça her gün büyümüş, büyütmüşsün onu.
Ne güzel büyütmüşsün hem kendini hemde senden koparılanı...
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
Figen Hanımla bakışmamıza devam etmek canımı sıksa da bir şey demedim, anlamsızca morali bozuktu.
O da insandı, kanardı ama usanmadan sarardı. O tarifsiz yaranın telafisi olmazken can yakmak bana düşmezdi.
Bir de utanmadan tuz mu basayım?
Ben tüm bedenimde yarıklar ile tuz gölüne girerken onlara toz konduramamak tamamen benim aptallığımdı.
Kendimi bu konuda saf dışı bırakıyorum.
Bir yandan anemin ısrarla arayışlarına bakışlarını kaldıran Figen Hanım'a açık bir şekilde kızdım.
"Ben siz eşinizle boşanma arefesinde olduğunuz için ama hala onu sevdiğinizden alabileceğiniz en ufak bir mesaj uğruna telefonunuzun bildirimlerini açıp sık sık kontrol etmenize görgüsüz gibi bakmıyorsam size de aynısını öneririm." Kadın afalladı, kaşlarını kaldırıp bana baktı.
Az önce fena bir şekilde pot kırmıştım.
Sonra neden konuşmuyorsun?
Konuşunca bu oluyor mübarek!
Beklediğimin aksine Figen Hanım'ın dudakları hafifçe kıvrıldı,
Af buyur? Pişmiş kelle gibi sırıtıyor mu o?
Derin bir nefes aldım, "Annemin telefonunu açmıyorum.. Çünkü sürekli hayatımda söz hakkı olduğunu sanıyor, birey değilmiş gibi büyümek zor" Çaresizliği iliklerime kadar hissediyordum.
"Anneler değer verir Asrin, önemsemese aramaz bunu sen de biliyorsun. Ondaki değerini biliyorsun" Burukça gülümsedim, "Size tavsiyem erken yorum yapmayın. Çok seviyorsa neden beni hiç dinlemedi? O beni dinleseydi bir kez olsun "yap" değil de "yapmak ister misin?" Deseydi ne olurdu?"
Gözlerine dolan anlayış ifadesi sinirlerimi yumuşatmadı, "Konuşmaktan değil susturulmaktan nefret ediyorum" Çalan telefonu gösterdim,
"Ben hep sessiz isyanlar çıkardım, sonuç olarak oradan oraya itilerek geçen onca yıl"
"Hiçbir şey için geç değil, geç olduğunu düşünerek geçirilen iki gün geçmişe feda edilmiş zamanlara dönüşür" Beni anlamıyor gibi hissediyordum, neden beni anlamak istemiyordu? Bağıra bağıra "beni kuklası yaptı!" mı demeli?
"Benim onların hayatında bir yerim yok, yıllardır nadiren gördüğüm insanlara nasıl yaklaşabilirim?" Figen Hanım elindeki kalemi bir süre döndürdü, "İnsan evinden neden kaçar?" Sorgulamak için değil bu olaya nasıl baktığımı bilmek ister gibiydi, "İnsan yaşamadığı yere ait olabilir mi?" Figen Hanım son on dakikadır yaptığı gibi yine kaşını hafifçe kaldırdı,
"Evet ben şuan ikamet ettiği evde hiç yaşamadım" Neden canım yanmıyordu? Bana hak veriyor gibi hissediyordum, sadece bakması bile tarifsiz bir huzur verdi.
Yine de ilk defa annemin kurallarını taşırmanın sancısı bedenimi sarmıştı.
"Benim ait olduğum yer babam ile birlikte gitti," Sözlerimin ağırlığı altında sindirmeye çalışan kadına bu zorluğu birkaç saat içinde yaşadım desem ne derdi?
"Nereye gidersem gideyim yuvanın içinde yetim hissediyorum ben." Figen Hanım'ın yüzü düştü, üzülmesini istemiyordum.
Sırf bu yüzden geçmişimi dâhi anlatmazdım.
Psikolog diye kendine derman olabileceğine kim inanıyor?
İşte bu yüzden yaşamak ve anlamak arasında fark vardı.
Sonuçlarına katlanan kişinin giden şeyleri asla gelmeyecekti,
İnsanlık, benim gibileri için fazla kördü.
Komik. Görülmek isteyen kimdi? "Asrin? Daldın gittin yine" Zorlama gülümsemeler her zaman küfür gibi gelmiştir o yüzden tepkisizliğimi korumayı denedim. "Bazen susmak en güzel cevap oluyor" İçinde bulunduğum hâle gülmeye başladım,
"Saçma felsefelerimi dinlemek zor değil mi? Ben olsam kulaklarımı falan keserdim" Ben gülerken kim bilir kaç insan ölüyordu, kaç insan ağlıyordu? Acaba onlar ben ağlarken gülmemeyi düşünmüş müydü?
Hadi gel de şu halime gülme! Mutlaka kendimi üzecek birşeyler bulmama ne demeli?
Trajikomik bir vakayım.
"Yüz dil de bilsen seni anlayamayanın yanında dilsizdin," Bakışlarım boş yeri buldu,
"Ben hiç konuşmazdım ama bir çift göz gözlerime öyle bir değerdi ki ruhumun bağı çözülürdü" Buruk bir tebessüm kırık kalbimden dışa vurdu.
"Sırrı bozmak istemem ama sanırım aşıksın" Gözlerim büyüdü, "Hayır. Bir erkeğe kendimi kaptıracak seviyede aciz olduğumu düşünmeniz küfür gibi"
Asalet, feraset, metanet, fetanet her mânâda kusursuz bir insandım ben! Ve evet tamamen kendime konduramadığım için böyle bir açıklama yaptım.
Psikolog kadını da psikolojiden vurmaya çalışmak her yiğidin harcı değil müberek!
Figen Hanım gülerek ellerini saçını daldırdı, "Konumuzla alakası?"
Bozulmuş gibi yerime sindim. "Siz beni zorbalıyorsunuz! Ağlarım bak! Zor tutarsın." Ağlamayacağımı ikimiz de biliyorduk. Lafın gelişi söylemiştim,
O değil de kim bilebilirdi yıkılası Alpan'ın bir anda çıkıvereceğini?
Yok böyle olmaz yiğidim çıkar silahını vur beni akıllara zarar orman kokunu üstüme sal, "Unutamadım... Vazgeçemedim Ursula kızı" De kalbime vurmuş kadar ol el oğlu!
Ya dayanırsın ya da yanarsın Asrin'im...
⋇⋆✦⋆⋇
Elindeki dosyalara bakarken yorgun durmamaya çalışıyordum,
Bu komutan timin işlerini bana kitlemişti! "Özel işlerim var" dedikten sonra kaçmıştı, ne güzel bir açıklama özel işlerin de mazeretin de kopsun!
Umarım tuvalete gitmemiştir.
Kafeterya ile ana kız gibi olmuştuk, özel bir bağımız var gibiydi.
Telefonum çaldığı için ayaklanırken her yerimin ağrıdığını acı yollarla keşfetmiştim,
Taburede oturmaktan düzleşmişti! İşin kötüsü gidişata bakılırsa daha mesaim çoktu. Üstüne annem arıyordu daha fazla ertelememek adına açtım,
telefonu kulağıma götürdüm;
"Alo?" Endişeli sesi kalbimde yaprak bile kımıldatmıyordu, ben mi acımasızdım? Dönüp geçmişe bakıyordum sonra da şimdiye.
Annem acımasızdı.. Hem de çok.
"Asrin? Neden açmıyorsun! Endişelendim" Bilmiyordum ama sınırlarından çıkamıyordum, kızarsa ne yapardım emin değildim.
"İşlerim vardı" Yalan söyledim, çok nadir bu yola danışırdım.
Emirlere uymaktan başka bir işe yaramayan robotlar gibi hissediyordum.
"Asrin? Neyin var güzel kızım?" Boşluğa bir el attım güler gibi yaparken, "Sen kızının olgun, sağlam, dinç ve senin kadar olmasa bile mükemmel bir insan olduğunu unuttun galiba Esin hanım" Doğru bilgi yok yeminle!
Mobese gibi her yeri izleyecek kadar olgun, iki saat hareketsiz kalınca kemiklerim kırılmış gibi hissedecek kadar dinçtim, neyse ki yıllardır mükemmel olduğum konusunda hem fikirdim.
"Yağcı bebe seni.. Bu işi iyi beceriyorsun" Dediğinde gülümsedim bir de iyi bir yalakayımdır, tevazuya gerek yok.
"Ne oldu sultanım? Hayırdır inşallah"
"Bana bak! Oranın havaları sana çarpmış belli bir de ben sana çarpmayayım! Bilirsin engel tanımam" Anne değil Rus ajanı mübarek! Seviyor mu sövüyor mu belli değil.. Annedir işte bağrına basacaksın, çaren yok.
"Yorgunum, bilirsin ya masabaşı memur değilim ben" Dedim belimi tutarken, mumyalanmış gibiyim! Hangi derdimle uğraşayım he anam?
"Bak yine neden aradığımı unutturdun sidikli! Ablan haftaya Almanya'dan dönüyor, izin mi alıyorsun ne yapıyorsun yap Samsun'a gel" Tam cevap verecektim ki yine taramalı tüfek gibi lafları ağzıma tıktı;
"Hadi Allah'a emanet ol, kendine dikkat et, seviyorum seni yavrum" Dedi ve kapattı, biliyordu biraz bekleseydi 'Allah'a emanet ol' döngüsüne gireceğimizi.. Zeki kadın
Zekamı kesin ondan aldım.. Yesinler yalanını Asrin
balıktan biraz daha zekisin be kızım.
Kafamı masaya bıraktım, Allah'ım sana geliyorum! Gözlerim kapanır gibi oluyordu ama üzerime eğilen bir kafa ile irkildim, hemen kafamı kaldırdım. Alpan ise pis pis sırıtıyordu, tövbe haşa! Yüzünü her görünce bir garip oluyordum, maşallah heykel gibiydi!
"Komutanım?" Dedim hemen ayaklanırken
"Ee Asrin? İşler bitti mi?"
Başımı eğip dosyalara baktım sonra beremi düzelttim
"Bitti komutanım!"
"Güzel" Yanımdaki tabureye oturdu ve dosyaları işaret etti, "Sana zahmet şunları bir okur musun asker, yoruldum da" Ben böyle işin.. Neyse! Bende tekrar tabureme oturdum, diğer askerler keyif içinde takılsın biz bunlarla uğraşalım! Ya sabır..
"SANCAK TİMİ
TİM KOMUTANI: Alpan BOZKAYA
OTOMATİK NİŞANCI: Asrin YILDIRAY
İLETİŞİM OPERATÖRÜ: Ulaş VAROL
KESKİN NİŞANCI: Deren AKMAN
PATLAYICI UZMANI: Birol AKIN
İSTİHBARAT ELEMANI: Arman YAZICI
HÜCUM ASKERİ: Avaz GÜNGÖR
ALAN HEMŞİRESİ: Bengi KARADAĞ
Özel görev timi "
Bizdik.. Sancak Timi 8 kişilik bir tim
Babamın bana mirası idi muhtaç olmamak, onu kimseye muhtaç etmeden yarım bıraktığını tamamlayacak ona ulaşacaktım
Yavru kurtu, Alâ'sız bırakmayacaktım.
